Lİ PO (Lİ BAİ) – ŞİİRLİ CUMA

Değerli dostlar hepinize ŞİİRLİ CUMALAR diliyorum. Bu hafta için seçtiğim şair Li Po (veya Li Bai), 701- 762 yılları arasında yaşamıştır. Çin edebiyat tarihinin en önemli iki şairinden biri olarak kabul edilir

20 yaşında ailesinin yanından ayrılarak Çin eyaletlerinde gezmeye başlar. Bilgisi ve kültürü ile dikkat çeker, Tang hanedanı döneminde saray şairliği yapar. Ancak kraliçeye aşık olması ve sarhoş gezmesi yüzünden saraydan kovulur. Söylenceye göre; sarhoşken Yangtze Nehirinde eğilip ayın yansımasını öpmeye çalışırken düşmüş ve boğularak ölmüştür.

19. ve 20. Yüzyıllarda Batı’nın sembolist şairlerini etkilemiştir. Şiirlerinde Taoizm’in etkisi belirgindir. Kendi ruhsal dünyası ile tabiatın hallerini abartılı ve coşkulu bir dille sentez etmiştir. Günümüze kalmış bin kadar şiiri vardır. Batı edebiyatını derinden etkilemiş olan Li Po’nun dilimize çevrilmiş birkaç şiiri antolojilerde yer almıştır.
Li Po’nun Chang Kan Türküsü adlı şiiri bu hafta için seçtim, beğeneceğinizi umuyorum.

“CHANG- KAN TÜRKÜSÜ
Sen bir okul öğrencisi
Ben de bir küçük kızken,
Dolaşırdın kamış sırıklarla
Gözetlerdim seni geçerken.
Şen çocuklardık o zaman
Cahang-kan köyünde yaşayan,
Ben bir kadınım şimdi
Sen bir koca adam.
Ondört yaz geçmiş, hayret,
Karın olalı senin;
Bakamaz gözlerim gözlerine
Korkuyorum seviden, yaşamdan.
Loş köşelere gizleniyorum,
Gelemiyorum çağrına,
İşte yıl erdi sona
Her şeyleri örttü sevi.
Biliyorum sadıktın
Seven bir erkek gibi,
Irmak kıyısında bekleyen
Düşlerinin kadınını;
Ama duruyorum ben şimdi
Balkonda tek başıma,
Gözleyip bekleyerek
Taş kesilen kız gibi.”

Çeviri: Yekta Ataman

KAYNAKLAR
1- Dünyanın En Güzel 100 Şiiri, Editör: Halil Gökhan, Kafekültür Yayıncılık, 2015.
2- Hakan Arslanbenzer, Li Bai’in şiirleri, Tarih Haber, 13.06.2016.
http://www.tarihhaber.net/li-baiin-siirleri/
3- Vikipedi

ŞİİRLİ CUMALAR, Ortadoğu bataklığından çıkmaya, muhafazakâr bir toplum olmaya ve nefret diline karşı bir DURUŞdur.
Proje adının kaynak gösterilmeden kullanılmaması rica olunur.

“Neşeyi zulalamak en iyisi…”

Yıllardır Şiirli Cumalar adını verdiğim donkişotvari bir proje sürdürüyor ve her cuma günü bir şairi ve şiirlerini tanıtıyorum. Projemin fiyakalı da bir tanımı var: ŞİİRLİ CUMALAR, Ortadoğu bataklığına itilmeye, muhafazakâr bir toplum olmaya ve nefret diline karşı bir duruştur. Ayrıntısına girmek gereksiz, meraklısı için yazımın sonuna birkaç link koyacağım.

Her cuma günü Twitter’da, Şiirli Cumalar internet sitesinde ve Facebook Şiirli Cumalar  kapalı grubunda şiirle buluşuyoruz. Facebook Şiirli Cumalar grubu bir avuç arkadaşımın büyük gayretleriyle 2200 kişi falan oldu. Gruba arkadaşları tarafından eklenen kimi kişiler bir fırsatını bulup tek tük firar ediveriyordu. Buraya kadarı normal, tak sepeti koluna, herkes kendi yoluna. Ta ki darbe girişimine kadar.

