Aylık arşivler: Şubat 2015

İDAM TAMTAMLARI NEDEN ÇALIYOR ?

Özgecan’ın vahşice katledilmesi sonrası toplumun pek çok kesiminden yükselen idam çığlıklarını fikren desteklemesem de  “bu katillerle aynı gökyüzü altında yaşamak istemiyorum, idam edilsinler” şeklindeki tepkileri anlıyorum, anlamaya çalışıyorum. Özellikle en önemli argümanları olan “Sizin kızınızın başına gelseydi ne yapardınız?” sorusu karşısında tereddüt yaşamamak çok zor. Ama konunun derinliklerine dalmadan önce idam taraftarlarının sosyal medya mesajlarına bir göz atalım beraber, mesajların diline dikkatinizi çekmek isterim. Kadın yorumcuların başına “K”, erkeklerin başına “E” koydum.  Bazı kelimeleri … ile sansürledim.

K– “Oruspuu cocugu  ulann senii her yeeini tek yek kesip atese atmayanlar adalet mi saglar  bizim patamizla cezaevinde bir omur yiyip icip yatmak mi senin hakkin yoksa aci ceke ceke olmek mi kopeklerrrr”

E– “Kaypak akdamlar kadina isken cee yapar bacisini bozacan karsisinda onada seyretiiirecen lawuka cakkallll insan”

E– “ALLAH belasini versin bunu yapanlar bu serefsizleri bana verseler kafalarini gozumu kirkmadan teredutsuz keserdim”

K–  “Şu yasalar çıksında hem dayak hem zorla kızlık bozanlar pıslıkler ceza alsın ne gelırse erkeklerden gelıyor bıze bıde hala evlenmeye ugrasıyoruz her erkegı gebertmelı aldatıyor cogu zaten dusmus bı bayana asla acımıyorlar bı tekmede onlar atıyor hepsının aklı uçkurunda duzgun yok”

K– “Ne büyük acı.bu ne vicdansızlık.hiç için cız etmedimi.bunlara ölüm ödüldür etlerini hergün bir parça kesip işkence yapacaksın.bu nasıl vicdansızlık”

E– “ Idam bu Alçak namussuz için kurtuluş olur kızarmıs yağın içine atacaksın çıkaracaksın ölmeyecek etleri dökülecek acı içinde kıvranarak geberecek”

E– “…..alayınızın a.k bunu yapan kahpe evladı ananı bacını karını çocuğunu senin yatağında senin dizinin dibinde s.k.y.m  a.k dünyası”

E-“…….yemeğe bok verip azdira azdira g.t.ne jop soka soka öldurulmelidir”

Katiller için önerilen bazı işkence yöntemlerini burada yazmaya elim varmadı, okuyorlarsa, en acımasız engizisyon yargıçlarının bile kemikleri takırdamıştır kıskançlıktan. İdam taraftarları arasında çok sayıda değerli eğitimci, hukukçu, hekim, akademisyen arkadaşlarımı görmek beni kaygılandırıyor, üstelik onların da kullandığı dil yukarıdaki örneklerin çok uzağına düşmüyor. İlginizi çektiyse buyurun devam ediyoruz.

Birkaç hafta önce 21 yaşındaki bir genç kadın işkence edilerek öldürüldükten sonra elleri kesilerek bir tarlaya atıldı, Özgecan’ın yaşıtı. Adı Nurdan Dutlu, pek çoğunuz adını ilk kez duyuyor, o hayatını konsomatris olarak kazanan bir genç kadın. Ölüm haberi malum gazetelerin üçüncü sayfasında ve reyting tanrısının bir nedimesinin sunduğu, kayıp kişileri araştıran bir televizyon programında yer aldı. Sayıları çok az olsa da Nurdan Dutlu’nun ölümüne ilişkin sosyal medya mesajlarından da birkaç örnek okuyalım.

K– “Su testisi su yolunda kırılır her zaman yaşadığı hayat neymiş ki nasıl ölücekti olucagi buymuş”

K– “……. Travestiyle Aynı evde kalan kızdan ne bekleyecenki aramayın boşuna..”

E– “Anne babasini dinlemeyenin sonu böyle olur allah rahmet eylesin”

E– “Başı boş yaşamamali insan”

E– “Yasam biciminden kaynaklanan bir olum.su testisi su yolunda kirilir.

