Işılay Saygın ve 40 yıllık gerçek bir öykü

Bu yazıda adı geçen kişi ve siyasi “gruplara” karşı eleştiri, destek, küçümseme vb. bir amacım bulunmamaktadır. Yazımda bu anlama gelen ifadeler varsa amacımın dışına çıkmışım demektir. Bu yazıda birkaç gün önce vefat eden Işılay Saygın’a ait 40 yıl önceye ait bir anımı aktaracağım. Bu yazıyı kaleme almaktaki tek ereğim, 40 yıl içindeki “siyaset yapma” usullerindeki değişime karınca kararınca dikkat çekmektir. Bu yazıyı okuyan okurlarımın Işılay Saygın hakkında asgari bilgiye sahip olduğunu varsayıyorum. Saygın’ın, 1970’li yıllardan itibaren merkez sağ içinde aktif siyaset yapmış olduğunu, İzmir Buca’da yedi yıl belediye başkanlığı, daha sonra milletvekilliği ve bakanlık yaptığını, bazı bakanlıklardaki ilk kadın bakan olduğunu hatırlatmakla yetineceğim[i].

 

1979 yılının yaz ayları… Ege Tıp Fakültesi öğrencisiydim ve ailemle Buca’da oturuyoruz. Işılay Saygın, başkanlığını Süleyman Demirel’in yaptığı Adalet Partisi’nden seçilmiş İzmir’in Buca ilçesi Belediye Başkanı’ydı. Başkan merkez sağ bir partiden olsa da Buca gençlerinin ezici bir çoğunluğu sol/devrimci siyasi fraksiyonlar içinde yer almış durumdalardı. Enhoşlar mahallesi tarafında “Milli görüş” taraftarı Akıncı gençlik örgütlerinin güçlü olduğu söylense de devrimci gençler Akıncılar’ı çok ciddiye almıyorlardı. Hatta onların da emperyalizme ve faşizme karşı oldukları düşünüldüğü için gerektiğinde yararlı olabileceğini varsayanlar da vardı. Ne de olsa İran “İslam Devrimi’nin” üzerinden sadece birkaç ay geçmiş ve İran Komünist Partisi TUDEH Humeyni’yi desteklemişti[ii]. Buca’nın Şirinyer bölgesindeki siyasi fraksiyonların bir kısmı Buca Belediye Başkanı ile görüşme talep etmişler ve Işılay Saygın bu talebi kabul etmişti. Ama gençler Başkan’ın makamına gitmeyi reddetmişler ve onu Şirinyer Parkı’na davet etmişlerdi. Işılay Saygın devrimci gençlerle toplantısına yalnız ve zamanında geldi, elini uzatanlarla ciddi bir ifade ile tokalaştı. Elinde siyah ciltli bir ajanda/defter vardı, oturur oturmaz defterini açıp kalemini eline aldı…

Ekran Resmi 2019-07-29 16.25.46
Şirinyer Parkı 2009- Zihniyet de park da çirkinleşmiş.

