Öne Çıkarılmış Yazı

BENİ OKU!

Bu siteye çeşitli yollarla gelmiş olabilirsiniz. Bilinçli olarak site yazarını Google’da aradıysanız muhtemelen ne istediğinizi de biliyorsunuzdur. Ama site içeriğinde etiketlenen bir sözcüğü “gogıllarken” web dünyasının dalgaları sizi bu sitenin kıyılarına atmış da olabilir. Daha büyük bir olasılıkla da sosyal medya platformlarından birinde karşılaştığınız linki tıklamış olabilirsiniz. Her halükârda hoş geldiniz.

Bu sitede iki ayrı kategoride yazılar bulacaksınız. Kategorilere sağ tarafta gördüğünüz “İÇERİK TÜRLERİ” başlığı altında yer alan “Kategori seçin” butonundan ulaşabilirsiniz. Birinci kategori: Genel. Genel kategorisi altında son beş yıldır yazdığım yazılarımın bir kısmı bulunuyor. Müstear (takma) isimle yazdıklarım ve kâğıt dergi ve gazetelerde yayınlanan yazılarım maalesef bu sitede bulunmuyor.  Nedir, köşe yazısı, deneme, makale türünde; ağırlıklı olarak tarih, masal, edebiyat, siyaset, sosyal medya dili ve sağlık üzerine yazdığım çok sayıda yazıma ulaşabileceksiniz. Ender de olsa şiirlerim var.

İkinci kategori ŞİİRLİ CUMALAR, dört yıldır sürdürdüğüm bir DURUŞ projesi. En özet tanımı şu:

ŞİİRLİ CUMALAR, Ortadoğu bataklığına itilmeye, muhafazakâr bir toplum olmaya ve nefret diline karşı bir DURUŞdur.

IMG_2175

Şiirli Cumalar üzerine daha fazla bilgi edinmek isterseniz kategorilerden ŞİİRLİ CUMALAR’ı seçmelisiniz. Ama dilerseniz bu konuda yıllar önce yazdığım bir köşe yazısına göz atabilirsiniz.

https://doganalpdemir.com/2014/06/05/siirli-cumalar/

Bu siteyi, yazdıklarımı izlemek/okumak isterseniz bir öneride bulunacağım. Site ana sayfasının sağ üst bölümünde “takip et” yazan bir buton bulunuyor. Orayı tıklayıp e posta adresinizi yazar ve gelen maili onaylarsanız bu siteye abone olursunuz. Bu yolu izlerseniz her yeni yazımda e-posta yoluyla bildirim alırsınız.

Güzel okuyun, şiirle olun.

 

Cemal Cengiz -ŞİİRLİ CUMA

 

Değerli dostlar hepinize ŞİİRLİ CUMALAR diliyorum. Bu hafta için seçtiğim şair Cemal Cengiz, hakkında ulaşabildiğim tek bilgi Adana Kadirli Bölgesi halk şairlerinden biri olduğudur.

Cemal Cengiz’e ait bulduğum tek şiir “Haksızlara Beddua” adını taşıyor. Şiirin adından da anlaşılacağı üzere şair uğradığı haksızlıklara karşı olan isyanını halk edebiyatında kargış adı verilen bedduasıyla dile getirmiştir. Halk edebiyatımızda kargış türünde şiir yazma geleneğimizin unutulmaya yüz tuttuğunu söylemek hatalı olmaz. Oysa yüzyıllar boyunca Anadolu insanları karşı karşıya geldikleri zulüm, baskı ve haksızlıkları anlatabilmek için halk ozanlarının diliyle sesini duyurmaya çalışmıştır. Kanaatimce halk edebiyatındaki kargış türü, toplumu nefret diline karşı korumuştur[i].

Cemal Cengiz’in “Haksızlara Beddua” şiiri kanımca güncelliğini de güzelliğini de koruyor. Güzel okuyun.

 

HAKSIZLARA BEDDUA

Eğer benim paralarımı kesenler

Bu dünyada tatlı tatlı yemesin

Hakk’a ayan gece gündüz çalıştım

Ben almadım kesenlere kalmasın

 

Yine benim tazeledin yaramı

İnsan hakkı kesilmesi reva mı

Boğazından tutsun kanser veremi

O paralar ona deva olmasın

 

Bu dünya yalandır kimseye kalmaz

Nefsine uyanlar hak hukuk bilmez

El hakkı zehirdir hiç şifa olmaz

Zehirlensin varsın şifa olmasın

 

Yağlı kurşun değsin akmasın kanın

Ölme birdenbire biraz da sürün

El hakkı çok yedin cehennem yerin

Cennet ala senin yüzün görmesin

 

Kestiler bizlere kalmadı para

Bizleri bedava çalıştıranlara

Kaplasın onları irinli yara

Hoca imam cenazesin kılmasın

 

Cemal Cengiz boş ver nasihat olmaz

Her insan helalin değerin bilmez

Çalıp çarpma ile mal senin olmaz

Balsa boş ver olmasa da olmasın”

 

 

KAYNAK

1-      Doğan Kaya, Folklorumuzda Beddua Söyleme Geleneği ve Türk Halk Şiirinde Beddualar, Atatürk Kültür Merkezi Yayınları, 2001, Sayfa 52-53.

 

 

 

Nereden çıktı bu ŞİİRLİ CUMALAR diyenler, okuyunuz lütfen:

https://doganalpblog.wordpress.com/2014/…/05/siirli-cumalar/

 

ŞİİRLİ CUMALAR, Ortadoğu bataklığına itilmeye, nefret diline ve muhafazakâr bir toplum olmaya karşı bir DURUŞdur.

 

Proje adının kaynak gösterilmeden kullanılmaması rica olunur.

