EKOLOJİK EMPERYALİZM VE ÇALDAĞI

Nereden bilebilirdim kasabamı kuzeyinden kucaklayan Çaldağının oyulacağını; nereden sezinleyebilirdim koynunda saklanan tarihin talan edileceğini; nereden anlayabilirdim binbir çeşit canlıya yuva olan toprağının altındaki nikel madeni işletilmesinin Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti tarafından bir İngiliz firmasının emelleri için tahsis edileceğini, sonra da bir Türk ya da uluslararası şirket(ler)e satılacağını, dış(ve iç) sermayenin kâr makinasıolarak yeri göğü zehirleyeceği yönünde bilginlerin uyarılarını!

 Salih Özbaran- ÇALDAĞI- Kasabamdaki Darbe 

 

 Bu yazımda bir kitap tanıtacağım, son zamanlarda okuduğum en önemli çalışmalardan birisi, altını/üstünü çizmekten, sağına soluna notlar çiziktirmekten kitabın elle tutar tarafı kalmadı. Nedir, kitabın tanıtımına geçmeden önce kısa bir giriş yapmayı uygun görüyorum.

 

GİRİŞ

Eğer “bizim mahallede” yaşıyorsanız ve 2018 yılı Türkiye’sini 3-5 maddede/cümlede anlatmaya, sorunları çok kısaca özetlemeye çalışsanız nasıl bir tablo çizeceğinizi tahmin edebileceğim kanısındayım. Ekonomik kriz, giderek artan yoksulluk, nefret ve şiddet dilinin topluma egemen oluşu, artan insan hakları ihlalleri, fikir ve düşüncelerin açıklanmasına getirilen yasak ve baskılar, kadınlara/ çocuklara/ engellilere/ hayvanlara yönelik şiddetin giderek tırmanması, “Kürt sorunu”, Ortadoğu bataklığına gömülüş, siyasal İslam’ın egemen kültür haline gelişi, küresel sömürü düzeni, cehaletin aydınlığa baskın hale gelmesi, kuvvetler ayrılığının ortadan kalktığı bir siyasi rejim… Sorunları sıralama şeklimiz veya farklı sözcüklerle ifade etmemiz olasıdır ama yaklaşık olarak bu çerçeveyi kullanacağımızı düşünüyorum. Ülkemizin son yıllarda yaşadığı sorunlar öylesine can alıcı, insan ve yaşam haklarına yönelik saldırılar o denli incitici ki çoğumuzun yaptığı sıralamalarda, orta ve uzun erimde tüm insanlığın “kaderinin” yazılı olduğu çevre sorunları yer almıyor veya belki son sıralarda kendine güç bela yer bulabiliyor. İçimizden bazılarının “…ama hocam bütün bunlar vahşi kapitalizmin sonucu, devrim olunca (biz iktidar olunca?!) hepsi düzelecek” dediğini, bu iddianın apaçık doğruluğundan duydukları zihinsel rehavetin (ve umutsuzluğun) içinde cep telefonu, iş, AVM, ATM, hipermarket, sosyal medya, ev, tatil planı, aylık taksitler yaşam rutininden çıkamayacaklarını sanıyorum, onlara acil şifalar diliyorum.

ÇALDAĞI

 Çaldağı Manisa’ya bağlı, eski adı Kasaba olan Turgutlu ilçesinin 12-14 kilometre kuzeyinde bulunan bir dağın ve üzerinde yer alan ormanlık alanın adıdır. Yıllardır inatla sürdürülen nikel madenciliği ile heder edilen, altında Anadolu’nun binlerce yıllık tarihinin tanığı eski eserlerin, üstünde Dünya’nın en güzel ormanlarının yer aldığı Çaldağı… Bu yazı, tarumar edilen Çaldağı’nın yaşadığı zulmü tüm çıplaklığı ile anlatan bir kitabı ve dünyamızı tehdit eden ekolojik yıkımın sonuçlarını tanıtmayı, anlatmayı hedefliyor, haydi başlayalım.

103142

Fotoğraf: Evrensel Gazetesi, 20 Şubat 2018.

