14 ŞUBAT- ANLAM VE ÖNEMİ ÜZERİNE

14 Şubat’ın yaşamımızda ne denli önemli bir yeri olduğunu yeteri kadar anlayamamış, içimize sindirememiş olduğumuz kanaatindeyim. “Daha 14 Şubat gelmeden tartışmalar başlıyor, her kafadan bir ses çıkıyor, sosyal medya bu konudaki mesajlarla yıkılıyor” diyebilmeyi isterdim, ne gezer, “eski tas eski hamam” sürdürüyoruz yaşamımızı. Biliyorum, bazılarınız 14 Şubat konusunun abartıldığını, tarihsel anlamının, gerçeklerin saptırıldığını ve konunun magazin/popüler yanının ön plana çıkarıldığını düşünüyorlar. Eh, haksız sayılmazlar, 14 Şubat “olayı” daima farklı “çıkar çevreleri” tarafından suistimal edilmiştir, nedir, konuyla ilgili bazı gerçekler özellikle karanlıkta bırakılmış gibi duruyor. İyisi mi, 14 Şubat’ı detaylarıyla inceleyelim, buyurun başlıyoruz.

Bildiğiniz gibi 14 Şubat 1925 günü “Deli” lakaplı, Kurtuluş Savaşı’nda Doğu Cephesi’nde önemli görevler üstlenmiş, Ardahan mebusu Halit Paşa (Karsıalan[i]), TBMM’de tedavi edildiği odada öldü. 14 Şubat, Deli Halit Paşa’nın ölümünün yıldönümüdür. Paşa’nın ölümünün eceliyle olmadığı malum, 9 Şubat 1925 tarihinde Meclis’te çıkan “arbede” sırasında, yasak olmasına rağmen silah taşıyan milletvekilleri arasında silahlar ateşlenmiş ve Halit Paşa vurularak ağır şekilde yaralanmıştır. Arkadaşları tarafından muhasebe odasında bir masaya yatırılan Halit Paşa için doktor çağırılmış, Dr. Orhan Abdi ile Operatör Süreyya Bey tarafından ameliyat edilmiştir. Paşa hastaneye kaldırılmamış, Meclis’te kaldırıldığı odada tedavi edilmeye çalışılmış ve 14 Şubat günü 42 yaşında ölmüştür. Ölüm sebebi zatürre olarak açıklanmış, cinayeti Afyon mebusu “Kel” lakaplı Ali Çetinkaya üstlenmiş, olayın nefsi müdafaa olduğu gerekçesiyle soruşturma açılmamıştır.

Halit Paşa, malum, asker kökenlidir. Asabi bir mizaca sahip olduğu, çabuk öfkelendiği ve silaha kolay “sarılmak” gibi bir özelliği olduğu dile getirilmiştir. Nedir, “Deli” lakabı onun bu mizaç ve kişilik özellikleri nedeniyle verilmemiştir. Anlatılanlara göre Paşa iki tabanca taşırmış; sağ yanındakine namuslu, sol yanındakine namussuz diye isim taktığı rivayet edilmektedir. Sağ yandaki tabancasını düşmana karşı kullandığı, soldakini ise düşmandan kaçmaya yeltenen kendi askerleri için kullandığı belirtilmiştir.

Halit Paşa ile cinayeti üstlenen Ali Çetinkaya’nın “anlaşmazlıklarının” 1910 yılında Trablusgarp Cephesi’nde başladığı anlatılmaktadır. Aralarındaki husumet oldukça sert olmalı ki Mustafa Kemal ve Enver Paşa’nın direktifi ile ikisinin de görev yerleri değiştirilmiştir. Paşa’ya siyasi bir misyon yüklemeye çalışan kesimlerin iddiasına göre Ali Çetinkaya yerel halka çok kötü davranmış ve bunun sonucu olarak yöre halkı Osmanlı askerlerine karşı cephe almıştır. Ali Çetinkaya’nın halka zulmettiği ve bu nedenle Halit Paşa ile aralarının bozuk olduğuna dair iddialar ise doğrulanamamıştır.

