TOPLUMUN KADINA ŞİDDETLE İMTİHANI: SIĞINAK

Bu yazıdaki kurum ve kişilere ilişkin tüm benzerlikler tesadüfüdür, yazı tümüyle yazarın hayal gücünden ibarettir…

 

26 Nisan 1937, İspanya Bask bölgesine bağlı küçük Guernica kenti, 5000 nüfuslu kentte pazar kurulmuş, sakin bir bahar günü. İspanya’da iç savaş sürüyor, Faşist Franco’ya bağlı Milliyetçi güçlerin mezaliminden kaçan Cumhuriyetçiler, aileleri ve çocukları Guernica’ya sığınmış durumda. Guernica Cumhuriyetçiler için bir SIĞINAK. 26 Nisan 1937, saat 16.30, Guernica semalarında savaş uçakları görülüyor. Guernica, hava saldırılarına karşı hiçbir savunma gücüne sahip değil. Nazi Almanya’sına ait Kondor Lejyonu ve Faşist İtalyan yönetimine ait Lejyoner Hava Kuvvetleri sakin Guernica kenti üzerine binlerce ton bomba yağdırıyor. Binaların dörtte üçü yıkılıyor, ölü sayısı hiçbir zaman tam olarak bilinmiyor. Belki 300 belki de 1600, küçük bir kasaba Cumhuriyetçilere ve demokrasiye bağlılığının bedelini çok ağır ödüyor. Picasso hiç vakit kaybetmiyor ve aynı yıl Guernica tablosunu yapıyor. İster beğenin ister beğenmeyin, Guernica tablosu hastalıklı iktidar düşleri kuran diktatörlerin suratına boşaltılmış bir tükürük hokkası gibi bir barış abidesi olmuştur. Ama Guernica tablosuna bakıyorum da aklıma yatmayan bir yan var, şöyle tablonun ortalık yerinde bir konuk evi olmalıydı, belli ki Picasso bizim Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’ndan hiç feyz almamış, alamamış. Biliyorsunuz, umarım biliyorsunuzdur, Bizim Aile Bakanlığımız ve hatta bazı yerel yönetimlerimiz şiddet gören kadınlar için konuk evleri açıyorlar… Guernica bombardıman altında, kucağına aldığı bebesini sımsıkı sarmış bir kadın kendini ve bebeğini koruyacak bir sığınak arıyor, koskoca Picasso akıl edememiş, oysa kondur Guernica tablosunun ortasına bir konuk evi, olmaz mı? Olmuyorsa buyurun devam edelim, kadına şiddete karşı SIĞINAK.

 

Sığınak fikrinin belleğime kazınması çok eskidir. 30 kusur yıl önce tıbbiyede acil servis stajımda avuç avuç ilaç içmiş bir genç kadın getirilmişti, öğretmendi, avukat kocasından yediği dayağı onuruna yedirememiş, evdeki kutular dolusu ilacı içivermişti. “Niye yaptın” dercesine gözlerine baktığımı anlamış gibi gözlerini bana dikti, elimi yakalayıp sıktı, “kurtar beni” dedi, “kurtulacaksın” dedim, “bir gece, sadece bir gece sığınabileceğim bir yer olsaydı…” dedi ve sustu, gözleri gözlerimi bıraktı ve sonra, sonra öldü…

 

Kadın Bakanlığı yerine Aile Bakanlığı kurulması bilinçli bir siyasal tercihtir, amaç kadının değil ailenin korunmasıdır. Sığınak yerine Kadın Konuk Evi ifadesinin kullanımı da aynı “erkek zihniyetinin” bir ürünüdür. Anlaması zor değil, nasıl tanımlarsanız o şekilde işletir, içeriğini de o şekilde şekillendirirsiniz.

 

Kadın sığınaklarını ülkemizde üç kurum işletiyor. Aile Bakanlığı işletiyor, adı Konuk Evi; yerel yönetimler ya işletiyor ya da işletiyor gibi yapıyor, adı onlarda da ya konuk evi ya da onun uzaktan akrabası, sığınma evi. Bu işi tastamam yapabilme becerisine sahip, donanımlı, bilgili kadın örgütleri de var, ancak hem paraları hem de yurt düzeyinde örgütlenmeleri yetmiyor. Oysa yasa açık, nüfusu 50.000 den fazla olan yerel yönetimler “sığınak” açmak zorundalar. Açıyorlar mı, çoğu yerde hayır, açmayanlar için yaptırım var mı, hayır. Ya “Sığınma evi” açan yerel yönetimler; iktidar belediyesinden, muhalif belediyelere kadar aralarında çok büyük fark bulunmuyor, malum, mevzuat tanrısı, atalet tanrısı, kayıtsızlık tanrısı, daha çok var, üstelik hepsi erkek tanrılar.