KASABA’MDAKİ DARBE

Kitabın yazarı Salih Özbaran, 1940 Turgutlu doğumlu, ilk ve orta öğrenimini Turgutlu’da yapmış, Manisa’da Lise, İstanbul’da üniversite, Londra’da doktora derken 1982 yılında tarih profesörü olmuş. Osmanlı tarihi, tarih öğretimi ve yöntemi üzerine yazdığı kitap ve makaleler tarihçilere ve tarihe gönül vermiş kişilere projektör gibi ışık vermeye, aydınlatmaya devam ediyor; üstelik sadece ülkemizde değil, dünyanın dört köşe bucağında. Özbaran, son yıllarda çalışmalarını doğup büyüdüğü Turgutlu’ya da yöneltmiş ve son beş yıl içinde üç Turgutlu kitabı yazmış: Küllerinden Doğan Kasaba: Turgutlu (2013), Fotoğraflarla Konuşan Kasaba: Turgutlu (2015) ve son olarak Çaldağı- Kasaba’mdaki Darbe kitabı 2018 yılında yayınlanmış. Akıl alır gibi değil, kendi alanında dünya çapında eserler vermiş bir tarih profesörü, doğup büyüdüğü küçücük bir ilçenin yanı başındaki Çaldağı’na, nikel madenciliği ile indirilen “darbe” üzerine çalışıyor ve bu çalışmasını kitaplaştırıyor. Nasıl mı?

“OKYANUSLARDAN YAYILAN SÖMÜRÜ DÜZENİ”

 Özbaran, Çaldağı adını taşıyan kitabın birinci bölüm başlığını “Okyanuslardan yayılan sömürü düzeni” olarak belirlemiş. Bu başlık altında imparatorlukların genişleme süreci ile sömürgeciliğin tarihi arasındaki ilişkiyi çarpıcı örneklerle anlatıyor. Özbaran’ın dilinin keyfini sürmek ve verdiği örneklerle tanışmak, kullandığı kaynaklara göz atmak için kitabı edinmek, sindire sindire okumak gerekiyor.

 EKOLOJİK EMPERYALİZM[i]

 Emperyalizm, kapitalizme neredeyse sonsuz sayıda sömürü enstrümanı sunar. Bu enstrümanlar içindeki en etkili aygıtlardan birinin ekolojik emperyalizm olduğu rahatlıkla söylenebilir. Ekolojik emperyalizmi derinlemesine kavrayabilmek için ekosistem olarak tanımladığımız bir kavramla tanışmamızın çok yararlı hatta zorunlu olduğu kanısındayım.

 EKOSİSTEM

Ekosistem tanımı için Vikipedi’ye göz atabilir veya ekoloji/ekosistem üzerine yazılan uçsuz bucaksız külliyatın içine dalabilirsiniz şüphesiz; nedir, en basit şekliyle tanımlamak isterseniz şu cümlecik yeterli gelebilir: Ekosistem, bir biyolojik topluluğu saran ve onunla ilişki içindeki tüm canlı ve cansız çevreyi tanımlamak için kullandığımız bir kavramdır. Küçük bir gölcük hatta su birikintisi içindeki yaşamsal tüm faaliyet için kullanabileceğimiz gibi küresel anlamda da kullanılabilir. Bu nedenle neredeyse sonsuz sayıda, birbirinin içine geçmiş ekosistemden söz edebiliriz. Ekosistemler arasında muazzam farklılıklar olsa da temel kurallar hepsinde aynıdır: Ekosistemler ne denli karmaşık bir ilişki içinde olurlarsa olsunlar, ekosistem içinde yaşayan tüm canlılar bir besin zincirinin parçasıdırlar ve tümünün yaşam kaynağı fotosentezdir. Fotosentez ise bitkilerin güneş ışığını kullanarak yaşamsal kimyasalların üretilmesi sürecidir. Her bir ekosistemde ağaçlar, çayırlar, çalılar vb. bitki örtüsü gibi fotosentez üreticiler, diğer tüm canlıların temel enerji kaynağını temin ederler. Ekosistem içindeki canlılar birbirlerini yiyerek/tüketerek dengeli bir besin zinciri piramidi oluşturur. Her bir canlı türünün sayısı ile besin zincirindeki yeri uyumlu olmak zorundadır. Özcesi, ot oburların sayısı bitkilerden; etoburların sayısı ise ot oburlardan çok daha az olmak zorundadır. Besin zincirindeki konumu yükselen canlıların fotosentez üretimine katkısı azalır, aynı ölçüde sayıları da azalmak zorundadır. Tüm ekosistemler halkalar halinde birbirine bağlanarak dünya ekosistemini oluşturur. Ekosistemlerden birinin yıkımı diğerlerini de yıkmaya başlar. Bu ne zamana kadar devam eder diye sorarsanız size hipotetik bir argüman sunabilirim: Kanımca, dünya ekosistemi, dengesizliğe sebep olan canlı türünü[ii]ortadan kaldırmak zorundadır; bedeli ağır olabilir ama bir noktadan sonra bunun önemi kalmayacaktır.

NİKEL

 “Sayın Çevre ve Orman Bakanı! Verdiğiniz ağaç kesim izni sızlatmıyor mu yüreğinizi?”  Prof. Dr. Salih Özbaran- Çaldağı kitabı üçüncü bölümünün girişinden.

