500 Facebook arkadaşı aranıyor: Grotesk bir manifesto

 

Yazının başlığına bakıp, gözlerinizi belertip “Bu ne şimdi?” diyeceksiniz, demeyin lütfen. Facebook[i] ekosisteminin zift ve lağım karışığı ilişkilerine manifesto türünden bir isyanı en etkili şekilde verebilmek kaygısıyla çıktı bu başlık ortaya. Buyurun, başlıyoruz.

 

Fenomen

Bu yazının kaleme alınmasından iki gün önce[ii]Asena D. adını kullanan bir Twitter kullanıcısı, iki milyona yakın takipçisi olan Haluk Levent’e hitaben şu mesajı yazmış:

 “Abi günlerdir ağlıyorum. 12 yaşındaki kızım D. geçtiğimiz gün bi itirafta bulundu. Üvey dedesi M.A tarafından Antalya Korkuteli’nde tecavüze uğramış. Adli tıp raporu aldık. Maalesef doğru.  M.A tutuklandı ama geçtiğimiz gün serbes bırakılmış. Abi lütfe yardım edin”

İki milyon takipçisi olan bir sosyal medya fenomeninin, etiketlendiği her mesajı görmesi pek olası değilse de belki tesadüf eseri ya da konunun hassasiyeti ve sağlam bir medya kadrosu olması sayesinde Haluk Levent mesajı görmüş ve yanıtlamış:

“Merak etmeyin! Bu olay doğru ise M.A yı cezaevine geri yollayacağız emin olun.

Ekibimiz sizinle hemen iletişime geçecektir.”

Haluk Levent’in etiketlediği bir avukat da[iii]“Hak ettiğini almasını sağlayacağız… Şüpheniz olmasın” diye yazarak harekete geçtiği mesajını vermiş. Farklı şehirlerden bazı kadın avukatlar da şık mesajlarla yardıma hazır olduklarını bildirmişler. Ardından hukuka ve adalete olan güvenin tükenme noktasına geldiğine işaret eden sağduyulu mesajlar geliyor. Gelelim Twitter aleminin geniş bir kesimini oluşturan “halkımızın” mesajlarına:

-İdam istiyorum bu pisliklere idam.

-Bize izin çıksın topunu infaz edelim.

-Bu sapıkların erkeklikleri yok edilmeli.

-Mahkemeye bile çıkartmayacaksın orada infaz edip çöpe atacaksın.

-idam kurtuluş olur bunlara profosyonel işkence yapacaksın

Yukarıda örneğini verdiğim mesajların çok daha çirkin olarak yazılanları da var. Çok sayıda yorum sahibinin, engizisyon yargıçlarının emrinde cellat olarak “başarılı” ve sofistike” uygulamalara imza atacağından kuşkum yok.

Facebook algoritmaları

Yıllardır Facebook algoritmalarının nasıl çalıştığını her kullanıcının asgari düzeyde öğrenmesinin gerekliliği ve özellikle bilgi kirliliğinin nasıl bir ideolojik aygıt olarak kullanıldığına dair yazılar yazdım[iv]. Facebook’un neo-faşizmin tüm enstrümanlarını kullandığını söylemekten klavyemin sakalları çıktı. Aşağıda gördüğünüz Nazi simgeleriyle bezenmiş Mark Zuckerberg görseli kullandığım için Facebook tarafından “nefret söylemi” yapmakla suçlandım.

Ekran Resmi 2019-08-05 12.11.58

500 Facebook arkadaşı arıyorum!

Facebook kullanıyorsanız elbette biliyorsunuz, tanıyor olabileceğiniz kişiler listelenir sayfanızda. Facebook, diğer algoritmalarında olduğu gibi size önerilen kişileri hangi kriterlere göre seçip sunduğunu açıklamıyor. Bu konuda pek çok hipotez bulunuyor, benim de bazı “uçuk” tezlerim olsa da hiçbiri tüm önerilerin mantığını açıklayamıyor. Bu kez bana arkadaş olarak bir hanımefendi önerilmiş, biraz fazla genç gibi, taş çatlasın 21-22, profil fotoğrafındaki giysilerinde kumaştan oldukça tasarruf edilmiş ama mevsim yaz, olsun o kadar. O da ne, 600 civarında ortak arkadaşımız var. Olacak iş değil çünkü sayısı 5000’i bulan Facebook arkadaşlarımın yaş ortalaması oldukça yüksek. Bu profil  tıklanacak, merakımdan tıklanacak. Profil bilgileri enteresan, on parmağında on marifet. İlk gözüme çarpan “şairde çalıştı” ibaresi oldu, maşallah, bu yaşta okullar bitmiş, kitaplar yalanıp tutulmuş, şair olunmuş ve artık yeni mecralara yelken açılmış. Yeni diyorum çünkü diğer meslek/uğraş alanlarında “designatör” olduğu ve halen moda sektöründe çalıştığı yazıyor. İlişki durumu da belirtilmiş, hanım kızımızın ilişkisi yokmuş. Hayret ve şaşkınlık içinde neler paylaştığını görmek istedim, ola ki 600 kadar arkadaşımın bildiği ve benim cahil kaldığım, ülkemizin ender yetiştirdiği yeni bir dehayla karşı karşıyayımdır. İtiraf ediyorum, bu profil hakkında daha çok bilgi edinebilmek için arkadaşlık gönderdim, derhal kabul edildi ve paylaşımları incelemeye başladım.

