COVID-19: “HADİ GÜLÜMSE”

Koronavirüs (COVID-19) yazı dizisi: 15. Bölüm

Charlie Chaplin’in ünlü bir sözü var, oldukça çarpıcı:

”Hayat yakından baktığınızda bir trajedi, uzaktan bakarsanız komedidir.”

Mizah, zulme ve haksızlığa uğrayan insan topluluklarının bir çeşit “soğuk yenen” intikamıdır. Ezilen halk, Moğol hükümdarının karşısına zekası ve mizahı ile Timur’u “mat eden” Nasreddin Hoca’yı çıkarır mesela. Mark Twain boşuna söylememiş “Kahkahanın karşısında durabilecek iktidar yoktur” diye. Ama mizahın, özellikle sözlü kültüre dayalı mizah öykülerinin önemli bir gücü de baskı altında kalan kişi ve toplumların üzerindeki gerilimin yükünü azaltarak katarsise yani boşalmaya sebep olmasıdır.

Gülmece üzerine yazılan “akademik” bir kitabın önsözü gibi başladım yazıma ama niyetim ders vermek değil. Sadece ülkemizin değil dünyanın üzerine yüklenmiş ağır bir yükün, COVID-19 pandemisinin sebep olduğu gerilime karşı bir gülümseme yaratmak amacım. Nedir, asıl ereğim, hastalığı siyasallaştırarak yeni sömürü enstrümanları arayışına giren küresel sömürü düzenine parmak sallayabilmektir.

Bu yazı, Arthur Rimbaud’un, “Akşamları, çürük iplerimden akın akın ölüler inerdi uykuya gerisin geri[i] dizelerindeki gibi ağır bir havanın bunalttığı korona günlerimizde, okuyucuya küçük bir tebessüm ettirme amacıyla yazılmış iki öykücükten oluşmuştur. İlginizi çektiyse buyurun, başlıyoruz.  

Kaynak: Pixabay

Karadeniz uşağı COVID-19’a karşı[ii]

Hikaye bu ya, milyonlarca insan COVID-19 pandemisi yüzünden öldükten sonra bilim insanları aşı geliştirmeyi başarmışlar. Ama türlü sebeplerden dolayı aşı çok pahalıymış, dünya ülkelerinin çok büyük bölümünün sosyal güvenlik sistemleri aşı bedelini ödemiyormuş. Bu nedenle dünyada yaşayan insanların sadece üçte biri aşıyı yaptırabilmiş. Aşıyı yaptıramayanların kollarında bir sarı bant, boyunlarında ise küçük bir çıngırak taşımaları zorunlu tutulmuş. Bunlara sarı bantlılar deniyormuş ve sosyal toplumdan tümüyle dışlanmışlar. Sarı bantlılar, hastalığa karşı bir süre için bağışıklık geliştirseler bile virüsün her mutasyonu ile alevlenen salgınlarla kitleler halinde ölüyorlarmış.

Bizim Karadeniz uşağı Temel ile Dursun aşıyı yaptırabilen şanslı azınlıktanmışlar. Uzun süren karantina döneminde Temel ve Dursun çok sıkılmışlar ve aşıyı yaptırır yaptırmaz dünyayı dolaşmaya karar vermişler. Aşı yaptırabilenler pasaport, vize gerekmeden dünyanın bütün ülkelerine gidebiliyorlarmış. İlk durak olarak kendilerine Londra’yı seçmişler. Bir akşamüstü yolları kalabalık bir caddeye düşmüş. Bakmışlar, insanlar oluk oluk bir yöne doğru yürüyorlar. Tabii ki aralarında sarı bantlılar yokmuş. Temel çok merak ederek birine kalabalığın sebebini sormuş. Sorduğu kişi Temel’e ünlü bir müzik topluluğunun sarı bantlı çocuklar yararına bir konser düzenlediğini söylemiş. Temel ile Dursun’un yapacak işleri yok, “hadi cidelum, corelim” demişler. Konser başlamış, tüm salon coşkuyla müzisyenlere eşlik ediyorlarmış. Temel ile Dursun sıkıntıdan patlamışlar ama kalabalıktan dışarı çıkmalarına imkan yok. Bir süre sonra müzik aniden durmuş, müzik grubunun ünlü solisti sessizce sahnenin önüne doğru yürümüş, tüm izleyiciler ne olduğunu anlamaya çalışıyormuş. Salonda çıt çıkmaz olmuş. Solist artistik bir hareketle bir elini mikrofona yaklaştırmış ve iki parmağını şaklatmış. Tüm salon şaşkın, suskun. Solist yeniden şaklatmış parmaklarını. Salonda yere iğne düşse sesi duyulacak. Solist mikrofonu ağzına götürmüş:

-Parmaklarımı niye şaklattım, biliyor musunuz?