 

[i] Kargış türünün toplumu nefret diline karşı koruduğuna ilişkin görüşlerimi bir başka yazımda dile getirmeye çalışacağım.

Armageddon!

Facebook’da sponsorlu bir “paylaşım” yapılmış, bildiğimiz reklam, silah reklamı. 7+1 kapasiteli ve 12 kalibre fişek atıyor, yarı otomatik tüfek; sorsanız av tüfeği. İnternetten 599 liraya satılıyor, kargo ücretsiz. Belki kredi kartına taksit de yapıyorlardır.

Hani bazen 19. Yüzyıl kovboy filmlerine gönderme yapıp “Teksas gibi” diyoruz ya, hikâye, Teksaslılar bu tüfeği görse ödleri patlardı.

21. yüzyıl Türkiye’si, 599 liraya katliam yapılabilecek bir silahı internet üzerinden satın alabiliyorsunuz. 12 kalibrelik 8 fişek atabilen ölüm makinesi, av tüfeğiymiş, külahıma anlatın siz onu.

fullsizeoutput_d24

 

Sakın bana “Ama hocam yivli tüfek, yivsiz tüfek var, merminin namludan çıkış hızı şöyle, etkili mesafesi böyle” diyerek kimse maval okumasın! Bu bir silah, 8 fişek ve 8 can alıyor. Bundan ötesi fasa fiso!

Nefret dilinin kültürel kodlarımıza işlediği günler yaşıyoruz.  599 lira verip bir katliam makinası sahibi oluyorsunuz. Sudan ucuz, bedavadan biraz pahalı, insanın canından, kanından çok daha ucuz.

Bu silahları kim satın alıyor, nerede kullanılıyor, kaç kişinin evinde, işyerinde, arabasında bulunuyor? Şunu bilelim öncelikle: Bu konuda ortalıkta dolaşan tüm sayılar atmasyon, gerçek sayılar bilinmiyor. Sayının ne denli fazla olduğu kafamıza dank ettiğinde, geç olacak, çok geç.

IMG_3892

Görsel kaynağı: Pixabay. Armageddon etiketiyle yayınlanmıştır.

Tüm semavi dinlerin kutsal kitap olarak tanımlanmış metinlerinde, dünyanın ve insanlığın yok oluşuna sebep olacak bir “son savaş” tasviri yapılmıştır. Terminolojik olarak farklı terimler kullanılıyor olsa da bu kıyamet savaşı Armageddon olarak tanımlanmıştır. Popüler kültürde film ve bilgisayar oyunlarına konu edilmiştir. Yaşadığımız ülkede kültürel şifrelerimizi ele geçiren nefret dili, giderek artan şiddet ve kontrol edilemeyen silahlanmanın varacağı nokta için metaforik olarak da olsa bu tanımı kullanmak istiyorum: Armageddon.

 Korktuğumuzdan daha yakın…

İKİ MANDAL

 Ey dünya sen ne maskara ne dönek bir acunsun?
Al kaşağı, gir ahıra, yarası olan gocunsun.”

Namdar Rahmi Karatay[i]

 

Sosyal medya çoğumuzun yaşamına bodoslama dalmış durumda. İçine girince kendimizi çıfıt[ii] çarşısında gibi hissetsek de vazgeçemiyor, ucundan bucağından sokulmadan edemiyoruz. Bu yazımda son bir haftanın gündemine sosyal medya üzerinden bakmaya çalıştım. Konuları tümüyle keyfi olarak seçtim ve kallavi bir çuvaldızla bizim mahallede[iii] gezintiye çıkardım kalemimi. Buyurun, başlıyoruz!

İKİ GELİN

44366659_1182921735181582_6998886870847324160_n

Sosyal medyada bir fotoğraf günlerce dolaşıp durdu, bir damat, iki gelin ve nikah şahitleri var karede, gelinlerden biri kapalı, diğeri açık. Fotoğraf bir damat iki gelin başlığı ile sosyal medyada servis edilmişti. Açıklama olarak da Mardin AKP yöneticilerinden birinin oğlunu iki kadınla birden evlendirdiği yazılmıştı. Her zaman olduğu gibi bizim mahalle sakinleri mal bulmuş mağribi gibi atlamıştı habere. AKP’yi yerden yere vuran “sert” eleştiriler yapılıyordu fotoğrafa, “grup seks” yorumları havada uçuşuyordu. Oysa yaklaşık 10-15 saniye süren bir “gogıllama[iv]” ile olayın ne olduğunu anlamak mümkündü. Mardin eski AKP İl Başkanı’nın iki oğlunun iki gelinle nikah töreniydi haberin doğrusu. Servis edilen fotoğraftaki ikinci damat kırpılmıştı. Nikaha bir Mardin milletvekili ve yörenin ileri gelenleri de katılmıştı. AKP taraftarlarının bir Facebook grubunda da paylaşılmıştı fotoğraf; grubun AKP’li ağır abisi “akılları hep şeylerinde, cehaletlerinde ve pisliklerinde boğulacaklar” diye yorum yazmış, çok sayıda “âmin inşallah” cevabı gelmişti[v].

44468152_1182928441847578_8037553032675721216_n

ARNAVUT KALDIRIMI

Arnavut kaldırımlarını seviyoruz, Wikipedia’da kısa bir bilgi var hakkında; “yağmur sularının taşların arasından akmasına izin verdiği için yoğun yağış alan bölgelerde kullanımı yaygındır. Ayrıca altyapı kazılarının yoğun olduğu dönemlerde, sökülmesi ve tekrar döşenmesi kolay olduğu için de tercih edilir.” Ama işin enteresan yanı Türkçe Wikipedia’da Arnavut kaldırımı maddesine koyulan tek görsel bir İsviçre kentine aitti.