Hay Allah, bu nasıl bir deha ise bütün paylaşımlarına kendi fotoğrafını koymuş, ayna karşısında selfi, jimnastik salonunda, deniz kenarında, parmaklar kalp şeklinde kafede, büzülmüş dudaklar ve yaz kış demeden ya bacaklar ya göğüsler ya da hepsi açık fotoğraflar. Genç “şairemizin” paylaştığı bütün fotoğraflarında ünlü şairlerden dizeler, dünya çapında yazarlardan alıntılar var ama bunların hangi kitaptan alındığı bilgisi yok. Paylaşımlarında önemli sosyal yaralara da parmak basmış, mesela yakın zamanlı bir paylaşımında “Sıkıldım bu Suriyelilerden” diye yazmış. Ender de olsa kendi fotoğrafı olmayan paylaşımları da var; 6 Mayıs’ta Deniz Gezmiş’i niye astıklarının hesabını sormuş, 19 Mayıs’ta Atatürk’ü sevmeyenleri sayfasından kovmuş, Ramazan Bayramı geldiğinde türbanlı 4 yaşında bir kız çocuğunun dua eden fotoğrafına “Amin ecmain” diye yorum yapmış. Yurdumuzun bütün güncel meselelerine vakıf olan kızımızın bu paylaşımlarının değeri bilinmese çok yazık olurdu doğrusu; merak buyurmayın, yeterince değeri bilinmiş, her paylaşımı 500- 1000 beğeni ve yüzlerce yorum almış. Bütün bunlar için “benzerlerine çok rastladığım için şaşırdığımı söyleyemem” demek isterdim ama ortak arkadaşlarımıza bakınca küçük bir şok geçirdim, tamamı erkek, hemen hepsi yaşını başını almış hatta torun torba sahibi, öğretim düzeyi yüksek kişiler. Kimler yoktu ki ortak arkadaşımız; doktorlar, öğretmenler, “eski ve yeni tüfekler”, emekliler, yazar ve şairler…

Peki, hemen kızmayalım, belki başka açıklaması vardır bu kadar ortak arkadaşın… Örneğin ben tüm Facebook mesajlarımı herkese açık olarak yaptığım ve özel yaşamıma ait paylaşımda bulunmadığım için gelen arkadaşlık isteklerini çok ince eleyip sık dokumuyorum. Nasıl olsa benim arkadaşım olsun olmasın benim yazdığım her şeyi herkes görebilir. Bu yüzden zaman zaman arızalı veya “fake” hesapların da arkadaşlık isteğini kabul etmişliğim vardır. Pek inandırıcı gelmese de 600 erkek kişinin gözünden kaçmış ve arkadaş olmuş olabilirler veya benim yaptığım gibi hepsi “sosyolojik inceleme” yapıyorlardır. Üzgünüm ama inanmakta zorluk çektiğim kadar çok kişinin, “arkadaşlarımın” yukarıda tanıttığım genç kızın sayfasındaki paylaşımlara yorum yaptığını gördüm. Bazıları sadece “günaydın, iyi akşamlar, iyi vakitler” vb. “masum” görünüşlü mesajlar olsa da gördüğüm manzara dudak uçuklatan cinstendi. Bir gece yarısı hanım kızımız “canım sıkılıyooooooo” diye yazınca yüzlerce erkek kişi “güzel şairelerinin” can sıkıntısını gidermek için seferber olmuşlar; şiirlerin, veciz sözlerin, can sıkıntısına “iyi gelecek” uçuk önerilerin hesabını tutmak olanaksız. Şiirlerini az çok beğendiğim, abimiz diyebileceğim bir şairin “kalbini fethetsem istiklal marşını yeniden yazarım” demesine dayanamayıp “Bu hesap büyük olasılıkla fake, bu yüzden paylaşımları ciddiye almıyorum ama burada yorum yapan bey amcaların yazdıklarından utandım” diye yorum yazınca hem hanım kızımız hem de şair abimiz tarafından engellendim[v].

