Mülteci Güncellemesi: Sürüm 2.01

Bu yazıyı PDF formatında bilgisayarınıza indirebilirsiniz.

Giriş 

Siyasi coğrafya bilim dalının terminolojisinde yer alan “ülke sınırı” kavramı, bir paradigmadan diğerine savrulan, istismara açık bir konudur. O sınırlardır ki bir tarafından öte yanına geçmenin bin tane yolu, geçirtmemenin de ciltler dolusu yasa kitapları vardır. Turist olarak geçerseniz çiçeklerle, görevli olarak geçerseniz bürokrasinin ağdalı mürekkep kokusuyla, kaçakçılık için geçiyorsanız mayınlarla/silahlarla karşılanırsınız. Bir de can havliyle, savaştan ve şiddetten kaçmak için evinizi ve malınızı ardınızda bırakarak sınırdan geçiş vardır ki acının en damıtılmış halini sırtlanır, mülteci damgasıyla karşılanırsınız. 

Ezberlerimize işlenmiş “mülteci” tanımına yakından aşinayız; Asyalı, Afrikalı, Orta Doğulu göçmenler yıllardır ülke gündeminin ilk sıralarından inmiyor, inecek gibi de durmuyor. Nedir, bu yazıda ülkemizdeki “göçmen” tanımına uymayan, ülkemiz gündemine uğramamış Ukraynalı mülteciler konusunu yazdım. Sizden ricam, bu yazıyı okumaya başlamadan önce savaş, kan, din, vatanseverlik, bayrak, milliyetçilik vb. ön kabullerinizi, ezberlerinizi vestiyerde bırakmanızdır; çıkışta bıraktığınız yerden alabilirsiniz.  

Amaç

Mülteci Sürüm 2.01, metaforik bir ifade biçimi olup savaşlara bağlı “kitlesel göç” olgusundaki değişimi açıklamayı amaçlamıştır.

Mülteciler Yunan Adalarında

Son 10 yıllardır giderek büyüyen göçlerin acısını yaşıyor dünyamız. Özellikle Suriye başta olmak üzere Ortadoğu ülkelerinden, Asya ve Afrika ülkelerindeki savaşlardan kaçan milyonlarca insan, göç ettikleri ülkelerin demografik yapılarını, ekonomi ve kültürlerini değiştirmeye devam ediyor. Akdeniz’e kıyısı olan ülkelerden insan tacirlerinin botlarla mültecileri Avrupa’ya taşıdığını, taşıyabileceğinin çok üstünde insan taşıyan bu teknelerin battığını, sahil güvenlik gemileri tarafından ateş edilerek karşılandıklarını, denize vuran bebek cesetlerinin sosyal medyada bir duygu seli yarattığını ancak tüm bunların sosyal politikalar üzerinde etkisiz olduğunu biliyoruz.

The Guardian gazetesi bu ölüm botlarından birinden sağ olarak kurtulan 28 yaşındaki Somali vatandaşı Hanad Abdi Mohammad’in yaşadıklarını haberleştirmiş[i]

“Bilindiği gibi Türkiye’den Yunanistan adalarına doğru yapılan kısa ama genellikle tehlikeli deniz yolculuğu, Afrika, Asya ve Orta Doğu’da savaştan, yoksulluktan ve zulümden kaçan insanlar için uzun zamandır Avrupa’ya popüler bir giriş noktası olmuş durumda.”  