Görsel kaynağı: Wikipedia

Görsel kaynağı: Wikipedia

Sosyal medyada hızla yayılan görselde, Arnavut kaldırımı bir sokağa asfalt dökülüyordu. Bak şimdi, olacak iş mi bu! Gördüğüm Facebook sayfasında fotoğrafın İstanbul’a ait olduğu dışında bilgi verilmemiş ve feryat figan yorumlar yapılıyordu. İstanbul Büyükşehir Belediyesi AKP’li ya, paylaşılan fotoğrafın altında AKP karşıtı nümayiş yapılıyor neredeyse. Küfürlerin bini bir paraya gidiyor ama sonunda birisi “Bu fotoğraf İstanbul Kartal’dan, Kartal Belediyesi CHP’nin.” diye yazmış. AKP taraftarları kendi sayfalarında çok dalga geçtiler CHP’lilerle. Ne diyelim şimdi, yandı gülüm keten helva.

5bcd526f66a97c3c320720f6

ARA GÜLER, ÇAV BELLA VE “ANDIMIZ”

Gündemin değişimine ayak uydurmak zor, Ara Güler’in bir iktidar yalakası ve halk düşmanı mı yoksa adı tarihe altın harflerle yazılacak bir fotoğraf dehası mı olduğuna karar vermeye çalışırken, popo sallayarak “Çav Bella” okuyan bir kadın şarkıcı ile baş etmeye çalışıyorduk. Sosyal medyadaki “gücümüz sayesinde” bu şarkıcı “hanım kızımız” geriye çark etmiş ve şarkının yeni versiyon klipi çekilmişti. Yeni çekilen klipte temizlik işçisi proletaryanın sorunları dile getirilmiş, klipin içine Lenin fotoğrafı eklenmişti. Şarkıcımız sosyal medya mesajları ve röportajlarında devrimci olmaya çalıştığını ilan etmişti. “Yeminle söylüyorum” işimiz zor, hangi birine laf yetiştireceğiz, hangisine fikir üretip paylaşacağız şaşırıyoruz. Gündemden kopmamak, sosyal medyaya yetişmek kolay değil sahiden. Son günlerin yeni konusu ise “andımız” oldu, savunsak mı savunmasak mı, Hamlet’in tiratları yetmiyor halimizi anlatmaya…

Bildiğiniz gibi geçtiğimiz günlerde Danıştay, okullarda sabah törenlerinde okunan andımızın yasaklanmasına ilişkin kararı bozdu. İlk feveran iktidar kanadından geldi, yargının yürütmenin kararlarına karışmasının doğru olmadığını, yargının halkın isteklerine karşı çıkmaması gerektiğini açıkladı. Herkesin bildiği gibi demokratik ülkelerde yargının görevi iktidarların kararlarını onaylamaktan ibarettir, yaşasın demokrasi!

Andımız konusu derin, bu yazının bunca derinliğe inme niyeti bulunmuyor[vi]. Aşağıdaki (VI) numaralı dipnotumu saymazsanız “Andımız” tartışmalarının sosyal medyadaki görüntüsünü size aktarmakla yetineceğim. Danıştay kararının duyulması sonrası MHP ve İYİ Parti tabanlarından alkışlar yükseldi. AKP ile MHP arasındaki kutsal ittifakta ise çatlak sesler yükseldi. Sırtında yumurta küfesi taşımayan İYİ Parti Danıştay kararına sımsıkı sarılmıştı. AKP tabanı ise konuyu anlamakta zorlanıyordu. “Türküm, doğruyum…” demenin nesi yanlıştı ki? Nedir, “Reisçi…” unvanı taşıyan bir sosyal medya kullanıcısı konuyu kısa kesmişti:

“Danıştay kendi kafasına göre Millet adına karar alamaz.!

Son sözü Reis söylemişse onun borusu öter Danıştayın değil.

Bu ülke de herkez haddini bilecek.

Bilmeyene Reis ayarı verir cnm”

Doğal olarak AKP içinde tartışma yaşanmadı ama fırsat bu fırsattır diyen fanatik bir kesim “İslami ant” taleplerini dile getirmekte gecikmediler. Nasıl bir ant istediklerine dair örneklerden birini dipnottaki Youtube linkinden izleyebilirsiniz[vii].

HDP’nin tabanından tavanına, “Andımız” konusunda istikrarlı bir “muhalefet” olduğu görülüyor. Nedir, HDP yandaşlarının sosyal medya sayfalarında “Andımız” konusundaki hemen tüm itirazlar Türk/Kürt kimlikleri üzerinden yapılmıştı; “Ben Kürt’üm, neden Türk’üm diyeceğim?” veya “Varlığım niye Türk varlığına armağan olsun ki, ben Kürdüm” şeklinde formüle edilmişti yorumlar. HDP içindeki “sosyalistler” ise “Ne Türk ne de Kürt, sosyalistler kimlik üzerinden ant içmez” demek yerine “Kürtlere Türküm diye ant içirmek faşizmdir” demekle yetindiler[viii].

CHP tabanının “Andımız” konusundaki durumu sahiden vahim durumda. Karşılıklı olarak birbirlerini “vatan haini, ırkçı, faşist” şeklinde suçlayan “nezih” tartışmalar başladı sosyal medyada. Kendilerini ulusalcı ve Atatürkçü olarak tanımlayan CHP’liler ile CHP’nin solunda ve/veya sosyalist olarak tanımlayanlar (CHP’nin hedefinin İsveç modeli sosyal demokrasi olması gerektiğini savunanlar da bu gruba dahil) arasındaki çatışma “Andımız” nedeniyle daha da görünür hale geldi. Özellikle ulusalcı kanadın “Andımız” konusunda sessiz kalan Kılıçdaroğlu’na yönelik eleştirilerinin dilindeki öfke çok belirgin hale gelmiş durumda. CHP’nin yerel seçimlere bu çatlakla girip iyi bir sonuç alması hiç kolay görünmüyor.

