BİR İNTİHAR: İDEOLOJİK BİR AYGITIN ANALİZİ

38 yaşında genç bir kadın, falan feşmekân hastanesinde fizik tedavi uzmanı olarak çalışan bir tıp doktoru; evinde intihar ediyor. İsmini ve özel hayatına ilişkin medyadan öğrendiğim bilgi kırıntılarını yazmayacağım, hem etik bulmuyorum hem de bu yazının amaçları açısından gereksiz. Nedir, bir hekim forumundan öğrendiğim bazı ayrıntıları bu yazıyı yazmak için yeterli buldum. Haberi okuduğum hekim grubunda yapılan yorumlar ise fazlasıyla sıradan, neredeyse hepsi “Allah rahmet eylesin” mesajından ibaret; oysa intihar haberinin içindeki iki cümlelik bir ayrıntı, toplumsal ve analitik modelleme üzerinden tartışılmak zorunda, bu yazının kaleme alınma sebebi de budur…

4959B8B0-6A50-4E95-AF3A-97B7640221B0
Genç kadının intiharı üzerine bildiklerim az ama kaygı verecek denli önemli bir ayrıntı içeriyor: Bir ay önce depresyon tanısıyla 30 günlük bir istirahat raporu almış, göreve başlayacağından bir gün önce ise intihar etmiş. Bu kişinin özel yaşamında ciddi sorunları, yeterince tedavi edilmemiş kaygı bozukluğu, anksiyete ve depresyon problemleri olabilir ve intiharı açıklamak için pek çok kişiye (hekimler dâhil) yeterli gelebilir. Tümüyle tesadüf olabilir, iddialarım hepten hatalı da olabilir, nedir, genç kadının işe başlamasından bir gün önce, depresyon raporunun bitiminin son gününde intihar etmiş olması bize bir tek noktayı işaret ediyor: Doktor hanım, ertesi gün işe başlayacağı fikrini kaldıramamış olmalıdır, bunun adı da mobbingdir.
Mobbingin anlamı üzerine kavramsal tartışmalara girmeyeceğim, farklı görüşler, değerlendirmeler, etimolojik yaklaşımlar var bu terim üzerinde. Olası en geniş anlamıyla yorumlayacağım mobbingi, yani, çalışma yaşamında insan yaşamını cehenneme çeviren “yıldırı” olarak tanımlamayı şu an için yeterli görüyorum. Mobbing üzerine net sayılar yok çünkü çok azı su yüzüne çıkabiliyor. Ama şunu açıklamamda beis yok, kanaatimce mobbing kamu kurumları arasında en çok üniversiteler, sağlık ve eğitim kurumları arasında görülüyor; özel sektördeki durumla ilgili ise hiç fikrimin olmadığını itiraf ediyorum. Mağdurların ise hemen hepsi yüksek eğitimli kişilerden oluşuyor.
Yeni bir “şey” değil söyleyeceğim, hepimiz biliyoruz; bir ülkenin siyasi iklimi ile o ülke kurumlarının işleyişi arasında birebir ilişki vardır. Üstelik bu ilişkinin, kurum yöneticilerinin bireysel ve bilinçli tercihleri üzerinden gelişmesi gerekmez; siyasal durum, her düzeydeki yöneticinin kişiliğindeki “karanlık veya aydınlık” yanının dominant hale gelmesini sağlar. Bu yüzden “o yapmaz, olur mu öyle şey, yakından tanısanız nasıl seversiniz, üstelik halkçıdır, devrimcidir…” sözlerini duyduğunuz kişilerin “Allah’ına kadar” mobbing yapıyor olması şaşırtıcı değildir.