Attım, atmaya devam ediyorum bu kişileri Facebook arkadaşlığından. O yüzdendir ki takribi 500 arkadaş kadrom münhaldir, beklerim.

Akıl tınne![vi]

Ülkemiz vahim durumda! Korkuteli’nde 12 yaşındaki kıza tecavüz eden ve hapse giren dedenin serbest bırakılması üzerine kızın annesi bir pop şarkıcısından, Haluk Levent’ten yardım istiyor ve o da “cezaevine geri göndereceğiz” diyebiliyor[vii]. Güya olayı kınamak için yazılan ve idam isteyen mesajların dili kin, nefret ve şiddetle yüklü. Tamamına yakını Müslüman olan bir ülkede İslam’ın sert kurallarına rağmen tecavüz, taciz, cinayet, intihar vakaları giderek artıyor[viii]. Yasaların caydırıcılığından, hukukun üstünlüğünden söz edenlere deli gözüyle bakılıyor. Toplumun çok büyük bir kesiminde saldırganlık ve cinsel dürtülerin denetimi çok düşmüş durumda. Öğretim düzeyi yüksek kişilerde bile kendi alanı dışındaki konulardaki bilgi açığı en kolay yolla, sosyal medya paylaşımları ile kapatılır hale geldi, geliyor. İstanbul’da iki Suriyelinin bir kız çocuğuna tecavüz ettiğine dair haberin bir tek kaynağı olmasına, o kaynağın da adı sanı belirsiz bir internet haber portalı olmasına rağmen, sanki doğruymuş gibi binlerce, yüzbinlerce kişinin sayfasında paylaşılabiliyor. Hurafelerin bilimin, inançların aklın yerini aldığı bir ülkede yaşar olduk. Özcesi şu: Akıl tınne!

Grotesk manifesto

Bütün bu yazdıklarımın ülke yönetimindeki arızalardan kaynaklandığını, insanların bozulduğunu, bu yazıyı da onlar için yazdığımı düşünüyorsunuz değil mi?  Hayır! Bu yazı boyunca hep sizi tarif ettim. Dün akşam Stefan Zweig’ın bir sözünü paylaşmışsınız, hangi kitabında okudunuz o cümleyi, okumadınız değil mi, bir arkadaşınızın sayfasında görüp aldınız. E ama o söz Zweig’ın değil. Geçen hafta “Hayvanat bahçesi bekçisi timsaha tecavüz etti” başlıklı haberi kim paylaştı? Bakın sayfanıza, hala duvarınızda duruyor. İki yıl önce hiç araştırmadan “RESMILEŞTI DİKKAT!!!” başlıklı, zırvalık olduğu besbelli olan mesajda Facebook’a ultimatom çektiniz. Hala sayfanızda, kaldırmaya bile üşendiniz.   Nekrofiliksiniz dediğim zaman kızıyorsunuz; hastanede kolunuzda serumla paylaştığınız fotoğrafları ve dıdınızın dıdısının ölüm haberini dedem mi paylaştı? Aklı çükünde kalmış erkekleri avlamak için açılmış üroloji uzmanı unvanlı, boynunda stetoskop, yarı çıplak 20 yaşındaki kızın “mesaim başlamıştır, iktidarsızlık, erken boşalma vb. sorularınızı cevaplamaya hazırım” mesajına “muhteşem” koyup “Günaydın doktor hanım, kolay gelsin” yazan da siz değil misiniz? Yalan söylemeyin, gördüm mesajınızı.

IMG_0165

 

İdam üzerine yapılan bilimsel araştırmaları okumayan, aslında idama kimin/kimlerin ideolojik olarak ihtiyacı olduğunu kavramaktan uzak, “Ama ateş düştüğü yeri yakar” cümlesini derin bir sosyolojik analiz yapmışçasına paylaşan da sizsiniz. Suriyeliler konusunda duygu olarak belki biraz haklı kaygılarınızı bilgi ve bilinçle beslemediğiniz, tarih boyunca göç etmek zorunda kalan halkların vardıkları topraklarda nasıl bir kültürel/sosyal altüst oluşa sebep oldukları hakkında iki satır kitap, makale okumadığınız için sağdan soldan duyduğunuz üç otuz paralık bilginiz ve cahilliğinizle Almanya’nın Neo-Nazileriyle aynı dilden konuştuğunuzu ve şiddet dalgasını körükleyen paylaşımlar yaptığınızın da mı farkında değilsiniz. Kazdağları’ndaki ekolojik sömürüyle, Çanakkale şehitlerini aynı paranteze sıkıştırdığınızda, çevre bilincinizin bir kar baykuşundan[ix] daha az olduğunu anladığımı da bilmiyorsunuz muhtemelen.