Sosyal medyayı dikkatle izleyenlerin gözünden kaçmamıştır; profillerinde, kapak görsellerinde, paylaşımlarında Deniz Gezmiş, Che Guavere, Fidel Castro, Lenin fotoğrafları bulunan azımsanmayacak sayıda kişi, mevcut iktidara olan muhalefetinden “ödün vermese de” bayrak, vatan, Misakı Milli sınırları, Türk olmak konularında oldukça milliyetçi oluveriyorlar. Deniz Gezmiş’in çok sıkı bir Atatürkçü olduğunu, Che Guavere öldüğünde çantasından İngilizce Nutuk çıktığını, Lenin ile Atatürk’ün aralarından su sızmayan “kanka” olduklarını iddia edenler de bu kişiler. 700 ortak arkadaşımız olan, kapak fotoğrafında Deniz Gezmiş fotoğrafı bulunan bir “Facebook arkadaşımın” yaptığı “Andımıza karşı çıkanlar vatan hainidir” paylaşımının altında çok sert tartışmalar cereyan etti. Anlaşıldığı kadarıyla, çocukluğu Malkoçoğlu, Karaoğlan, Tarkan filmleriyle geçen, eğitim hayatının büyük bir kısmında avazı çıktığı kadar “Türküm doğruyum…” okuyan bazı kuşakların kültürel kodlarında gizlenmiş mutasyonlar bulunuyor. Dünyada örneğinin az olduğunu sandığım bu konunun derinlemesine incelenmesinin, ülkemiz “sol cenahının” daha iyi anlaşılmasını sağlayacağı kanaati taşıyorum.

KOMÜNİST BAŞKAN

Ovacık Belediyesi İstanbul ve Ankara’da açtığı satış yerlerine İzmir’i de ekledi. Ovacık Belediyesi öncülüğünde kurulan Tarımsal Kredi Kooperatifine bağlı satış yerleri, organik nohut, fasulye, bal vb. ürünlerin satışında aracıyı ve kargo şirketlerini devreden çıkartarak doğrudan üreticiye ulaşıyor. Bu organizasyonun emekçi üreticilerin ve tüketicilerin yararına olduğuna şüphe yok.

Ovacık Belediye Başkanı’nın oldukça popüler olduğunu biliyorsunuz; afili de bir unvanı var: Komünist Başkan. Yıllar önce Ankaralı bir Twitter kullanıcısının Komünist Başkan’a hitaben yazdığı “Melih Gökçek’i versek seni Ankara’ya alabiliyor muyuz” mesajına Ovacık Belediyesi’nin bıçkın başkanı “Maalesef, Melih Gökçek için sadece iki mandal verebiliyoruz” şeklinde yanıt vermiş, sosyal medyayı sıkı sallamıştı.

1(753)

Görsel kaynağı: Ege Meclisi internet gazetesi. 21 Ekim 2018.

Komünist Başkan Ovacık Belediyesi’nin açtığı satış yerlerinin açılışlarına bizzat katıldı, özellikle İzmir’de açılış töreni iğne atsan yere düşmez bir izdihamdı. Açılan yerin organik yiyecek maddesi satış yeri olmasının insan kalabalığı üzerindeki etkisi ne kadardır kestiremiyorum. Açılışı yapılan yer Ovacık bölgesinin kültürel mozaiğini sergileyen bir merkez olsaydı aynı izdiham yaşanır mıydı? Hiç emin değilim. Nedir, bu konunun can alıcı yanı, sosyal medyadaki Komünist Başkan konulu mesajlar, paylaşımlardı. “Komünist Başkan’ı İzmir’e transfer edelim, Konak, Bornova, Karşıyaka, Büyükşehir’e başkan yapalım” şeklinde yarı mizah, yarı ciddi mesajlar bir süre gündeme hâkim oldu. Bazı sosyal medya kullanıcılarının “Arkadaşlar ekibi kuruyoruz, Komünist Başkan’ı kaçıracağız. Yerel seçimlere kadar saklayıp başkan yapacağız” şeklindeki mesajları İzmir’in sol cenahını gülümsetti denebilir.

Bu “sol cenah” diye tabir ettiğim kesimi anlamaya ömrüm yetmeyecek, neden mi? Komünist Başkan karizmatik, alçakgönüllü, güler yüzlü, mizahtan anlayan, sempatik bir adam görüntüsünde, doğrudur. Ama Ovacık Beldesi’nde yaşanan toplumsal, ekonomik, kültürel sıçramanın sebebi başkanın kişisel meziyetleri değil ki! Komünist Başkanı “solun” gözbebeği yapan tüm sürecin tek açıklaması var: Başkanın komünist olması. Ovacık Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu’nun tüm icraatları onun sosyalist dünya görüşünün ürünüdür! O zaman sorarım size, geçtiğimiz yerel seçimlerde kaçınız Türkiye Komünist Partisi’nin İzmir milletvekili adayı Kemal Okuyan’a oy verdi? Hatta, kaçınız TKP Genel Sekreteri K. Okuyan’ın aday olduğundan haberdar oldu? Ve en önemlisi önümüzdeki yerel seçimlerde kaçınız TKP’li belediye başkan adaylarına oy verecek? Sustuk değil mi? O zaman sosyal medyada, “Komünist Başkan, gel İzmir’imize başkan ol” demekten vazgeçelim, olur mu?

