KORKURAM

 

“Fikrini kan görürem, korkuram,

Korkuram, korkuram, korkuram.”

İlk gördüğümde Zaytung sitesinin bir üretimi sanmıştım, sahici olduğunu sindirmek kolay olmadı. 33 yıllık bir hekim olarak yazdığım on binlerce reçetenin içindeki haram maddelerin çokluğu beni benden aldı. Yurdumun bir üniversitesinde Tıbbi Farmakoloji Ana Bilim Dalı Başkanı olan ve profesör unvanı taşıyan bir zatın “İnancımıza Uygun İlaç Kullanımı” başlıklı konferansının duyurusu için hazırlanan görsel karşısında durakaldım. Şimdi anlıyordum, Mirza Elekber Sabir boşuna yazmamıştı “Korkuram” şiirini.fb_img_1493322375452

Mirza Elekber Sabir adını ilk kez  duyduysanız dozunu kaçırmadan hayıflanabilirsiniz. Ülkemizde bilinen bir şair değil Sabir. Şiirleri Arapça, Farsça, Rusça, Ermenice, Tacikçe, İngilizce dillerine çevrilmiş olmasına, Hophopname adlı kitabı yıllar önce Türkçe olarak basılmasına karşın ülkemizde tanınmayan, bilinmeyen bir şairdir Mirza Sabir.

Azerbaycan’ın Şamahı şehrinde 1862 yılında dünyaya gelmiş, babası Hacı Meşhedî Zeynelabidin küçük bir dükkân işleten sofu, dindar bir aileden gelme sıradan bir esnaftır. Babası Mirza’nın tüccar olmasını istiyordu. Sekiz yaşında temel eğitim almak üzere Mollahane’ye gönderildi. 12 yaşında ünlü Azerbaycan şairi Seyid Azim Şirvânî’nin açtığı okula başladı. Genç Mirza için büyük bir şanstı Şirvani. Azerbaycan Türkçesi, Farsça, Arapça, Rusça, tabiat bilgisi, tarih, coğrafya, hesap, şeriat ve klasik edebiyat dersleri aldı. Genç Sabir’in şiire yatkınlığını fark eden hocası Şirvani onunla özel olarak ilgilenmeye başlamış, ona Sadi’nin Gülistan şiirlerini çevirttirmiştir. (Aynı bizim ülkemizde olduğu gibi. Bildiğiniz üzere bizim ortaöğretim öğretmenlerimiz de şiire, edebiyata yatkın öğrencilerin Füruğ’un şiirlerini Çehov’un öykülerini okumalarını sağlarlar.)  Şirvani ilk şiirlerini yazmaya başlayan Sabir’i teşvik eder, şiirlerinin tashihine yardımcı olur. Ancak Sabir’in eğitimi sadece iki yıl sürer, kendisine dükkânda yardım etmesini isteyen babası tarafından okuldan alınır. Oysa Sabir bakkal dükkânında sıkılmakta ve gizli gizli şiir yazmaktadır. 21 yaşına gelince evden kaçar, yaşadığı Şamahı kentini terk edip kutsal yerleri görme bahanesiyle yola çıkar. Horasan, Nişabur, Semerkand ve Buhara gibi döneminin kültür merkezlerini gezer. Birkaç yıl sonra babasının ölüm haberini alarak Şamahı’ya geri dönmek zorunda kalmış, ailenin geçiminin sağlanması onun omuzlarına yüklenmiştir. Babasından kalan dükkânı işletmeye çalıştıysa da beceremez, kuyruk yağından sabun yapıp satmaya başlar. Akrabalarından Billûrnisa adlı bir kızla evlenir ve on beş yıl içinde sekiz kız ve bir erkek çocuğu olur. Yaşamı boyunca geçim sıkıntısı peşini bırakmaz Sabir’in. 1907 yılında eğitim alanında çalışmaya karar verir. Bakü Valiliğinin açtığı öğretmenlik sınavını kazanır ve bir süre öğretmenlik yapar. 1910 yılında yakalandığı karaciğer hastalığından dolayı öğretmenliği bırakmak zorunda kalır ve Bakü’den Şamahı’ya geri döner. 1911 yılının temmuz ayında, yaratıcılığının zirvesinde 49 yaşında hayata veda eder.

20. yüzyılın başlarına kadar Sabir’in şair yönü ortaya çıkmamış, yazdığı gazel ve kasideler hiçbir yerde yayınlanmamıştır. İlk şiiri Tiflis’te çıkarılan Şark-ı Rus gazetesinde 1903 yılında yayınlanır. Bu tarihten sonra gazel, kaside ve mesnevi kalıplarının dışında şiirler yazmaya başlar. Giderek toplumsal sorunlar, sosyal adaletsizlik, eşitsizlik, din adamlarının cahilliği, yöneticilerin zalimliği üzerine şiirler yazar. 1905 yılında Molla Nasreddin adlı dergide yazmaya başlar. Bu dergide yazdıkları ile Azerbaycan edebiyatının satirik (mizahi, hiciv) şiirinin doğmasına öncülük eder. Adını Nasreddin Hoca’dan alan Molla Nasreddin dergisinde yazdığı şiirleri ile toplumun aydınlanması ve cehaletle mücadele üzerine kurar şiirlerini. Bir şiirinde, bilgisizliği nedeniyle hastalarının ölümüne sebep olan bir hekimi hicvetmek için Azrail metaforu kullanır. Tanrının zorbalığına isyan eden Azrail’i anlatan John Milton’un Kayıp Cennet şiirinin esini vardır şiirinde.