Mohammad’ın bindiği tekneyi kullanan insan tacirleri Yunanistan karasularına girip kıyıya yaklaştıklarında botun yönetimini Hanad Abdi Mohammad’e vererek kaçıyorlar. Hayatında ilk kez denize açılmış olan Mohammad’in yönetimindeki tekne alabora oluyor, iki kişi boğularak ölüyor ve sahil güvenlik görevlilerince yakalanıyorlar. Mohammad kendini Yunanistan’ın Sakız adasındaki hapishane binasındaki bir hücrede buluyor. Anlıyoruz ki Yunan polisi veya sahil güvenlik, geminin dümeninde kim/kimler varsa onu teknenin kaptanı ilan ediyor ve çok ciddi cezai suçlamalarla dava açılıyor. Yunanistan’ın bu tavrının sebebinin yeni gelecek mültecileri yıldırma amacı taşıdığına kimsenin şüphesi yok. İnsan hakları avukatı Alexandros Georgoulis, “Maalesef hapishanelerimiz bunlarla dolu, yıllarca hapishanelerde temyizlerinin dinlenmesini bekleyerek geçiriyorlar. Adalarımıza gelen hemen hemen her tekne aynı kaderi paylaşıyor.” açıklamasını yapmış. Guardian gazetesi, insan kaçakçılığından hüküm giymiş sığınmacıların Yunanistan’daki en büyük ikinci mahkûm kategorisini oluşturduğunu yazıyor. Yunanistan’da muhalefet partisinin solcu Parlamento Üyesi Stelios Kuloglou, “Yaşananlar tamamen adaletsiz, yetkililerin insanları bu şekilde hedef alarak sığınmacıları caydırmaya çalışması çok çirkin. Ne Muhammed ne de Afganlar o teknelere binmeden önce denizi görmemişlerdi” açıklaması yapıyor ama Mohammad’a faydası olmuyor. Mohammad sadece 1 dakika süren savunmasından sonra 50 yıl hapis cezasına çarptırılıyor.  

Yunan Milletvekili Stelios Kouloglou (solda), insan hakları avukatı Alexandros Georgoulis ile Midilli’deki temyiz mahkemesinin önünde. Fotoğraf: Helena Smith/The Guardian

Ukraynalı mülteciler Polonya’da

Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısının üçüncü haftası biterken mülteci sayısının 3 milyonu geçtiği açıklandı. Polonyalı yetkililer mültecilerin üçte ikisinin Polonya’ya sığındığını, Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmeye yeltendiği 24 Şubat’tan bu yana 2 milyon kişinin sınırı geçtiğini açıkladılar[ii]

Polonyalılar şimdilik durumdan şikayetçi görünmüyor. 41 yaşındaki Polonya vatandaşı Krzysztof Chawrona, mülteciler için evlerini açanlar arasında yer alıyor. Dört çocuk babası Chawrona, Al Jazeera gazetesine “Oğlum teyzesiyle kalıyor çünkü dairemi sekiz mülteciye verdim, eskiden bir şirkete kiraladığım ikinci dairemde de 40 metrekarede yedi kişi kalıyor. Kalacak bir yerleri olduğu için minnettarlar” açıklamasını yapmış. 

Ancak mülteci akınının devam edeceğinden kaygılananlar arasında yer alan Polonya Krakow Ekonomi Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler bölümünde profesör olan Konrad Pędziwiatr, mültecilerin yerleştirileceği alanın giderek daraldığını ve Ukrayna’yı terk edenlerin sayısının 10 milyona ulaşabileceğini belirtmiş[iii]

Ukraynalı mülteciler ve İngiltere

Avrupa’da mültecilere karşı duruşu en sert ülkelerden biri olan İngiltere bizi şaşırtıyor:

St.Edmundsbury Piskoposu Martin Seeley ve ailesi, savaştan zarar görerek ülkelerinden kaçan Ukraynalı mültecileri evlerine davet ediyorlar. İngilizleri, Ukraynalı mültecilere yardım için ellerinden geleni yapmaya çağıran Piskopos Seeley, “Biz aile olarak, Ukrayna’dan kaçan mültecilere evimizi açma kararı aldık, onları en kısa zamanda evimize kabul etmeyi bekliyoruz” açıklaması yapmış[iv].

İngiltere’den ikinci haber eski İngiltere Başbakanı David Cameron’dan geliyor. Eski Başbakan Polonya’daki Ukraynalı mültecilere insani yardım malzemesi taşıyor[v].