İçinde benim de olduğum gençlik grubu 15 kişi kadardı, bildiğim ve anladığım kadarıyla başkanla ne konuşulacağı, ne talep edileceği üzerine hazırlık yapılmamıştı. Daha da kötüsü gençlik grubu farklı fraksiyonlardan oluşuyordu. Gençler birbiri ardına konuşmaya başladılar. Her konuşan kendi siyasi görüşüne, fraksiyonuna ve devrime ilişkin görüşlerini anlatıyordu heyecanla[iii].  Işılay Saygın her konuşanla beraber kalemine davranıyor ama yazacak bir şey bulamıyordu. Sonunda gözlerini gençler üzerinde gezdirerek “Peki benden ne istiyorsunuz?” diye sordu. Soru çalışmadığımız yerden gelmişti, yaş ortalaması 20-22 civarındaki bir avuç gencin yerel sorunlar ve yerel yönetimler hakkında bilgisi ve fikri yok denecek kadar azdı. Birisi Terzi Fikri diye mırıldandı, bir başkası gür bir sesle “Belediye’de söz, karar, yetki halk komitelerinde olmalı” dedi, farklı fraksiyondan biri “Direniş komitesi” diyerek itiraz etti, Işılay Saygın ilk kez kalemini kullanarak bir iki satır yazdı ama bir yandan da gözlerini belertmişti. Gerilmişti ortam, kim olduğunu görmediğim bir başkası “Hepsi faşist bunların” deyince Işılay Saygın kalemini bırakıp “Hepiniz faşist olduğumu mu düşünüyorsunuz” diyerek ikinci sorusunu sordu. Şimdi herkes, hep bir ağızdan konuşuyordu… Işılay Saygın defterini kapatıp ayağa kalktı ve “Aranızda anlaşırsanız haber verin, yine gelirim” diyerek yürüdü ve gitti… Son sözlerini çok az kişi duymuştu.

12
Görsel kaynağı Işılay Saygın.com internet sitesidir.

 

Tıp fakültesi birinci sınıftan ikinci sınıfa geçecektim o 1979 yazında, Eylül’e kaldığım Biyokimya sınavını vermem şarttı. Başından sonuna kadar sessizce dinlediğim Işılay Saygın’la yapılan toplantı Başkan’ın gitmesiyle bitmişti ama dağılmadan ve heyecanından bir şey kaybetmeden tartışmaya devam ediyordu mahalle arkadaşlarım. Tartışmayı izlemek güzeldi ama omuzuma astığım çantamdaki biyokimya teksir ve ders notları beni çağırıyordu.

Ekran Resmi 2019-07-29 09.50.05
1970’lerde Buca Belediye Başkanı Işılay Saygın. Görsel kaynağı Işılay Saygın.com

Ben ders çalışmak için parkın başka bir masasına doğru ilerlerken, Şirinyer Parkı havuzunun kenarındaki birleştirilmiş tahta masa ve sandalyelerde şimdi Lenin’in Nisan Tezleri kitabından bir alıntıyı aktarıyordu birisi, kirli gömlekler üzerineydi[iv].

Öyküleştirerek anlattığım bu anekdotu yerel yönetimler, 1980 öncesi sol siyasi örgütlenmeler ve en önemlisi “siyaset yapma usulleri” üzerindeki 40 yıllık değişime dikkat çekmek amacıyla yazdım. Bu yazının tek ereği 1979 yılı yazında yaşanan 20 dakikalık bir zaman diliminin fotoğrafını çekmek ve belgelemektir. Güzel okuduysanız ne mutlu bana.

 

DİPNOTLAR 

 

[i]Işılay Saygın bakanlık yaptığı dönemde Yeni Yüzyıl gazetesine verdiği bir röportajda (Neşe Düzel, 27 Aralık 1997, Yeni Yüzyıl Gazetesi), üniversite yurtlarında kalan kızlara bekaret kontrolü yapılması gerektiğini ve kendisinin 52 yaşında olmasına rağmen bakire olduğunu söyleyerek hem kendisini komik duruma düşürmüş hem de merkez sağın nereye doğru evirilebileceğinin işaretini vermişti. Işılay Saygın daha sonraları söylediklerinin yanlış anlaşıldığını, bekaret kontrolü ifadesini 11 yaşındaki bir kız çocuğu için söylediğini ifade ettiyse de (Hürriyet Kelebek Gazetesi, 4 Ekim 1998 tarihli ve “52 yaşındayım ve bakireyim” başlıklı röportaj), bu konudaki ifadeleri tüm siyaset yaşamına damgasını vurmuştur. Ayrıca Avrupa Konseyi’nde Türkiye’de uygulanan “zoraki bekâret kontrolü”nün ele alınması üzerine Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Işılay Saygın zorla bekâret kontrolü yapan Kamu görevlilerinin Türk Ceza Kanunu’nun ilgili maddelerine uyularak cezalandırılmasını istemiştir (Ruhat Mengi, Işılay Saygın özür dileyecek mi? 4 Ağustos 1998)

[ii]Humeyni’nin sürgündeki Fransa’dan İran’a dönüşü 1 Şubat 1979. Humeyni yerini güçlendirdikten sonra hemen hemen tüm TUDEH üyelerini tutuklattı, çoğu işkenceden geçti ve idam edildi.

