İran Yazı Dizisi: Hüda, Şah, Mihan

İran yazı dizisi 3. Bölüm.

Tarihçi Ervand Abrahamian İran’ın 20. yüzyılını şu cümleyle tanımlamıştır[i]:

“İran 20. yüzyıla öküz ve karasabanla girdi. Yüzyıldan çıkarken pek çoklarını dehşete düşüren bir nükleer programı vardı.”

Yirminci yüzyılın başında her bin doğumda 500 olan bebek ölüm hızı, yüzde beşi geçmeyen okuryazarlık, devlet kurumlarının Tahran dışında hemen hiç olmayışı, sanayileşmeye yönelik işaretlerin esamisinin okunmadığı İran, yirminci yüzyıl boyunca siyasal, sosyal, ekonomik istikrarsızlığa bağlı olarak bir uçtan diğer uçlara savrulan ülkelerden biri olmuştur. Bu savruluşun sebeplerinin başında petrol geliyordu. İran’da ilk petrol kuyusu 1908 yılında açıldığında başında İngilizler vardı. Nedir; topraklarının altında petrol bulunan ülkelerin “kaderi” 1912 yılında çizilmişti; Büyük Britanya İmparatorluğu’nun dev donanması bu tarihte yakıt olarak kömürden petrole geçmişti.

Birinci Dünya Savaşı yıllarında açlık, hastalık ve çatışmalar nedeniyle kırsal alanda yaşayanların dörtte biri, iki milyon insan öldü. Savaşın galiplerinden İngiltere, 1919 yılında dayattığı anlaşma ile İran ve Hindistan’ı bir Genel Vali yönetiminde birleştirmeye çalışıyordu. Ancak İran’ın jeopolitik durumunun bir özelliği vardı, kuzeyde Rusya 1907 yılında İran’a bağlı Azerbaycan’ı işgal etmiş ve 1917 Bolşevik devriminden sonra da bu toprakları elinde tutmuştu. Kuzeyde Sovyetler Birliği, güneyde ise aşiret liderlerini, idari mekanizmaları kontrolu altına almış İngiltere arasında sıkışmıştı İran. 1921 yılında yapılan askeri darbe sonrası Kaçar hanedanlığı yıkıldı ve 1926 yılında Şah Rıza Pehlevi taç giydi.

Şah Rıza Pehlevi’nin taç giyme töreni. Kaynak Vikipedi.

İran’da oldukça güçlü bir milliyetçilik akımı gelişmeye başlamıştı. Öte yandan Rıza Şah tam bir doğu despotu gibi davranıyor, kendi silahlı kuvvetlerini geliştiriyordu. Petrol çıkarma imtiyazını ise 1993 yılına kadar olmak üzere İngilizlerin Anglo-İranian Oil Company şirketine bıraktı. Şah, laiklik için çıkardığı yasalar için şiddet kullanmaktan çekinmiyor ve din adamlarının, mollaların tepkisini üzerine çekiyordu. Şah’ın üç kelimeden oluşan ve onun faşist diktatörlüğünü onaylayan bir mottosu vardı:

“Hüda (Tanrı), Şah, Mihan (Anayurt).”

Bu üçlünün birbirine kaynaştığına inanan Şah, tüm farklı düşünceleri vatana ihanet olarak görüyor ve yargılıyordu. İranlı tarihçi Ahmed Kesrevi[ii], Şah Rıza’nın merkezi devlet yaratma, aşiretleri dize getirme, yobaz din adamlarını “disiplin altına alma”, kadınların statüsünü yükseltme[iii]gibi “başarılarının”, anayasayı çiğnemek, askeri bir diktatörlük kurmak, muhalif liderleri ve aydınları öldürtmek, İngiliz şirketlerini koruyup kollayarak kendi küpünü doldurmak şeklindeki uygulamaların gölgesi altında kaldığını belirtmiştir.

Rıza Şah 1941 yılına geldiğinde emrindeki Kazak muhafız birliği dışındaki tüm desteğini yitirmişti. İngiltere’nin İran konsolosu Sir Reader Bullard yazdığı raporunda “İranlılar, ülkelerini istila etmemizin tazminatı olarak onları hiç olmazsa şah istibdadından kurtarmamızı beklemekteler” diyordu. Sonunda 1941 yılında İngiltere ve Sovyetler Birliği İran’ı işgal etti ve Şah Rıza tahtını oğlu Muhammed Rıza’ya bırakarak sürgüne gitti. İran’ın kuzeyi Sovyetler Birliği’ne, petrol çıkan güney toprakları ise İngiltere’ye kaldı. Müttefik kuvvetler İran Şahı’nı yerinde bırakmayı petrolle ilgili çıkarları için uygun görmüştü. Ancak 1941 yılında başlayan yeni dönem, şahın sivil bürokrasi üzerindeki yetkilerini kırpmıştı. Bir yanda Sovyetler Birliği’nin desteklediği sosyalistlerin (TUDEH[iv]), öte yanda ise milliyetçilerin ve mollaların çekiştirdiği bir kaos dönemi başlamıştı. 1945-1946 döneminde sosyalistler büyük bir atak yaparak en önemli siyasal güç haline geldiler. Kabinede Eğitim, Sağlık ve Ticaret bakanlıkları TUDEH’in elindeydi. Sosyalistlerin 8 saatlik mesai süresini, fazla mesai ücretlerinin ödenmesini kabul ettirmesi etkileyici olmuştu. 1946 yılı 1 Mayıs törenlerinde TUDEH yöneticisi bir kadının yaptığı konuşmada, İngiltere’nin İran’ın petrol zenginliğini sömürdüğünü ve devletleştirilmesi çağrısını, Britanya konsolosu üstlerine panik içinde bildirmişti. Ancak SSCB’nin bölgesel özerklik talep eden Azeri ve Kürt gruplara destek vermesi TUDEH içinde tepkilere neden olmuş, sosyalistler SBKP[v] ile ve kendi içlerinde ağır örgütsel çatlaklar/ayrışmalar yaşamaya başlamışlardı[vi].  İran’ın Şah yanlısı merkezi hükümeti ve İngiltere bu fırsatı kaçırmayacaktı; aşiretler TUDEH’e karşı ayaklandırıldılar, TUDEH yasadışı ilan edildi, tüm ülkede sosyalist avı başlatıldı. TUDEH eski gücünü kaybetmişti ama İran siyasetine eşitlik, sosyal haklar ve en önemlisi petrol işletmelerinin devletleştirilmesi kavramları topluma nakış gibi işlenmişti. 1949 yılından itibaren İran’da en büyük güç odağı milliyetçiler olmuş ve tarih sahnesine Muhammed Musaddık güçlü bir oyun kurucu olarak giriyordu.

Devam yazısı: Muhammed Musaddık

DİPNOTLAR


[i]Ervand Abrahamian, Modern İran Tarihi, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2014 İstanbul.

[ii]Ahmet Kesrevi, 1946 yılında Şiiliği eleştiren kitaplar yazdığı gerekçesiyle radikal İslam fedailerince bıçaklanarak öldürüldü.

[iii]Kadınlar başı açık dışarı çıkmaya özendirilmiş, hatta kamu alanlarında peçe yasaklanmıştı.

[iv]TUDEH: İran Komünist Partisi. Açılımı İran Kitlelerinin Partisi’dir.

[v]SBKP: Sovyetler Birliği Komünist Partisi.

[vi]SSCB ile TUDEH arasındaki çatlaklardan en önemli olanının Sovyetler Birliği’nin İran petrolleri üzerinde hak iddia etmesi olduğu iddia edilmiştir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s