“EKMEK ALACAĞIZ”

0Ff2WhjTRd+c6k8Dmb5IvQ

Görsel: Doğan Alpaslan Demir

Geçtiğimiz günlerde İzmir Bornova’nın mutena semti Evka 3’de bir görüntüyle yüz yüze geldim. 9- 10 yaşlarında iki çocuk çöp tenekesinin iki yanından başları aşağı, içeriye sarkmış çöpleri karıştırıyorlardı. Çocukların yüzleri görünmediği için fotoğraflarını çekmekte sakınca görmedim. Çektiğim tek kareye çocuklardan sadece biri girmiş, diğer çocuk arkada kaldığı için görünmemişti. Nedir, göründüğü kadarı bile yaşadığımız düzenin, dünyanın kötücüllüğünün canlı kanıtıydı. Onlar temiz pak giysileriyle okulda olması gereken iki çocuktu. Çektiğim fotoğrafı, kullandığım tüm sosyal medya platformlarında paylaştım. Facebook’da bol sayıda üzgün emojisi konuldu fotoğrafa, İnstagram’da ise paylaştığım bir trompet çiçeğinden daha az ilgi gördü[ix]. Ama olayın sosyal medya boyutunda irkiltici bir yan vardı. Fotoğrafa yapılan yorumların neredeyse tamamında çocukların Suriyeli oldukları varsayılmıştı. Değillerdi. Çöp tenekesinin çevresinde biraz oyalanmış, çocuklar başlarını çöplerin içinden çıkartıp “ganimetlerini” toplamaya başladıklarında yanımdaki mandalinalardan birer tane verip birkaç cümle de olsa konuşmuştum onlarla. Şivesiz bir Türkçe konuşuyorlardı, el yapımı ilkel bir el arabasını iterek yaklaşık 5 kilometre mesafedeki bir gecekondu mahallesinden[x] yürüyerek gelmiş, yürüyerek döneceklerdi. Topladıkları çöpleri satınca ne yapacaklarını sorduğumda aldığım yanıt tüyler ürperticiydi: “Ekmek alacağız.”

Çocuklar Suriyeli olabilirlerdi, Türk, Kürt, Afgan da olmaları mümkündü. Ancak fotoğrafa yorum yapan hemen tüm sosyal medya ahalisi fotoğraftaki iç burkan manzarayı Suriyelilere ihale etmişti. İçine sürüklendiğimiz noktada, yaşadığımız en büyük tehdit, toplumsal kodlarımıza ve reflekslerimize işlemiş olan ve yaşadığımız tüm “kötülüğün” sebebi ve sonucu olarak mültecileri görmemize sebep olan çarpık/çarpıtılan algımızdır. Bu algının sebep olduğu nefret dili, küresel kapitalizmin ülkemizi mahkûm ettiği sömürü düzenine yardım ve yataklık etmektedir. Suriyeli mültecilerle ilgili olarak bir yıl önce yazdığım bir yazıyı aşağıdaki dip notlara bırakıyorum, okumanızı öneririm[xi].

Fotoğrafa bir daha bakın, çöp tenekesinin üzerinde Bornova Belediyesi’nin “En iyi temizlik kirletmemektedir” yazısı var; içi boş, anlamı daha da boş bir cümle. Soruyorum hepinize, ne yazmalı sizce?

 

 

DİPNOTLAR                                                                                    

[i] Namdar Rahmi Karatay hakkında bilgi edinmek isterseniz linkini verdiğim yazımı okuyabilirsiniz. https://doganalpdemir.com/2018/05/11/namdar-rahmi-karatay/

[ii] Çıfıt çarşısı: Türlü şeylerin karmakarışık bir durumda bulunduğu yer.

[iii] Bizim mahalle: İktidar karşıtı ve kendini “sol cenahta” etiketleyen kesimi kastediyorum.

[iv] Gogıllama: Google’da arama yapmak.

[v] Sosyal medyadaki bilgi kirliliğinin vahameti üzerine yazdığım şu yazıyı okumanızı diliyorum: https://doganalpdemir.com/2017/11/28/inanc-objelerinin-yerini-almaya-hazirlanan-bir-yeni-dunya-duzeni-bilgisi-gelisiyor-gelistiriliyor/

[vi] Andımız konusunun derinliğine inme niyetim yoksa da şuraya bir not bırakmak istiyorum. Tarihin spiral yollarında kavramlar değişir, içi boşalır veya tümüyle başka anlamlar üstlenir. 1873 yılında Gedikpaşa tiyatrosunda Namık Kemal’in Vatan yahut Silistre oyunu ilk kez oynanmış ve seyirciler yüz yüze geldikleri vatan kavramıyla sarhoş sloganlar atarak İstanbul sokaklarında yürümüşlerdi. Andımız’ın ilk kez okunduğu yıllarda kurulmaya çalışılan ulus devletin emperyalizmden ve bağımsızlıktan anladığı da bambaşka kavramlardır. Namık Kemal’in 1873 tarihli vatan kavramı 1970’li yıllara gelindiğinde “vatan, millet Sakarya edebiyatı” diyerek alaysı bir tekerlemeye dönüşmüştü. İkinci Dünya Savaşı sonrasında ise ulus devletlerin anti-emperyalist duruşlarının koca bir yalana dönüştüğü bir sürece girildi. 1920’lerde inşa edilmeye çalışılan T.C ulus devletinin bağımsızlık, hürriyet, Türklük kavramları devrimci anlamlar taşıyordu. Bugün aynı kavramlardan yola çıkarak “Andımız” üzerinden siyasi stratejiler geliştirmenin devrimci niteliğinden bahsedilemez.