 

Falan Feşmekân Belediyesi, biliyorsunuz biliyorsunuz, sizin orada, hani başkanı var, Yalanus Pişmekanus. Yok, bükmeyin dudaklarınızı öyle,  konuk evleri bile var. Sığınak demek yok, “sığınak” denirse kadınlara ayıp olurmuş, ne o öyle, sığıntı gibi. Falan Feşmekân ilçesinin bir grup kadın sivil toplum örgütü gönüllüsü belediye başkanını ziyaret ediyor. Aman efendim, belediyecilikte başarı STK’larla birlikte çalışmak, tanışmak, ileriye gitmekle mümkünmüş. Kadınların istekleri harika, “kadın konuk evini” ziyaret etmek istiyorlar. Falan Feşmekân Belediye Başkanı kocaman açıyor gözlerini, “ama olur mu öyle efendim, orası gizli, mevzuat böyle”. Belediyenin kapısının önünde acil durum zirvesi yapıyor kadınlar, yok öyle teslim olmak. Dört kola ayrılıp dolmuş şoförlerini ve değnekçileri sorguluyorlar. Çok sürmüyor bir ipucu yakalamaları, içlerinden ikisi bindikleri dolmuş şoförüne “bizi kadın sığınma evinde indirir misiniz?” diyor, “olur abla, orda mı kalıyorsunuz” diye soruyla cevap veriyor şoför. Saatler sonra kendilerini sorgulayan iki kadın, dolmuş şoförünün sorusu karşısında kendilerini ne denli kötü hissettiklerini acıyla itiraf ediyorlar. Peki ya gizlilik, laf o, yok öyle bir şey. Sırası gelmişken tam yeri burası, sığınakların işletilmesinde en büyük rol kadın örgütlerine aittir, onlarsız sığınak falan işletemezsiniz. “Onlar kermes yapmaktan başka ne bilir” diyen yerel yöneticilerin sığınak vizyonlarını gözden geçirmeleri şiddetle tavsiye olunur.

 

Sığınan kadınlar için sağlanması gereken en önemli şart, her yönüyle şiddetten arındırılmış bir sığınaktır. Sığınaklara sığınan kadınların arkalarında bıraktıkları birçok şiddet öyküleri var. Hemen hepsi şiddetin içinden geliyor, kuruntulu, kaygılı, kendine ve diğer bütün insanlara güvensizler. Hepiniz bilirsiniz, şiddet, insan ilişkilerinin sert ve hiyerarşik olduğu topraklarda kolay büyür, serpilir. Özetle, sığınaklarda hiyerarşik ilişkiye izin verilemez, verilmemelidir. Çalışanlar ve sığınan kadınlar arasındaki ilişki eşit, basamaksız, astı/üstü olmayan bir formata sahip değilse şiddeti yeniden üretir. Bu şartları sağlayıp sağlamadığımızı ölçecek bir tartımız da var. Sığınanlar çalışanlara nasıl hitap ediyor, SİZ, peki çalışanların hitabı nasıl, SEN. İşte size eşit olmayan ilişki, oysa tüm çalışanlar, sığınanlarla olan ilişkilerinde yönetsel, mesleksel kimlikleri ile değil, kadın kimlikleri ile iletişim kurmak zorunda. Sadece ben söylemiyorum bunu, kadın sığınaklarına onlarca yıl emek veren uzmanların önerisi de bu. Kadın sığınaklarını kuranlar ve çalışanlar bu şartları sağlayamadıklarında işlettikleri yer bir kadın sığınağı değil yarı açık cezaevi oluyor. Nasıl mı, buyurun, devam ediyoruz.