Salon sessiz. Solist yeniden şaklatmış parmaklarını:

-Belki bilmiyorsunuz ama ben parmağımı her şaklatışımda yeryüzünde sarı bantlıların bir çocuğu daha COVID-19 aşısı olamadığı için ölüyor. Konserimizin amacı o çocukların hiç değilse bir kısmına aşı yapılması için kaynak bulmak ve farkındalık sağlamak.

Salon şaşkın, duydukları yeni öğrendikleri şeyler değil ama bu şekilde dile getirilmiş olmasından dolayı duygulu bir sessizlik var salonda. Yeniden şaklatmış parmaklarını solist:

-Bakın şimdi bir çocuk daha öldü.

Temel dayanamayıp fırlamış yerinden:

– Goduğumun evladı… Sen de şaklatma parmağını o zaman…

Koloboko ülkesinin koronalı mizah öyküsü[iii]

COVID-19 pandemisinin hızla yayıldığı günlerde dünyanın bir ucundaki Koloboko adındaki bir ülkede hastalıktan ölümler artmaya başlamış. Ülke yöneticileri göstermelik tedbirler alıyormuş, bilim insanlarının önerilerini dinlemiyorlarmış. Çapsız ve korkak akademisyenlerden oluşan bir danışma komisyonu da kurmuşlar ama hava cıva. Çapsız ve korkaklığın sonu yağdanlık olmaktır; hepsi koltuklarının ve aldıkları danışmanlık paralarının hesabını yaptıkları için yöneticiler ne isterse o kararları alıyorlarmış.

Koloboko ülkesinin çok bilgili, çok okuyan, dünyadaki bilimsel gelişmeleri dikkatle izleyen cesur bilim insanları da varmış. Bunlar sık sık toplumun sağlığını korumak için ülke yöneticilerini ciddi önlemler almaya davet eden yazılar yazarlarmış ama nafile. Kimsenin kendilerini taktıkları falan yokmuş. Sonunda bu bilim insanları “tek başımıza ne yapsak kendimizi dinletemiyoruz, bir araya gelip sert bir bildiri hazırlayalım” diye kararlaştırmışlar. Sonunda Koloboko’nun COVID-19 pandemisi üzerine en bilgili, korkusuz bilim insanları ve düşünürleri telekonferans yöntemiyle bir toplantı yapmışlar. İçlerinden en genç olanı da toplantı kararlarını yazmakla görevlendirmişler. Saatler süren toplantı sonunda toplantı başkanı yazmanlık görevini üstlenen kişiye “sen bu konuştuklarımızı ortak bir bildiri olarak yazıp bize getir, sana güveniyoruz” demiş. Genç yazman iki saat sonra bildiriyi tüm üyelere sunmuş. Toplantıya başkanlık eden kişi itiraz ederek “Tamam, çok güzel yazmışsın ama biraz fazla sert olmuş. Bu haliyle bildiriyi gönderirsek hepimizi içeri atarlar, sen biraz daha çalış bunu yumuşat” demiş. Genç yazman kapatmış bağlantısını ve 1 saat daha çalışıp yeniden bağlanmış telekonferans toplantısına. Kendi aralarında biraz tartıştıktan sonra başkan başını sallayarak yazmana “Bu çok daha iyi olmuş ama bu salgını önlemek için başımızdaki yöneticilerle mecburen birlikte çalışmak zorundayız, ipleri koparıp atmayalım, sen bunu bir kere daha düzelt ve yumuşat” demiş. Genç yazman üçüncü kez ayrılıp düzeltmeleri yapıp dönmüş toplantıya. Üyeler yine aralarında görüştükten sonra başkan söz almış:

-Kutlarım seni. Hepimizin düşüncelerini yansıtan, iktidarın pandemiye dair tutumuyla ilgili fikirlerimizi net olarak açıklayan, pandemi için alınacak tedbirleri en bilimsel şekilde ortaya koyan bir bildiri olmuş. Yalnız ufak tefek imla ve yazım hataları var. Mesela faşist, zalim, diktatör, halk düşmanı gibi sıfatlar küçük harfle yazılır. “Almadığınız ördekler” değil “Almadığınız önlemler yüzünden ölen binlerce insanın vebali boynunuzadır” olacak. Bunları düzelt de gönderelim.

Kolobokolu bilim insanlarının selamını getirdim size, yorumlarınızı onlar gibi yumuşatarak yazın.

DİPNOTLAR


[i] Arthur Rimbaud, Sarhoş Gemi, Çeviri: Sabahattin Eyuboğlu.

[ii] Bu mizah öyküsü bir Karadeniz fıkrasının benim tarafımdan yeniden yazılmış halidir.  

[iii] Bu öykü bir fıkranın tarafımca yeniden yazılmış halidir.

Bu yazıda kullanılan kapak görseli ArtTower tarafından Pixabay’a yüklenmiştir.

