COVID19- ÇİNLİLER, UYGURLAR VE NEFRET DİLİ

Koronavirüs (COVID-19) yazı dizisi: 4. Bölüm

İnsanoğlunun hastalık, ölüm ve afetler karşısında harekete geçen dayanışma refleksi hem bireyi hem de toplumları korur. Bu refleks her zaman ortak akılla yönetilemez; hatta sıklıkla empati ile korku duygusu arasında gidip gelir ve kendi sosyal grubunu korumak için tehlikeli kabul ettiği diğer sosyal topluluklara karşı saldırgan karakteri ön plana çıkar. İşte “nefret dili” olarak tanımladığımız, aklın korkuya, bilginin inançlara yenik düştüğü kaos, bu dayanışma duygusunun tükendiği hatta düşmanlığa dönüştüğü topraklarda gelişir. Nefret dili, totaliter rejimlerdeki erkin, hastalıkları, ölümü, afetleri siyasallaştırmasıyla toplumun kodlarına yerleşir ve iktidarın ideolojik aygıtlarından biri haline dönüşür.

Çin’den başlayan COVID-19 salgını, Asya ülkeleri başta olmak üzere dünyanın pek çok ülkesine sıçramış durumda. Dünya Sağlık Örgütü salgını hala bir pandemi olarak tanımlamadı ama pandemiye yol açabileceği konusunda ülkeleri ve uluslararası kurumları uyarmaya devam ediyor. COVID-19 salgını dünyanın pek çok ülkesinde gündemin ilk sıralarında yer almayı sürdürse de ülkemiz gündeminde ender olarak zirveyi zorladı. Üzülerek söylemem gerekirse koronavirüslerinin ülkemiz gündeminde boy göstermesi büyük ölçüde nefret diliyle gerçekleşti. Twitter’da toplumu doğru bilgilendirme sorumluluğu taşıyan bilim insanlarının uyarıları, Çin’e yönelik düşmanca mesajlar içinde boğuldu. Sosyal medyanın düşmanca tepkisinin sokaktaki karşılığını görmekte gecikmedik. İstanbul’da Tayvanlı bir genç, nasıl bir ayrımcılıkla karşılaşacağını anlayarak, sırtındaki çantanın üzerine led ışıkları ile Türkçe ve İngilizce olarak, “Çinli değilim, Tayvanlıyım, Ölürem Türkiyem” diye yazmıştı.

Çin’in yaşadığı salgın hastalığa karşı ülkemiz sosyal medyasının nefret diliyle verdiği tepkinin sebebi Sincan özerk bölgesinde yaşayan Uygurlar ve diğer Türk, Müslüman topluluklar olduğunu biliyor olmalısınız. Nedir, bölgenin tarihini bilmeden ve kulaktan dolma dogmatik fikir uçuşmaları ile yapılan değerlendirmelerin nefret dilini beslediği kanısındayım. Bu nedenle aşağıdaki paragrafta olabildiğince sıkmadan ve özetle bölge tarihini anlatmaya çalıştım. Sincan bölgesi Uygurlarının tarihini sular seller gibi bildiğinizi düşünüyorsanız aşağıdaki paragrafı atlayabilirsiniz. Ama okumanızı tavsiye ederim.   

