SEÇİM KEDİLİYSE, OY VE ÖTESİ

Niye falan feşmekân partisine (FFP) oy vermeyeceğim üzerine bir yazı yazmayı çok isterdim. FFP şu kadar oy alırsa seçimden sonra “hem şöyle hem de böyle ittifaklar olur, hele böyle olursa bir de şu olur” diyen yazıları okumayı çok seviyorum ama yazmaya kalkınca ekranla bakışıp duruyoruz boş boş. Hele seçim sistemleri üzerine ciddi ve afili bir yazı yazmak eminim her köşe yazarının rüyalarını süsler. Matematikçi Victor D’Hondt tarafından tasarlanmış bir nisbi seçim sistemi olan ve ülkemizde 1965 seçimleri hariç 1961’den beri uygulanan D’Hondt sistemini anlatarak başlamalı yazıya. 1965 seçimlerinde kullanılan milli bakiye sistemi ile % 3 oy alan Türkiye İşçi Partisi’nin 14 milletvekili kazanmasını da yazmalı.  Paniğe kapılan “muktedirlerin” apar topar milli bakiye sisteminden geri çark ettiğini, 1980 sonrasında koyulan yüzde on barajı ile seçim sistemimizin mevcut iktidarlar için “kaymaklı” D’Hondt sistemine dönüştüğünü, bunun adına da “demokrasi” denemeyeceğini yazmak keyifli olurdu. Özetle, oy kullanıyor olmamızın demokratik bir ülkede yaşadığımız anlamına gelmediğini söyleyip noktayı da basmalıydım. Görüyorsunuz, konu şahane, içerik fiyakalı ama içimizin dışımızın eski soba borusu gibi kurum bağladığı şu günlerde hiç içimden gelmiyor bunları yazmak. Tam tersine içinizi ısıtacak, gönlünüzü ve aklınızı aydınlatacak bir seçim yazısı okuyacaksınız bugün. İlginizi çektiyse buyurun, devam ediyoruz.

Victor D’Hondt 1901 yılında ölmüş olsa da, eminim, ülkemizdeki “kedili nisbi seçim sistemi” nedeniyle kemikleri takırdıyordur. Artık hepimiz biliyoruz, toplumun önemli bir kısmı ülkemizin yerleşik kurumlarına olan güvenini hemen tümüyle yitirdi. Üstelik daha da kötüsü “çalıyor ama çalışıyor” gibi bir tevekkülle hayata bakan, yalana, dolana, çalınıp/çırpılmaya şerbetli bir toplum olma yolundayız. Kurumlara olan güvenimizi, geleceğe olan umutlarımızı yitirdiğimiz, “en yiğitlerimizi” rakı sofralarında kaybettiğimiz, “ancak bu böyle gitmez” derken kendimize bile inanmadığımız bu günlerde “makûs talihimizi” değiştirecek bir organizasyonla tanıştım: OY VE ÖTESİ. Dünyanın pek çok ülkesinde OY VE ÖTESİ gibi bir oluşumu anlatsanız en iyi ihtimalle “çatlak” ve hatta “paranoyak” muamelesi görürsünüz. Oysa ülkemizde şişenin içinden çıkan bir masal devi gibi büyüyen, ışığı altına aldığı insanların gönüllerini aydınlatan bir yeni oluşum var, OY VE ÖTESİ.

Hepimiz çeşitli nedenlerle pek çok etkinliğe, toplantıya, seminere, konsere vb. katılıyoruz. Hiçbirimiz yabancısı değiliz bu tür toplantıların. Ama bu eğitim toplantısını unutmam pek mümkün olmayacak. Olacak şey değil ama 2 saat süren, çeşitli yaşlarda yüz kadar kadın ve erkeğin olduğu bir etkinlikte “lütfen telefonlarınızı kapatın” uyarısı yapılmamasına karşın tek bir cep telefonu çalmadı. Bir eğitim etkinliğinde eğitici rolünü üstlenen kişinin profesyonel, konuya hakim, iletişim becerilerinin yüksek olması önemlidir elbette. Oy ve Ötesi eğitimcisinin müthiş performansını görmezden gelmek elbette mümkün olamaz, ancak salondaki gönüllülerin heyecanları, bilinçli soruları, kararlı duruşları olağanüstüydü. “Kedili nisbi seçim sistemi” karanlığını ve umutsuzluğunu delip geçen bir avuç gönüllü onlar, hani şu “makûs talihimizi” tepetaklak edecek öncüler.