Ne zaman ki Temmuz ayında darbe girişimi oldu, gruptan tek tük ayrılanlar toplu halde firar etmeye başladılar. Gruptan tüyenleri sayılara vursam “istatiksel olarak anlamlı bir fark” çıkacak; darbe şeysinden önce ve sonra. Üstelik hesabını donduranlar bu istatistiğe dâhil değil.

Firar istatistiklerini paylaştığım dostlarım, Occam’ın usturasını kullandılar, “korkudandır” diye kesip attılar. Nedir, Occam’a saygımız sonsuz, sonsuz ama aklım da yatmadı bu işe. Fikrime katılmayabilirsiniz ama kanaatimce korku sağlıklı bir duygudur. Korku, insanı tehlikeden koruduğu gibi tehditlere karşı kişinin muhtelif enstrümanlar geliştirmesini sağlar. Tabanları yağlamanın en etkili ve güvenilir enstrüman olduğunu düşünenler olabilir, her zaman doğru olmasa da hadi bunu da kabul edelim. Nedir, Şiirli Cumalar grubundan tüyenlerin durumunu korkuyla açıklamayı doğru bulmuyorum. Şiir, şiir bu yahu.

Artık dilimin altından baklayı çıkarabilirim, kanımca bu korku falan değil; toplumsal duyarsızlığın, dozu fazla gelmiş bencilliğin, otoriteye boyun eğişin ve korkuya teslim oluşun sebep olduğu davranışsal ve kolektif bir paralizi halidir bu.

İranlı şair Ahmed Şamlu bu halimizi hem anlamış hem de yazmış, şiirin diliyle.

 “Tuhaf zamanlardayız sevgilim…

Gecenin bir yarısı kapıyı çalan

ışığı öldürmeye geliyor.

Işığı zulalamak en iyisi…

Ellerinde kanlı satır ve sopalarla

köşe başlarını tutmuş kasaplar.

Tuhaf zamanlardayız sevgilim…

Dudaklardan gülmeleri kazıyorlar,

ağızlardan şarkıları.

Neşeyi zulalamak en iyisi…”

 

Toplumumuzu saran bu kolektif paralizi hali nefret dilinin beslenmesi için en uygun vasatı sağlıyor. Ölümlere, şiddete, nefret diline giderek artan bir tolerans geliştiriyoruz/geliştirdik. Çok yakındır, kendini patlatan intihar eylemcilerine de ihtiyacımız kalmayacak. Korkuya teslim olan bu ruh üşümesi, ölmeden öldürecek bizi.

 

Meraklısına ŞİİRLİ CUMALAR…

 

Şiirli Cumalar internet sayfası:

https://doganalpdemir.wordpress.com/

 

Şiirli Cumalar Facebook grup

https://www.facebook.com/groups/901000823302888/?ref=bookmarks

 

Şiirli Cumalar Twitter

https://twitter.com/siirlicumalar?lang=tr

 

Nereden çıktı bu Şiirli Cumalar diyenler için…

https://doganalpdemir.wordpress.com/2014/06/05/siirli-cumalar/

 

Şiirli Cumalar kapak fotoğrafı, değerli dostum fotoğraf sanatçısı Nurgök Özkale’ye aittir.

 

SYLVIA PLATH- ŞİİRLİ CUMA

Değerli dostlar, hepinize ŞİİRLİ CUMALAR diliyorum. Bu hafta için seçtiğim şair Sylvia Plath, 1932-1963 yılları arasında yaşamıştır. Çocuk yaşlarda katıldığı birçok edebiyat yarışmasında ödüller kazandı. Gençlik yıllarından itibaren ağır psikiyatrik sorunlarla boğuşmak zorunda kaldı. 1955-1957 yılları arasında Cambridge Üniversitesi’nde okudu. 1960 yılında Colossus adlı şiir kitabını yayımladıktan sonra 1963 yılında takma adla yazdığı Sırça Fanus adlı romanı yayınlandı. Sırça Fanus Amerikan feminist edebiyatının ilk örneği olarak kabul edilmektedir.

Sylvia Plath kitabının yayınlanmasından kısa bir süre sonra yaşadığı psikolojik buhranlara dayanamayarak intihar etti, sadece 31 yaşındaydı. Pek çok kitabı ölümünden sonra yayımlandı ve Amerikan edebiyatının en önemli şairlerinden biri sayıldı.

