Seninle Beş Dakika

Aman ha, yanlış anlamayın, “seninle bir dakika” aşkının uzatmalı versiyonu değil bu yazım. Sosyal medya çağının bilgisi ve duygusu kirli, ne yapsanız, ne söyleseniz aşna fişneye yorulan dünyasında aşk üzerine yazmama kararlılığım sürüyor.

5 dakkada Beşiktaş…

Türk Tabipleri Birliği bir zamandır çan çalıyor. Sağlık Bakanlığı’nın telefonla ve internet üzerinden kurduğu randevu sistemi ile “hastaya ayrılan süre beş dakikaya indi” demekten helak oldu koca örgüt. Araya 14 Mart Tıp Bayramı girdi, fırsat bu fırsat diyen tabip odaları ve  “sağlık hizmeti hastayı iyi muayene ve tedaviden ibaret değildir” diyen hekimler konuyu sosyal medyada çıtlattılar. Nedir, mesele sanki hekimlerin ve hekim örgütlerinin sorunu. Hekimler kendi çalıp kendi oynuyor. Sosyal medyada varsa yoksa referandum, sonuç hayır çıksa, sanmayın ki altı dakika, yine beş dakika… Hal böyle olunca, hekimlikte otuz üç yılı devirmiş, eli kalem tutan, güngörmüş bir yurttaş olarak bu konuda yazmaya karar verdim. Bir hekimin o beş dakikaya neleri sığdırması gerektiğini herkes bilirse belki yer yerinden oynar, ne hayal ama.

Ceviz kabuğuna sığan halımız var…

Binbir Gece Masalları’nda hükümdarlar kızlarını verecekleri damat adaylarından masallara özgü isteklerde bulunurlar. Mesela tüm sarayı kaplayacak büyüklükte ama dürdüğünüz zaman cevizin içine sığabilecek bir halı isterler. Masal işte, ister mi ister. Yurdumun hekimlerinin hali padişahın kızını isteyen damat adayları gibi oldu. Bu halı bu cevize sığacak…

Hasta kapıdan içeri girer…

Dur girme, girdi bile. Daha gözlüğün camı silinecekti. Hastanın kapıdan girmesiyle başlıyor hekimin muayenesi. Yürüyüşü, yüz ifadesi, vücut dili, giyimi, sakal tıraşı, makyajı; tümünden çıkartılacak anlamlar var, her biri teşhis ve tedavide eşsiz ipuçları veriyor. Neyse, muayene odası o kadar küçük ki gözlüğün camını silmeden de görüyor tüm ayrıntıları. Hekim hastaya oturması için yer gösterecek. Ayakta olmaz mı, olmaz. Ayaktaki hastaya “şikâyetin ne” diye sorulmaz.

Hasta gösterilen yere oturur…

Hastaya “hoş geldiniz denir. Nedir, hekim hastadan bir kuşak veya daha fazla büyükse (25+ yıl) sen denebilir. Hasta, geldiği yörenin kültürel özellikleri nedeniyle hekime “sen” diye hitap ediyorsa hekim de “sen” diyebilir. Bunun dışındaki tüm koşullarda hekim “siz” diye hitap eder.

Çapraz sorgu…

Kimlik ve yaş bilgisinden sonra hastanın yaşadığı bölge/şehir/mahalle sorulur. Hastanın geldiği çevre ile hastalık arasında önemli ilişkiler olabilir. Meslek mutlaka sorulur, hatta bazı durumlarda mesleği hangi koşullarda yaptığı da sorgulanır. Hastanın mesleği ve çalışma şartlarının fiziksel koşulları ile hastalık arasında atlanmaması gereken ilişkiler olabilir.

