Hayalkırıklığının en kısa ve otobiyografik hikayesi

Özellikle son bir yıldır yazılarımı her geçen gün yenilerini keşfettiğim kafelerde yazıyorum. İzmir’de Bornova ve Konak ilçelerindeki kafeler benden sorulur desem olacak gibi… Nedir, çalışacağım mekanlarda aradığım kriterleri kafelerin çok azı sağlayabildiği için ikinci ziyaretim ender olarak gerçekleşiyor. Mekandaki müzik sesinin kısık olması veya hiç olmaması, tuvaletlerin asgari ölçüde temizliği, abartılı olmayan çay fiyatları en önemli şartlarım ama bu kadarını bile çok zor bulabiliyorum. Kafelerdeki yüksek müzik sesi, müşterilerin çok yüksek sesle konuşması, avaz avaz bağıran, koşan veya elindeki telefonun sesini açarak oyun oynayan çocukların kontrolsüzlüğü sıklıkla sorun oluyor. Genellikle kulaklığımı takıp klasik müzik dinleyerek bu sorunu çözebiliyorum. Ama bazı durumlarda yan masaların konuşmalarına ister istemez kulak vermek zorunda kalıyorum. Son yıllarda dijital olmayan insan ilişkilerinin kafeler sayesinde ayakta durduğuna sizler de tanık olmuşsunuzdur. Kafeler ortadan kalkıverse bilimkurgu yazarı Isaac Asimov’un Vakıf serisi romanlarında kurguladığı Solaria[i] gezenine benzeyeceğimiz kanısındayım.

Kulaklarımızın gözlerimiz gibi kapatılıp açılma özelliği olmadığı için hepimiz hiç tanımadığımız insanların özel yaşamlarına ait konuşmaları dinlemek zorunda kalmışızdır. Bu yazımda, bir kafede yan masamda oturan, hiç tanımadığım genç bir çiftin konuşmalarının yaklaşık 10 dakikasını sizlere aktaracağım. Kulaklığımı yanıma almayı unuttuğum için zoraki kulak misafiri olduğum tek bir diyalogdan yola çıkarak ülkemiz kadın/erkek ilişkilerinin tüm kodlarına vakıf olduğumu iddia edecek değilim; değilim ama biraz cesur davranıp hipotetik bazı tezler ileri süreceğim. İlginizi çektiyse buyurun, başlıyoruz.

 Kasım ayı, hafta içi, öğle saati, 12.00- 12.30 gibi.

Yaşları 25 civarında, ikisi birlikte girdiler kafeye, el eleydiler. Çevrede çok sayıda kamu binası ve kurumsal büyük şirket binaları var. Giyimleri düzgün, öğle yemeği arasını kullanıp geldiklerini ve muhtemelen aynı işyerinde çalıştıklarını tahmin etmek zor değil. Oturdular.

İçeriye el ele girmelerinden yola çıkarak “canım, aşkım” içerikli bir konuşma bekliyordum ama genç kadın konuya çok hızlı girdi[ii]:

Kadın- Ben senden ayrılmak istiyorum.

Erkek- Aşkım ne diyorsun sen? Ben sana aşığım, biliyorsun.

(Demek ki neymiş: Ben sana aşıksam benden ayrılamazsın.)

K- Ya tamam, ben de seni seviyorum ama beni çok boğdun. Çok bunaldım.

E- Ne yaptım ben sana şimdi?

K- Şimdi değil, hep yapıyorsun.

E- Ne yapmışım, söyle de hatamız neymiş bilelim.

(Erkeğin ses tonu geriliyor. Kontrolü ele almaya çalışıyor.)

K- Benimle bu tonda konuşamazsın. Sinirleneceksen ben kalkıp gidiyorum.

(Aferin kız sana. Ne de olsa İzmir kızı!)

E- Peki peki, anladık. Seni nasıl boğuyorum, uslu uslu dinliyorum.

(Genç adam pabucun pahalı olduğunu anlayıp yelkenleri indirdi. Ama o “uslu” sözcüğü boşuna söylenmedi, tilki tilkiliğinden vazgeçerse tilki olur mu hiç!)

K- Bak şimdi, her şeyime karışıyorsun. Giydiğime, yediğime, içtiğime, arkadaşlarıma, makyajıma karışıyorsun. Her yapacağım için “o ne der acaba” diye düşünmekten yoruldum. Ben böyle yaşamak istemiyorum. Ayrılalım bitsin.