Bu yazının şimdi okuduğunuz satırlarına ulaştığınıza göre Çaldağı kitabını alacağınızdan ve benim yaptığım gibi altını çizerek, notlar alarak okuyacağınızdan şüphem yok. Hatta kitabı okurken veya bitirdikten sonra bu yazıya yeniden göz atacağınızı sanıyorum.

Özbaran’ın kitabı çok özetle söylemem gerekirse, nikel madeni işleten uluslararası bir şirketin Çaldağı ormanlarını, ovalarını, bağlarını, bahçelerini “üç otuz para” için nasıl talan edildiğinin ve bu talanın tarih boyunca kullanılan sömürü enstrümanlarıyla nasıl benzeştiğinin etkili bir hikayesidir. Çaldağı ekosistemi nikel madeni için yok edilmektedir. Peki nemize gerek bu nikel madeni, okuyalım öğrenelim!

Nikel, kaynama noktası 2913 derece olan çok sert bir metaldir. Diğer metallerle oluşturduğu alaşımlar başta silah sanayi olmak üzere çok geniş bir kullanım alanına sahiptir. Kullanım alanları arasında tıbbi teknoloji olsa bile buradaki anahtar sözcük silahtır..! Daha yüksek teknoloji, bu teknolojiyi beslemek için kullanılan bilimsel çalışmalar, silahlanma yarışı, yaşamımızın içine çöreklenen ve tükettikçe daha çok tükettiğimiz cep telefonu vb. cihazlar için gereken ve gitgide artan metal gereksinimi… Dünyamızın nasıl bir maelstrom[iii]içinde olduğunu görebildiğinizi sanıyorum[iv]. Üstelik nikel, insan vücuduna düşman bir metaldir. Nikel içeren küpe vb. takıların kullanımı sonucunda alerjik reaksiyonlar ortaya çıktığı, bozuk paralarda kullanılan nikelin bile insan sağlığı için tehlikeli olduğu ve bazı kimyasal nikel alaşımlarının kanserojen olduğu iddiaları bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Nikel madeninin toprak altından çıkarılması ve işlenmesine ait süreçlerde oluşan kirlilik, kullanılması gereken su miktarının çokluğu, yok edilen ekosistemin büyüklüğü ise toplum sağlığını ağır biçimde tehdit etmektedir[v].

ÇALDAĞI-TURGUTLU 006

Çaldağı’nda yok edilen tarih: Lidya dönemine ait oda mezar. Fotoğraf: Aydoğan Demir.

SONUÇ OLARAK…

Çaldağı’nda yüzbinlerce ağaç kesildi, kesiliyor; devasa büyüklükte bir ekosistem yok ediliyor. Çaldağı ekosisteminden beslenen, onunla ilişkide olan diğer tüm ekosistemler bu yok oluşun bir parçası haline geliyorlar. Bütün bu katliam sürecine onay veren idari ve siyasi karar mercileri oluşagelen yıkımı küçük göstermeye, ülkenin zenginlik ve kalkınması için ödenmesi gereken bir bedel olduğuna ikna olmamıza çalışıyorlar. Kestiklerinden daha fazla sayıda ağaç dikerek doğanın dengesini koruduklarına inanmamızı istiyorlar. Ekoloji bilimine biraz aşina olan herkes böyle bir telafinin olanaklı olmadığını, bunun bir aldatmaca olduğunu kolaylıkla görebilir.

Salih Özbaran’ın Çaldağı kitabı, ekolojik emperyalizmin, tarih boyunca süren sömürü düzenleriyle nasıl bir diyalektik ilişki içinde olduğunu görmemizi sağlayan, doğa katliamlarına ilişkin medya, sosyal medya haberlerine “üzgün” veya “kızgın” emojisi koymaktan daha fazlasını yapmamız gerektiğinin bilincini aklımıza nakşeden eşsiz bir eser.

Bu yazıyı Maşuk İzafi’nin Çaldağı üzerine yazdığı taşlama/kargış türünde bir şiiriyle bitiriyorum. Güzel okuyun!

ÇALDAĞI’NIN BEDDUASI

Kirli mi kirli iş çevirmişler,

Adına şirket mirket demişler.

Size iş miş vericez,

Dağı taşı delicez,

Pınarlardan hep para akiticez,

Suyun başına oturucez,

Lüppedenek birlikte yiyecez

diyerek sözleşmişler.

 

Dağı taşı delmişler

Ağaçları kesmişler

Toprağı deşmişler

Böcekleri solucanları zehirlemişler

Pınarları kurutmuşlar

Çiçekleri çimenleri delirtmişler

Havayı pislemişler

Tarihi yapıları piç etmişler

Güneşi lekelemişler

Sulara kin ekmişler.