K– “Güzel kızmış ama yazık etmiş kendine su testisi su yolunda”

K– “ay bu fhslerde mubarek namuslu oldular yayında”

K– “orbunun arkadaşı ors olurmuş”

K– “su testisi suolunda kırılır”

K– “Zaten iyi yolda değilmişki annesi napabilirki hayatini seçmis yine de Allah rahmet eylesin.”

E– “Ewladi olan bir kadinin ne isi var sarhos masalarında allah akil fikir versin cocuğundan uzaklasirsan ALLAH cc de seni dünyadan uzaklaştırır……gram üzülmedim ne ekersen onu biçersin”

E– “valla hiç acımıyorum kız nerelerde çalışmış annesi bildiği halde susmuş sahip çıkan eden yok kızın arkadaş çevresine bak takıldığı kişilere bak travestisi bile varmış her koyun kendi bacağından bi onla bi bunla takılırsan hak ettiğini bulursun”

K– “Ben o alemde çalışan kadınlarada saygı duyom onlar olmaza abaza erkeklr napck”

Nurdan Dutlu’nun katilleri için de “asılsın, kesilsin” mesajları var ama sesleri hem cılız hem de sayıları çok az. Mesajların özeti açık: Su testisi suyolunda kırılır.

Eski deyişle insanoğlunun beşeri bir varlık olması toplumsal kuralları ve hukuki düzenlemeleri zorunlu tutuyor.  Hukuki düzenlemelerin temel amacı ise toplum vicdanının kanamasına engel olmak veya kanamayı durdurmaktır. Ancak bu toplum vicdanı denen şey nasıl bir merettir ki Özgecan ve Nurdan Dutlu için farklı hatta daha açık söyleyelim ikiyüzlü standartlar geliştirmiştir. Sebebin ne olduğunu anladığınıza eminim; devletlerin, kapitalist sistemin ideolojik aygıtları, toplum vicdanı denen zımbırtıyı kolayca manipüle eder. Hele hele nefret dilinin zirve yaptığı, ötekileştirmenin yaşamın temel taşı haline getirildiği, eğitim seviyesinin giderek düştüğü toplumlarda toplum vicdanını manipüle etmek daha da kolaylaşır. Özgecan katliamından sonra başımıza gelen de budur.

Otoriter, baskıcı rejimlerde ceza yasalarının temel işlevi otoritenin gücünü göstermektir. Hukuk kuralları güç, iktidar ve mülkiyet ilişkileri üzerinden dizayn edilmiştir. Ölüm cezası üzerine istatistiki küçük bir araştırma yapan herkes idamın suç oranlarını etkilemediği sonucunu kolayca görebilir. Mevcut iktidarın bu olayda ideolojik aygıtları harekete geçirmesinin temel amacı Özgecan’ın katillerini ortadan kaldırmak değil daha baskıcı yasaları topluma dayatmak ve onaylatmaktır.

Özgecan katliamında sokağa dökülürken Nurdan Dutlu karşısında neden suskun kaldığımızın, toplum vicdanının ikiyüzlülüğünün sebeplerini kendimize sormak zorundayız. “Bu iki kadını aynı kefeye mi koyuyorsun?” diyenlere söyleyecek sözüm yok, ne yazık ki yakın tarihimizi ve geleceğimizi onların ikiyüzlü ahlak anlayışları belirleyecek. Sözüm, medyanın/sosyal medyanın “ya sizin çocuğunuz olsaydı” çığlıklarının ve idam tamtamların etkisinde kalan, mevcut hukuk sistemine olan güvensizlik nedeniyle ölüm cezasına destek vermeye başlayan aydınlık insanlaradır. Ölüm cezası, bizim gibi bir ülkede Pandora’nın kutusunu açmaya benzer, içinden çıkacak olan kötücül ejderha sadece demokrasiye, eşitliğe, barışa, aydınlık bir geleceğe inanan bizleri yutacaktır.