A141720D-9932-4780-AE27-10D84031BA59

Bir kurumda kişilerin mobbinge maruz kalış süreçleri “ama” sözcüğü ile birlikte gelişir ve kurum işleyişinin parçası haline gelir. Dışarıdan yaptığınız her itiraz, “ama siz bilmiyorsunuz onun nasıl biri olduğunu, bir bilseniz…” benzeri kalıplarla engellenir. Mobbinge uğrayan kişinin değersizleştirilmesi süreci “dedikoducu, pinti, burnu büyük, iş beğenmez, soğuk, karşı cinsle fazla ilgili, mesaiye uyumsuz, ne iş yapıyor ki, çokbilmiş, rüküş, döküntü giyimli, siyasi görüşü şöyle böyle, geçen gün kimle görmüşler, hep hasta” iddiaları ile birleştirilir; dahası mobbingi yapan yöneticilerin haklılıkları ve iyi yöneticilikleri alkışlanır. Amaç, mobbinge uğrayan kişinin her türlü kötü muameleyi hak ettiğini “dosta düşmana” ilan etmektir. Mobbinge uğrayan kişinin çığlıkları ise duyulmaz. Maruz kaldığı muamelelere refleks olarak geliştirdiği bazı fevri veya “hatalı” davranışları kendisine karşı kullanılır ve çevrildiği çember daraltılır.
Size garip gelebilir ama mobbinge maruz kalanların birçoğu bunun farkında olmayabilir. Bu durum onların zekâ, akıl veya eğitim eksikliklerinin bir sonucu değildir. Sürecin çok yavaş geliştiği, duygusal manipülasyonların öne çıktığı durumlarda, kişiler mobbinge maruz kaldığının farkında değildir. Yıllar içinde değersiz, işe yaramaz, beceriksiz, zekası düşük, hep hata yapan, bilgisiz, anlayışı kıt biri olduğuna “ikna edilir”. Kendi değersizliğine inandırılan kişiler, kaygı bozukluğu, depresyon vb. girdaplar içinde yaşamdan kopartılırlar.*
Mobbingle mücadele etmek, kanıtlamak, hukuk davalarından sonuç almak, haklılığını duyurmak çok zor hatta bazı durumlarda olanaksızdır. Bu zorluğun en önemli sebebi, ülkenin siyasi tablosuna eklemlenmiş kurumsal aygıtların, mobbingi bir yönetim enstrümanı olarak kullanmalarıdır. Kaldı ki mobbing süreci, kişilerin yalnızlaştırılması ile birlikte çalışır ve mağdurların enerjileri neredeyse tükenmiş haldedir, kendilerine ve kabuklarına çekilirler. Eee, ne yapalım o zaman, susup oturalım mı?

BF00B28B-4A4C-4EFA-8874-7893849454F7

NE YAPMALI?
Bu yazıyı buraya kadar okuduysanız, “tek yol devrim” demiş olduğunuzu sanıyorum. Eh, haksız sayılmazsınız ama sloganlardan hoşlanamadım bir türlü. İzninizle farklı bir şekilde dile getireceğim.
Mobbing, çalışanların bilgi kaynaklarını kirleten kurumsal bir işleyişe sahiptir, ülke gündemine ait bilgi kaynaklarının kirlenişiyle benzerliği şaşırtıcıdır. Bu nedenle kişilerin kendilerini koruyabilmesi pek mümkün olmadığı gibi kendini hayatın akışına bırakanların bu kirliliğin bir parçası olmaları kaçınılmazdır. Kendini akışa bırakmamak, kulaktan kulağa yayılan şayialara kapılmamak, tüm bilgi kaynaklarını sorgulamak ve sorgulama tekniklerini öğrenmek, kişisel birikimin/donanımın geliştirilmesi olmazsa olmazlarımızdır. Ve en önemlisi “mobbing mağduruyum” diyen her kişi, kurum içi örgütsel yapılar, meslek örgütleri, arkadaşlar vb. tarafından “ama” sözcüğüne bakılmaksızın öncelikle ciddiye alınmalı ve müdahale edilmelidir. Asla gözden kaçırılmaması gereken nokta, mobbingin kişisel bir yıldırı yönteminden ibaret olmadığı, ideolojik bir aygıt olduğu gerçeğidir.
Neredeyse kanarya severler derneğine bile razı olacak hale geldik ama o kadar da değil. İçinde yaşadığımız, çalıştığımız mikro dünya ile ülkenin büyük resmini birlikte görebileceğimiz, ayakta kalabileceğimiz tek yol dayanışmayı önceleyen örgütsel bir duruştur; kanarya severler değil ama…

Not: Bu yazıda kullanılan tüm görseller Pixabay internet sitesinden alınmıştır.

*1944’te Ingrid Bergman ve Charles Boyer’in rol aldığı Gaslight filmini izlemenizi ve bir psikolojik şiddet ve istismar yöntemi olan Gaslighting kavramını incelemenizi öneririm.

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s