Çin merkezi yönetiminin Sincan özerk bölgesinde yaşayan Uygur Türklerine yönelik kültürel, sosyal, ekonomik, dini alanlarda uzun yıllardır baskı uyguladığını biliyoruz. Bu baskının sebebinin Çin’deki komünist rejim olduğu iddiaları sıklıkla dile getirilmiştir. Doğrusunu isterseniz, kapitalizmin ve totalitarizmin dibine vurmuş Çin’de, ÇKP yöneticilerinin bile ülke rejiminin komünizm olduğuna inandıklarını sanmıyorum. Mao döneminden kalmış az sayıdaki bazı sosyal/kültürel reflekslerine bakarak Çin rejimine komünizm yakıştırması yapmak, en hafif dille söylemek gerekirse safdilliktir. Bizim Sincan Özerk Bölgesi olarak tanımladığımız bölge oldukça geniş bir alana sahip olup Uygurlar, Hanlar, Kazaklar, Huiler, Tacikler yaşamaktadırlar. Bölge Çin devlet kaynaklarında Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi olarak tanımlanmakta olup başkenti Urumçi’dir. 2015 kayıtlarına göre nüfusu 24 milyon kadardır. Sincan bölgesinde yaşayan Türklerle Çinliler arasındaki husumetin 1949 yılındaki Komünist Çin devrimiyle başladığı iddiası tümüyle ideolojik bir zırvalıktan ibarettir. M.Ö 2. yüzyılda bölgede yaşayan Hiung-nular ile Çinliler arasındaki çatışmalar Çin’in bölgeyi ele geçirmesi ile sonuçlanmış ama ayaklanmalar ve savaşlar asırlar boyu devam etmiştir. 10-11. Yüzyıllarda bölge Karahanlılar’ın hakimiyetine girmiş ve çoğu Türk ve Uygur olan topluluklar İslamiyet’i benimsemiştir. 13. Yüzyıl başında Karahıtaylar Karahanlı devletini yıktığında, Uygurlar, özerklik şartıyla Moğol hanı Cengiz ile ittifak yaptılar. Cengiz Han Karahıtay devletini ortadan kaldırdı. Karahıtayların İslamiyet’e karşı olan baskıcı tutumları nedeniyle Cengiz Han kurtarıcı olarak karşılandı. Bölge 18. yüzyıla kadar görece özerkliğini korusa da iç savaşlarla sürekli el değiştiren Moğol hanlıklarının hakimiyetinde kaldı. 18. Yüzyılda Çin’de Çing hanedanı bölgenin hakimiyetini tamamen ele geçirmiştir. 1912’de Çing hanedanının yıkılması sonucu Çin Cumhuriyeti kuruldu. 1930’larda başlayan Çin iç savaşının oluşturduğu kaos ortamında Uygurlar ve diğer Müslüman halklar yönetimi ele geçirerek 12 Kasım 1932’de Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti’nin kuruluşunu ilan etmiştir. Yeni yönetim içlerinde Türkiye’nin de olduğu Batı devletleri tarafından tanınmamıştır. İki yıl bile yaşamayan Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti, bir Çinli generalin saldırısı sonucu 6 Şubat 1934’te yıkılmıştır. 1944-1949 arasında Sincan’ın kuzeyinde bugünkü İli Kazak Özerk Bölgesi’nde Sovyetler Birliği’nin desteğiyle İkinci Doğu Türkistan Cumhuriyeti kurulur. 2. Doğu Türkistan Cumhuriyeti, 1949’da Mao’ya bağlı Halk Kurtuluş Ordusu’nun Sincan’a girmesiyle birlikte sona erer. Bu tarihten sonra bölgede Pan-Türkizm ve Pan-İslamizm karakterli ayaklanmalar meydana gelmiş, 2009 yılında Urumçi’de çıkan olaylarda çatışmalar etnik bir savaşa dönüşmüştür. 5 Temmuz 2009 tarihinde Çin’in en büyük etnik grubu olan Hanlar ile Uygurlar çatışmış, muhtelif kaynakların iddialarına göre 200 ile 1000 kişinin ölümüyle sonuçlanmıştır. Dünya Uygur Kurultayı lideri Rabiye Kadir ise, Washington’da yaptığı açıklamada “Edindiğimiz bilgilere göre ölü sayısı 1000’in üzerinde, kimileri de 3 bin rakamını telaffuz ediyor” demiştir. Dünyadaki pek çok insan hakları örgütü, Çin hükümetinin bölgede yaşayan Uygurlara ve diğer Han Çinlisi olmayanlara yönelik ayrımcılık yaptığını, karşı çıkanlara yönelik ağır insan hakları ihlalleri yaşandığını iddia etmektedirler.