 

Yıllar önce “YOK ARTIK BELEDİYESİ” yetkililerinden birine sığınaklarda çalışacak kadınların niteliklerini anlatıyorum, “en önemli olmazsa olmazımız, kadın bakış açısına sahip çalışanların istihdamı” diyorum. “Bizim sığınma evinde çalışacak herkes kadın olacak, sorun yok” diyor. Kadın sığınaklarına ilişkin mevzuat kimlerin çalışacağını, hatta nasıl çalışacağını yazmış. Demiş ki, psikolog olacak, sosyal hizmet uzmanı olacak, çocuk gelişimcisi olacak, hemşire olacak, hepsi kadın olacak demiş. Olayları, kadının penceresinden görebilme becerisi olacak ve bunun eğitiminden geçecek, bu alandaki eğitim ve deneyimini belgeleyecek dememiş, demediği için de belediyeler falanca meclis üyesinin kızı, filanca partilinin yeğeni psikolog, çocuk gelişimcisi, hemşireyi taşeron işçi olarak kadın sığınaklarına dolduruvermiş. Doldurmuş ama “bunlar bu işi kıvıramaz, başlarına belediyecilik bilir birini koyalım” diyerek memur sıfatlı, her işi bilir birini görevlendirmişler. “Sığınak bilmesi gerekmiyor, kadın bakış açısı mı, kendisi kadın ya, belediyecilik bilsin yeter.” O KADAR DA OLMAZ BELEDİYESİ’nin bir yetkilisine “sosyal hizmet uzmanı da şart, sığınak deneyimi olan, hatta yüksek lisanslı olsa iyi olur” diyorum. Yetkilinin yüzü aydınlanıyor, “Çok iyi oldu bu, bizim partili filancanın kızı vardı, sosyolog, bu yıl mezun olacak, hemen alırız onu” diyor.  Amaç sığınak çalıştırmak değil, sığınma eviniz var mı, var, sorun var mı, yok. İyi o zaman. Oysa kadın sığınaklarında çalışan temizlik ve güvenlik elemanları da dâhil olmak üzere tüm çalışanlar kadın bakış açısı, kriz ve problem çözme, liderlik, empati kurma alanlarında üstün becerilere sahip çok yüksek nitelikte elemanlardan oluşmalıdır. Sığınak çalışanları, belediyelerin özel kaleminden “orada kalanlardan falanca varmış, kimmiş o”, “birisini gönderiyoruz, orada kalacak” şeklinde soru ve talimatlara hiçbir şekilde maruz kalmamalıdır.

 

“Sığınak mevzuatına” göre çalışacaklar arasında ebe yok, mevzuatta yoksa çalıştırmaya da gerek yok. Söyleye söyleye dillerimizde tüyden orman oldu, ebe, doğum yaptıran hekim yardımcısı değil üreme sağlığı uzmanıdır. Kadının, kadın olmaktan kaynaklanan her sorununda ebe yanındadır. Hemşire eşdeğeri değil, bağımsız meslek mensubudur, “bu yıl bütçeye ebe maaşı koymadık, seneye kısmetse koyarız” diyemezsiniz, dememelisiniz, kadın toplulukları ile çalışma deneyimine sahip, tercihan yüksek lisans veya doktoralı ebeler kadın sığınaklarının olmazsa olmazı arasında sayılmalıdır.

 

Kadına şiddet ve kadın sığınaklarının sadece ülkemizde olduğu sanılmamalıdır. Örneğin dokuz milyon nüfusa sahip İsveç’te 160 kadın sığınağı bulunmaktadır. Yani ülkemizdeki sığınak sayısından fazla. İnsan üzülüyor İsveçli kadınlara, demek çok şiddet görüyor orada kadınlar. Sekiz katına yakın nüfusumuz var, sığınak sayımız onlardan az. İsveçli erkekler için eğitim şart. Nedir; Avrupa ülkelerindeki sığınakların pek çoğu uzmanlaşmış durumdadır. Tecavüze uğramış bir kadınla, seks işçiliği yapmak zorunda kalarak sığınağa gelen kadınların bir arada bulundurulması söz konusu bile edilmemelidir. Küçük çocuğu olanlar, göçmenler, uyuşturucu kullanmış olanlar, seks işçiliğine zorlananlar, sığınak sistemini kötüye kullananlar, cezaevinden çıkanlar, ayrıldığı eşinden ölüm tehdidi alanlar ve genç kızlar için farklı kurallar ve farklı modeller geliştirilmiş uzmanlaşmış sığınaklar planlanmalıdır.