[vii]  https://www.youtube.com/watch?v=kmwWFy6rsps

[viii] HDP içindeki sosyalistler arasında az sayıda da olsa kendi içinde tutarlı ve “kimlik” siyasetini çatık kaşlarıyla yorumlayan sosyal medya kullanıcıları da oldu. Nedir, kimlik siyaseti ile sosyalizm talebine ait tartışmaların önümüzdeki günler ve yıllar içinde daha çok su yüzüne çıkacağı şeklindeki görüşümü de buraya eklemiş olayım.

[ix] Sözü edilen fotoğrafı bu yazıda kullanacağımdan dolayı sosyal medyadaki paylaşımları kaldırdım.

[x] Mevlâna Mahallesi.

[xi] https://doganalpdemir.com/2017/07/09/suriyeli-hamile-kadini-kaciran-tecavuz-eden-olduren-katilleri-kim-azmettirdi/

 

Vehbi Polat (Mihneti) – ŞİİRLİ CUMA

Değerli okurlarım, hepinize ŞİİRLİ CUMALAR diliyorum. Bu hafta için seçtiğim şair, Mihneti mahlasını kullanan Vehbi Polat, 1929- 1993 yılları arasında yaşamıştır.

Vehbi Polat, İlkokulu kendi köyünde okuduktan sonra 1948 yılında Cilavuz Köy Enstitüsünü bitirmiştir. Emekçinin Türküsü isimli yapıtında özgeçmişini şu satırlarla anlatıyor.

“Azık çantasında bir ekmek, bir baş soğan, ya da bir yumurta ile mal-davar peşinde koşan tüm köylü çocukları gibi büyüdüm ben de. İlköğrenimimi köyümün ilkokulunda yaptım. Kars-Cilavuz Köy Enstitüsü’ ne girdim. 1948 yılında öğretmen oldum. 1958 yılına değin Karayazı ilçesinin köylerinde ve merkezde çalıştım. 1959 yılında askerlik görevimi tamamladığımda TOKAT’a bağIı TurhaI iIçe merkezinde sürdürdüm öğretmenliğimi. 1965 yılında Tokat Merkez iIçeye bağIı Ortaköy iIkokulunda görevlendirildim. Dokuz yıl çalıştım bu köyde. Orta öğrenim çağına girmiş olan çocuklarım, kente taşınmamı gerektiriyordu. Bu nedenle verdiğim diIekçeler olumlu karşılanmıyordu. Bu nedenle 2 AraIık 1974 tarihinde emekliye ayrılmak zorunda kaldım”

Emekli olduktan sonra Ankara’da Yenigün ve Vatan gazetelerinde toplumsal sorunlara ilişkin yazılar yazmıştır. Mihneti mahlasını kullanan Vehbi Polat Bektaşi- Alevi halk şiirinin önemli isimlerinden bir şair ve halk ozanıdır. Adını hiç duymayışımızın sebebi Mihneti’nin şiirdeki yetersizliği değil, şiirsiz bir toplum oluşumuzdandır. Mihneti’nin 1978 yılında basılan Emekçinin Türküsü adlı kitap bir daha basılmamıştır.

Toplumun can alıcı yaralarına cesurca parmak basmıştır Vehbi Polat. Eşitsizlik, yoksulluk, emeğin sömürüsü, malı/mülkü koruyan adaletsizlik üzerine yazdığı şiirleri eşsiz bir akıcılığa, lirizme ve yürek coşkunluğuna sahiptir.

Anadolu’nun yüzlerce yıllık Alevi- Bektaşi geleneğini aşure yapma/yeme şenliğine çevirdiğimiz şu günlerde, Alevi- Bektaşi şiirinin güzel ismi Mihneti’yi anmayı boynumun borcu sayıyorum. Mihneti’nin bu hafta için seçtiğim şiiri, ölümünden 25 yıl sonra bile günümüzü nokta atışı tanımlıyor. Eh, bu da şiirin ve şairin gücünden kaynaklanıyor olsa gerek.

“Aşırı uç diye feryad edenler
Sizin yerinizi bir görebilsek
İşi tıkırında geçip gidenler
Bu işin aslını bir sorabilsek

Bu ulus niceki savaş yorgunu
Artırın baskıyı yapın soygunu
Ülke gelirinden bunca vurgunu
Adalet önüne bir serebilsek

Bir yanda kapital bir yanda montaj
Bir yanda ibadet bir yanda şantaj
Doğum kontrolü olmazsa kürtaj
Bu gizli niyete bir erebilsek

Geçim istiyorsun çalış diyorlar
İş verin diyorsun dolaş diyorlar
Aç kaldık diyorsun alış diyorlar.
Ölmeden ayakta bir durabilsek

Kiminiz koç olun kiminiz kırat
Çevirin dümeni sürün saltanat
Çıkarcı soyguncu yobaza inat
O yüce meclise bir girebilsek

Emekçi cephenin hak çabasını
Irgat Mehmed’in çam yabasını
Kurtuluş yılının halk sopasını
Kapıp kafanıza bir vurabilsek

Köylü ozanımın yanık sazına
Devrimci örgütün halkçı özüne
Mihneti gardaşın dostça sözüne
İnanıp da hayra bir yorabilsek”

KAYNAKLAR
1- İsmail Özmen, Alevi- Bektaşi Şiirleri Antolojisi, Cilt 5, Kültür Bakanlığı Yayınları, 1998.
2- Faruk Güçlü, Ölümünün 23. Yılında Mihneti, http://www.medya14.net/…/olumunun-23yilinda-mihneti-h2538.h… ,12 Temmuz 2016.

Nereden çıktı bu ŞİİRLİ CUMALAR diyenler, okuyunuz lütfen:

https://doganalpblog.wordpress.com/2014/…/05/siirli-cumalar/

 

ŞİİRLİ CUMALAR, Ortadoğu bataklığına itilmeye, nefret diline ve muhafazakâr bir toplum olmaya karşı bir DURUŞdur.