Sincan Özerk Bölgesi başkenti Urumçi. Görsel kaynağı: Alexander Flühmann – Originally from de.wikipedia

Cübbeli Ahmet Hoca adıyla tanınan Ahmet Mahmut Ünlü laik, liberal, sosyal demokrat, sol görüşlü kesimlerce ciddiye alınmaz hatta videolarını “komik” diye adlandıranlar ve bu sebeple izleyenler az değildir. Nedir, Cübbeli Hoca kendi mahallesinde oldukça ünlüdür ve Facebook sayfası 2,5 milyona yakın kişi tarafından izlenmektedir. İsmailağa Cemaati’nin ileri gelenlerinden olduğunu ve vaazlarının binlerce kişi tarafından heyecanla izlendiğini de eklemeliyim. 28 Aralık tarihinde bir vaaz veriyor Cübbeli Hoca, konu Doğu Türkistan Müslümanları, daha gündemde koronavirüs enfeksiyonu yok. Bu vaazında Çin’de yaşayan Müslümanların kurtulması için dua ettiği gibi Çin’e beddua eder:

Doğu Türkistan’ı halas[i] eyle, Filistin’i halas eyle, Gazze’yi halas eyle, Yemen’i halas eyle, Irak ve Suriye’deki ehli sünneti halas eyle, esir kamplarında ne kadar Müslüman varsa halas eyle, ailelerine eşlerine kavuşmalarını nasip eyle, çarşafları peçeleri çıkarılan bütün bacılarımız, kurban olduğum, yarabbi yarabbi ne kadar üzülecek bir şeydir, onlar senin tesettürüne rahat etmek istiyorlar, Çin gavurunun elinde, senin kudretin sonsuzdur, bunların namuslarını halas eyle, bu Çin gavurunu tarumar eyle, yenilmez ordularını mağlup eyle, zelil eyle, perişan eyle, ummadıkları yerden belalarına düşürüp Müslümanları halas eyle, Doğu Türkistan’a özerklik verilmesini nasip eyle, ………, şeriatı, İslam’ı  yaşamalarını müyesser eyle…[ii]

Bu vaazdan kısa süre sonra Wuhan şehrinde başlayan coronavirüs salgını kendi cemaati arasında Cübbeli Ahmet Hoca’nın bedduasının tuttuğu ve keramet sahibi olduğu şeklinde yorumlanmıştır.

Ocak ayında Wuhan şehrinde başlayan hastalığın bir salgına dönüştüğü haberleri Türkiye sosyal medyasına düşmesiyle beraber #coronavirüs etiketi birçok kez gündemin üst sıralarında yer aldı. Ama COVID19’un İran’da görülmesine kadarki sürede, gündemin üst sıralarına yerleşmesinin sebebi, Çin’e yönelik nefret diliyle yazılan mesajların çokluğu oldu[iii]:

  • Çin’e bir yudum su verenin de… Oksijen veren ağacın da…
  • Allah önce “Kızıl Çin” halkına “İMAN” nasip etsin. Eğer iman nasip olmuyor ise yaptıkları zulme karşılık olarak  #Coronavirius ile “Kızıl Çin” darmadağan olsun.
  • Umarim bütün çin virusten kirilir 7 den 70e hepsi geberir
  • Bu (ceza), ellerinizle (yapıp) takdim ettiğinizin karşılığıdır. Allah, kullarına karşı zalim değildir.
  • Zerre Kadar Üzülürsem Kanım Kurusun…!
  • Siz Doğu Türkistan’a Uygur Türklerine saldırdınız zulüm yaptınız Müslümanı koruyan Allah’tır.Türk milleti zulmü alkışlamaz, zalimi sevmez! Şimdi gelsin BUDA sizi korusun
  • Öz kardeşim DOĞU TÜRKİSTAN halkının yanındayım ve diyorum ki Köpek yiyen kızıl çin, Köpek soyun kurusun!
  • Yaptıkları zulümlerle haddini aşan mustekbir bir devleti el-Kahhar olan Allah öyle bir helak eder ki iman edenlerin yakini, zalimlerin ise zilleti artar. Ebrehenin fillerini kuşlar ile helak eden, zalim bir devleti virüsle helak etmeye kadirdir.
  • Doğu türkistan geliyo aklıma gram üzüntü duymuyorum çine evet suçsuz günahsızlara da bulaştı ama kurunun yanında yaş da yanar çinin başına gelen insanlık tarafından değil kendi pislikleri ama onların doğu türkistanlılara yağtığı katliamdı izliyorum sadece
  • Dünya tarihinin çeşitli dönemlerinde aşırıya kaçan milletlere böyle hastalıklar musallat olmuştur, sebebi dünyanın hakimi olmadıklarını hatırlatmak için. Bizler evrenin sahibi değil, misafirleriz. Bunu daha kötü şeyler olmadan idrak edebilmemiz gerekiyor
  • Çin 3000 yıl önce nasıl Türk ve Türklük düşmanıysa bugünde aynı şekilde Doğu Türkistan da düşmanlığı devam ediyor..Beni Türk ve Türk ırkları ilgilendirir geri kalanının kökünün kuruması dileğiyle
  • Ey Çin..! Çoluk, çocuk, kadın erkek, Hepiniz geberseniz bile… Kılım kıpırdamaz; Gözümden tek damla yaş düşmez. Geberin geberin geberin.
  • Allah daha çok bela versin komünist çine inşallah

