YILDIZ YILDIZ ABDÜLHAMİT

Osmanlı- Rus Savaşı (93 harbi) hezimetle bitmiş ve Osmanlı delegelerinin alabildiğine aşağılandığı Berlin Kongresi ile sınırları daha da daralan Osmanlı Devleti varlığını korumayı başarmıştır.

berlin-kongress-1

Berlin Kongresi

Ama Sultan Abdülhamit huzura kavuşmaktan çok uzaktır. Sultan III. Selim’in tahttan indirilip feci bir biçimde öldürülmesinin üzerinden 70 yıl geçmiş, padişahların “hal ve katli” neredeyse unutulmaya yüz tutmuşken arka arkaya iki padişahın tahttan indirilmesi ile Abdülhamit’in kuşkucu ve kuruntulu kişiliği giderek bilenmiştir. Korkuları, onun Yıldız Sarayı’na iyiden kapanmasına sebep olur. Savaşın yol açtığı ağır yoksulluk, Balkanlar’dan İstanbul’a akan göçmenlerin sebep olduğu sorunlar ve mağlubiyetin toplumsal utancı İstanbul’u gerilimin başkenti yapmıştır. Abdülhamit’in korkulu rüyalarının başında kardeşi Murat gelir. Murat’ın sağlığına kavuşması fikri Abdülhamit’i ürkütüyor, Murat’ın çevresini kendisine sadık hizmetkârlarla çevirerek kontrol altında tutmaya çalışıyordu. 1878 başında Paris’te Kont de Keratry tarafından bir kitap yayınlanır: “V. Murat, Devletin Tutsağı Şehzade Sultan.” Eserinde Murad’ın “akli melekelerine hâkim, sağlığının çok yerinde”, dolayısıyla “imparatorluğun gerçek ve meşru sultanı” olduğunu ileri sürer.

sultan_murad_v_of_the_ottoman_empire

Abdülhamit’in kaygıları “paranoya” düzeyine ulaşmıştır. Sonunda 1878 Mayısında yeni bir olay patlak verir. Ruh sağlığı bozuk olduğu için tahttan indirilen V. Murat’ın ikamete zorunlu kılındığı Çırağan Sarayı önünde sabah saatlerinde küçük gruplar halinde toplanmaya başlayan bir kalabalık oluşur. Yüzlerce kişiye ulaşan isyancılar Çırağan Sarayı nöbetçi ve muhafızlarını etkisiz hale getirerek içeri girerler.

ciragan_palace_ciragan-sarayi_by_aslibo

Çırağan Sarayı

Murat’ın dairesine ulaşıp, sahanlığa çıkan Murat’ı yeniden tahta çıkarmak için ikna etmeye çalışırlar. Murat, Abdülhamit hakkında sorular sorar, tereddüt eder. Tam bu anda Beşiktaş Karakolu ve çevre kışlalardan çıkan askerler olay yerine ulaşıp müdahale ederler. Çıkan çatışmada tahminen 85 kişi ölür. Ölenler arasında Çırağan Darbesi’ni örgütleyen, isyanın liderliğini yapan Ali Suavi de vardır. Ali Suavi, tarihçilerin üzerinde anlaşmakta güçlük çektiği din adamı, öğretmen, gazeteci ve yazar kimliklerini taşıyan bir kişiliktir. Abdülaziz döneminde yurt dışına kaçarak gazete çıkaran, Türkçü, Turancı, İslam’da reform yapılmasını savunan ama şeriat yanlısı, İngiliz bir eşi olan, Abdülhamit tarafından Galatasaray Lisesi Müdürü yapılmış ve akabinde görevden alınmış, camilerde vaaz veren karanlık bir portre çizer Ali Suavi. Hakkında şarlatan, hürriyet kahramanı, İngiliz ajanı ve kaçık tanımları yapılmıştır. Darbe başarısızlığa bile uğrasa Abdülhamit’in korkuları zirveye çıkmıştır. Ali Suavi’nin karanlık kişilikli görüntüsünün onu daha da vehimli, kuruntulu yaptığı söylenebilir.