(Neredeyse “Yaşa İzmir’in kızı yaşa” diye tezahürata başlayacağım.)

E- Aşkım sen beni tanımamışsın. Benim kadın haklarından, kadınların özgürlüğünden taraf olduğumu bilmez gibi konuşuyorsun.

(Hımmm, genç adam sözlü sınavda çalıştığı yerden soru gelmiş üniversite öğrencisi kıvamına geçti. Dur bakalım ne olacak…)

K- Ya tamam, kız arkadaşlarım bile “seninki bizden daha feminist” diyorlar. Ama geçen gün instagrama koyduğum fotoğraftaki rujumun rengine bile bir dolu laf ettin.

(Hey allaamm, adamın az yontulmuş odun olduğunu anlamışsın, niye bu kadar uzatıyorsun, tak sepeti koluna herkes kendi yoluna.)

E- Sevgilim, güzel lokumum, sen nasıl bir ülkede yaşadığımızı farkında değil misin? Kadınlar köşe başında bıçaklanıyor, saldırıya ve tacize uğruyor. Benim seni sevmekten başka hatam, seni korumaktan başka bir amacım olmadığını hala anlamadın mı? Hatırlamıyor musun, senin ofisteki şef için “çok nazik bir adam, kötü niyeti yok” demiştin. Sonra ne yaptı, sana asıldı puşt herif.

(Eyvah ki eyvah; adam ülkenin siyasal analizinden girip kamyon arkası yazılardan çıkarak hüküm kuracak. Haydi İzmir’in kızı; bu laf cambazına dünyanın kaç köşe bucak olduğunu göster.)

K- Eh, doğru ama sen de beni anla. Çok bunaldım. Geçen gün ofiste herkesin gözü önünde elimden cep telefonumu aldın. Telefonumu inceleyip “bakalım benim sevgilim neler yapmış” dedin. İnanamıyorum sana yaaa…   

(Adamın öküzün önde gideni olduğunu anladık, daha ne uzatıyorsun lafı, Brad Pitt olsa değmez…)

E- Ama ben sana deli gibi aşığım. (Gülerek) Benim sevgilim şakadan da anlamıyor.

(Yemişim aşkını da şakanı da)

K- Hep böyle yapıyorsun ama. Ben ciddi ciddi seninle olan bir sorunumu anlatıyorum, sen gargaraya getiriyorsun. Beni bu kadar kontrol etmenden boğuluyorum. Evli olsak hadi neyse…

(Kulaklarıma inanamadım. Ne dediğini okudunuz mu? “Evli olsak hadi neyse…” dedi. Ah be İzmir’in kızı! Ne yaptın sen. Hayallerim, önümde açılan siyah, soğuk bir çukurda gömüldü kaldı.)

Kadınlar son yıllarda, yüzyıllık tarihimizde benzeri görülmemiş bir şiddet dalgasıyla erkekler tarafından biçiliyor. Tabutlar, var güçleriyle direnen kadın örgütlerinin siyah üzerine yazılmış “ölmek istemiyoruz” pankartları ve kadınların öfkeli, ıslak gözleriyle uğurlanıyor. Daha kadınlar mezarlıktan ayrılmadan bir başka ölüm haberi geliyor. Sadece ülkemizde mi? Şili’de protesto eylemlerinin simgesi pandomim sanatçısı Daniela Carrasco gözaltına alındıktan sonra işkenceye maruz bırakılıp öldürüldü. Güney Afrika’da 14 yaşındaki Janika, tecavüz edilmiş ve bir beton parçasıyla dövülerek öldürülmüş halde bulundu. İran’da tecavüzcüsünü öldüren Reyhaneh Jabbari adlı 26 yaşındaki kadın idam edildi.

Kadına yönelik şiddet bir sömürü biçimidir![iii]

Günümüzden yaklaşık 12.000 yıl önce “tarım toplumuna” evrilen Homo Sapiens, sömürüye dayalı toplum örgütlenmesini eril bir hiyerarşiye dayandırdı. Eril iktidarlar şiddeti, dinleri, yasaları, monarşileri, aile kurumunu, devlet örgütlenmesini, milliyetçiliği, ırkçılığı birer sömürü enstrümanı olarak kullandılar. Yaşadığımız dünyada erkek ve kadının ölen/öldüren rolleri, sömürgen iktidarların “ustaca” biçimlendirdiği ve bize oynattığı bir senaryonun gereğidir.

