BORIS VIAN- ŞİİRLİ CUMA

Değerli dostlar hepinize ŞİİRLİ CUMALAR diliyorum. Bu hafta için seçtiğim şair Fransız edebiyatının çok güçlü kalemlerinden biri olan Boris Vian, 1920-1959 yılları arasında yaşamıştır.

22 yaşında üniversiteyi bitirerek maden mühendisi olmuştur. Mesleğini yapmaya başladıktan sonra tiyatro, edebiyat ve müzikle ilgilenmeye başlamıştır. Kabarelerde şarkı söylemiş, tiyatro oyunculuğu yapmış, bazıları takma adlarla olmak üzere şiir ve romanlar yazmıştır. 1947 yılında yayınlanan ve dilimize “Mezarlarınıza Tüküreceğim” olarak çevrilen romanı ile üne kavuşmuştur. 7 Mayıs 1954’de “Kaçak” adlı şiiri ünlü sanatçı Mouloudji tarafından seslendirilmiştir. “Kaçak,” halkı askerlikten soğutacağı, askerden firarları teşvik edeceği gerekçesiyle yasaklanmıştır. Boris Vian’ın “Kaçak” şiiri 20. yüzyılda savaşa, savaşın şiddetine karşı çıkan en önemli şiirlerden biri olarak kabul edilir.

23 Haziran 1959’da Mezarlarınıza Tüküreceğim adlı romanının film galasında kalp krizi geçirerek ölür. Öldüğünde 39 yaşındadır.

Boris Vian’ın bu hafta için seçtiğim Kaçak şiirini beğeneceğinizi umuyorum.

Efendi misiniz, kodaman mısınız ne,
bir mektup yazıyorum size,
bilmem vaktiniz var mı
okumaya bu mektubu.
Az önce verdiler elime
askerlik kâğıtlarımı,
savaşa çağırıyorlar beni,
diyorlar yola çık en geç çarşamba akşamı.
Efendi misiniz, kodaman mısınız ne,
dövüşmeye hiç istek yok içimde,
insancıkları öldürmeye gelmedim ben,
gelmedim ben bu yeryüzüne.
Sizi kandırmak değil niyetim,
ama söylemeden de edemem,
savaş ahmakların işi,
hem insanlar ondan hanidir bıktı.
Doğduğum günden bu yana
ölen çok babalar gördüm,
gidip dönmeyen kardeşler gördüm,
çocuklar gördüm iki gözü iki çeşme.
Ya analar ne çekti, ya analar,
bir yanda işi tıkırında bir avuç insan
bolluk içinde rahat yaşar,
bir yanda ölüm, çamur, kan.
İnsanlar tıkılmış dört duvar içine,
çalınmış neleri var neleri yok,
karıları, eski güzel günleri bütün.
Gün doğar doğmaz yarın
kapatacağım şırak diye kapımı
ölmüş yılların suratına,
alıp başımı yollara düşeceğim.
Aşacağım karaları, denizleri,
ne Avrupa’sı kalacak, ne Amerika’sı, ne Asya’sı,
dilene dilene hayatımı
şunu diyeceğim insanlara:
Üstünüzden atın yoksulluğu,
durmayın bakın yaşamaya,
hepimiz kardeşiz, kardeşiz, kardeş,
ey insanlar, ey insanlar, ey.
İllâki kan dökmek mi gerek,
gidin dökün kendi kanınızı,
size söylüyorum bunu da,
efendi misiniz, kodaman mısınız ne.
Adam korsunuz arkama belki de,
unutmayın jandarmalara demeye:
üzerimde ne bıçak var, ne tabanca
korkmadan ateş etsinler bana,
korkmadan ateş etsinler bana.”

Çeviri: A. Kadir

KAYNAK
1-Halil Gökhan (editör), Dünyanın En Güzel 100 Şiiri, Kafekültür Yayıncılık, 2015.