Ben seni özgeçmişinle seviyorum…

Hastanın özgeçmişi dikkatle sorgulanır. Geçirdiği hastalıklar, operasyonlar, bu hastalıkların hala  devam edip etmediği, halen hangi ilaçları ve tedavileri uyguladığı öğrenilir, not alınır; yanında getirdiyse eski rapor/film/reçeteler incelenir. Niye mi, anlatacağı şikâyetleri ile geçmişteki hastalıkları arasında ilişki bulunabilir, yapılacak tedavi ile halen uygulanan ilaç vb. uygulamalar kafa kafaya toslaşabilir. Şakası bile kötü, ilaçların kendi aralarındaki geçimsizlikler ölümcül sonuçlara yol açabilir. İlaçlar birbirinin etkisini arttırabilir, azaltabilir veya ciddi, istenmedik sorunlara yol açabilir. Ya alerji, soruşturmazsanız adama/kadına sorarlar, “o diplomayı bakkaldan mı aldın” diye. Hastanın ilaç veya kimyasal, biyolojik, fiziksel ajanlara karşı olan alerjik özellikleri bilinecek, nokta.

Anasına, babasına, halasına, amcasına, teyzesine bak kızını/oğlunu öyle al…

İnanın, hekimler kimsenin anasını,  atasını, kardaşını öğrenme meraklısı değildir. Ama mecbur, hastasının soy geçmişini didik didik sorgulamayan hekimler için cehennemde özel bir kazan olduğu rivayet olunuyor. 40 yaşındaki hastanın babası 38 yaşında kalp krizinden ölmüş. Ver grip ilacını, sabah yatakta mor…

Hala mı çıkmadı bu hasta…?

Dışarıda bekleyen 40 hasta nedeniyle hekim hastasına kestirmeden sorma gafletinde bulunuyor.

“Alkol, sigara?”

“Çok mersi doktor bey, bekleyen hastanız çok, şimdi almayayım.”

Demek ki neymiş, hekim hastasının keyif verici,  uyuşturucu, bağımlılık yapması mümkün alışkanlıklarını dikkatle sorup soruşturacakmış.

Evde beslediğiniz tarantulanın çiftleşme dönemi ne zamandı..?

Sorup soruşturulacak konuların hepsinin bu kadar olduğunu sanıyorsunuz değil mi, nitekim yanılıyorsunuz. Hastanın durumuna göre değişmek üzere sorulacak daha on yüz milyon soru var. Hangi fizik koşullarda kimlerle yaşadığı, evde evcil hayvan besleyip beslemediği, yaptığı seyahatler ve seyahatin yeri… Daha sırada mahrem sorular var; şüpheli cinsel ilişki ve cinsel tercihler, cinsel ilişki sıklığı, sık partner değiştirme, ilişki sırasında yaşanan sorunlar, son adet tarihi, adet sıklığı/süresi, doğum, kürtaj, düşük vb. bazı soruların yanıtlarına hekim ihtiyaç duyabilir, duyar.

Her yanım çımgışıyo doktur hanım…

Dikkatinizi çekerim, hekimimiz henüz hastanın niye geldiğini sormadı. Ayrıyeten, hekim o ana kadar hastanın kendisine verdiği bütün bu bilgilerin tümünün yalan, hayal, kurmaca olabileceğini de göz önüne almak zorunda. Aha, hekim şimdi hastanın şikâyetini soracak. Hasta muayenesinin bu aşaması hekimin eğitim ve deneyimini ustaca kullanmasını gerektirir. Sorular hastanın kendini açıkça ifade edebileceği tarzda, hastanın eğitim ve kültürel özellikleri göz önüne alınarak yöneltilir. Örneğin “yargınım ağrıyor” diyen bir hastaya ağrıyan yerini eliyle göstermesi istenebilir.

İki tak tak bir şak şak…

Hastanın muayene masasına çıkartılma faslını çok uzatmayacağım. Uzatmama sebebim yapılması gerekenlerin azlığından değil, hastaya göre büyük çeşitlilik göstermesinden kaynaklanıyor. Sağlık kurumuna gelen kişi bir hastalık veya organ değil, yardıma gereksinimi olan, fiyakalı deyimiyle biyo/psiko/sosyal bir varlıktır. Bu nedenle hekim hastasına özgü muayeneleri yapmadan önce, genel olarak vücut sistemleri hakkında bilgi edineceği bir fizik muayene yapar. Ağız, boğaz ve boynun elle ve gözle muayenesi, akciğer ve kalbin dinlenmesi, karnın elle palpe edilmesi, tansiyon, nabız ve vücut ısısının ölçülmesi her hastada yapılması gereken standart uygulamalardır. Boğazı ağrıyan hastanın karaciğer ve dalağına bakmadan veya soğuk algınlığı şikâyeti ile gelen hastanın tansiyonunu ölçmeden ilaç yazmanın sonuçlarını bilmeyin daha iyi.