6660_ali_suavi-1

Ali Suavi

Abdülhamit, başarısız Çırağan Darbesi’nden sonra kendisini tahta çıkaran ekibe yönelir. Haddizatında, tahta çıkmasından sonra bu ekibe sarayda önemli görevler vermiş ve akabinde uygun bir sırayla onları çevresinden ve yönetimden uzaklaştırmıştır. Bunlar arasında tahta çıkmasını sağlayan fetvayı veren şeyhülislam, eski sadrazam gibi önemli devlet adamları vardır. Abdülhamit’i tahta taşıyan en önemli isim ise Mithat Paşa’dır. Abdülhamit, kendisini tahta çıkaran isimlerden korkuyor ve kuşkulanıyordu. Onu tahta çıkartan bu adamlar, indirecek güce de sahip olabilirlerdi. Bu nedenle özellikle Mithat Paşa’yı ilelebet yok etmek gerektiğine inanıyordu. Mithat Paşa toplumun önemli bir kesiminin saygınlığını sağlamış, Tuna ve Bağdat valisi olarak yaptığı görevlerde rüştünü ispat etmiş, iki kez sadrazamlık yapmış, yabancı devletler nezdinde çekinilen, Kanuni Esasi’nin babası olarak kabul edilen, meşrutiyete ve saltanatın yetkilerinin sınırlanması gerekliliğine inanmış parlak bir devlet adamıydı. Mithat Paşa’nın Avrupa’ya sürgün olarak gönderilmesi onu etkisiz hale getirmeye yetmemişti. Avrupa gazetelerinde yer alan röportaj ve makalelerinde Kanuni Esasi’yi övüyor, hürriyet yanlısı görüşleriyle prestijini arttırıyordu. Mithat’ın yurt dışında daha tehlikeli olduğuna karar veren Abdülhamit, 1878 sonlarında Suriye Valisi olarak görevlendirir. Ancak Mithat’ın “nasılsa koca Suriye Valisi oldum, sefam olsun” diyerek keyif sürmeyeceği çabuk belli olmuştur. Vilayet yönetimini hızla düzenlemiş, maliyeyi yoluna koymuş, okullar açmış, telgraf hattını genişletmişti. Bu da yetmemiş, İstanbul’dan yetkilerinin genişletilmesini talep etmiştir. Abdülhamit’in bu dönemde, dedelerinin “tiz vurun bunun kellesini” emrini veremeyişine çok hayıflandığı açıktır. 1880 Ağustosunda görev yerini değiştirir Mithat’ın. Bu kez İstanbul’dan uzak ama kontrol edebileceği kadar yakında, merkezi İzmir olan Aydın’a Vali olarak atar Mithat’ı.  Nedir, İstanbul’da yeni bir şayia türemiştir. Mithat karşıtları arasında başlayan fısıltılar köşe yazılarına taşınır. Kimilerine göre Mithat, Abdülhamit’e karşı bir darbe hazırlığındadır. Hatta Mithat’ın bir içki sofrasında “şimdiye kadar Ali- Osman olmuş, bundan sonra da Ali- Mithat olsun” dediği iddia edilmiştir. Ortalıkta gezen ikinci şayiaya göre Abdülaziz intihar etmemiş ve başta Mithat Paşa olmak üzere dönemin üst yöneticilerinin planlaması ile öldürülmüştür. Ağ örülmüştür. Vali olarak atanmasının üzerinden birkaç ay geçmiştir ki 17 Mayıs 1881 gecesi konutunun çevresi askerlerce kuşatılır. Muhtemelen zamanında uyarılan Mithat kaçar, gece yarısı Fransız Konsolosluğu’na sığınır. Oysa Fransızlar beş gün önce Tunus’a el koymuşlardı. Fransızlar için, Osmanlı ile maraza çıkarmanın zamanı değildi; adil ve aleni yargılama sözü alınarak Mithat Paşa Osmanlı kuvvetlerine teslim edilir. Mithat Paşa’nın yargısız infaz korkusuyla Fransız Konsolosluğu’na sığınması, suçlu olduğunun delili sayılmıştır.

32c5906_alt_ant_840-01

Mithat Paşa Anıtı- Ulus, Ankara. 1966.