SYLVIA PLATH- ŞİİRLİ CUMA

Değerli dostlar, hepinize ŞİİRLİ CUMALAR diliyorum. Bu hafta için seçtiğim şair Sylvia Plath, 1932-1963 yılları arasında yaşamıştır. Çocuk yaşlarda katıldığı birçok edebiyat yarışmasında ödüller kazandı. Gençlik yıllarından itibaren ağır psikiyatrik sorunlarla boğuşmak zorunda kaldı. 1955-1957 yılları arasında Cambridge Üniversitesi’nde okudu. 1960 yılında Colossus adlı şiir kitabını yayımladıktan sonra 1963 yılında takma adla yazdığı Sırça Fanus adlı romanı yayınlandı. Sırça Fanus Amerikan feminist edebiyatının ilk örneği olarak kabul edilmektedir.

Sylvia Plath kitabının yayınlanmasından kısa bir süre sonra yaşadığı psikolojik buhranlara dayanamayarak intihar etti, sadece 31 yaşındaydı. Pek çok kitabı ölümünden sonra yayımlandı ve Amerikan edebiyatının en önemli şairlerinden biri sayıldı.

Zor bir şairdir Plath, dizelerine alışmak, zihnimize attığı tokatları kabullenmek kolay değildir. Küçük Füg adlı şiirinin bir kaç dizesinde okuyucusunu açıkça zorlar.

“Porsuk o zaman benim İsa’m
Onun kadar işkence görmüyor mu?
Bir de sana bak, I. Dünya Savaşı sırasında
Kaliforniya pastanesinde
Sosisleri götürüyorsun hapur hupur!
Onlar renklendiriyor uykumu,
Kesik boğazlar gibi kırmızı, hareli
Bir sessizlik vardı!”

Şiirlerinde, kendini evde oturup iki çocuğuna pasta yapmak zorunda hisseden bir kadınla dolu dizgin şiir yazmak isteyen isteyen bir kadının arada kalmış tıkanmışlığını hissedersiniz. İnsanın kendine ve topluma yabancılaşmasını en uçlarda yaşamış ve şiirlerini sıklıkla ölüm metaforu üzerinden dile getirmiştir. Ariel ve Seçme Şiirler adlı kitabından ARI SANDIĞININ GELİŞİ isimli bir şiirini seçtim. Beğeneceğinizi umuyorum.

“ARI SANDIĞININ GELİŞİ
Ben ısmarladım bunu, bu temiz tahta sandığı
Sandalye gibi dört köşe ve kaldırması da pek zor.
İçinde böyle bir şamata olmasa
Bir cücenin ya da
Bir dört köşe bebeğin tabutu derdim.
Sandık kilitli, tehlikeli.
Bir geceyi onunla geçirmem gerek
Zaten ondan uzak da duramıyorum.
Pencere de yok, içerde ne var göremeyişim bu yüzden
Küçücük bir delik var sadece, çıkış yok.
Deliğe dayıyorum gözümü.
Karanlık, karanlık.
Oğul oğul karanlık eller gibi
Ufacık ve ihraç için büzülmüş.
Kara üstüne kara, öfkeyle tırmanıyor.
Nasıl çıkarırım onları dışarı?
En çok da sesleri beni ürküten,
Anlaşılmaz heceler.
Romalı bir kalabalık sanki.
Küçük, her biri tek tek toplanmış ama Tanrım hepsi birarada!
Kulağımı kızgın Latinceye veriyorum.
Ben bir Sezar değilim.
Altı üstü bir kutu manyak ısmarladım.
Geri yollayabilirim.
Ölebilirler, zıkkımın pekini de yiyebilirler, onların sahibiyim ben.
Nasıl da açtırlar kim bilir.
Beni unuturlar mı ki
Kilitleri açsam, geri çekilsem, hatta bir ağaca dönüşsem.
İşte bir sarısalkım, sıra sıra sarı sütunları,
İşte kirazın içetekleri.
Ay kılığım içinde ve cenaze peçem içinde
Derhal görmezden gelebilirler beni.
Benden bal olmaz
Öyleyse niye bana baksınlar, kur yapsınlar ki?
Yarın şeker Tanrısı olacağım, onları serbest bırakacağım.
Kutu yalnızca geçici.”

Kaynak:

Sylvia Plath, Ariel ve Seçme Şiirler, Kırmızı Kedi Yayınevi, 2014.
Çeviri: Yusuf Eradam
ŞİİRLİ CUMALAR, Ortadoğu bataklığına itilmeye ve muhafazakar bir toplum olmaya karşı bir DURUŞdur.

Proje adının izin almadan kullanılmaması rica olunur.