 

İkinci Meşrutiyet dönemi Maarif Nazırı Emrullah Efendi’nin tarihe geçmiş bir sözü vardır, bilirsiniz,  “Şu mektepler olmasaydı maarifi ne güzel idare ederdim.”  Ülkemiz “kadın sığınma evleri” bu sözün günümüz sığınaklarına uyarlanmış haline çok benziyor. Sığınakların amaçları üzerindeki anlam kayması, sığınak uygulamalarını okulsuz “Maarife” benzetmiş durumda. Sığınakların en önemli amacı kadını güçlendirmek, kendi kaynaklarını keşfetmesini sağlamak, özgüven geliştirmek olması gerekirken tek hedef “yüksek güvenlikli” konukevi işletmesine dönüşmüştür. Kararlar sığınak yöneticileri tarafından alındığı gibi sığınan/çalışan toplantıları kuralların hatırlatıldığı, dikte edildiği tebligat toplantıları olmuştur. Oysa sığınaklarda tüm kararlar çalışan ve sığınanlarca birlikte alınmalıdır. Bu karar mekanizmalarının geliştirilmesi bir eğitim sürecini de kapsamalıdır. Güvenlik öncelikli sığınaklarda kadınlar birbirini tehdit olarak algılar, birbirine güvenmez, herkes birbirine yalan söyleyerek kendine küçük güvenlik çemberleri geliştirir. Kadınlara yönelik mesleki ve destekleyici eğitim yapılmayan sığınaklar sorun çözmeye odaklanmamıştır. Bu odaklanmayışın altında sığınan kadını sorun, sığınakları sorun yuvası olarak gören erkek zihniyet vardır. Evirip çevirmeye gerek yok, sığınaklarda çalışan kadınların ve sığınaklardan sorumlu üst yöneticilerin birçoğu sığınan kadınları “iyi bir şey olsalardı burada olmazlardı” gözlükleriyle görmektedir.

 

Kadın sığınaklarında kalan çocuklara yönelik hizmetler maalesef şov dünyasını bile kıskandıracak ölçüde göstermeliktir. Sığınaklarda çocuklara yönelik yürütülen tek hizmet türü oyalamadır. Bu oyalama da alabildiğince şatafatlı bir biçimde dışarıya servis edilir. Kaldı ki, falanca meclis üyesinin yakınını sığınak çalışanı yapan bir anlayışın sığınak çocuklarına yönelik etkili hizmet projeleri geliştirmesi beklenmemelidir. Bu yazımda çocuklar şimdilik bu kadar, Sığınak Çocukları başlıklı bir yazım tezgâhta yatıyor, önümüzdeki aylarda okuyabilirsiniz.

 

Bu yazıyı yazmanın en zor yanı, on bin kelimeyi geçen bir yazıyı bin altı yüz kelimeye kırpmak oldu. Sizin anlayacağınız bu yazı sığınaklar konusuna bir giriştir,  gerisi gelecek.

 

Kadınlara yönelik şiddetin arttığına dair görünür bulgular var. Bunu sadece vurdulu kırdılı bir şiddet olarak algılamayın, sosyal medyada yarım saatlik bir gezinti yaparsanız kadınlara karşı geliştirilen cinsiyetçi bir dilin nasıl kökleşmekte olduğunu kolayca görebilirsiniz. Nedir; ülkemizin giderek hiyerarşik bir toplum olması, muhafazakâr, dine dayalı bir toplum olma yolunda bariz adımlar atılması ile nefret ve şiddet dilinin yaygınlaşması arasında ciddi bir ilişki görünüyor. Geleneksel ahlakın radikal İslam’la beslenmesi tehlikeli bir hal ve gidişata işaret etmektedir. Sığınaklara yönelik bir tartışma, geliştirme, iyileştirme ve yapılandırma süreci şiddet ve nefret dilinin kodlarını çözmemizde bize önemli ipuçları verebilir. Sanırım bu konuda hem kadın örgütlerine hem de yerel yönetimlere çok görev düşüyor. Bu konuda yapılmış eksik ve hatalarımızı görebiliyorsak, değiştirebilme şansını da yakalamış sayılırız.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s