 

Proje adının kaynak gösterilmeden kullanılmaması rica olunur.

 

 

 

 

KLAVYE SIRASI SİZDE!

Boşanma davalarının çetin çatışmalarından birinin yoksulluk nafakası üzerinden yürüdüğünü biliyorsunuzdur. Yaklaşık bir yıldır, sosyal medyada konu üzerinde giderek sertleşen tartışmalar yaşanıyor. Mevcut yoksulluk nafakası düzenlemesinin korunması gerektiğini savunanlarla, değişiklik yapılması gerektiğini öne sürenlerin tartışmaları Meclis gündemine gelme yolunda. Yakın bir zaman önce Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Adalet Bakanlığı koordinasyonunda bir çalıştay gerçekleştirildi.

Kanaatimce yoksulluk nafakası tartışmalarının Meclis gündemine gelmesi sadece nafaka alan/veren kişileri ilgilendiren bir konu değil. Yoksulluk nafakası üzerinden yürüyen süreç, yaşadığımız ülkenin aile ve evlilik kavramı, yoksulluk, kadın istihdamı/ işsizliği/eğitimi, devletin temel yükümlülükleri gibi çok temel konularının masaya yatırılmasını da gerektiriyor. Bu nedenlerle, konuya ilişkin tarafların nafaka yükümlüleri, kadın örgütleri ve hukukçulardan ibaret olduğu şeklindeki görüntüden rahatsızlık duyuyorum.

Yoksulluk nafakası üzerinden yürüyen tartışmalar hakkında yazma düşüncesindeyim. Bu yazıyı yazarken siz değerli okurlarımın görüşlerine, fikirlerine, önerilerine gereksinim duyuyorum. Benim fikrimden ne olacak ki diye düşünmeden, görüşlerinizin uçuk olmasından çekinmeden, kısa/uzun demeden yorum yapmanızı diliyorum.

Klavye sırası sizde, bekliyorum…

Solcu olmak neydi?

Dün yayımladığım “İKİYÜZLÜ HEM DE AHLAKSIZ” yazısını[i]  pek çok sosyal medya platformunda ve üye olduğum Facebook gruplarının bazılarında paylaştım. Yazılarımın tümünü “herkese açık” olarak yayımlasam da genellikle “nezih” ve mürekkep yalamış kişilerin daha fazla olduğu gruplarda paylaşılıyor. Yazılarım çoğu zaman ortalama köşe yazılarından daha uzun ve dili daha “çetrefilli” olduğundan eğitim düzeyi çok düşük, okuma alışkanlığı olmayan kişiler zaten okumuyorlar beni. Bu nedenle yazılarıma çok densiz, saldırgan, faşist yorumlar ya gelmiyor ya da ender oluyor.

Bu sefer böyle olmadı; kimisi doğrudan yazdığım bloga, kimisi de sosyal medya ortamlarında ya da özel mesajla olmak üzere çok sayıda nefret diliyle bezenmiş yorumla karşılaştım. Üstelik bu yorumların hemen hepsi kendisini siyasi yelpazenin solunda tanımlayan, görüşleri iktidarla aynı çizgide olmayan ve öğretim düzeyleri yüksek denebilecek kişilerden geliyordu. Kendisini saklama gereği duymadan, mülteciler için “hepsi gebersin” diyenlerin ve bu tür yorumlara muhteşem işareti koyanların sayısı ürkütücü boyuttaydı. “Irkçı değilim ama, insan yaşamı elbette önemli ama, iyi ama, insanlar eşit olmalı ama, haklısınız ama” şeklindeki yorumlar ve bu yorumlara gelen beğeniler taşıdıkları nefreti saklamayı başaramıyorlardı. “Sizinle aynı görüşte olmayan herkesi ahlaksız ilan etmişsiniz” şeklindeki yorum sahibinin eğitimci oluşunu idrak etmekte zorlandığımı söylemek zorundayım.

Sabahtan beri Selvi Boylu Al Yazmalım filmindeki Asya’nın “sevgi neydi?” demesi gibi “solcu, sosyal demokrat, sosyalist olmak neydi?” diyerek düşünüyorum. “Ülkelerinden kaçıp bize sığınacaklarına vatanları uğruna ölsünler” şeklinde dile getirilen fikriyat siyasi yelpazenin en sağına aittir. Siyasetin sol yanında yer alanlar, yaşanan mülteci sorununu sınırlar, ülkeler, vatan, ırk, milliyet üzerinden okumaz. Solcular, Türkiye’nin Ortadoğu politikasını ezilen, sömürülen, zulme uğrayan tüm insanlar ve hatta tüm canlılar açısından eleştirir, yorumlar. Bu bakış açısına getirilen her “ama” sizi solcu, sosyal demokrat ve sosyalist olmaktan çıkarır ve…

Mülteci sorunu yaşadığımız coğrafyada “solculuk” dersinin final sınavına dönüştü. Sınavda çakanlar çok oldu, umarım “kurtarma sınavı” yapılır da geçer not almayı başarırlar.

 

 

[i]  https://doganalpdemir.com/2018/10/16/ikiyuzlu-hem-de-ahlaksiz/

İkiyüzlü hem de ahlaksız!