Yazar: Doğan Alpaslan Demir

1961 doğumlu, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu tıp doktoru. Uzun yıllar kamuda ve sivil toplum örgütlerinde yöneticilik yaptı. 1991 yılından itibaren müstear isimlerle tarih, toplumbilim, bilimkurgu, mitoloji, mobil teknolojiler, halk sağlığı, şiddet ve nefret dili üzerine gazete ve dergilerde yazılar yazdı. Son beş yıldır yazılarını kendi adıyla yayımlamaktadır. Halen gazete ve dergilerde köşe yazısı, makale, deneme türünde yazılar yazıyor. E-kitap olarak yayınlanmış beş kitabı bulunuyor.

9 thoughts

  1. Temel ile Dursun tarlada çalıyorlarmış. Tesadüfen oradan geçmekte olan Romen bir kadın, bunlara elindeki adresi sormuş. Temel kadına dönüp sana bu adresi tarif ederiz ama bir şartla.. demiş. Kadın ne şartıymış bu? diye şaşkınlıkla sormuş. Arkadaşının düşüncesini anlayan Dursun da eklemiş: Bir kere bizimle yatarsan…söyleriz. Kadın çaresiz iki uyanığın şartını kabul etmek zorunda kalmış ama kendisinin de bir şartı olduğunu söylemiş: Hamile kalmak istemiyorum. Şu ***********leri takarsanız sizinle yatarım. Bizim ahbap çavuşlar da kabul edip kadınla yatmışlar. Olaydan bir ay sonra Temel ile Dursun yine tarlada çalışıyorlarmış. Temel Dursun’a dönüp: -Dursun oğlum, ben bu işten sıkıldım. Kadın hamile kalırsa kalsın ben bunu çıkarıyorum artık..!!!

    Komedi gerçekten çok güçlü. Gülün adı kitabında Baş papaz Aristonun komedi kitabını zehirli mürekkeple yayılmasını önlemeye çalışıyor. “Komedi korkuyu kaldırır. Korkmayan insan Allahtan uzaklaşır” diyor. Gerçektende komedi insanları lazer gibi etkiliyor. Bu nedenle tek dikdatörlerlerin tek savunma yolu izole etmek. Kaynaklarını kanallarını sanatçılarını toplumun gözünden kaçırmak ötekileştirmek günah keçisi göstermek.

    Beğen

    1. Hocam çok güzel. Espriyi seven ve güncel olaylara espri ile yaklaşmayı seven birisi olarak çok hoşuma gitti. Emeklerinize sağlik. Son paragrafı Facebook duvarımda paylaşıyorum.

      Liked by 1 kişi

  2. Temel ile Dursun tarlada çalıyorlarmış. Tesadüfen oradan geçmekte olan Romen bir kadın, bunlara elindeki adresi sormuş. Temel kadına dönüp sana bu adresi tarif ederiz ama bir şartla.. demiş. Kadın ne şartıymış bu? diye şaşkınlıkla sormuş. Arkadaşının düşüncesini anlayan Dursun da eklemiş: Bir kere bizimle yatarsan…söyleriz. Kadın çaresiz iki uyanığın şartını kabul etmek zorunda kalmış ama kendisinin de bir şartı olduğunu söylemiş: Hamile kalmak istemiyorum. Şu ***********leri takarsanız sizinle yatarım. Bizim ahbap çavuşlar da kabul edip kadınla yatmışlar. Olaydan bir ay sonra Temel ile Dursun yine tarlada çalışıyorlarmış. Temel Dursun’a dönüp: -Dursun oğlum, ben bu işten sıkıldım. Kadın hamile kalırsa kalsın ben bunu çıkarıyorum artık..!!!

    Komedi gerçekten çok güçlü. Gülün adı kitabında Baş papaz Aristonun komedi kitabını zehirli mürekkeple yayılmasını önlemeye çalışıyor. “Komedi korkuyu kaldırır. Korkmayan insan Allahtan uzaklaşır” diyor. Gerçektende komedi insanları lazer gibi etkiliyor. Bu nedenle tek dikdatörlerlerin tek savunma yolu izole etmek. Kaynaklarını kanallarını sanatçılarını toplumun gözünden kaçırmak ötekileştirmek günah keçisi göstermek.

    Temel yolda stop yapıyormuş. Güzel bir bayan güzel bir araba ile Temeli almış. Bir süre gittikten sonra tenha bir parka çekmiş arabayı.
    ” Seni beğendim demiş sana bir iyilik yapmak istiyorum” demiş. Elbiselerini çıkarmış güzelce katlamış koltuğun üzerine koymuş. Temel şaşkın bakıyormuş. Benden dilediğini alabilirsin demiş. Temelde Arabayı istiyorum demiş. Kadın şaşkın! emin misin?demiş. Oda “evet” demiş.
    Sonra Kaderiboklu ülkenin bilim insanlarından bir arkadaşına telefon açıp durumu anlatmış.
    O da “Doğru yapmışsın Temel, kadının elbiseleri senin işine yaramazdı iyi karar vermişsin” demiş.😉

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s