EKRANLAR ARASINDA SIKIŞAN ÇOCUKLAR

Bilim kurgu edebiyatının en önemli yanlarından birisi, toplumu geleceğin teknolojisine hazırlamasıdır. Bugün NASA tarafından bir açıklama yapılsa ve yıldızlar arası uzay yolcuğu için tüm hazırlıkların tamamlandığını ve uzay gemisi için biletlerin bir hafta sonra makul fiyatlarla tüm alışveriş merkezlerinde  satışa çıkacağını öğrensek kültürel bir şok yaşamayacağımızı düşünüyorum. Birkaç on yıldır, bilim kurgu yazarları bizi bu konuya hazır hale getirdiler. Bilim kurgu okumayanlar ise aynı yazarların sinemaya uyarlanmış filmlerini seyrederek uyum eğitiminden başarı ile geçtiler. Bilim kurgunun gelmiş geçmiş en önemli yazarlarından birinin Isaac Asimov olduğuna hiç kimsenin şüphesi yoktur sanırım. Günümüzden yirmi bin yıl sonrasını başarıyla kurgulayan Asimov, bir konuda fena halde çuvallamıştır, işte o konu taşınabilir teknolojiler olarak karşımızda, hatta çoğumuzun cebinde. Büyük kentlerin iki semti arasındaki yolculuk süresinde binlerce ışık yılı mesafeyi kat eden yıldız gemileri ve mükemmel dizayn edilmiş robotlar düşleyen dahi yazar, kullandığımız en uyduruk cep telefonu ve taşınabilir bilgisayarları yirmi bin yıl sonrasına bile yerleştirememiştir. Asırlar sonrasının bir tarih profesörü her biri bir kaset büyüklüğündeki elektronik kitaplarını taşıma sıkıntısı çekmiştir. Oysa gümümüzde basit bir bellek kartında binlerce kitabı kolayca taşımak, saklamak, okumak mümkün hale geldi.  Yalnızca Asimov değil, Arthur C. Clarke, Frank Herbert, Philip K. Dick, Ray Bradbury, Robert Heinlein ve Stanislaw Lem gibi çok önemli bilim kurgu yazarları, on yaşındaki çocukların bile iki tıkla devasa ve global  bir bilgi havuzuna kolayca dalabileceklerini ve coğrafi sınır, din, milliyet, hatta dil engelleri olmaksızın kesintisiz  iletişim sağlayabileceklerini öngörememiştir. İletişim ve bilgiye erişim konusundaki bu dev sıçrama, insanlık kültürünü faka bastırmış, hazırlıksız yakalamıştır.

Yanlış anlaşılmak istemem, teknoloji düşmanlığına soyunmaya da niyetli değilim. Hele hele, elektriğin ilk kez ev kullanımına sunulduğu, evlerde prizlerin standart olarak kullanılmaya başladığı yıllarda bazı bilim insanlarının, “bu bir katliam, çocuklar elektrik kazaları nedeniyle telef olacaklar” dedikleri konuma düşmek, istediğim son şey olacaktır.  Ancak “görünen köy kılavuz istemez” sözü burada işe yaramıyor, görünen köyün yolu öylesine sapa ve öyle çok bilinmezlerle dolu ki, kılavuzların bile profesyonel yol göstericilere ve kusursuz haritalara gereksinimi olacak.

Birkaç gün önce yayınlanan yazımı okuduğunuzu sanıyorum, okumadıysanız  NESLİ TÜKENEN ÇOÇUKLAR  başlıklı yazıma bir göz gezdirmenizi öneririm. Okulların kapanması sonrası pek çok çocuğun ebeveynleri tarafından çaresizce ekranlar arasında terk edildiğini yazmıştım. Masaüstü bilgisayarlar, dizüstü bilgisayarlar, tablet bilgisayarlar, oyun konsolları,  bilgisayarlara bağlanabilen veya kendi başına internet bağlantılı televizyonlar, yukarda saydığım tüm cihazların yerini almaya hazır akıllı cep telefonlarının arasında bir başına bıraktık çocuklarımızı. Bu yazımın amacı çözüm önerilerini tartışmak, ama sizler de fark ettiniz sanıyorum, bir problemimiz var. Ekranlar arasına sıkışan çocukların sorunlarının tümünü tanımlamaya ve çözmeye bu yazının kapsamı asla cevap veremeyeceği gibi ailelerin iyi niyetli gayretleri, sivil toplum örgütleri ve yerel yönetimlerin en profesyonel çabaları bile yeterli olmayacaktır. Ancak, sizin de hak vereceğiniz gibi bir yerlerden başlamak gerekiyor.