İsrail’in 22 Filistinliyi göz altına aldığı haberi Twitter’da TT olmuş durumda, İzmir’de mültecileri taşıyan, insan kaçakçılığı yapan kamyonun sulama kanalına uçması sonucu ölen 22 kişi ancak üçüncü sayfa haberi olabildi, sosyal medyada neredeyse esamisi okunmadı. İkiyüzlüyüz, yaşadığımız toplumsal hezeyan ve nefret dili ile ahlaksızlığın dibine vurmuş bir ülkede yaşıyoruz.

göçmen

Katliamdan farksız “kaza” 14 Ekim Pazar sabahı meydana geliyor, öğle saatlerine doğru bazı internet haber sitelerinde kısa bir haber yer alıyor. Öğleden sonra saatlerinde olay yerinde 19 kişinin, hastanede ise 3 kişinin daha öldüğünü öğreniyoruz[i]. 13 kişi yaralı… Kurtulan şoför ile ilgili olarak kesinlik kazanmamış bilgi kırıntıları var. İddiaya göre şoför yaralı olarak otostop yaparak hastaneye gidiyor, kendisinin tek başına kaza yaptığını beyan ediyor. Ağır vasıta ehliyeti yok, pek çok suçtan sabıkası var. 15 Ekim günü olay unutulmuş bile; ne gazetelerde ne de sosyal medyada tek satır yok. 13 yaralının akıbeti belirsiz, ölenlerin kimliği, hangi ülkeden, ne zaman geldikleri meçhul. Ters dönerek sulama kanalına uçan kamyonun ve parçalanmış cesetlerin arasındaki cankurtaran yelekleri, olayın insan kaçakçılığı olduğunu, mültecilerin canları pahasına Yunan adalarına gitmek üzere kaçakçılarla anlaştıklarını anlatıyor.

Kropotkin[ii]Anarşist Ahlak adlı kitabında dini veya metafizik öğretilerin dayattığı birey ahlakı ile inceden alay eder. Ona göre köklerini dinden almış ahlak öğretisi ikiyüzlüdür; başka bir kişinin elindeki ekmeği çalan hırsızla, sırtındaki ceketi üşüyen bir kişiye veren özgeci arasında diyalektik bir bağ vardır. Her ikisinin de temel dürtüsü hazdır: Ekmeği çalan karnını doyurduğu için, ceketini veren ise bir başkasının acısını dindirmenin üstünlük duygusu ile benzer haz ve zevk duygusunu yaşar. Ahlaki duruş, birey değil toplumsal yarar üzerinden okunmalıdır. Öte yandan toplumsal yarar için bireyin feda edilmesini, hele bu fedanın din, “toplumsal görev” gibi “yüksek” değerler için yapılmasını reddeder; özgecilik ve bencillik aynı sistemin iki kirletilmiş ucundan ibarettir. Kanımca Kropotkin’in toplumcu bakış açısı da günümüzde cılız kalmıştır; iyi/kötü, ahlaklı/ahlaksız kavramları bireyin varlığını sürdüğü tüm ekosistemle olan ilişkisi üzerinden tanımlanmalıdır. Özcesi, insanlar davranışlarıyla yaşadığı ekosisteme ne ölçüde “yararlı[iii]” olduğu üzerinden geliştirilen bir ahlak kavramı geliştirmek zorundadır.

19. yüzyıl başında yeni gelişen antropoloji biliminin öncüsü bilim adamları “zencilerin” kafataslarını inceleyerek insan olmadıklarına karar vermişti, ABD’li kovboylar için en iyi Kızılderili ölü bir Kızılderili’ydi. Naziler Yahudilerin saf insan ırkını kirleten bir tür böcek oldukları kanaatindeydi. Denizli’de tostçu bir esnaf dükkanına “İran, Suriye ve Afgan müşteri bu işyerine giremez, alışveriş yapamaz. Girerse bu mekânda dayak yer!” yazılı tabela astı[iv]. Sesimiz soluğumuz çıkmıyor, çünkü ikiyüzlü ve ahlaksızız.

denizli-ırkçı-afiş

Evet, ikiyüzlü ve ahlaksız bir toplum olduk; “bizden” olanın kılına zarar geldiğinde inleyen, ağlayan, çırpınan ama onlarca mültecinin ölümüne kayıtsız, kalpsiz, tepkisiz, duygusuz insanlar haline geldik. Çok rica ediyorum, “haklısınız ama…” diye başlayan cümlelerle yanıtlamayın bu yazımı. “Ama” sözcüğü kendisinden önce gelen fikriyatı kirletir, yok sayar ve hatta düpedüz ırzına geçer.

Son sözü Maşuk İzafi’ye bırakıyorum, güzel okuyun.

 

Kulpsuz taşıdık su testisini, delileri severdik

Suyun soğuğundan, gelinin güzelinden şikâyet etmezdik

Kedi fareyi, fare hamamdaki böceği yerdi

İltimas geçmezdik böceğe, fareye, kediye, germezdi bizi derdi

 

Gözlerimiz çok yamuk gördü, boklarıyla sıvadılar yüzlerini

Tekmil tamam oldu düzen, saklayamaz oldular niyetlerini

Maşuk İzafi der, diliniz de aklınız da çataldır

Ahlaksızlığınız da kenefe düşmüş bir yaşamdır[v]

 

 

Bu yazı 15-16 Ekim 2018 tarihlerinde yazılmıştır.

 

DİPNOTLAR VE KAYNAKLAR

[i]Birgün Gazetesi, İzmir’de mültecileri taşıyan kamyon devrildi: 22 ölü, 14 Ekim 2018.

[ii]Pyotr Kropotkin, Anarşist Ahlak, Kaos Yayınları, Kasım 2013, İstanbul.

[iii]Burada “yararlı” sözcüğünü, aklınızla kavrayabileceğiniz en geniş anlamında okumanızı diliyorum.

[iv]Gazete Karınca, Denizli’de esnaftan mültecilere karşı ırkçı afiş, 16 Ekim 2018.

[v]Maşuk İzafi, Yayımlanmamış şiir, 16 Ekim 2018.