ŞİİRLİ CUMALAR, Ortadoğu bataklığına itilmeye, muhafazakâr bir toplum olmaya ve nefret diline karşı bir DURUŞ projesidir.

Proje adının kaynak gösterilmeden kullanılmaması rica olunur.

DERTLİ, 3. BÖLÜM- ŞİİRLİ CUMA

Değerli dostlar, hepinize ŞİİRLİ CUMALAR diliyorum. XIX. Yüzyıl halk şairi Aşık Dertli tanıtımının üçüncü ve son haftasına gelmiş bulunuyoruz.

Osmanlı Devleti’nin yorgun ve bitap düştüğü; “hasta adam” damgasını yediği bir asırdır XIX. yüzyıl. Bu asır, 600 yıllık imparatorluğun çöküş yüzyılıdır. İmparatorluklar kolayca çöküp gitmezler, oluşturdukları anafor sadece devletleri değil; inançları, hukuku, toplumsal işleyişi, ekonomik dengeleri, ahlaki ve kültürel değerleri de ardından sürükler; parçalar, dağıtır, kor bir kenara. Bu sancılı ters kepçe oluş hali yaşayan toplumlar, fıkır fıkır kaynaşır, yeniden doğmak için fingirdeşir dururlar. Böylesine fokurdayan bir kazanı besleyen ateşi anlamaya, içinde pişen taamları tatmaya tek tek insanların ömrü kifayet etmediği için görev tarihçilere, edebiyatçılara, sanatçılara düşer. Aşık Dertli, böylesi bir kazanda pişmiştir ve onu elinize aldığınızda, bir yanında çöken Osmanlı’nın çürümüşlüğünü görür, öte yanında yeni bir toplumun şıkırtılarını işitirsiniz.

Dertli bir halk şairidir, aşıktır, nedir, çağının diğer halk ozanları gibi sarayın divan şiirinden, özellikle de Fuzuli’den etkilenmiş, aruz kalıbıyla şiirler yazmayı denemiştir. En önemlisi de hece ve aruzu şiirlerinde birleştirme çabasıdır.

“Câm ile mey süzdürelim
Bezme şeker ezdirelim
Seyderek gezdirelim
Bâğ ile bostan güzele”
(Sekizli duraksız hece ve Müfteilün müfteilün tarzında aruz.)

Dertli’nin bu gayretleri bir halk ozanının şiirde macera arayışı olarak değil, toplumun köklü bir değişim sancısı olarak okunmalıdır. Nedir, Dertli’nin en başarılı olduğu şiirler hece ile yazdığı taşlamalardır. Kendini olduğundan büyük göstermeye çalışan bir kişi için yazdığı şiirini okuyoruz.

“Ben senin aslından aldım haberi
Âşıklık bilmezsin densizlenirsin
Nafile söyleyip usta eş’ârı
Geçip de üst yana şahbazlanırsın
Bir yerde kurarlar bezmi, divânı
Ararsan görünmez mahbûb-zamanı
Kimden ezber ettin sen bu yalanı
Güzeli sevdikçe elfazlanırsın
Yutabilir misin sen bu lokmayı
Öğretirler sana ders okutmayı
İnceden eğirip sık dokumayı
Gider kahvelerde kurnazlanırsın
Dertliyâ gevherden çekme hesabı
Aşıkın yanında var mı cevabı
Okuyabilmezsin İncil, kitabı
Gider Aynaroz’da papazlanırsın.”

Mini sözlük

eş’â r : şiirler
şahbazlanmak: büyüklük, yiğitlik taslamak, gösteriş yapmak
bezm: meclis, toplanılan yer
mahbûb Zaman: zamanın güzeli, zamane güzeli
elfazlanmak: (burada) dillenmek, dile gelmek, bülbül gibi ötmek, caka satmak
Aynaroz: Selanik dolaylarındaki meşhur bir Ortodoks Manastırı. Aşın mutaassıp papazları, yakın çevrelerine hiçbir dişi mahlûku sokmamaları, ama sakinlerinin en ağır ahlâksızlıkları yapmasıyla şöhret kazanmıştır.)