Yazılan mesajlardan kolayca görebiliyoruz; nefret dili Çinlilerin ırklarına, dinlerine, yiyecek kültürlerine öfkeli, cinsiyetçi ve nekrofilik bir karakter taşıdığı gibi komünizm düşmanlığından da beslenmiştir. Ama sosyal medyada nefret dili, 12-13 Şubat 2020 günlerinde Twitter’da #DayanÇinTürkiyeSeninle etiketi sonrasında zirveye çıktı. Bu etiket, muhtemelen Türk/Çin dostluk derneği türünden bir STK tarafından ortaya atılmıştı ve gündemin ilk sırasına yerleşeceği öngörülmemişti. Kısa bir süre sonra “Dayan Çin, Türkiye seninle” düşüncesine karşı düşmanca ve şiddet yüklü mesajlar sosyal medyayı “salladı”:

  • Türk olmak Çin’e dua etmek değildir, Bu tagı açan şerefsizin uçak bilet parasını ben verecem gitsin Çin’e
  • Bu tagı kim açtıysa ona sesleniyorum. Bak lan insafsız herif bak bu senin kardeşin, cansın yansın gözünden yaşlar gelsin. Zulüm bu lan bu. Hala neymiş çinin yanındaymış. Siktir git Çine hadi defol.
  • Nefret söylemi gibi algılanabilir sorun yok umarım kökleri kurur  Allah onlara bi sineği bile çok gördü virüsle helak ediyor hepsini. Bu tagı açanların onlardan bi farkı yok. ‘Çocuklar hariç’ bütün çin halkının hakettiği bi fekaket.
  • Sözde hümanistler siz çok tehlikelisiniz.Bir defa Doğu Türkistan için twit atmayıp şimdi de #DayanÇinTürkiyeSeninle  diye tag acıyorsunuz. Yanlarında filan değiliz Doğu Türkistanlı kardeşlerimizin yanındayız.
  • Arkadaşlar #DayanÇinTürkiyeSeninle yazanlara ve destekleyenlere bakarak Türkiye’deki Türk düşmanlarını görebilirsiniz.
  • #DayanÇinTürkiyeSeninle diyen karaktersizler beni saymayın ben bu böcek çıyan yiyen mundarlarla falan değilim
  • Türkiye, Kızıl Çin’in yanında değil Büyük Türk Milletinin ayrılmaz bir parçası olan Uygur Türklerinin yanında. Katlettiğiniz, kamplara attığınız, namusuna göz diktiğiniz Doğu Türkistanlıların ahı er yada geç sorulacak!
  • Ölsünler anasını satayım kökleri kurusun mazlumun ahı ne zaman virüs olmuş bu tagı açanlar siktirip gitsin yarasa çorbası içsin
  • Çin’in belası olucaz lan belası ne desteği şerefsiz köpekler bu tag’ı açanların ve destek paylaşımı yapanlarında kökünü kazıyacağız adı itler!!!
  • Doğu Türkistan’da katliam yapılırken üç maymunu oynayanlar, şimdi #DayanÇinTürkiyeSeninle diye tag açmışlar. Aklıma Şehit Lider Muhsin Yazıcıoğlu’nun “Zaten Türk değildiniz de Müslüman da değilmişsiniz” dizeleri geldi..
  • Çin’e destek verenler, Çin’in asimile etmek için Türklüğü ve İslam’ı yok etmesini, it bağlasan durmayacak toplama kamplarında tutulan Türkleri, hayvanlara yapılan işkenceleri de görmezler mi? Zalime merhamet edilmez.
  • Bu başlığı açıp gündem oluşturmaya çalışan her kimlerse , onların ben 7 göbek sülalesini 7 den 70 e sikeyim emi , ulan orospu mamülleri !!! niye birgün olsun doğu Türkistanlı kardeşlerimiz için tepki göstermediniz?
  • Geberin alayınız.  Doğu Türkistan  halkının ahı sizlerle olsun. 1.5 milyar nüfusunuz yok olsun inşallah. Ateist köpekler.
  • #DayanÇinTürkiyeSeninle #ALLAH daima #türkün yanında olmuşdır bugun   2000 kişi çinde ölerken 1 uygur bile  #dogutürkistan da ölmedi . yaratan her zaman masumları korur.

