“İyi bir şey olsaydı ölüm, önce tanrılar ölmez miydi?”

Bu yazının başlığı, M.Ö 6. yüzyılda Lesbos (Midilli) adasında yaşamış olan kadın şair Sappho’nun yazdığı bir şiirin dizeleridir[i]

Bugün size bir hikayecik anlatacağım. İster eğlencelik olarak okuyup gülümseyin isterseniz de kıssadan hisse deyip geçin; ya da sosyal medya arkadaşlarınıza “Anlayana” yazıp paylaşın. Hiç karışmıyorum, hiç.

Yazdığım bu öykücük sembollerle örülmüş, zamanın unutuluşlarına ve insan aklının hayırsızlığına direnen bir olayı anlatıyor. Düşünün bir, günümüzden 2500 yıl önce geçiyor öykümüz.  Dr. Selahattin Tansel’in Türk Tarih Kurumu’ndan yayınlanan bir kitabından[ii]yararlanarak yazdım bu öykücüğü. Yararlanarak yazdım diyorum çünkü bu anekdotu yorumlayarak kendi dilimde yeniden yazdım. Öykümüzün “kahramanı” Pers İmparatoru I. Serhas, M.Ö 485- 465 yılları arasında hüküm sürmüş, büyük bir orduyla Anadolu’dan yakıp yıkarak geçmiş, Çanakkale Boğazı’nı gemilerden kurduğu bir köprüyle aşmış ve Atina’ya saldırmıştır[iii]. Herodot Pers ordusunun 5 milyon kişi olduğunu, geçtiği ırmakların su içen askerler yüzünden kuruduğunu yazmıştır[iv]. Serhas’ın Yunanistan seferi umduğu gibi sonuçlanmamış ve ülkesine hüsranla dönmek zorunda kalmıştır.

300 Spartalı filminde Pers İmparatoru I. Serhas.
300 Spartalı filminde Pers İmparatoru I. Serhas

Öykümüz, Serhas’ın ülkesine geri dönüş yolunda geçmektedir. Serhas ülkesine geri dönerken deniz yolunu tercih etmiştir. Akdeniz sularında seyreden gemide çok sayıda Pers askeri, gemiciler ve Serhas’ın Yunanistan’dan yağmaladığı devasa hazine vardır. Akdeniz dediğin üç adımlık su birikintisi değil ya, bir fırtına patlamış denizde. Kaptan panik içinde Serhas’ın yanına koşmuş. Geminin yükünün çok ağır olduğunu, bu yükle kıyıya ulaşamayacaklarını, yükün azaltılması gerektiğini söylemiş imparatora. Serhas kaptana “gereğini yap” emrini verir. Kaptan gemicileri ve askerleri toplar, durumu anlatır, imparatorlarının hayatını kurtarmak için gemideki adamların sayısının azaltılması gerektiğine dair bir nutuk çeker. Askerler imparatorlarının hayatını kurtarmak için gönüllü olarak, azgın dalgalarla kabaran denize birer ikişer atarlar kendilerini. Sonunda gemi bir kıyıya varmayı başarır. İmparator Serhas kaptanı çağırarak hayatını kurtardığı için tebrik eder, ona bir çuval altın hediye eder. Ama hemen ardından, hazine yerine adamlarını denize attıran kaptanın idam edilmesini ister ve emri derhal yerine getirilir.

Okuduğum öykü burada bitiyor. Muhtemelen, bu öykünün anlatıldığı yüzyıllar içinde, okuyucular geminin yükünü azaltmak için hazineyi değil adamlarını denize döken kaptanın acımasızlığını ve onu bu nedenle idam ettiren Serhas’ın adil ve yüce bir imparator olduğunu düşünmüşlerdir. O nasıl bir kaptandır ki hazineyi korumak için askerlerine kıymıştır. İmparator Serhas, bu kıyıcı kaptanı cezalandırarak sağ kalan adamlarının ve okuyucunun gözünde yücelir.

Oysa bu hikâyenin arka planı tümüyle farklı okunmalıdır. Niye mi?

Serhas “gereğini yap” emrini verirken kaptanın bu emri nasıl uygulayacağını çok iyi bilmektedir. Kaptan, imparatorunun verdiği emri yerine getirmek için hazineyi denize döktüremezdi. Serhas “hazineyi denize dök” emri verebilir ve askerler burnu kanamadan kıyıya varabilirlerdi. İmparator verdiği bu emirle hem kendi hayatını ve hazinesini kurtarmış hem de kaptanı kıyıcılığı yüzünden idam ettirerek “adil imparator” olabilmiştir.