Dertli üzerine çalışan edebiyatçı ve edebiyat tarihçileri, onun Sünni bir çevrede büyümesine rağmen kendini Bektaşi-Alevi olarak tanıtmasını ve şiirlerinde de bu inancın gereğine uygun eserler vermesini, onun derbeder ve özgür kişiliğine, hatta alkolle fazla haşır neşir oluşuna yormuşlardır. Kanaatimce, Dertli’nin Alevi-Bektaşi şiirine ve inancına yönelişini bu şekilde formüle etmek, onu anlamak için çok yetersiz kalmaktadır. Dertli, içinde yaşadığı toplumun dini hurafelerine, sofuluğun gerici ve bağnaz yaşam biçimi dayatmalarına öfke duyan ama bu öfkesini dile getiremeyen halkın sesi olmuştur.
“Bıktım şu sofunun ibâdetinden
Usandım mürşidin icâzetinden
Geçtim o tekkenin kerametinden
Çille-i felekten bezdim usandım
Himmeti bu imiş bize pirlerin
Hizmetin eyledim nice mirlerin
Hayli müsellimin, çok vezirlerin
Sayesinde bir Dertlilik kazandım.”

Osmanlı Devleti yüzyıllar boyunca şer-i hukukla örfi hukuku birlikte kullanmış, hatta çoğu zaman örfi hukuku ön plana çıkaran bir strateji izlemiştir. Nedir, bu yazımın amaç ve kapsamını aşan nedenlerle, XIX. yüzyıl şer-i hukukun, topluma giderek daha fazla dayatıldığı bir yüzyıl olmuştur. Halk ozanlarının asırlar boyunca elinden düşmeyen saz, Beypazarı Kadısı tarafından Dertli’nin münafıklığının delili sayılmış, sazın şeytan icadı olduğu iddia edilmiştir. Dertli’nin bu olay üzerine yazdığı şiir, Anadolu’nun aydınlık yüzü olmuş, yobazlığa karşı toplumun duruşu olmuştur. “Telli sazdır bunun adı” adlı taşlamayı bu haftanın şiiri olarak seçtim, beğeneceğinizi umuyorum.

“Telli sazdır bunun adı
Ne ayet dinler , ne kadı
Bunu çalan anlar kendi
Şeytan bunun neresinde?
Abdest alsan aldın demez
Namaz kılsan kıldın demez
Kadı gibi haram yemez
Şeytan bunun neresinde?
Venedik’ten gelir teli
Ardıç ağacından kolu
Be Allahın şaşkın kulu
Şeytan bunun neresinde?
İçinde mi, dışında mı
Burgusunun başında mı
Göğsünün nakışında mı
Şeytan bunun neresinde?
Dut ağacından teknesi
Girişten bağlı perdesi
Behey insanın teres’i
Şeytan bunun neresinde?
Dertli gibi sarıksızdır
Ayağı da çarıksızdır
Boynuzu yok, kuyruksuzdur
Şeytan bunun neresinde?”

KAYNAKLAR
1- Şemseddin Kutlu, Dertli, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, 1988, Ankara.
2- Eyüp Akman, Aşık Dertli ve Sosyal İçerikli Şiirleri Üzerinde bir Tahlil Denemesi, Medeniyet Dünyası Dergisi, Bakü, 2004.
3- İslam Ansiklopedisi, Dertli Maddesi, 2013.
4- Hüseyin Özcan, Türk Halk Şiirinde Sosyal Hayat Bağlamında Aşık Dertli’nin Fes Redifli Şiiri, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, The Journal of International Social Research, Cilt: 7 Sayı: 33 Volume: 7 Issue: 33
5- Doğan Kaya, Başlangıçtan Günümüze Aşık Edebiyatı, Âşık Edebiyatına Giriş, Bişkek, s. 3-8.