Burada kocaman bir parantez açıyoruz, çünkü şimdiden itibaren ne yazsam boşuna, birileri çıkıp “ama şu tarihçi, bu araştırmacı da şunu demişti” diyecektir. Diyecektir ama işin içinde Uzunçarşılı var. “O da kim ola” diyenler için yazacağım, mecbur. 1977 yılında, 89 yaşında arşivde çalışırken kaybettiğimiz tarihçi İsmail Hakkı Uzunçarşılı’dan söz ediyorum. Ordinaryüs profesör unvanlı, her biri tuğla gibi yazdığı kitapların yekûnu, günümüz öğretim üyelerinin çoğunun hayatı boyunca okuduğu kitaplardan fazla olan bir üstat-ı azamdır Uzunçarşılı. 1946 yılında bir kitap yayınlar, Midhat ve Rüştü Paşaların Tevkiflerine Dair Vesikalar. Mithat Paşa’nın İzmir’de tutuklanmadan öncesini ve tutuklanma sürecine ait arşiv belgelerine dayanarak yazıyor bu kitabı. Bu kadarla da yetinmiyor, 1950 yılında Midhat Paşa ve Taif Mahkûmları adıyla bir kitap daha yayınlıyor.

225577211_tn50_0

Mithat Paşa’nın “Abdülaziz cinayeti” mahkûmu olarak Taif’e götürülüşü, oradaki çileli hayatı, mektupları vb. konusunu yine belgelere dayanarak yazıyor. Tutuklanmasını yazmış, mahkûm oluşunu ve sonrasını yazmış, mahkeme süreci ise yok. Bu konuda Uzunçarşılı’dan 17 yıl çıt çıkmıyor. 1967 yılında Midhat Paşa ve Yıldız Mahkemesi adlı kitabı yayınlıyor Uzunçarşılı.

_big_1101816130

Kitap yayınlandıktan sonra anlıyoruz bu uzun gecikmenin nedenini. Uzunçarşılı Abdülaziz’in ölümünün bir cinayet mi yoksa intihar mı olduğu konusunda, uzun yıllar, belgelere dayanan bir sonuca varamamıştır. Nedir, Yıldız Sarayı arşivinin araştırmacılara açılmasından sonra elde ettiği belgelere dayanarak bir sonuca ulaşır Uzunçarşılı. Adliye arşivinde bulunması gereken Yıldız Mahkemesi dosyasının yanmış olması sebebiyle yıllarca konu karanlıkta kalmıştır. Ancak Yıldız Sarayı arşivinde bulunan ve Abdülhamit’in kendisi için hazırlattığı mahkeme dosyasını inceleyen Uzunçarşılı, Abdülaziz’in ölümünün intihar sonucu olduğu ve mahkemenin tümüyle düzmece olduğu sonucuna varır.

Mithat ve “suç ortaklarının” yargılanması Yıldız Sarayı’nda kurulan bir çadır “özel” mahkemesinde gerçekleştirilir. Mahkemenin Başkanı, Mithat Paşa’nın Tuna Valiliği yaptığı sırada uygunsuz davranışları yüzünden vilayetten kovduğu Sururi Efendi’dir. Yaranmak, göze girmek, yükselmek, şahsi menfaat hırsı olanlardan oluşan bir mahkeme heyeti ve tanıklar. Sonuç olarak mahkeme Mithat Paşa’yı idama mahkûm eder. Aynı usullerle kurulmuş temyiz mahkemesi cezayı onar. Abdülhamit bir Heyet-i Fevkalade toplar. Heyet hükmün gerçekleştirilmesi yönünde oy kullanınca Abdülhamit merhametini gösterme olanağı bulur. Cezayı ömür boyu kalebentliğe çevirir, Mithat Taif’e götürülerek çok ağır şartlarda hapsedilir. 1894 yılında, muhtemelen Abdülhamit’in talimatıyla boğularak öldürülür.

1908 yılına kadar Osmanlı Devleti, Yıldız Mahkemesi’ni teşkil eden ideolojik aygıt tarafından yönetilir. Bu yönetimin adı istibdattır.

 

İkinci Bölümün Sonu

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s