9 Şubat günü Halit Paşa mecliste bir konuşma yapar, emekli ve malul askerlerin maaşlarının arttırılmasını talep eder. Meclis sıralarından “bütçede para yok” bağırışları yükselir. Bunun üzerine Deli Halit Paşa “sadece ben Kars ve Ardahan’ın Ermeni çetelerinden 5 araba altın getirdim[ii], ne yaptınız paraları” diye bağırır[iii]. Bunun üzerine yuhalamalar başlar.  Yuhalamaların özellikle “kabadayılar grubu” diye adlandırılan Ali Çetinkaya ve arkadaşlarından geldiği iddia edilmiştir. Karşılıklı küfürleşmeler meydan okumaya hatta düello davetine kadar gider. Meclis koridoruna taşan sözlü kavga arbedeye dönüşür, iki tabancasını birden çeken Halit Paşa Ali Çetinkaya’ya ateş ederse de vuramaz. Hayatı silahla geçmiş, çok iyi bir atıcı olan bir eski askerin o mesafeden vuramayışı manidardır, Paşa öldürme amacıyla ateş etmemiş olabilir mi, bilmiyoruz. Ali Çetinkaya da silahını çeker ama Deli Halit üzerine atlayıp altına almıştır rakibini. Boğuşma sırasında yeniden ateş edilir, Paşa vurulmuştur, 14 Şubat tarihinde de ölür.

Deli Halit Paşa’nın ölümü halen esrarını korumaktadır, bunun en önemli nedeni cinayetle ilgili resmi ve adli bir soruşturma açılmamış olmasıdır. Olaydan sonra Ali Çetinkaya cinayeti üstlenmiş, nefsi müdafaa nedeniyle soruşturma açılmamış, ölüm nedeni ise kayıtlara zatürre olarak geçmiştir. Olayın tanıklarının ifadeleri çelişkilidir, nedir, en çok itibar edilen anlatıma göre Halit Paşa’yı vuran Ali Çetinkaya değildir. İddialara göre Deli Halit Paşa hasmını altına almış, her ikisinin de ellerinde silahlar bulunduğu bir haldeyken, olay yerine gelen ve tabancasını da çeken Rize mebusu Rauf Bey silahını ateşlemiş ve Paşa’yı sırtından vurmuştur. Tanıkların anlatımına göre, Halit Paşa olay sonrası “seni kim vurdu?” sorusunu “Kel Ali’yi altıma almıştım, beni p.şt Rauf arkamdan vurdu” diye cevaplamıştır. Ali Çetinkaya’nın, meşru müdafaa nedeniyle ceza almayacağını bildiğinden, cinayeti üstlenmiş olabileceği akla oldukça yakın görünmektedir. Olayın esrarını arttıran bir diğer husus ise Rauf Bey’in üç ay bile geçmeden “hastalanarak” evinde ölmüş olmasıdır[iv].

Meclis çatısı altında işlenen bir cinayeti, doksan küsur yıl sonra niye bu denli ince eleyip sık dokuyarak incelediğimi merak ediyor olabilirsiniz. Bu nedenle, ayrıntısına girmeden bazı hususları yazmalıyım. 1920-1923 tarihleri arasında görev yapan birinci meclis devrim ve savaş meclisi olarak tanımlanabilir. 1923- 1927 tarihli ikinci dönem ise “galiplerin” birbirlerini tasfiye ettikleri bir meclis olmuştur. Gazeteci Jacques Mallet du Pan’ın, Fransız İhtilali’nin en önemli kişilerinden biri olan Danton’un giyotine gönderilmesi için söylediği söz, Türkiye Cumhuriyeti ikinci dönem meclisini apaçık tanımlamıştır: “Devrim kendi çocuklarını yiyor”