Ölürse yer beğensin, ölmezse el beğensin…

Hastanın sistemik ve hastalığa özgü muayenesinin bitiminden sonraki aşama reçete yazma ve bilgilendirme sürecidir. Hekim hastalıkla ilgili kanaatini anlaşılır bir dille açıklar. Tam bir tanıya ulaşamadıysa bunun sebeplerini ve istediği tetkikleri veya farklı uzmanlık alanındaki hekimlerden konsültasyon taleplerini anlatır. İstediği tetkik, laboratuvar ve konsültasyon sonuçları gelinceye kadar olan sürede izlenecek yol haritasını çizer. Hekim bir tanı koymuşsa tedavi için önerilerini açıklar. İlaçları kullanırken dikkat edilecek hususlar, hastanın yaşam biçimindeki değişiklik gereksinimi oldubittiye getirmeden tek tek açıklanarak anlatılır. Hekim, bu anlatım sırasında hastanın ve/veya hasta yakınlarının eğitim durumlarını ve tedaviye uyumluluk düzeyini göz önüne alır.

Suriyelilere de mi bakıyorlarmış…?

Eminim çoğunuz abarttığımı hatta tümden hayali bir senaryo yazdığımı düşünüyorsunuz, hatta bazı okurlarım “yok artık” diyerek yazıyı okumayı bırakmış olabilirler. Oysa sizi temin ederim ki çok eksiği var bu yazımın. Örneğin kişinin ölümcül ve tedavisi mümkün olmayan bir hastalığa yakalanması durumunda hastanın ve yakınlarının bilgilendirilmesi, hastanın refakatçileri/yakınları ile ilişkiler de o beş dakikanın içine sığmalıdır. Bitmedi, tutuklu ve hükümlü hastalar, istismara, tecavüze, şiddete veya işkenceye uğramış kişiler, psikiyatrik hastalar, mülteciler, diğer hastaların tepki gösterdiği Suriyeliler, toplum sağlığını ilgilendiren bulaşıcı hastalığı olanlar, sokakta yaşayanlar gibi özel durumlarda bütün bu yazdıklarımdan çok daha fazlası gerekecektir. Bazı durumlarda hekim idari, tıbbi ve sosyal servislerle ilişki kurmak, bu kurumları koordine etmek durumundadır. Yine eminim ki, bazı hekim dostlarım bu yazdıklarım içinde de pek çok eksik bulacaklar, hekimin o beş dakikalık süre içinde yapması gereken daha birçok tıbbi veya tıbbi olmayan görevlerini hatırlatacaklardır.

Parayı verene üflemeli çalgılar orkestrası…

Bir ülkenin sağlık sistemi “parayı verene üflemeli çalgılar orkestrası” mantığı ile işletiliyorsa tüm hastalar para getiren birer müşteridir. Bu tip bir sağlık sisteminde öncelik, az para getirenle çok para getiren hastaları birbirinden ayıracak tedbirlerin alınmasıdır. Hastaya ayrılan süre maliyete ilişkin bir çıktıdır. Hekimler muayene süresinin azalmasıyla daha çok tetkik istemek zorunda kalır, daha çok tetkik daha çok para kazandırır. Hekimler ve hastalar bu fasit filmin birer oyuncularıdırlar. Büyük resmi iyi okuduğunuzda hekim ve hastanın aynı süt kazanına düşmüş birer kurbağa oldukları kolayca anlaşılır. Hekimler giderek küçülen tavuk kümesi kadar ve havalandırması, aydınlanması olmayan odalarda daha fazla hasta bakmaya zorlanır. Parası yeterli olmadığı için iyi hizmet alamayan hastaların öfkesi de hekime yönelir.

Sevişmek bir dakika…

Palavra… Sevmek bir ömür, sevişmek bir dakika olacakmış. İyi bir psikiyatrist önereceğim, neymiş öyle bir dakika…

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s