Cameron’un mültecilere duyduğu “sevgi” onu yardım kamyonuyla Polonya’ya kadar gitmesini sağlıyor. Üstelik Twitter hesabından yolculuk boyunca mesaj göndermiş[vi].

Ukraynalı mülteciler Norveç’te 

Ülkelerinden kaçan Ukraynalı mültecilerin sığındığı ülkelerden biri de Norveç. Hükümet yetkilileri Ukraynalı mültecileri en iyi şekilde ağırlamak için ellerinden geleni yapmaya hazır olduklarını ve 5500 mülteciyi barındıracaklarını açıklamışlar. Norveç Kralı Harald, bir mülteci kabul merkezine dönüştürülen, 1000 kişi barındırma kapasiteli Oslo’daki Helsfyr otelinde mültecileri ziyaret etmiş. Kralın ziyaret sırasında çok duygulandığını gazeteciler not etmişler. 

Norveç Veliaht Prensi Haakon da mültecilere yönelik bir açıklama yapmış:  

“Bu Avrupa’da bir savaş, insanlar öldürülüyor ve insanlar kaçıyor. Ama aynı zamanda savaşan ve direnen çok kişi var. Birbirimize sahip çıkmamız, insanlığımızı korumamız önemli. Hem Ukrayna hem de Rus halkı Norveç’te kendilerini güvende hissetmeli.[vii]” 

Norveç Kralı Harald.

Ukraynalı mülteciler İrlanda’da

Mülteci ağırlama yarışında İrlanda da geri kalmak istememiş. Kuzey İrlanda’da yaklaşık 6.000 kişi, ülkelerinin Rus işgalinden kaçan Ukraynalıları barındırmak için gönüllü olmuş. İlk mülteci kafilesinin günler içinde ülkeye varması bekleniyor[viii].

Öte yandan İrlandalı senatör Maria Byrne yaptığı açıklamada kadın ve çocuk mültecilerin cinsel sömürünün hedefi olabileceğini söylemiş. Senatör Byrne ana dili İngilizce olmayan kişilerin cinsel şiddet olaylarını polise bildirmede yaşadıkları zorluklara ve savaştan kaçan kadınların istismara karşı savunmasız olduğuna dikkat çekmiş[ix]

Ukraynalı mülteciler Japonya’da 

Japonya’da Japon olmayanlar aşağılayıcı bir sözcükle tanımlanır: Gaijin. Yabancıların en çok ırkçı söylemlerle karşılandığı ülkelerin başında gelir Japonya. 

Dünyanın en zengin ülkelerinden biri olan Japonya, mültecilere ve sığınmacılara oldukça kısıtlayıcı politikalara sahiptir. Japonya’nın mültecileri kabul eden yasaları çıkardığı 1982’den bu yana 85.429 kişi mülteci statüsü için başvurmuş ve sadece 841 kişi kabul edilmiştir. 2020 yılında kabul ettiği mülteci sayısı ise sadece 47 kişi. 

Japonya hem geleneksel hem de idari kurallarını yıkan bir adım atarak Ukraynalı mültecileri kabul etmeye hazır olduğunu açıkladı. Bu iddialı ve dramatik dış politika değişikliğinin sebeplerinin başında ise Rusya’dan cesaret alan Çin’in üzerinde hak iddia ettiği Tayvan’ı işgal etme kaygısı geliyor. Japonya’nın bu kararının altında Rusya’ya olan tepkisini en güçlü biçimde gösterme amacı bulunuyor[x]

Japonya’nın bu radikal politika değişikliğinin anlaşılabilir sebepleri olsa da şimdiye kadar Afrika ve Asya savaşlarından kaçan mültecilere kayıtsız kalan Tokyo yönetiminin Ukraynalılara kapıyı açık tutması üzerinde tartışmaya değer görülüyor. 