Kazım Karabekir’in başkanlığında, Ali Fuat Cebesoy, Adnan Adıvar, Rauf Orbay, Refet Bele öncülüğünde kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (TCF), Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk muhalefet partisidir, tarih 17 Kasım 1924. TCF’nın ömrü sadece yedi ay olmuştur. Kendine iktidara yakın bir mevki bulamayan İttihat ve Terakki’nin eski ileri gelenleri, saltanat ve hilafet taraftarları, yabancı sermayenin ülkeye girişinin hızlandırılmasını isteyenler, mandacılık fikrinin eski savunucuları, cumhuriyet ilanında acele edildiğini iddia edenler, dini liderlerin etkisinin azalmasından rahatsızlık duyan “şeriat isterükçüler” TCF etrafında toplanmaya başlamışlardı. Deli Halit Paşa bu ekiple dirsek temasında olsa da içinde değildir. Nedir, ölümünden sonra Deli Halit Paşa’ya “hani neredeyse TCF içinde önemli bir yere gelecekti” yakıştırmaları yapılmış, cebinden TCF tüzüğü çıktığı iddiaları ortaya atılmıştır. Halit Paşa’nın öldürülmesinin “ittihatçı” ve “komitacı” işi olduğu ve Kemalistler tarafından planlandığı ileri sürülmüştür. Atatürk’ün annesinin genelevde çalıştığını iddia eden Rıza Nur, Deli Halit Paşa’nın öldürülme emrinin bizzat Mustafa Kemal tarafından verildiğini yazmıştır. Başında fesi ve tarihçi kisvesi ile ortalarda konuşan, yazan Kadir Mısıroğlu ve onun fikriyatının farklı versiyonları, Rıza Nur’un bu görüşlerini dillendirmeyi sürdürmektedirler.

Hukukçuların sevdiği bir terminoloji ile söylersem, Halit Paşa’nın öldürülmesinin ittihatçı/komitacı ve planlı bir eylem olması, hayatın olağan akışına aykırı görünmektedir. Ama açıkça yazmam gerekirse, Deli Halit Paşa cinayetinin üstünün örtülmeye çalışıldığı, bazı kişilerin korunduğu, olayın üzerindeki şaibelerin ve sırların ortadan kaldırılması doğrultusunda çalışılmadığı anlaşılmaktadır. Kanaatimce bunun en önemli sebeplerini, Cumhuriyet’in kurucu kadrolarının ve daha sonra onların izinden giden siyasi cereyanların, kendi tarihleriyle ve hatalarıyla yüzleşmeye yanaşmamış olmalarında aramak gerekir. Deli Halit Paşa’nın öldürülmesi olayının baş aktörleri arasında yer alan, Kel Ali adıyla maruf Ali Çetinkaya’nın, cinayetten kısa bir süre sonra, hukukçu olmamasına rağmen İstiklal Mahkemesi Reisliğine getirilmesi, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, İzmir Suikastı ve Şeyh Sait isyanları gibi çok önemli davalarda itirazı kabil olmayan kararlara imza atabilen yetkilerle donatılması konularıyla yüzleşmek bir zorunluluktur[v]. Yıpratılacağı korkusuyla kendi tarihiyle yüzleş(e)meyen, zamanında üstü örtülmeye çalışılmış, ağır hatalar yapılmış olay ve kararları hala gizlemeye çalışan siyasi cereyanların iktidar olmaları mümkün olamaz. Çünkü toplumu birleştirici bir siyasi dilin ön şartı, kararlı bir iç hesaplaşmayla beraber, yalandan dolandan arındırılmış bir tarih bilincinin gelişmesine önayak olmaktır.

14 Şubat tarihinin anlam ve önemi konusuna bir giriş yapmış olduğumuzu umuyorum. Okuyucularımın talebi olursa Deli Halit Paşa’nın ölümünün arka planında kısaca özetlediğim veya değindiğim Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, İzmir Suikastı, Şeyh Sait Ayaklanması, İstiklal Mahkemeleri üzerine de yazmak isterim, her 14 Şubat günü bir bölüm halinde! Ne dersiniz?

 

 

KAYNAKLAR

1-      Sezin Öney, Her ‘devrim’ kendi çocuklarını yer önce, Artı gerçek internet sitesi, 23 Nisan 2017.