Zor bir şairdir Plath, dizelerine alışmak, zihnimize attığı tokatları kabullenmek kolay değildir. Küçük Füg adlı şiirinin bir kaç dizesinde okuyucusunu açıkça zorlar.

“Porsuk o zaman benim İsa’m
Onun kadar işkence görmüyor mu?
Bir de sana bak, I. Dünya Savaşı sırasında
Kaliforniya pastanesinde
Sosisleri götürüyorsun hapur hupur!
Onlar renklendiriyor uykumu,
Kesik boğazlar gibi kırmızı, hareli
Bir sessizlik vardı!”

Şiirlerinde, kendini evde oturup iki çocuğuna pasta yapmak zorunda hisseden bir kadınla dolu dizgin şiir yazmak isteyen isteyen bir kadının arada kalmış tıkanmışlığını hissedersiniz. İnsanın kendine ve topluma yabancılaşmasını en uçlarda yaşamış ve şiirlerini sıklıkla ölüm metaforu üzerinden dile getirmiştir. Ariel ve Seçme Şiirler adlı kitabından ARI SANDIĞININ GELİŞİ isimli bir şiirini seçtim. Beğeneceğinizi umuyorum.

“ARI SANDIĞININ GELİŞİ
Ben ısmarladım bunu, bu temiz tahta sandığı
Sandalye gibi dört köşe ve kaldırması da pek zor.
İçinde böyle bir şamata olmasa
Bir cücenin ya da
Bir dört köşe bebeğin tabutu derdim.
Sandık kilitli, tehlikeli.
Bir geceyi onunla geçirmem gerek
Zaten ondan uzak da duramıyorum.
Pencere de yok, içerde ne var göremeyişim bu yüzden
Küçücük bir delik var sadece, çıkış yok.
Deliğe dayıyorum gözümü.
Karanlık, karanlık.
Oğul oğul karanlık eller gibi
Ufacık ve ihraç için büzülmüş.
Kara üstüne kara, öfkeyle tırmanıyor.
Nasıl çıkarırım onları dışarı?
En çok da sesleri beni ürküten,
Anlaşılmaz heceler.
Romalı bir kalabalık sanki.
Küçük, her biri tek tek toplanmış ama Tanrım hepsi birarada!
Kulağımı kızgın Latinceye veriyorum.
Ben bir Sezar değilim.
Altı üstü bir kutu manyak ısmarladım.
Geri yollayabilirim.
Ölebilirler, zıkkımın pekini de yiyebilirler, onların sahibiyim ben.
Nasıl da açtırlar kim bilir.
Beni unuturlar mı ki
Kilitleri açsam, geri çekilsem, hatta bir ağaca dönüşsem.
İşte bir sarısalkım, sıra sıra sarı sütunları,
İşte kirazın içetekleri.
Ay kılığım içinde ve cenaze peçem içinde
Derhal görmezden gelebilirler beni.
Benden bal olmaz
Öyleyse niye bana baksınlar, kur yapsınlar ki?
Yarın şeker Tanrısı olacağım, onları serbest bırakacağım.
Kutu yalnızca geçici.”

Kaynak:

Sylvia Plath, Ariel ve Seçme Şiirler, Kırmızı Kedi Yayınevi, 2014.
Çeviri: Yusuf Eradam
ŞİİRLİ CUMALAR, Ortadoğu bataklığına itilmeye ve muhafazakar bir toplum olmaya karşı bir DURUŞdur.

Proje adının izin almadan kullanılmaması rica olunur.

SAPPHO- ŞİİRLİ CUMA

Değerli dostlar, hepinize ŞİİRLİ CUMALAR diliyorum. Bu hafta için seçtiğim şair Sappho, lirik şiirin dünyadaki ilk öncülerinden biri kabul edilmektedir. Lesbos’un (Midilli) Mitilini şehrinde doğmuştur. Yaşamı hakkındaki bilgilerimiz çok sınırlıdır. MÖ 610-580 yılları arasında yaşadığı sanılıyor. Güvenilir kaynaklara göre bir kız okulunun yöneticiliğini yapmıştır. Yergi, sevgi, aşk ve cinsel tutku temalı şiirler yazmıştır. Cinsel tutku üzerine yazdığı şiirler nedeniyle Hristiyanlığın yayılmasından sonra şiirleri yasaklanmış, kitapları yakılmıştır. Hristiyan klisesinin erotik şiirlerini onaylamaması nedeniyle pek çok şiiri günümüze ulaşamamıştır. Cevat Çapan’a göre klasik Yunan şiirinin epik türdeki en önemli temsilcisi nasıl Homeros idiyse, lirik şiir türünün de en büyük temsilcisi Sappho’ydu.