Nereden çıktı bu ŞİİRLİ CUMALAR diyenler, okuyunuz lütfen:
https://doganalpblog.wordpress.com/2014/…/05/siirli-cumalar/

ŞİİRLİ CUMALAR, Ortadoğu bataklığına itilmeye, muhafazakar bir toplum olmaya ve nefret diline karşı bir DURUŞdur.

Proje adının kaynak gösterilmeden kullanılmaması rica olunur.

DERTLİ, 2. BÖLÜM- ŞİİRLİ CUMA

Değerli dostlar, hepinize ŞİİRLİ CUMALAR diliyorum. Geçen hafta yaşamını ve eserlerini tanıtmaya başladığımız, XIX. yüzyıl saz ve söz şiirinin en önemli isimlerinden Aşık Dertli’yle devam ediyoruz.

Dertli’nin Bolu’da aldığı resmi görevden uzaklaştırılması sonrası ağır bir ruhi çöküntü yaşadığı ve intihara teşebbüs ettiği sanılmaktadır. Bazı kaynaklarda Dertli mahlasını bu olaydan sonra aldığı iddia edildiyse de doğruluğu çok şüphelidir.

Bu kez imdadına Bolu defterdarı Hüsnü Efendi yetişir. Kendisine o gün için iyi sayılabilecek bir ücretle Gerede yakınındaki «Beş Çam» geçidinin bekçiliği görevini verir. Burada kendisine iyi bir ev verilmiş, yiyip içmesi temin edilmiştir. Yapması beklenen iş de sembolik bir vazifedir. Nedir, kendine sığmayan Dertli buraya da sığınamaz, iki ay sonra kimseye haber vermeden ayrılır görev yerinden, üstüne de şu dizeleri yazar.

“Ben kapımı örter yatarım, il neme lâzım;
İl şuglı benim keyfime gayetle kederdir…”

Meali: Ben kapımı örtüp rahatıma bakarım; ilin işinden, bana ne? İllerin işiyle gücüyle uğraşmak benim keyfime, huyuma aykırıdır.

Bundan sonraki hayatı giderek artan bir derbederlik içinde geçer. Bir yandan da ilerleyen yaşı, bozulan sağlığı uzak diyarlarda gurbet yolculuklarına çıkmasını engellemiştir. Nedir, yaşamının son yılları Ankara yöresinde bir aşiret beyi olan Alişan Bey’in koruması altında geçmiştir. Alişan Bey bölgenin tüm dükkân sahiplerine haber göndertmiş ve artık müptelası olduğu içki dahil tüm ihtiyaçlarının karşılanmasını ve ücretinin kendisine gönderilmesini istemiştir. Yaşamının bu son döneminde bir yandan halk arasında efsaneleşirken öte yandan da yaşadığı yörelerin tutucu, bağnaz çevreleri tarafından horlanmış, hakarete uğramış, Beypazarı örneğinde olduğu gibi yöre kadısı tarafından kovulmuştur. Beypazarı kadısının halkı kışkırtarak Dertli için söylediği, söylettirdiği söz bir halk şairi çok acı olmalıdır:

«— Görünme gözümüze bre Kızılbaş!..»

Bu yazının son bölümünde okuyacağınız “telli sazdır bunun adı” ile tanınan ünlü taşlamanın Beypazarı kadısı için yazıldığı sanılmaktadır.

Ölümü ile ilgili anlatılan hikayeler, “Kızılbaş, kâfir” diye horlanmasına rağmen ciddi olarak efsaneleştiğine hatta halk arasında bir evliyalık mertebesine çıkarıldığına delalet eder. İddiaya göre bir gece Dertli, Alişan Bey’i görmek ister, alıp huzuruna götürürler. Dertli sabaha öleceğini söyler ve Alişan Bey’den helallik ister. Haliyle inanmaz Alişan Bey, Dertli’yi teselli etmeye çalışır. Ancak Dertli oradaki hasırlardan birine uzanır ve ölür. Öleceği zamanı bilmek, başka örneklerde de görebileceğimiz gibi Anadolu’da bir ermişlik simgesidir. Ölümünden yüz küsur sene sonra mezarı açıldığında, Dertli’nin cesedinin hâlâ çürümemiş olduğu yolunda söylentiler çıkmıştır.

