KURBAN

Mitolojiye az da olsa aşinalığınız, az buçuk kulak dolgunluğunuz varsa tarihin ilk güzellik yarışmasını hatırlayacaksınız. Bırakılsa birbirinin gözünü oyacak üç tanrıçadan en güzeline verilmek üzere bir elma atılır ortaya. Zeus uyanık, kararı kendisi vermek istemez. Hera, Athena ve Afrodit’ten hangisinin en güzel olduğunu belirlemek için jüri üyesi olarak Truva kralı Priamos’un oğlu Paris’i görevlendirir. Zavallı Paris, üç tanrıçanın üçünü de memnun etmenin yolu yok, birinden birini seçecek. Tanrıçalar işi şansa bırakmazlar, Paris’e açıkça rüşvet teklif ederler. Hera krallıklar ve imparatorluklar, Athena üstün savaş becerileri ve bilgelik, Afrodit ise dünyanın en güzel ölümlü kadınının aşkını vadeder. Yarışma bu çağda yapılıyor olsa Hera’nın dünya güzeli olması garanti olurdu. Nedir, Paris Afrodit’i seçer, başı da beladan kurtulmaz. Çünkü devrin en güzel kadını Sparta Kralı Menelaus’un karısı Helen’dir ve Hermione isimli bir de kızı vardır. Meraklısı için yazayım, Paris’in yaşı Helen’den küçüktür ama işin içinde Afrodit var, birbirlerine âşık olurlar ve tanrıçanın yardımı ile Paris ve Helen Sparta sarayından kaçıp Truva’ya varırlar. İşte kızılca kıyamet o zaman kopar, Sparta Kralı Menelaus konuyu gurur meselesi yapar ve Miken Kralı ağabeyi Agamemnon’dan yardım ister. Diğer Yunan krallarının yardımı ile muazzam bir ordu ve donanma hazırlanır. Eminim pek çok Türk erkeği Menelaus ve Agamemnon için “helal olsun, erkek dediğin namus için yaşar” diyordur. Nedir, kanaatimce bunca büyük bir orduyla Truva’ya saldırılmasının sebebi terkedilmiş bir kocanın kıskançlık krizi değildir. İyice palazlanmış Yunan şehir devletleri Anadolu’yu ilhak etmek istemekte ve bu yolla Asya’ya egemen olma planları yapmaktadırlar. Neyse, konumuza dönelim, donanma Agamemnon’un komutasında hazırlanır, hazırlanır ama minik bir rüzgârgülünü bile kıpırdatacak rüzgar yoktur. Kâhinler rüzgârları Artemis’in serbest bırakmadığını ve onu memnun etmek için Agamemnon’un bakire kızı İphigenia’nın kurban edilmesi gerektiğini bildirirler. Anlaşılan, ağzı salyalı kâhinlerin günümüz modellerinin kız çocuklarına musallat olması yeni değil. Agamemnon’un krallığı kâhinlere sökmez, rüzgâr için İphigenia kurban edilecektir. Tam kurban töreni sırasında Artemis bir dişi geyik gönderir. İphigenia’yı ise kendine ait bir tapınakta rahibe olarak görevlendirir. İslami kaynakların kurbanın kaynağı olarak gösterdikleri, İbrahim’in oğlu İsmail’i kurban etmek üzereyken Cebrail tarafından bir koç getirilmesi öyküsüne nasıl da benziyor!

eaf716326b4c63cd4d3720a450776d79

İnsanların kurban olarak kullanılması pek çok kültüre damgasını vurmuştur. Baş edemediği, anlayamadığı güçleri memnun etmek, ölümden sonraki öte dünyada iyi bir yer edinmek, iktidarına başkaldıranlara gözdağı vermek, savaşta başarılı olmak için siyasal iktidarlar ile ruhban sınıfının işbirliği ile insan kurbanına ait ritüelleri her kültürde görüyoruz. Finikeliler savaşa gitmeden önce çocuk kurban etmezlerse başarılı olamayacaklarına inanırdı. Hindistan’da Thug tarikatı 19. Yüzyılda tanrıçaları Kali için bine yakın insanı ruhmal adı verilen bez parçaları ile boğarak kurban etmişlerdir. İnsan kurbanına ait en çarpıcı ritüelin Mezoamerika kültürlerine ait olduğu söylenebilir. Aztek ve Maya’larda, esirler tapınak olarak kullanılan piramitlerin tepesindeki sunak taşına yatırılır, başrahibin yardımcıları kurbanı kol ve bacaklarından tutarlardı. Başrahip elindeki obsidyenden yapılma bıçakla esirin karın/göğüs boşluğunu yarıyor ve kurban ölmeden önce eliyle kalbini söküp dışarı çıkarıyordu. Bugünkü bilgilerimiz, bu törenler sırasında aynı gün içinde binlerce kişinin kalplerinin sökülerek kurban edildiğini göstermektedir. İnsanların kurban edilmesini vahşilik, barbarlık olarak niteleyenlere şunu hatırlatmak isterim. Sadece 2003 yılında “Irak insanının özgürleştirilmesi, Irak’a demokrasi getirilmesi” için ABD ve müttefiklerinin gerçekleştirdiği işgal sonucu yüzbinlerce sivil katledilmiştir.

aztek-kurban-insan-rituel-1

Artık insan kurban etme geleneği yok. Artemis’in gönderdiği dişi geyik, Cebrail’in getirdiği koç işe yaramış görünüyor. Günümüzün kurban anlayışını, İslam dini içindeki yerini tartışmak gibi bir amacım yok. Sırat köprüsünün kurban edilen hayvanların üstüne binilerek geçileceğine dair bir inancı polemik konusu yapmak kanımca zaman kaybı. Ancak “beş kişi danaya girmek” konseptinin Sırat köprüsündeki uygulamasının nasıl olabileceğini düşünmeden edemiyorum.

İslami bir geleneği sorgularken o konuya ilişkin Bektaşi hikâyeleri gözden geçirilmezse, ülkemiz gerçekleri ıska geçilmiş olur. Bu nedenle yazımı baba erenlerin bir hikâyeciği ile bitiriyorum.

Zamanın birinde, kurban bayramının arife günü bir Bektaşi ağır aksak evine gidiyormuş, elinde de çekeri en azından iki okkalık torik var. Zulaladığı bir okkalık rakı ile toriğin buluşmasını kutlamak için birkaç can dostunu davet etmiş. Böyle keyfi yerinde yürürken bir köşe başında mahallenin softası ile burun buruna gelmiş. Softa alaycı bir edayla sırıtmış, bir yandan ipini çekiştirdiği yeni aldığı koçu işaret ediyormuş.

“Ne o baba, Sırat köprüsünü toriğin sırtında mı geçeceksin”

Baba erenler softaya muzip muzip gülümseyerek cevap vermiş.

“Sırat köprüsüyle işim olmaz, derya kuzusu kurban edeceğim bu yıl, karşıya da yüzerek geçeceğim.”

 

 

 

KURBAN” üzerine bir düşünce

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s