 

Maşuk İzafi der, hepsi hayındır

Göz yumanlar da zalımdır

Bu betik de size kargışdır[vi].

 

 

 

 DİPNOTLAR

[i]Sosyal bilimler alanında çalışan bilim insanlarının emperyalizm kavramı üzerinde tam bir mutabakat içinde olduğu söylenemez. Yaygın ve muhafazakâr görüş sömürgeciliğin her türünü emperyalizm kavramıyla karşılamış, ulus veya kabile devletten imparatorluğa doğru gelişen tüm sömürgen süreçleri bu kavramla açıklamıştır. Marksist kuram ise ilhaka dayalı sömürüyü emperyalizmden ayırmış ve emperyalizmi kapitalizmin en üst aşaması olarak tanımlamıştır. (V.I Lenin. Bakınız Kaynaklar: 2) Bu ayrımın yapay ve/veya sofistike olduğunu düşünüyor olabilirsiniz, nedir, XIX. Yüzyıl son çeyreğinde başlayıp XX. Yüzyıl başlarında hız kazanan, ilhaka ve işgale dayalı sömürgeciliğe (kolonyalizm) karşı gelişen milliyetçi karakterli ulusal kurtuluş savaşlarının birçoğunun anti emperyalist özelliklere sahip olmadığı iddia edilmektedir. Sömürgeciliğe ve işgal kuvvetlerine karşı mücadele eden ve ulus devlet şeklinde yapılanan ülkelerin birçoğunun kısa süre sonra savaştıkları ülkelerin tekelci şirketleri yoluyla sömürülmeye devam edildiği göz önüne alınırsa bu iddianın sağlam temelleri olduğu söylenebilir.

[ii]Homo Sapiens’i kastediyorum.

[iii]Maelstrom: Girdap. Sabahattin Eyüboğlu’nun Arthur Rimbaud’nun Sarhoş Gemi şiirinde çevirmeden kullanmasından cesaret alarak kullandım bu sözcüğü.

[iv]10 Eylül 2018 tarihinde kaybettiğimiz ünlü yazar ve düşünür Paul Virilio, Enformasyon Bombası adlı kitabında günümüz “modern” bilimi için önemli iddialarda bulunur. Virilio, bilimin felsefi temellerinden uzaklaştığını ve bir TEKNO BİLİM haline geldiğini, bilimsel çalışmalara ait paradigmaların vahim sonuçlar oluşturacak bir yola saptığını ve bu konudaki farkındalığın/bilincin hemen sadece ekoloji çevrelerinde geliştiğini yazmaktadır. (Bakınız kaynaklar: 4)

[v]Çaldağı kitabının ekleri arasında yer alan, Prof. Dr. Ali Osman Karababa’nın “Nikel, madencilik ve sağlık” bildirisinin dikkatle okunmasını öneririm.

[vi]Doğrusu “kargıştır” ama şiirin ahengine uydurulmuştur.

 

KAYNAKLAR

 

  • 1-Salih Özbaran, Çaldağı- Kasaba’mdaki Darbe, Yakın Kitabevi, Şubat 2018, İzmir.
  • 2-Vladimir İlyiç Lenin, Emperyalizm- Kapitalizmin En Yüksek Aşaması, Agora Kitapevi Yayınları, 2014.
  • 3-Clive Ponting, Dünyanın Yeşil Tarihi, Sabancı Üniversitesi Yayınları, Mart 2012, İstanbul.
  • 4-Paul Virilio, Enformasyon Bombası, Metis Yayınları, Eylül 2003, İstanbul.
  • 5-Alfred W. Crosby, Dünya Benimdir- Avrupa Ekolojik Emperyalizmi, Kitap Yayınevi, Şubat 2004, İstanbul.
  • 6-Richard Leakey, Roger Lewin, Göl İnsanları, Tubitak Yayınları, Temmuz 1998, Ankara.
  • 7-Stephen Jay Gould, Yaşamın Tüm Çeşitliliği, Versus Kitap, Ocak 2009, İstanbul.
  • 8-Hannah Arendt, Totalitarizmin Kaynakları 2/ Emperyalizm, İletişim Yayınları, Mayıs 2018, İstanbul.
  • 9-Özer Akdemir, Çaldağı nikel madenciliği yüzünden uçurumun kıyısında!, Evrensel Gazetesi, 20 Şubat 2018.
  • 10-Wikipedia, Nikel maddesi
  • 11-TMMOB Maden Mühendisleri Odası, Nikel Raporu, Kasım 2012, Ankara.
  • 12-Maşuk İzafi, Çaldağı’nın Bedduası, Yayınlanmamış şiir, Eylül 2018.

     

       

     

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s