Sappho’nun toplumun yaygın inanışlarını da yerdiğini görüyoruz.

Şu kadarını biliyoruz.
Ölüm kötü bir şey;
bak işte tanrılardan belli;
iyi bir şey olsaydı ölüm,
önce tanrılar ölmez miydi?”

Kısa bir süre önce bir Türkçe öğretmeninin çalıştığı okulun gazetesinde yayınlanan bir şiiri ülkemiz gündemindeydi. Kadınları eve tıkmaktan başka bir amacı olmayan bu şiiri hatırlayalım öncelikle.

KADIN HAKKI
Tak be yüzüğünü kadın!
Evde sevdiceğin bekliyor.
Evlisin…
Kariyer yapacağım dedin, erkeklerle yarıştın.
Çocuk doğurdun, bakıcıya bıraktın.
Sen kariyer yapıyorsun, evde bakıcı yüzüne tükürüyor çocuğunun.
Tak be yüzüğünü kadın!
Evlisin… Sevdiceğin var.
Bakma başkalarına, peşinden koşturma, umut verme, üzme, erkekleşme, yarışma, yerini bil, Değerini bil.
Sen kadınsın, hele sen evlisin…
Eş değil, kocanı bil, erini bil.
Kadın sesi, kadın nefesi, kadın hakkı dediler; inanma, kandırdılar seni,
Çalıştırdılar, koşturdular, yordular seni,
Erkekleştirdiler, kabalaştırdılar, yordular seni.
İnanmıyorsun değil mi?
Bak o zaman ellerine, gözlerine, yüreğine.
Parmakların nasıl, gözlerine kim baktı?
Tak yüzüğünü evinde otur.
Koşma, koşuşturma, yarışma
Yorulma,
Fıtratını zorlama
Çünkü sen değerlisin, kadınsın.
Sana şiirler yazamıyorum, ortasın,
Saçlarına mısralar yazamıyorum, ortalıkta.
Yüzüne, güzelliğine yazamıyorum.
Evde çirkin, dışarıda güzelsin.
Fıtratını zorlama.
Kadınsın, değerlisin.
Hakkı bir, ama gerçek hakikati.
Kandırmasınlar seni, yoruluyorsun…

SAPPHO, günümüzden 2600 yıl önce yazdığı bir dörtlükle tokat gibi bir cevap vermiştir bu zihniyete.

“Anladık
Güzel bir yüzük
ama değer mi
bunca böbürlenmeye?”

Kanımca Sappho sadece lirik şiirin değil özgür bir kadın kültürünün de öncü isimlerinden sayılmalıdır. Cevat Çapan tarafından çevrilen şiirlerini okumanızı öneririm. İşte şiirlerinden son bir örnek…

“Duydum ki Andromeda
O kaba köylü kızı
kasabada süsüyle
od salmış yüreğine
Daha eteğini kaldırıp
ayak bileklerini bile
göstermesini beceremezken”
Kaynak:

Nedir Gene Deli Gönlünü Çelen, Sappho, Can Yayınları, Nisan 2014.
Çeviren:Cevat Çapan

NOT: ŞİİRLİ CUMALAR, Ortadoğu bataklığına itilmeye ve muhafazakar bir toplum olmaya karşı bir DURUŞdur.

Proje adının izin almadan kullanılmaması rica olunur.

SANİYE SALAH- ŞİİRLİ CUMA

Değerli dostlar, hepinize ŞİİRLİ CUMALAR diliyorum. Bu hafta için seçtiğim şair Saniye Salah, Suriyeli, 1935-1985 yılları arasında yaşamıştır. Kendisiyle ÇAĞDAŞ ARAP KADIN ŞAİRLER ANTOLOJİSİ isimli kitapta tanıştım. Saniye Salah’la ilgili internette bilgi bulmak olası değil. Yazdığı dört şiir, bir öykü ve deneme kitaplarına rağmen hiç yaşamamışçasına ayrılıp gitmiş aramızdan. Antolojinin derleyicisi ve çevirmeni Metin Fındıkçı kitabın önsözünde bu konuda şunları yazıyor.