Yukarıdakilere benzer mesajların sayısının binlerce, on binlerce olduğu, çoğunun bozuk bir Türkçeyle yazıldıkları, cinsiyetçi küfürlerin fütursuzca kullanıldığı görünüyor. Bu insanlar kimin nesidir diye pek çok profili açıp inceledim. Trol olduğu belli profiller olsa da bunların çok sayıda olduğu kanısında değilim. Diğer konularda yaptıkları paylaşımlara bakıldığında ezici çoğunluğunun AKP veya MHP taraftarı ve az sayıda İyi Partili olduğunu söylemek yanlış olmaz. Yani büyük bölümü iktidar bloğunun destekçileri. Yazdıkları mesajlarda doğrudan doğruya solcular, sosyal demokratlar, hümanistler hatta liberaller hedef alınmıştı. İktidarın Çin ve Doğu Türkistan politikalarını eleştiren tek satır yazılmamıştı. “O zaman” diyorsunuz, “bu şahıslar destekledikleri iktidar bloğunun Doğu Türkistan konusundaki politikalarından, girişimlerinden memnunlar.” Olabilir elbette! İktidar bloğunun lideri Cumhurbaşkanı’nın bu konuda yaptığı açıklamalara göz gezdiriyoruz. 2019 Eylül ayında Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD’nin New York şehrinde katıldığı bir programda, Oğuzhan adındaki bir Uygur Türkü’nün bir sorusuyla karşılaşmış. Sorulan sorudan Oğuzhan’ın konuya oldukça hakim olduğunu, belli bir eğitim düzeyinde olduğunu anlayabiliyoruz. Soru şu:

“Doğu Türkistan şimdi Çin’in işgali altında. Bu durumu biliyorsunuz diye düşünüyorum. Şimdi Doğu Türkistan’da 3 milyondan 5 milyona kadar Uygur ve başka Türk soylu insanlar Çin’in toplama kamplarında tutuluyor. Onlar, Çinliler tarafından kendi kimliklerinden, dininden vazgeçmeye zorlanıyorlar. Uygur kızları Çinlilerle evlenmeye mecbur bırakılıyor. Anne babası toplama kampında olan çocuklar,  tamamen Çinlileştirilmek üzere çocuk toplama kampına kapatılıyor ya da Çinlilere veriliyor. Bu kesinlikle kültürel ve fiziksel bir soykırımdır. Daha önce zulüm altındaki Uygurlara yardım etmiş ve Çin’e karşı konuşmuştunuz. Şimdi ise Doğu Türkistan’daki Türk kardeşleriniz için ne yapıyorsunuz?