Azrail arz ederek dedi ki: Ey Rabbü’l- alemin,

Bir tabip, işte, bu yıl kullarını kırdı tamam.

 

Ben edince hele bir ölmeli hastayı helak,

O alır ölmemeli bin neferin canını pak.

 

Verdiğin canları bin-bin ki bu zalim alacak,

Peki, kul diye, yahu sana burada kim kalacak?

 

Bırak alayım canını, başlatayım mahşerini,

Yoksa, billah, kıracak kullarının ekserini.

 

Bu temennimi kabul eylemez olsan hâlâ,

Kerem et, ta evvelinden vereyim istifa.

 

Başka bir hizmete koyarak beni kıl minnettar,

Azrail olmayı ver işbu tabibe zinhar.”

sabir

Mirza Elekber Sabir dinsel bağnazlığa ve gericiliğe karşı çıkışın bir abidesidir. İlber Ortaylı’nın iddiasına göre göre İslam dünyasında halkın topladığı bağışlar ile heykeli dikilen ilk kişidir. Önemli Azeri yazarların Sabir hakkındaki görüşleri oldukça çarpıcıdır. Feridun Köçerli: “Güldüre güldüre ağlatan, ağlata ağlata güldüren sanatçı” diye tanımlarken, Ahmed Caferoğlu: “Toplumsal eleştiri görevini öncüllerinden ve ardıllarından kat kat üstün ve tesirli yazmış kalem ehli” olarak tanıtmıştır Sabir’i.

Şairin hayatı boyunca yokluk ve yoksulluk çekmesi, erken yaşta hastalanarak ölümü nedeniyle şiirlerini kitap haline getirmesi mümkün olamamıştır. Şiirlerinde sıklıkla kullandığı “Hophop” mahlasından ötürü arkadaşları tarafından ölümünden bir yıl sonra yayınlanan şiir kitabına Hophopname adı verilmiştir.

Okuduğunuz bu yazının buralarına neden ve nasıl geldiğimizi unutmamış olduğunuzu umuyorum. Siz Mirza Elekber Sabir ile gönlünüzü hoş etmiş olabilirsiniz ama benim aklım hala İnancımıza Uygun İlaç Kullanımı” konferansında. Nedir; halimi, halimizi Sabir yazmış; Korkuram şiiri yazıldıktan onlarca yıl sonra hurafelere meydan okumaya devam ediyor…

Yayan yapıldak düşürem yollara,

Çakır dikenler görürem korkmuram.

 

Seyredirem ıssız biyabanları,

Vahşi hayvanlar görürem korkmuram,

 

Kâh oluram denizlerde kayıkçı,

Dalgalı tufan görürem korkmuram.

 

Kâh çıkaram sahile, her yanda

Kalaba vahşiler görürem korkmuram.

 

Kâh sabaha dek vururam dağlara,

Yangınlı balkan görürem korkmuram.

 

Kâh inirem gölgeli ormanlara,

Yırtıcı hayvan görürem korkmuram.

 

Mezarlıklarda tutturam kâh mekân,

Orada hortlak görürem korkmuram.

 

Menzil olur kâh bana viraneler,

Cin görürem, can görürem korkmuram.

 

Bu küre-i arzda ben muhtasar,

Muhtelif elvan görürem korkmuram.

 

Yurt dışında da hatta gezip

Çok tuhaf insan görürem korkmuram.

 

Fakat bu korkmazlıkla doğrusu

Ay dadaş vallahi, billahi, tallahi,

Nerde Müselman görürem korkuram!

 

Sebepsiz korkmuram, özrü var,

Neyleyim yahu, bu yok olmuşların

 

Fikrini kan görürem, korkuram,

Korkuram, korkuram, korkuram.”

 

Dağılabiliriz, yazı bitti.

 

Mini sözlük:

Korkmuram: Korkmam

Korkuram: Korkarım

Küre-i arz: Yerküre

Muhtasar: Kısaltılmış olan, kısaca

Elvan: Renkler, türlü renklerde olan

Müselman: Müslüman

KAYNAKLAR

1-  Mirza Elekber Sabir, Hophopname, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, II. Basım, 2016.

2- Hayati YILMAZ, MİRZA ALİ EKBER SÂBİR, Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi / Journal of Turkish World Studies, XII/1 (Yaz 2012), s.361-386.

3- Lokman TAŞKESENLİOĞLU, AZERBAYCAN TÜRK EDEBİYATI MİLLÎ ŞAİRİ MİRZE ELEKBER SÂBİR VE HOPHOPNAME, Uluslararası Türkçe Edebiyat Kültür Eğitim Dergisi Sayı: 2/3 2013 s. 96-132, TÜRKİYE  

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s