Çocuklara bütün bu akıllı ekranları yasaklamak tüm sorunlarımızı çözseydi işimiz çok kolay olurdu. Yasakla, işe yaramazsa bas tokadı, ver cezayı, işlem tamam! Ülkemizi yönetenlerin de tek bildiği yöntem bu, gördüğünüz gibi hiç işe yaramıyor. O zaman ne yapalım, sorunun büyüklüğünü ve içeriğini tanımakla işe başlayalım. Çocuk kaç yaşında, ekran karşısında geçirdiği günlük süre ne kadar, akıllı ekranları hangi amaçla kullanıyor, hangi ekranları kullanıyor, ekran dışında hobileri ve sanal olmayan arkadaşları var mı? İlk bakışta masum gibi görünen tüm ayrıntıları gözden geçirin, “alt tarafı oyun oynuyor” dediğiniz yer, muhtemelen cehennemin giriş kapısıdır. Bilgisayar oyunlarının bazıları çocukların şiddet eğilimlerini arttırıcı ve cinsel gelişimlerini sarsacak öğeler içeriyor olabilir, “Ben de oynamak istiyorum, bana da göster” diyerek yanına çökmekten çekinmeyin. Hele internet tarayıcısı üzerinden oynanan oyunlara karşı iyice uyanık olmalısınız. Bu oyunlardan oldukça popüler olanlarından birini yakından inceleme fırsatı buldum, sizler de tanıyın istiyorum. İncelediğim oyunun ismi Travian, 800×800 büyüklüğündeki devasa bir sanal tahta üzerinde oynanan bu strateji oyununa binlerce oyuncu herhangi bir program kurmadan ve ücret ödemeden katılıyor. Başarılı olmak için seçilen köyün her anlamda geliştirilmesi gerekmekte, bunun için diplomatik sanal ilişkiler, duygusal ve fiziksel zeka, analitik düşünme gibi kişisel özelliklere gereksinim vardır. Nedir; ilk bakışta çok pozitif özelliklere sahip olan oyun, gerçek zamanlı olarak kesintisiz devam etmekte ve üç aydan bir yıla kadar sürebilmektedir. Siz uyurken, yemek yerken, okurken oyun sürer, siz denizde yüzerken rakibiniz sizin köyünüzü yağmalayabilir veya yıkabilir. Başarılı olmanın en önemli şartı bilgisayarın başında olmaktır. Oyun ilerledikçe bilgisayar başında bulunulması gereken süre artar, oyundaki rekabet ilişkileri giderek duygusal şiddete dönüşen yıkıcı bir yumağa dönüşür. Eğer birileri cehennemin kapısını açık unuttuylar bu tarz oyunlar olmalı. Peki ne yapmalı; öncelikle  bilgisayarı daha iyi kullanmayı, filtre programları kurmayı, çocuğun gezdiği siteleri izlemeyi öğrenin, hatta yazdıklarını okumanızı sağlayacak yardımcı programlar kullanmaktan çekinmeyin. Kaşınızı gözünüzü oynatıp “Ama olur mu, bizim aramızda gizlimiz saklımız yoktur, üstelik çocuğum bile olsa çocuğun özel hayatı olmalı” dediğinizi biliyorum, üstüne üstlük “Biz çocuğumuzla arkadaş gibiyiz” diyorsunuz, demeyin. Sizlerçocuğunuzla arkadaş olursanız, ebeveyn rolünü dışarıda başka birileri üstleniverir, ruhunuz duymaz. İlköğretim, ortaöğretim çağındaki çocuklar için “yazılı bilgisayar anlaşması” yapılmasının yararlı olduğunu gösteren çalışmalar var, bu konuda bir psikolojik danışman veya rehberlik uzmanının yararı olabilir.

Bütün bu öneriler iyi, güzel, hoş ama çocuğu evden çıkarmaya veya daha doğru bir deyişle ekranların arasından sıyrılmasına yetmiyor, oysa asıl amacımız bu olmalı. Çocuklarımızın severek, isteyerek, azimle yönelecekleri, akranları ile arkadaşlık ilişkileri geliştirirken tatlı bir rekabet ortamı sağlayacak fiziksel bir dünyaya yöneltilmesi hepimizin ortak sorumluluğu olmalı. NESLİ TÜKENEN ÇOCUKLAR yazı dizimin üçüncü ve son bölümü olan “EKRANLAR ARASINDAN ÇIKIŞ” başlıklı yazımı çok yakında okuyabilirsiniz. Bu kez sivil toplum örgütleri ve yerel yönetimlerin sorumluluklarını tartışacağız. Her zaman olduğu gibi yorumlarınızı ve konuyla ilgili düşüncelerinizi öğrenmek isterim, yazmayı deneyin…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s