[iii]Bu noktada şunu hatırlatmak isterim: 1980 öncesindeki devrimci hareket, sınırları kesin çizgilerle ayrılmasa da kabaca üç ayrı bölgede örgütlenmişti. Üniversiteler, işyerleri ve mahalleler. Bunlar içinde öğretim, sosyal, ekonomik düzeyi nispeten düşük olan kesimin mahalle örgütlenmeleri olduğu kanısındayım. Mahalle örgütlenmelerinin ileri gelenleri, üniversite öğrencilerini küçümser, devrimciliğe özenen, kaypak küçük burjuvalar olduklarını ileri sürerlerdi. Ancak büyük çaptaki eylemleri örgütleme becerileri hepsinden yüksekti ve en ağır bedelleri de onlar ödediler kanaatindeyim.

[iv]V.I. Lenin, Nisan Tezleri ve Ekim Devrimi, Sayfa 68, Sol Yayınları, Aralık 1975.

 

 

5 Comments

  1. Öykü

    Çok güzel bir paylaşım; bir kez daha hiç bir şeyin ne tam siyah ne tam beyaz olmadığını hatırlatan bir yazı olmuş. Çözüm inançlarımızı karşımızdakine kabul ettirmekte değil, farklı görüşte olsak da ortak çözümler üretebilme kapasitemizde. Teşekkürler!

    Liked by 1 kişi

  2. Anonim

    Dogan Bey okudum. Güzeldi. Burada gene su dizeleri hatirladim.—–(Bedri Rahmi’nin —Üç Dil —şiiri
    en azından üç dil bileceksin
    en azından üç dilde
    ana avrat dümdüz gideceksin
    en azından üç dil
    çünkü sen ne tarih ne coğrafya
    ne şu ne busun
    oğlum mernus
    sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun)—-Simdide Osmanlinin Torunusun… Hala günes saatine göre yasiyoruz. Ciddi dinlemiyoruz, Not almak diye bir aliskanligimiz yok. (Son olarak Trumpf la olan görüsmede bizimkilerin hic birinde not almak icin kalem yokken karsi tarafta cogu not almak icin hazirdi. Dediginiz gibi onlarda kesin not alacak bir sey bulamadilar…) cok biliyor, cok konusuyoruz. Plan gülük de olsa yapmiyoruz. Orta oyuncusu gibiyiz. Ama ona da zekamiz yetmediginden yüzümüze gözümüze bulatiriyoruz.

    Liked by 1 kişi

    1. Seda Usal

      Belki de benim -hasbelkader- birlikte olduğum gençler, bahsettiğiniz “not almayanların” aksine, sadece not almakla kalmayıp dinlerken ders alan, yorumlayan ve bazen de kendi dersini vererek aksiyon alanlardan olduğu için gelecek adına iflah olmaz bir iyimserim. Güneş saatini epey geçtiğimizi düşünüyorum.
      Öte yandan kendi akvaryumumun dışından bakabildiğim anlarda çok haklısınız 😦

      Liked by 1 kişi

  3. Arzu Sarıyer

    Güzel bir öykü olmuş, teşekkürler Doğan Bey. Buca Eğitim Enstitüsü’nde okuduğumuz yıllarda belediye başkanı olarak caddelerde sık karşılaşırdık. Solcuyuz ya Işlay hanım sağcı sıradan öylesine bakardık… Mekanı cennet olsun.

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s