Gelelim torunu yaşında, “teenage” diyebileceğim küçük kızların fotoğraflarına “çok güzelsin” yazan, kalbini fethettiğinde istiklal marşını yeniden yazacak kadar dürtü denetimini yitirmiş ve sosyal medyanın gizliliğine aptalca güvenen, hatta sahte hesaplarla ortalıkta gezinen serseri mayın erkeklere: Torununa tecavüz eden “dededen” zerre kadar farkınız yok. Üstelik tecavüzcülerin idamını savunan kalemler de sizin kalemleriniz. Utanmadan profilinizde Che Guavere fotoğrafı paylaşıp, Che öldüğünde çantasında Atatürk’ün Nutuk kitabı çıkmış diyerek Deniz Gezmiş’e övgü şiiri yazan da sizin parmaklarınız. Suriye, Afganistan, Irak vb. ülkelerden göç edenlerle ilgili sorunu emperyalizm, savaş, mültecilik, yoksulluk, sömürü, silah baronları, gizli kapılar ardında yapılan anlaşmalar neticesinde el değiştiren milyarlarca dolar üzerinden değil de “pis Suriyeliler” olarak okuyan, “ırkçı değilim ama çok seviyorsan sana gönderelim 3-5 Suriyeli” diyerek üstenci bir dille konuşan ve ülkemiz faşist ikliminin bir parçası olduğunu bilmeden horozlananlarsınız, evet sizsiniz…

Yazıyı uzattım, yer yer de tekrarlara düştüm. Sert hatta saldırgan bir dil kullandım; tarihten örnekler veren, anekdotlarla yazıyı yumuşatan geleneksel üslubumun hayli dışına çıktım. Bu yazıyı kızgın ve öfkeli bir ruh haliyle kaleme aldığımı düşünebilir veya “500 Facebook arkadaşı arıyorum” şeklindeki deli saçması sözümü ciddiye almış olabilirsiniz. Hayır! Bu yazıyı başından sonuna kadar planlayarak ve taammüden bu tarzda yazdım. Elbette ki çevremde, sosyal medyada herkes yanlış, bir tek ben doğruyum gibi snop bir fikrim yok. Nedir, yazdığım konuyu çok vahim buluyorum. Dikkatinizi daha çok çekmek, olabildiğince çok kişinin kendisiyle hesaplaşabileceği umuduyla bu yola başvurdum. Belki biraz sürçülisan olmuştur, af ola.

 

 

DİPNOTLAR

[i]Bu yazı Facebook dünyasının işleyişi ve kirli ilişkilerine yönelik sert eleştiriler içeriyor olsa da bu platformda kadın ve erkek çok değerli arkadaşlar edindiğimin bilinmesini isterim.

[ii]30 Temmuz 2019.

[iii]Av. Turgay Özcan.

[iv]https://doganalpdemir.com/2017/11/28/inanc-objelerinin-yerini-almaya-hazirlanan-bir-yeni-dunya-duzeni-bilgisi-gelisiyor-gelistiriliyor/

[v]Kadınların bütün bu tabloda kanatsız melek olduğu sanılmasın. Geçenlerde bir kadın “arkadaşım” sayfasına yazmış, aynen şu: Adamın biri bana Facebook’tan arkadaşlık göndermiş, sapık herif, evliymiş yaaaa…

[vi]Tınne: Kürtçede yok anlamında kullanılıyor.

[vii]Bu cümlemi Haluk Levent’e yönelik bir eleştiri değil durum saptaması olarak kabul edin lütfen. 

[viii]İslam ve diğer tek tanrılı dinlerle, dürtü denetimi ve şiddet olaylarının artışı arasındaki ilişkiyi inceleyen “Camide Cinayet” başlıklı yakın zamanlı bir yazım bulunuyor. Okumanızı öneririm: https://doganalpdemir.com/2019/07/20/camide-cinayet/

[ix]Kar baykuşunun ekosistemle nasıl bütünleştiği üzerine yazmıştım, okuyun lütfen: https://doganalpdemir.com/2016/06/06/kar-baykusu-ve-dogum-kontrolu/

5 Comments

  1. Arzu Sarıyer

    Muhteşem bir yazı olmuş Doğan bey; okurken bir izleyenim olsaydı, yüzümün şeklini görse neler söylerdi… Yer yer tebessüm, öfke, hayret… Bazılarını biliyordum, gördüm hmm hmmm ları… Üzüldüm de çokca.Teşekkürler, emeklerinize sağlık.

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s