Dertli’nin Anadolu’da efsaneleştiğini gösteren tek örnek ölümüyle ilgili anlatılanlardan ibaret değildir. Örneğin Kahire’de yaşadığı iddia edilen olay şöyledir.

“Dertli bir gün Kahire çarşısında gezinirken birden arkasından beliren bir derviş, onun sağ kulağından tutup şiddetle çeker ve bundan sonra da hemen ortalıktan kaybolur. Neye uğradığını şaşıran Dertli, o dehşetle kendini kaybedip yere yığılır kalır. Ayıldığı zaman içinin, ruhunun dolup dolup taşmakta olduğunu hisseder ve o heyecanla ilk şiirlerini söylemeye başlar.”

Özellikle doğup büyüdüğü Şahnalar köyünde anlatılan bir hikâye dikkat çekici olup tarihin derinliklerinden dökülmüş gibidir:

Konya’da ocakçılık yaptığı yıllarda çalıştığı kahvehaneye bir derviş gelir ve Dertli’den su ister. Genç ozanın getirdiği suya okuyup üfleyen derviş suyu Dertli’ye geri verip içmesini söyler, kevser tadındaki suyu içen Dertli bir anda saz çalıp söylemeye başlamıştır.
Torunlarından birinin anlatısına göre ormanda saz çalan Dertli’yi dinlemek için geyikler etrafında toplanırlarmış. Orman canlılarının şairlerin, ozanların etrafında toplanıp onu hayranlıkla dinlemeleri mitolojide, masallarda, sözlü halk edebiyatının pek çok türünde sık kullanılmış motiflerden biri olup, toplumun Dertli’ye yüklediği misyonun ve değerin çarpıcı örneklerinden biridir. Dertli için üretilen bu efsaneler, hakkındaki Kızılbaş, Alevi, Bektaşi, kâfir horlama ve suçlamalarına toplumun verdiği güçlü bir yanıt olarak okunmalıdır.

Dertli için yazılacak her incelemenin, onun Bektaşi- Alevi şiiriyle olan ilişkisini aydınlatma zorunluluğu vardır. Çünkü Dertli’nin edebi şahsiyeti onun bu yanı görmezden gelmeden anlatılamaz, yazılamaz. Kendisi için yazdığı şu dizeler çarpıcıdır:

“Ta’n kılman dertler ile gözümün yaş olduğun;
Ayb görmen DertIi’nin sizler, Kızılbaş olduğun”

Meali: «Çektiğim dertler yüzünden gözümün yaşlı olduğunu kınamayın; sizler, Dertli’nin Kızılbaş olduğunu ayıplamayın, ayıp görmeyin.

Dertli’nin tanıtımına önümüzdeki hafta edebi şahsiyeti ve şiirlerinden örnekler ile devam edeceğiz. Şiirle kalın…

“Ayaklar altında Dertli bir kuldur
Ayarda cevherdir, bahâda puldur
Sâkî nöbet gözle, câm-ı mey doldur
Bâdedir yandıran aşk ocağını.”

câm-ı mey: Şarap kadehi
Bade: Şarap

İKİNCİ BÖLÜMÜN SONU

Dertli yazı dizisine ait kaynaklar üçüncü ve son bölümde toplu olarak verilecektir.

Nereden çıktı bu ŞİİRLİ CUMALAR diyenler, okuyunuz lütfen:
https://doganalpblog.wordpress.com/2014/…/05/siirli-cumalar/

ŞİİRLİ CUMALAR, Ortadoğu bataklığına itilmeye, muhafazakâr bir toplum olmaya ve nefret diline karşı bir DURUŞdur.

Proje adının kaynak gösterilmeden kullanılmaması rica olunur