2-      Mehmet Fatih Oruç, Meclisteki Komitacılar ve Mebus Deli Halid Paşa Cinayeti, Kelambaz internet sitesi, 26 Ocak 2017.

3-      Erdoğan CHP’yi Atıf Hoca’yla vurdu, CNN Türk internet sitesi, 18 Mayıs 2011.

4-      Şimdi de ‘Kel Ali’ tartışması, Vatan Gazetesi internet sitesi, 23 Mayıs 2011.

5-      Gökhan Taşkıran, Mecliste Bir Cinayet: Şüpheli Bir Rize Milletvekili, Rize Olay internet sitesi, 13 Ekim 2013.

6-      Mustafa Kaplan, Atatürk’ün silah arkadaşı Deli Halit Paşayı Kemalistler TBMM’de, neden öldürdü..?, Konyanin Celsesi internet sitesi, 30 Haziran 2015

7-      Hasan Kundakçı, Ali Çetinkaya’yı Anarken, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu internet sitesi.

8-      Ergun Hiçyılmaz, Dokuz kurşunlu Paşa nasıl öldü? Sabah Online internet sitesi, 11 Şubat 2001.

9-      Fuat Uğur, Deli Halid’ler Varken Övünülecek Bir Tarihiniz Yok, Haber Yedi internet sitesi, 9 Şubat 2016.

10-Mefewud Nartan, Deli Halit Paşa Olayı, Jineps internet sitesi, 24 Şubat 2014.

11-Ekrem Buğra Ekinci, Mecliste Silahlar Konuşuyor, Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci internet sayfası, 19 Ekim 2011.

12-Emre Gül, Bir dönüm noktası: Deli Halid Paşa cinayeti, Dünya Bülteni internet sitesi, 14 Şubat 2016.

13-Kadir Mısıroğlu, Deli Halit Paşa’nın Mecliste Vurularak Öldürülmesi, Youtube internet sitesi, 17 Aralık 2014.

14-İsmet Erarpat, Halit Paşa’nın Meclis’te öldürülme hadisesi, Seç Haber internet sitesi, 13 Şubat 2015.

15- İsmail AKBAL, KAFKASYA KAHRAMANI DELİ HALİT PAŞA CİNAYETİ “ACABA KOMİTACILIĞIN TEZAHÜRÜ MÜ? YOKSA KAZA MI?, Sosyal Ekonomik Araştırmalar Dergisi(The Journal of Social Economic Research) / 17 / 34/ 273-290, 31 Ekim 2017.

 

DİPNOTLAR

[i] Halit Paşa 1934 tarihli Soyadı Kanunu’ndan çok önce ölmesine rağmen ailesi Birinci Dünya Savaşı’nda Paşa’nın Kars ilini Ruslardan almasına dayanarak “Karsıalan” soyadını almış, Halit Paşa’nın mezarına da bu soyadı yazılmıştır.

[ii] Bazı kaynaklarda, Halit Paşa’nın 70 araba mücevherden bahsettiği yazılmıştır.

[iii] Deli Halit Paşa’nın bu altın/mücevher iddiaları doğruysa, bu iddiaların Ermeni tehciri ile olan ilişkisi araştırılmalıdır.

[iv] 3 Mayıs 1925

[v] 2011 yılında dönemin Başbakanı Çorum’da yaptığı konuşmasında Ali Çetinkaya konusunu dile getirmiştir. İskilipli Atıf Hoca’yı savcının üç yıl hapis istemesine rağmen şahitleri dinlemeden astırdığını, şahitleri idamdan sonra dinlediğini, bunlara rağmen CHP’li Yenimahalle Belediyesi’nin 3 Mayıs 2011’de bir parka onun adını verdiğini söylemiştir. Bu iddialara cevap veren ana muhalefet lideri ise, Ali Çetinkaya’nın Ayvalık’ta Yunan askerine ilk direnen subay ve değerli bir devlet adamı olduğunu söyleyerek cevap vermiştir.