Bu yazımı, ileri sürdüğüm argümanları pekiştiren bir paragrafla değil bir “ev ödevi” ile bitireceğim. Konu satrancın tarihi ile ilgili. Bildiğimiz kadarıyla satranç ilk kez Hindistan’da oynanmaya başlayarak önce İran’a, ardından da İslamiyet’in yayıldığı ülkelere taşınmıştır. Endülüs Emevi Devleti’nin kuruluşu ile satrancın İspanya üzerinden geçerek Avrupa’da oynanmaya başladığı sanılıyor. Ama Endülüs’ten Avrupa’ya geçişte satranç taşlarından vezir “queen” yani kraliçe adını alır. Üstelik sınırlı bir hareket yeteneği olan vezir, kraliçe adını aldığı gibi tahtadaki gücünü kat kat arttırmıştır. Hipokrat aşkına[iv], nasıl olmuş da olmuş eril iktidarların saraylarında doğan satranç oyununun taşlarından biri güçlü bir kadına dönüşmüştür. Cevabı bilemediyseniz üzülmeyin, başka bir yazımda anlatacağım…


DİPNOTLAR

[i] Solaria: Asimov’un Vakıf serisinde kurguladığı gezegenlerden biri. Solaria gezegeninde insanların birbiri ile olan yüz yüze ilişkileri tümüyle kalkmış ve iletişim sadece sesli ve görüntülü, üç boyutlu iletişim araçlarıyla sürdürülmektedir.

[ii] Yaptıkları konuşmayı kelimesi kelimesine hatırlamam olası değil elbette. Ben konunun mahiyeti anlaşılacak şekilde ve ayrıntıları/tekrarları kırparak yeniden yazdım.

[iii] “Kadına yönelik şiddet bir sömürü biçimidir” başlıklı yazımı okumanızı öneririm. https://doganalpdemir.com/2019/11/25/kadina-yonelik-siddet-bir-somuru-bicimidir/

[iv] Hipokrat aşkına: Benim uydurduğum bir şaşma sözü.

Kapak görseli bana aittir.

8 Comments

  1. Hülya EB

    İlginç bir yazı olmuş. İstenmeden de olsa tanıklık edilen sohbet derinlemesine incelendiğinde; şiddetin ip uçları da kolayca seziliyor. Bireysel düzeydeki çıkış ve tutum farklılıkları toplumsal düzeyde önemli bir değişikliğe yol açmasa da ben de genç kadının “evli olsak neyse” sözünü etmemesini çok isterdim. O sözü etmeme bilincinin de kolay kolay edinilemeyeceğinin de farkındayım. Önemli toplumsal kültür ve bilinç değişikliği gerektiriyor. Kendiliğinden gelişecek tutumlar gibi görünmüyor ve gittikçe de zorlaştırılıyor. Hem erkek hem de kadınlara yönelik umudumu yitirmiyorum yine de. Belki bu yazıyı okuyanlar bireysel düzeyde bir öz değerlendirme yaparlar. O da az şey değil bence.
    Ev ödevi için de sanıyorum ki yeni yazıyı bekleyeceğiz.
    Emeğine sağlık.

    Liked by 1 kişi

    1. Rana Savlu

      Satrancı islamiyete bağlayan klise oyunu yasaklamış ve oynayanları da afaroz etmiştir. Ancak şövalyelér içinde, olmazsa olmaz bir meziyet olması durumu vardı. Sonunda Vezire kraliçe denip, çok kapsamlı bir görev verilerek klisenin oluru alınmıştı.
      Yoksa bekleyip senin bunu harika bir şekilde yazmanı mı bekleseydim?😘

      Liked by 1 kişi

  2. Hülya EB

    Çok ilginç bir yazı olmuş. İstemeden de olsa tanık olunan ve neredeyse çok bilindik ve incelendiğinde şiddetin ( duygusal, hakimiyet kurucu vb.) izlerini de taşıyan sohbetten yola çıkarak, satranç ve taşlardaki bir değişime sıçrayan ve sorgulatan bir yazı. Bireysel çıkış ve farklılıklar toplumsal değişimde bir yere kadar önemli olsa da genç kadının ” evli olsak neyse” dememesini çok isterdim. Bu bilinç kolay gelişen bir durum değil ve giderek de zorlaşıyor. Okuyan herkes eminimki bu yönlerden de kendini gözden geçirecektir. Bu da az bir şey değil.
    Ev ödevi konusunda bir sonraki yazıyı bekleyeceğim anlaşılan.
    Emeğine sağlık.

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s