“Arap kadını; ‘madem günlük hayat şartlarında erkek egemenliği hakim, ben de şiir ve edebiyat gibi hayatın başka alanlarında pasif kalmayayım’ diyor. Diyor ama -bu antolojide de dikkatinizi çekeceği gibi- bazı ülkelerin kadın şairlerinin yaşam öyküsü bulunmamaktadır, aslında var da ben bulamadım değil, bilinçli olarak yayımlanan kitaplarda olsun, sanal alemde olsun hiç bir yerde yaşam öyküsü bulunamıyor. Bunun nedeni kocası, çevresi veya yaşadığı ülkenin getirmiş olduğu baskı ve yasaklar da olsa bu durum bağışlanır gibi değil. Üniversiteyi bitirmiş bir kadın, şiirle uğraşıyor ama yaşam öyküsünü açıkça yazamıyor. Bazı Arap ülkelerinde bu acı gerçek maalesef hala mevcut.”

Antolojide bulunan pek çok az tanınmış şair arasında “Aşk Mevsimi” şiiriyle çarptı beni Saniye Salah, “Hangi kuş bu acıyı ötecek” dizesi hangimizi içimizde bir yolculuğa çıkarmaz bilmek isterim doğrusu. Sizi Aşk Mevsimi isimli uzun şiiriyle baş başa bırakıyorum.

“AŞK MEVSİMİ
Aşk mevsimini yaşıyoruz
Çayırlar gibi
Küçük bir yerde sürünen
Ve küçük bir düşte
Akşam olduğunda
Sis gibi yükseliriz çayırın üstünde Saçlarımıza sürünen
Solgun gözyaşlarımızla
Beni şiir sayfaları gibi katla
Anıların yataklarını katlar gibi
Uzun bir yolculuk için
Deniz kıyılarına giderim
Orada kutsal olan aşk ve gözyaşı.
Pişmanlığın fanuslarını taşımaya başladık
Çocukluk anılarından yaşayarak
Bedenimizi
Ve günahlarımızı taşıyarak
Ruhun sonu olmadan
Sonra düşlerimiz çıplak kalır
Kanın sözcükleri yanar
Yüzümün resmini çizerim
Ve yüzünü
Gece hüznün şarkısı
Ve gece kayıp büyülü iki sevgili
Gecenin suskunluğuna tanık oluruz Senin gibi Arap deliliği olsa
Çıkış kapıları geniş olsa
Kaçış kapısı geniş bu
Dar zamanda olmasa
İki aşığın bedeni ondan daha da dar.
Yaramın üstüne katlanırım
Düşüncem orman ve deniz kokusundan Hüznün ve yağmur kokusundan
Tenin üstünde unutuluşun kokusundan Gitmesi için sözcüklerimi bırakıyorum Ruhumun dışına
Son payını taşıyarak
Aşkın donukluğu için.
Et kalp atışlarına yapışsın
Ayrılık ayetinden atsın beni
Peşimdeki acıyla ne zaman kötüleyeceğim seni?
Hangi kuş bu acıyı ötecek?
Bu garip günde
Bu yükselen fırtınada
Deniz köpükleniyor
Akşamın gemisinde
Ancak ben unutuluşun kanatlarıyla
uzaklaşıyorum
Çayır köklerini taşıyor
Yanıyor
Sonra gezimden dönerim
Gözlerinde küflenmiş.
Gün etrafımızda çöküyor
Bir güvercin gibi
Bu yeşil saatlerde
Kanatlarını çırpıyor
Yanan külün çukurunda asar gibi Yıldızlar arasında
Yağmurdan kaçıyorduk
Güneş bizim değilmiş gibi
Bağlı bedenlerimizi altında sereriz
Bu leylak güneş değil
Boğaza düğümlenen
Önümüzde mihenk taşı
Ölümün yüzünden maskeyi çıkarırız Köşelerin ışıltılarını taşıdığında gece.
Kulelerin çanları vurur
Akşamla
Köyün açık gözleri açıldığında
Eller kan dolar
Bizler saklı suyun sahipleri
Biriken yaşları dökerim
Ateşi beklerken
Yıldızlardan başka bir şey yok
Bütün sevgim içlerinde
Onlara giderim.”