NOLI TURBARE CIRCULOS MEOS

Kitabı indir

 

Daha önce bir köşe yazısı olarak sizlerle paylaştığım bir makalemi geliştirerek kitap daha doğrusu kitapçık (risale) haline getirdim. Kültür Bakanlığı’na bireysel yayımcı olmak için başvuru yaptım ve yazdığım kitaba ISBN numarası aldım. Bu kitapçık bir e-kitap olarak hazırlanmış ve PDF formatında yayına sunulmuştur. Yayına verdiğim bu kitabın telif hakları tarafıma aittir ve tümüyle ücretsiz olarak yayına sunuyorum. Kitap üzerinde değişiklik yapmamak kaydıyla istediğiniz platformda paylaşabilir, bilgisayarınıza indirebilir, A5 formunda yazıcı çıktısı alıp basılı kitap olarak da okuyabilirsiniz.

Kitapla ilgili tek beklentim olabildiğince çok kişiye ulaşması ve okunmasıdır… Kitabı okumak için yapmanız gereken tek işlem aşağıdaki linki tıklayarak kitabı indirmekten ibarettir. Kitabı, olabildiğince her tür cihazda okunacak şekilde hazırlamaya çalıştım. Bilgisayar, tablet bilgisayar, e-kitap okuyucu ve hatta büyük ekranlı cep telefonlarında da okunabileceğini umuyorum.

Buyurun, kitap sizindir…

 

Yandex link:

https://yadi.sk/i/Bepx373y3SExMb

 

 

 

 

5C4A9DFA-0508-41F1-8BD4-735362736A73

ERNST JANDL-ŞİİRLİ CUMA

Değerli dostlar, hepinize ŞİİRLİ CUMALAR diliyorum. Bu hafta için seçtiğim şair Avusturya edebiyatının ve Alman dilinin 20. yüzyıldaki en önemli temsilcilerinden biri olan Ernst Jandl, 1925-2000 yılları arasında yaşamıştır. Kendisine ait bir deneysel şiir geliştirmiştir. Şiirleri dil ve ses ile belirlenen bir oyun gibidir. “Siyasal Şiir” türünde de önemli örnekler vermiştir. Savaş karşıtı “Baba ya savaşı anlatsana bana” isimli şiirinde savaş karşıtlığını kara mizahla örmüştür.

“Baba ya savaşı anlatsana bana
anlatsana ya nasıl katıldığını orduya
nasıl ateş ettiğini dört bir yana
nasıl yaralandığını savaş meydanında
nasıl vurulduğunu sonunda
baba ya savaşı anlatsana bana”

Ernst Jandl’ın şiiri küçümseyenleri, “şiir ne işe yarar” diye ötenleri “makaraya aldığı” “Yargı” adlı şiirini bu hafta için seçtim, beğeneceksiniz.

“YARGI
bu adamın şiirlerinde iş yok
önce
aldım birini, sürdüm dazlak kafama.
boşuna, saç maç bitirmedi.
sonra
ovdum biriyle sivilcelerimi.
iki günde orta büyüklükte patates
oldu çıktı hepsi, doktorlar şaştı.
sonra
kırdım ikisini tavaya,
şüphelendim, yemedim kendim,
köpeğim yedi, öldü.
sonra
koruyucu diye kullandım birini.
söküldüm kürtaj parasını.
sonra
birini taktım gözüme,
girmeye kalktım iyi bir kulübe
çelme taktı kapıcı,
kapaklandım yere.
verdim yargımı sonra da
yukarda”

Çeviri: Behçet Necatigil

KAYNAK
1- Ataol Behramoğlu, Özdemir İnce; Dünya Şiir Antolojisi, Pozitif Yayınları, 2008, Cilt: 1, sayfa 128.

Nereden çıktı bu ŞİİRLİ CUMALAR diyenler, okuyunuz lütfen:
https://doganalpblog.wordpress.com/2014/…/05/siirli-cumalar/

ŞİİRLİ CUMALAR, Ortadoğu bataklığına itilmeye, muhafazakâr bir toplum olmaya ve nefret diline karşı bir DURUŞdur.