Kim onlar, merak eden tıklar Google’ı, karşınızda OY VE ÖTESİ. Biz kimiz başlığı altında kendilerini anlatmışlar. “Biz farklı inanç ve görüşlere sahip binlerce kişiyiz. Demokratik değerler etrafında bir araya geldik ve geleceğimize birlikte sahip çıkma kararı aldık……… Sandık ve seçim güvenliği her zaman ana odağımız kalacak ve yüzbinlerce gönüllümüz ve destekçimizle bir günle başlattığımız uzun soluklu bu yolculuğa devam edeceğiz.”  OY ve ÖTESİ 2015 Genel Seçimleri’nde 45 il ve 162 ilçede tüm oyların %62’sine dokunmayı hedefliyor. Yeterli olmayabilir ama tümüyle gönüllülerden oluşan bir örgütlenme için müthiş bir başarı. Oylarına sahip çıkmak isteyen ve bunun için harekete geçmeye hazır gönüllülerle çalışıyorlar. Gönüllü olmak kolay, internet sitelerine girip başvuruyorsunuz, onlar size ulaşıyor. Seçim öncesi, seçim günü sabahı ve seçimden sonrası için her adım planlanmış, tüm gönüllüler eğitimden geçiyor, yetki ve sorumluluk üstleniyorlar. Sistemin tüm olanakları ve hatta açıkları kullanılmış, gönüllülerin birçoğu muhtelif siyasi partilerin müşahidi olarak sandık alanında hazır bulunacaklar, herkes görevini biliyor, herkes hazır, herkes heyecanlı. Çantalarında bulunduracakları tutanaklar, karbon kâğıdı, toplu iğne, makas, sandık kurulu üyeleriyle sıcak ilişki kurmak için çikolata hatta “kedi operasyonları” için el feneri bile listelenmiş. Seçim güvenliğinden tek anladıkları “elektrik kesilirse sandığın üzerine oturun” olan zihniyetin öğreneceği çok şey var onlardan. Çıkması muhtemel sorunların nasıl çözülebileceği planlanmış, okul sorumluları ve gerektiğinde harekete geçmeye hazır mobil ekipler oluşturulmuş. Sandık başında telefon görüşmesi yapmaları mümkün olmadığından ekipler Whatsapp üzerinden mesaj grupları oluşturmuşlar. Muazzam bir emek, birikim ve donanım…

2015 Genel Seçimleri’nin ülkemiz için büyük önem taşıdığına hiç kuşku yok. Siyasi partilerin ve onları destekleyenlerin medya ve sosyal medyada kullandıkları nefret diline bakarak yakın geleceğe ilişkin iyimser bir tablo çizmek kolay görünmüyor. Geleceğe ilişkin umut ve kaygılarımızın en çok “dip yaptığı” bir dönemde OY VE ÖTESİ’nin ortaya çıkışı elbette bir tesadüf değil, toplumun yeni bir siyaset yapma dili ve etkinliği talebinin en somut göstergelerinden biri olarak, siyasi bir taraf olmadan “siyaset sahnesinde” yerini alıyor; caydırıcı, cesur, güler yüzlü, dinamik ve aydınlık.  Kendilerini böyle tanımlamıyorlar belki ama benim için OY VE ÖTESİ, ikinci yıldönümünü kutladığımız “GEZİ”nin tohumlarını, aklını ve deneyimlerini taşıyor. Şimdi, bize dayatılan “yeni Türkiye” karşısına dikilmiş dipdiri ve cesur bir dil var, hepimize düşen görev OY VE ÖTESİ’ne omuz vermek ve içinde yer almak. Geleceği biçimlendirmek için oy vermekten daha çoğuna ihtiyacımız var, hayal etmek ve o hayal için mücadele etmek…