Mülteciler

Rus işgali ve Ukraynalı mülteciler dünya gündeminin ilk sıralarını işgal ederken geçtiğimiz günlerde (21 Mart) “Uluslararası Irk Ayrımı ile Mücadele Günü[xi]” ses getirmeyen protesto gösterileriyle anıldı. Stand Up To Racism (SUTR) tarafından organize edilen eylemlerde farklı ülkelerin mültecileri arasındaki ayrımcılığa dikkat çekildi. SUTR’nin eş sekreteri Sabby Dhalu, Avrupa hükümetlerinin Afganistan, Irak, Suriye, Yemen, Etiyopya ve Sudan’daki savaşlardan kaçan mültecilere sığınak sağlama görevini yerine getirmeyi reddettiklerini açıklamış. Sabby Dhalu’nun açıklamaları tabloyu daha net görmemizi sağlıyor: 

“İngiliz Hükümeti, Ukrayna savaşından kaçan mültecileri barındırmak için kendi vatandaşlarına ayda 350 sterlin teklif etti.  Peki Afgan veya Suriyeli mülteciler için bu benzeri yardımlar neden yapılmadı? Ukrayna krizi boyunca gösterilen çifte standart, hükümetin Afrikalı, Güney Asyalı ve Arap mültecilere/sığınmacılara yönelik uzun süredir devam eden ırkçı tutumunu ortaya çıkarmıştır.”[xii]

Asya ve Afrika ülkelerinden can havliyle kaçarak gelişmiş ülkelerde yaşama tutunmaya çalışan insanların oluşturduğu göçmenler, Avrupa toplumları ve hükümetleri tarafından şiddetle itildiler. Avrupa kültürünün “insan tanımına” dahil olmak için en azından Doğu Avrupalı, beyaz ırktan ve Hristiyan olunmalıydı. Ukraynalı göçmenler Avrupa’ya, mülteci tanımına köklü bir güncelleme yapabilme fırsatı verdi: Mülteci Sürüm 2.01.  Tabii ki en geniş anlamıyla ırkçılığa da. 

Mülteci Sürüm 2.01

Dünyamız son on yıllarda radikal sağ siyasal akımlar tarafından kışkırtılan ırkçı bir popülizmin yükselişine tanık oluyor. Kendisini ekonomik/kültürel konformizmin ardına saklayan, ulus devlet savunucusu ve ulusalcı vatansever kamuflajına bürünmüş bu ırkçı popülist akımın merkez sağ ve sosyal demokrat siyasi yelpazedeki kitleleri de etkisi altına aldığını söylemek zorundayım. Ukraynalı mülteciler bu akımın Avrupa ayağına rahat bir nefes aldırmış oldular. Çünkü Rönesans hümanizmi ve Protestan ahlakıyla aynı kaba sığışmakta zorluk çeken bu akımın savunucusu “iyi insanlar”, insani duygularını yitirmediklerini, hümanizmi desteklediklerini, sadece yarım ağız savaş karşıtı söylemleriyle değil kurbanlara bizzat yardım ederek eylem insanı olduklarını kanıtlama olanağı buldular. 

Sömürünün en zalim ve acımasız enstrümanlarından biri olan savaşların bir çıktısı olarak dayatılan kitlesel göç olgusu, Ukraynalı mültecilere gösterilen tutum ile yeni bir güncelleme almış oluyor. Küresel emperyalizm nükleer silahların gölgesi altında muazzam bir paradigma değişikliğine gidiyor. Mülteci Sürüm 2.01 güncellemesini bu paradigma değişikliğinin habercisi olarak gördüğümü ve yakın gelecekteki gelişmeler konusunda karamsar olduğumu saklayamayacağım. 