KAYNAK
Çağdaş Arap Şairler Antolojisi, Metin Fındıkçı, Hayal Yayınları, 2010

GIUSEPPE UNGARETTI- ŞİİRLİ CUMA

Değerli dostlar, hepinize ŞİİRLİ CUMALAR diliyorum. Bu hafta için seçtiğim şair Giuseppe Ungaretti, 1888- 1970 yılları arasında yaşamıştır. 20. yüzyıl İtalyan edebiyatının en güçlü kalemlerinden biri kabul edilir. İskenderiye’de doğmuş ve 24 yaşına kadar orada yaşamıştır. Fransa’da Sorbonne Üniversitesi’nde okumuş ve Fransız sembolist şiirinden çok etkilenmiştir. Bu dönemde tanıştığı Fransız şairi Mallarme’nin şiir yaşamı üzerinde çok etkili olduğu bilinmektedir. I. Dünya Savaşı başlayınca İtalyan ordusunda askerlik yaptı. İlk şiirleri askerlik dönemine aittir. Savaş sonrası Güney Afrika ve Güney Amerika’da İtalyan Edebiyatı dersleri verdi. Bazı şiirlerinde uyak ve noktalama işaretleri kullanmamış, yalın ve çok az sözcükle yazılmış şiirleri hermetik şiir akımının öncülerinden sayılmıştır. Kapalı, sembollerle örülmüş anlatımı okuyucuya geniş bir yorum alanı bırakır.

1932’de Gondoliere Ödülü’nü, 1949’da Roma Ödülü’nü, 1956’da Knokke-Le-
Zoute Uluslar arası Şiir Ödülü’nü, 1960’ta Urbino Üniversitesi’nin Montefeltro
Ödülü’nü, 1966’da Etna-Taormina Uluslar arası Şiir Ödülü’nü kazandı. 1962’de
Avrupa Yazarlar Birliği başkanı seçildi.

“UZAK
Uzak uzak bir ülkeye
bir kör gibi
götürdüler beni tutup elimden
SABAH
Işıyorum
sonsuzlukla”

Çeviri: Cevat Çapan

ŞİİRLİ CUMALAR

Bir kaç aydır sessiz sedasız ve donkişotvari bir proje yürütüyorum. Proje deyince, aklınıza bütçesi, personeli, stratejik planı, yıllık ve beş yıllık hedefleri olan kalın klasörlü çalışmalar gelmesin, söyledim işte, donkişotvari bir mini proje. Projenin adı da içeriği de aynı, ŞİİRLİ CUMALAR. Şiiri severim, öyle şiir kitabını elime alıp ilk şiirden sonuncuya okuyabilen çalışkan şiir okuyucusu değilsem de, sevdiğim şairlerin sayısı az değildir. Hele bazı dizeler vardır ki, sanki mıhlanmıştır gönlüme:

Güneşi gördüm, alçakta, kanlı bir âyinde;
Sermiş parıltısını uzun, mor pıhtılara.
Eski bir dram oynuyor gibiydi, enginde,
Ürperip uzaklaşan dalgalar, sıra sıra.

Bildiniz değil mi, Arthur Rimbaud’un Sarhoş Gemi şiirinden bir kaç dize, hem de Sabahattin Eyüboğlu çevirisi ile.

Şiiri ve cumayı el ele tutuşturup meydana salmak  projemin ana fikrini oluşturuyor. Biliyorum, “cık” diyeceksiniz, “bizim memlekette tutmaz”  diyeceksiniz. Ama bakın, kör şaire Emine İşler’in dizelerine bir kulak kabartın.

“Zaman dokunulmazlığını ilan etmişken saatlerde,
Umut doludur tik takları akreple yelkovanın bile.”

