Kırk yıllık Kani…

CHP dışındaki siyasi partilerin cumhurbaşkanı adayları ve yüz bin imza toplayarak aday olacakların isimleri belli oldu sayılır. CHP dışındaki tüm adaylar aynı zamanda siyasi partilerinin genel başkanı durumunda. Selahattin Demirtaş şu an genel başkan değil ama bunun sebebi tutuklu olması, o nedenle HDP’nin dışarıdan bir aday belirlediği söylenemez. Yüz bin imza toplayarak aday olacakların işleri hiç kolay değil. Aday gösterme işlemi oy verme gibi gizli olarak yapılmayacak, kimin kimi aday gösterdiği bilinecek. İlk bakışta doğal bir prosedür gibi görünebilir, nedir, “fişlenme korkusu” yaşayan pek çok kişinin aday göstermek için seçim kurullarına gitmekten imtina edeceklerini sanıyorum. Kaldı ki bunun ilk işareti de geldi; MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli yaptığı açıklamada, cumhurbaşkanı adayı gösteren kişilerin “Fetö ve PKK ilişkisi olabileceğine” dikkat çekti. Bu şartlarda Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu ve Adalet Partisi Genel Başkanı Vecdet Öz’ün yüz bin imzaya ulaşmaları pek mümkün görünmüyor. Doğu Perinçek ise kanımca yüz bin imzaya ulaşabilir gibi duruyor. Ama etiketlenme korkusu Vatan Partisi liderini hüsrana uğratabilir. Meral Akşener’in durumu farklı, CHP’den aldığı 15 milletvekili desteği ile yüz bin imza şartı olmadan aday gösterilebilirdi; görünen o ki Meral Akşener aday gösterme sürecini bir meydan okuma ve gövde gösterisine çevirmeye çalışıyor. Toplumumuzun güce biat eden, meydan okumayı güç ve “erkek söylemi” olarak değerlendiren özelliklerini göz önüne alırsanız işe yarayacağından emin olabilirsiniz.

CHP’nin durumu belirsizliğini koruyor, hala adaylarını açıklamış değiller. Aday göstermek için belirlenen tarihin son günü olan 4 Mayıs’ta açıklamanın yapılacağı anlaşılıyor. Adı en çok geçen, hatta ismi ilk telaffuz edilen kişi Yılmaz Büyükerşen oldu. Ancak Büyükerşen’in 80 yaşını geçmiş olduğunun açıklanması ile birlikte farklı seçenekler gündeme gelmeye başladı?* Deniz Baykal tarafından Abdullah Gül isminin zikredilmesi CHP tabanında ikinci “tekmelettin” vakası olarak yorumlandı. Gözler parti içine çevrildiğinde iki isim ön plana çıktı: Muharrem İnce ve İlhan Kesici. Bu arada Nobel ödüllü Aziz Sancar, eski genel başkanlardan Murat Karayalçın, Ankara Belediye Başkanlığına aday gösterilen MHP kökenli Mansur Yavaş, tarihçi İlber Ortaylı ve hatta Uğur Dündar’ın adları adaylar arasında dolandı, dolanıyor. Anlaşıldığı kadarıyla CHP Genel Başkanı seçtiği adayı sır gibi saklıyor. Kemal Kılıçdaroğlu’nun yaptığı açıklamalardan anlam çıkarmaya çalışanlar en son olarak Abdüllatif Şener’in adını gündeme çıkarttılar. Öyle anlaşılıyor ki CHP kurmayları merkez sağdan da oy alabilecekleri bir aday aramaktan vazgeçmiş değiller. Sağdan oy tırtıklamak için sağın üç partisi ile yapılan ittifak da bunun işareti. Doğal olarak, böylesi bir stratejinin ne kadar oy kazandıracağından daha önemli tarafı, ne kadar oy kaybettireceğidir.

Sıkıldınız değil mi, günlerden beri bunları konuşuyoruz, içimiz dışımız kurudu, solduk karardık, şiirler bile yetmiyor bizi canlandırmaya. Eminim, okurlarımın pek çoğu, yazımın sonuna yaklaştığında bir ismi veya siyasi partiyi işaret edeceğimi umuyorlardır, üzgünüm, bu yazıyı bir hikayecikle noktalayacağım.

Anlatacağım hikâyeyi aşağı yukarı tanıyorsunuz, çok bilinen bir anekdotun orasını burasını kestim, sözcükleri tümden değiştirdim, yani yeniden yazdım. Kıssadan hisse meraklılarının seveceğini umuyorum.

Hikayeciğimiz 19. Yüzyıl son çeyreğinde Selanik’te geçiyor. Hikayemizin kahramanı Osmanlı bürokrasisinin kalem memurlarından, genç ve yakışıklı Kani Bey. Kani Bey uyanık bir adam, Osmanlı Devleti’nin çökmekte olduğunu görmüş, 2-3 ayda bir ödenen maaşıyla kıtı kıtına yaşamaktan bezmiş, yaptığı memuriyetin ona bir ikbal getirmeyeceğini anlamıştı. Sonunda Selanik eşrafından zengin bir Rum ailenin yaşı geçkince, “evde kalmış” kızlarından birine talip olmuş. Kızın babası ne yapsın, kızın başkaca talibi olmamış, razı olmuş ama kızını da bir “kafire” vermeye yanaşmıyor. Şart koşmuş Kani’ye, “önce usulünce Hristiyan olacaksın” demiş. Kani düşünmeden kabul etmiş, evlenmişler, kızın drahoması değil Kani’ye, yedi sülalelerine yeter, yine de bitmezmiş. Kani artık kalemdeki memuriyetini hobi olarak yapıyor, işe ister gidiyor ister gitmiyormuş. Hristiyan olduğunu işyeri arkadaşlarından saklamış bir süre, saklamış ama ne fayda, tez zamanda duyulmuş din değiştirdiği. Arkadaşları işyerinde sıkıştırmışlar uyanık damadı, “Kani, olmuşsun gâvur Kani” demişler. Kani pişkin, sırıtmış ve bıyıklarını burarak cevap vermiş:

Kırk yıllık Kani, olur mu Yani** .”

Anadolu’nun sözlü kültürü, insanların temel hamurlarının değişmeyeceğine ait maniler, atasözleri, masallar, türküler üretmiştir. En yaygın bilineni de “katranı kaynatsan, olur mu şeker?” sözüdür. Ben bu deyimi geliştirip bir dörtlük haline getirdim, yazımın noktasını da onunla koydum.

“Katranı kaynatsan olur mu şeker?
Lakırdısına bakmayın hep aslına döner
Geldiği bataklık kendine çeker
İkbale konunca hepsi birbirinden beter”

 

 

Dipnotlar:

*Aslında bu 80 yaş konusunun fazla abartıldığı kanısındayım, bir hekim olarak söyleyebilirim ki, bir kişinin takvim yaşı dışındaki bazı faktörler yaşlılık konusunda öne çıkar. Genetik yapı, beslenme, sigara/alkol kullanımı, hareketli bir yaşam sürüp sürmediği gibi özellikler bir kişinin biyolojik yaşını 10-15 yıl kadar yukarı veya aşağı çekebilir.
**Yani, Rumlar arasında yaygın kullanılan bir erkek adıdır. 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s