DİPNOTLAR


[i] https://www.theguardian.com/global-development/2022/mar/18/greek-court-to-hear-appeals-on-life-sentences-for-refugees-accused-of-steering-dinghies

[ii] https://www.thefirstnews.com/article/polands-doors-wide-open–but-for-how-long-28917

[iii]   https://www.aljazeera.com/news/2022/3/18/polish-cities-running-out-of-capacity-to-help-ukraine-refugees

[iv] https://www.itv.com/news/anglia/2022-03-19/bishop-opens-home-to-ukranian-refugees

[v] https://en.interfax.com.ua/news/general/815723.html

[vi] https://twitter.com/David_Cameron

[vii] https://royalcentral.co.uk/europe/norway/king-harald-visits-ukrainian-refugees-in-oslo-174083/

[viii] https://www.itv.com/news/utv/2022-03-18/6000-people-in-northern-ireland-volunteer-to-house-ukrainian-refugees

[ix] https://www.limerickpost.ie/2022/03/19/limerick-senator-concerned-about-sexual-exploitation-of-refugees/

[x] https://www.washingtonpost.com/world/2022/03/19/japan-ukraine-refugees/

[xi] 21 Mart 1960 tarihinde Güney Afrika’da ırkçılığa karşı kampanya yürüten barışçıl protestoculara polisin açtığı ateş sonucu 69 kişi öldü. 1966 yılında Birleşmiş Milletler tarafından 21 Mart “Uluslararası Irk Ayrımı İle Mücadele Günü” ilan edildi. 

[xii] https://leftfootforward.org/2022/03/un-anti-racism-day-calls-to-provide-sanctuary-to-all-refugees-escaping-war/

Mülteci Güncellemesi: Sürüm 2.01” üzerine bir yorum

  1. Dogan Bey yaziyi okudum, Buradan yani Almanyadan benim görebildigim kadari ile yillarca kapitalizm Ingilterenin felsefesinde dünyada bütün degerleri belirledi. Sömürgelerden gelen yargilar hala gelismis ülkelerde hakim. Geri brakilmis cahil birakilmis 3. dünya ülkeleri Müslüman ülke vatandaslari insan degil. Evin ahirinda bulunmasi gereken esek. Onlarin uygun gördügü egitim ,yemek ve yasam seviyesinde ömürlerini tüketmeliler. Islerine yaradigi sürece birkac tatli dil saman yerine yesil ot ve evin arka bahcesinde gezinme izni var. Bu politikanin sonucu bu gün elbette asya ve avrupadan gelen bu evcil hayvanlari evlerinin icinde ve hatta sokaklarina görmeye tahammül edemiyorlar. Simdiden sonra gelen mülteciler egitim , ve sosyal gelisim olarak oldukca ilkel bir durumda oldugundan uyum saglamasi ve toplum icinde kaynasmasi hic olasi degil. Bu gün Almanya da Ispanyolu portekizliyi Yunani kolay ayiramazsiniz. Fakat bir Türkü rahatlikla fark edersiniz. 60 yildir bu toplumun icinde karismayacagiz uyum saglamayacagiz diye direniyoruz. Bir Alman sizinle samimi ise Türklerle bir isi vadir kazanci onlardandir. Konusurlar saklasirlar ama evinde masasinda bir kahve icmek istemez kendi seviyesinde görmez. Dedigim gibi bunda bizim ön yargilarimiz batil inanclarimiz dile tam hakim olamamiz büyük rol oynuyor. Ukraynalilar kanimca belli bir egitim almis verimli insanlar. En azindan kötü egitilmemisler. Cocuklar iyi egitilirse en kisa zamanda verimli bireyler olucak. Ben bu gün karar verecek olsam elbette onlari secerim. Bu konuda Asyaliarin sucu varmi? Belki ellerinde degil. Nesiller boyu Gelismis ülkerin yüzünden öyle olmaya mahkum edilmis. Ama bizim gibi onlardan ayri egitimli bir toplum olmusken bizde gönüllü olarak cehaleti sectik. Asya ve Afrikali ölkelerin arasina girdik. 80 den sonra Türkiyeden bir cok siginmaci Almaya ya geldi. Simdi cogu Basarili egitimli verimli vatandaslar. Cünkü 80 öcesinin egitimini aldilar. Bu gün ülkede bir karisiklik olsa hic bir ülke Türkleri kabul etmez.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s