Anlattığım hikayecik kötü kalpli, zalim bir imparatorun kurnazlığından ibaret değildir. 2500 yıldır gücü ve zenginliği elinde tutan siyasi iktidarlar, bu hikayedeki ana fikri süsleyerek, işleyerek, toplumun inançlarına, hurafelerine, törelerine, yasalarına, kurumlarına, yaşam kodlarına sızarak devletin ideolojik aygıtlarını geliştirmişlerdir.

Siz ne dersiniz?

YAZARIN NOTU: Bu yazıyı okuyup bitirdikten sonra kafanızda ölçüp biçmek isterseniz iki noktaya odaklanmanızı öneririm. Birincisi, kaptanın yaptığı konuşmadan sonra imparatorlarının hayatını kurtarmak için kendini dalgalara bırakan askerlerin durumudur. Askerlerin tanrı/kral saydıkları imparatorları için hayatlarından vazgeçişlerini sorgularken bu yazının başlığını yeniden okumanızı öneririm. İkincisi, bu öykücüğün en önemli sembolü olan kaptanın değerlendirilmesidir. Kaptanın rolünü iyi okumadan bu öykünün hakkını vermek mümkün olmayabilir. Kaptanla kurduğunuz ilişki, ona yüklediğiniz misyon, muhtemelen sizin siyasi tercihlerinizi yansıtacaktır.

DİPNOTLAR VE KAYNAKLAR

[i]Şiirin alındığı kitap: Nedir Gene Deli Gönlünü Çelen, Sappho, Can Yayınları, Nisan 2014. Çeviren: Cevat Çapan

[ii]Dr. Selahattin Tansel, Yüz Fıkra Yüz Tarih, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2018, Ankara. Yazar bu anekdot için Ahmet Refik Altinay’ın Tarih-i Umumi adlı eserini kaynak olarak göstermiş.

[iii]Pers İmparatoru I. Serhas’ın bu seferi 300 Spartalı adlı filme konu olmuştur.

[iv]Herodot’un verdiği sayı çok abartılı da olsa Pers ordusunun gerçekten çok büyük olduğu anlaşılmaktadır.

Görsel kaynağı Pixabay. Resim Stefan Keller tarafından Pixabay‘a yüklendi. 

5 Comments

  1. Hülya EB

    İktidar, kendi varlığını sürdürebilmek için diğer bütün ” iktidar sahiplerini” ne pahasına olursa olsun yok etmelidir. Kaptandan değil tayfalardan yana umudumu koruyorum. Tayfalar kendilerini kuşatan, yaşamlarının içine adeta nüfuz etmiş “iktidar aygıtlarının” farkına varıp/vardırıldığı zaman öykü farklı yazılabilir. Bu öyküyü okuyan kaptandan medet umarsa yanılır gibime geliyor. Yine “kahraman kurtarıcılar” bekliyor demektir. Sonu yine hüsran olur ” denize atılır”. Çok yönlü tartışma kaldırır ve tartışılması da önemli ve gerekli bir öykü bu.
    300 Spartalı filmi de epey tartışılmıştır; bilinen tarihsel gerçeklerle ne kadar uyumlu diye.
    Teşekkür ederim.

    Liked by 1 kişi

    1. Ayşe

      Kendi canını diğerinden aziz bilmek sonucu değiştirmiyor, herkes gibi ve herkes kadarız.
      Önemli olan yapacağımız seçimin sonunda elde edilecek olan toplu kazançtır.
      Kaptan öleceğini bile bile, askerlerin yerine hazineyi suya bıraksaydı kendi canına karşılık diğer canları kurtarmış olur, imparatora da yaptığı dert olurdu.

      Ellerinize, yüreğinize sağlık sevgili hocam…

      Liked by 1 kişi

  2. Anonim

    Doğan Bey, uzun süredir yorum yapamadım. Bu günlerde sakin bir zaman bulamadım.
    Bu konu çok zor bir konu: Her ne kadar fizik ve matematik eğilimli olsam da insan söz konusu olunca hümanist her insanın vereceği karar hazineyi atmak olur. Askerler ve krallar daha gaddar davranıp yarar zarar hesabı yapmak zorundadır. Bu nedenle eğitimleri de ona göre yapılmalı. Bir kalenin fethinde insana kıyamaz gözden çıkaramazsan savaş kazanamazsın. Bazı hazineler bir çok cana değer. Bu yazıyı okuyunca şu şiir aklıma geldi. Sanırım Can Yücel in:” Köpek almışlar bahçeyi beklesin diye. Fakat insanlara çok alıştırmışlar: Bilmemki ekmeğini nasıl hak edecek.”

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s