Başkan Erdoğan’ın bu soruya verdiği cevap, “tüm Çinlilerin hastalıktan ölmesini” isteyen öfkeli tabanın beklentilerini karşılamaktan çok uzak:

“Şu an itibariyle de Çin’le yaptığımız ikili görüşmelerde tekrar gündemimize de geliyor. Ben ABD’nin bu noktada ne yaptığı üzerinde duracak değilim ama ABD, özellikle BM Güvenlik Konseyi üyesi olarak, aslında bu konuyu çok daha farklı bir şekilde gündeme getirebilir ve BM Güvenlik Konseyi üyesi olarak bunu gündeme getirmiş olsa çok daha hızlı bir netice almak mümkün olabilir diye düşünüyorum. Tabi Çin’in bu noktada bize bazı teklifleri de var. ‘Heyetler gönderin’ diyorlar, ‘gönderin bu heyetleri gelsinler, bu söylenenleri oluyor mu, olmuyor mu yerinde görsünler’ diyorlar. Dışişlerimiz de bu konuyla ilgili bir çalışma yürütüyor şu anda. Temenni ediyorum ki bu çalışmayla birlikte, oraya gidecek olan heyetin oralarda yaptığı incelemeler neticesinde, bu noktada alacağımız tavrı daha açık ve net belirleriz.”[iv]

Doğu Türkistan sorununu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin çözebileceğini işaret eden Erdoğan’a kendi tabanından niye eleştiri gelmediği sorusunun cevabı bende yok. Ölümcül bir hastalığın, afetlerin ve ölümün siyasallaştırılmasıyla ulaşılan nefret dilinin, siyasi yelpazenin sadece sağ yanında kullanıldığını söylemek de istemiyorum. Aşağıdaki mesaj basit bir espri gibi görünebilir ama masumiyetinden kuşkuluyum:

“Şeytan diyor ki Çin’e git, kap virüsü, sonra Türkiye’ye dönüp AKP’ye üye ol…”

COVID19 üzerine yazdığım yazı dizisinin dördüncü bölümünü Çin asıllı, ABD vatandaşı, Halk Sağlığı ve Epidemiyoloji uzmanı Dr. Eric Feigl Ding’in basit ama çok derin bir cümlesiyle bitireceğim:

“COVID19 sadece Çinlileri öldürmüyor.[v]

DİPNOTLAR


[i] Halas: kurtulma, kurtuluş.

[ii] Vaazın tamamını izlemek için tıklayın: https://www.youtube.com/watch?v=C7zJ1PqTA5Q&t=206s

[iii] İmla ve yazım hatalarını düzeltmedim.

[iv] https://www.yenicaggazetesi.com.tr/erdogana-abdde-dogu-turkistan-sorusu-249946h.htm

[v] SARSCoV2 adı verilen virüsün reseptörlerinin insan vücuduna bağlanma konusunda ırklar arasında fark gözetmediği yapılan laboratuvar testleriyle ortaya çıktı. Yani hastalık belli bir ırktan olanları daha çok öldürüyor iddiasının palavra olduğu kanıtlandı.

Yazar: Doğan Alpaslan Demir

1961 doğumlu, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu tıp doktoru. Uzun yıllar kamuda ve sivil toplum örgütlerinde yöneticilik yaptı. 1991 yılından itibaren müstear isimlerle tarih, toplumbilim, bilimkurgu, mitoloji, mobil teknolojiler, halk sağlığı, şiddet ve nefret dili üzerine gazete ve dergilerde yazılar yazdı. Son beş yıldır yazılarını kendi adıyla yayımlamaktadır. Halen gazete ve dergilerde köşe yazısı, makale, deneme türünde yazılar yazıyor. E-kitap olarak yayınlanmış beş kitabı bulunuyor.

14 thoughts

  1. Sizi bir halk sağlığı uzmanı ve hocası olarak ayakta alkışlıyorum. Yazı dizisinin ilk bölümünden başlayarak okudum. Diliniz berrak, birikiminiz müthiş. Devamını merakla bekliyorum.

    Liked by 1 kişi

  2. Asırlardır çinlilerin zülmüne uğrayan türklerin öfkesini nefret dili diye yorumlamanız yanlış. Ateş düştüğü yeri yakar.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s