53 yaşındayım ve 30 yıldır hayatımı kazanmak için çalışıyorum, ayıptır söylemesi tıp doktoruyum. İstesem de istemesem de toplumun her kesiminden insanlarla iç içe çalışıyorum. Ama son yıllarda bir haller oldu yakın çevremdeki ve yaşadığım/çalıştığım bölgenin insanlarına. Her cuma günü, cep telefonum, “hayırlı cumalar” dileyen, yanına da sakızların içinden çıkmışı andıran manilerle, mesajlarla dolmaya başladı. Bir de güzel ve şiirsel olsa mesajlar, “hadi neyse” diyerek, belki sineye çekeceğim. Cuma sabahları gazete aldığım büfedeki asık yüzlü adam, gevrek aldığım İngiliz lordu görünümlü fırıncı, hayatımı kazanmak için gittiğim iş yerindeki arkadaşlarım önceden aralarında sözleşmiş gibi “hayırlı cumalar” dilemeye başladılar.  Aylar ve yıllar geçtikçe kulağım alışır diyordum, alışmadı. Oysa iki gün üst üste sabah kahvaltısında boyoz yesem, üçüncü gün ellerim titrer boyoz yokluğunda, o derece çabuk alışırım her şeye. Hani ya, Orhan Veli’nin “havalara” bahane ettiği alışmaları gibi.

Beni bu güzel havalar mahvetti,
Böyle havada istifa ettim
Evkaftaki memuriyetimden.
Tütüne böyle havada alıştım,
Böyle havada aşık oldum;
Eve ekmekle tuz götürmeyi
Böyle havalarda unuttum;
Şiir yazma hastalığım
Hep böyle havalarda nüksetti;
Beni bu güzel havalar mahvetti.

Oysa bir zararı da yok bana, hayırlı mı hayırlı, cuma mı, cuma.  Zamanla sosyal medyayı da sardı “hayırlı cuma” selamı. Üstelik “yok artık, o demez” dediğim arkadaşlarım bile dillerine dolamışlardı “hayırlı cumalar” selamını. Bakıyorum, cumartesi akşamı en sıkı solcu, daha soluna girmeye mümkünü yok izin vermez, cuma sabahında “hayırlı cumalar”. Oysa Ece Ayhan daha yıllar önce tek bir şiir dizesiyle bunların defterini dürüvermişti:

“Biz tüzüklerle çarpışarak büyüdük kardeşim”

Uzaylıların istilasından şüphelendim önce, insanların beyinlerini ele geçiriyorlardı, “cumalarını bir hayr edelim, devamı gelir” diyorlardı; ama ışık yıllarını aşıp gelen bir zekanın bu kadar kofti bir projeyle uğraşmayacağına kanaat getirdim.  Anlaşılan muhafazakarlaşıyorduk, “yok canım, biz hep böyleydik” diyerek kendimizi kandırmanın anlamı yok, muhafazakar ve şiirsiz bir toplum olma yolundayız. Büyük Rus şairi Voznosenski bizim halimizi görmemiş, düşünmemiştir şüphesiz, ama sanki şiirsizler için yazmıştır şu dizeleri:

“Yaşam bir bitki değilse aslında,
Neden dilimliyor, parçalıyor insanlar onu”

Muhaliflik içime mi işlemiş bilemem, ama bir şeyler yapmalıydım, üstelik “hayırlı cumacı” arkadaşlarımı kırmadan, gücendirmeden. İşte böyle doğdu ŞİİRLİ CUMALAR projesi. Artık cuma sabahları sosyal medyayı şiirle selamlıyorum. Şimdilik, sabahları gevrek aldığım İngiliz lordu görünümlü fırıncıyı, asık suratlı gazeteciyi “ŞİİRLİ CUMALAR” diye selamlayacak cesaretim yok, ama sosyal medyanın klavye arkasından konuşabilme özgürlüğü ile sürdürüyorum projemi. Her hafta bir şair ve bir şiir tanıtıyorum sosyal medya sayfalarımda. Yorum da , yoruma şiir döşenmek de serbest. Twitter dünyasının 140 karakteri şiire küçük geliyor ama facebook arkadaşlarım giderek alıştı ŞİİRLİ CUMALAR selamıma. Sizleri de beklerim, ŞİİRLİ CUMALAR diliyorum.

KAYNAKLAR
1-Ahmet Necdet, Fransız Şiir Antolojisi, Adam Yayınları.
2-Emine İşler, Benim Adım Güz, Sokak Kitapları.
3-Orhan Veli Kanık, Bütün Şiirleri, Yapı Kredi Yayınları.
4- Ece Ayhan, Bütün Yort Savul’lar, Yapı Kredi Yayınları.
5- Andrey Voznosenski, Oza, Opus Yayınları.