Etiket arşivi: Bornova Belediyesi

İKİ MANDAL

 Ey dünya sen ne maskara ne dönek bir acunsun?
Al kaşağı, gir ahıra, yarası olan gocunsun.”

Namdar Rahmi Karatay[i]

 

Sosyal medya çoğumuzun yaşamına bodoslama dalmış durumda. İçine girince kendimizi çıfıt[ii] çarşısında gibi hissetsek de vazgeçemiyor, ucundan bucağından sokulmadan edemiyoruz. Bu yazımda son bir haftanın gündemine sosyal medya üzerinden bakmaya çalıştım. Konuları tümüyle keyfi olarak seçtim ve kallavi bir çuvaldızla bizim mahallede[iii] gezintiye çıkardım kalemimi. Buyurun, başlıyoruz!

İKİ GELİN

44366659_1182921735181582_6998886870847324160_n

Sosyal medyada bir fotoğraf günlerce dolaşıp durdu, bir damat, iki gelin ve nikah şahitleri var karede, gelinlerden biri kapalı, diğeri açık. Fotoğraf bir damat iki gelin başlığı ile sosyal medyada servis edilmişti. Açıklama olarak da Mardin AKP yöneticilerinden birinin oğlunu iki kadınla birden evlendirdiği yazılmıştı. Her zaman olduğu gibi bizim mahalle sakinleri mal bulmuş mağribi gibi atlamıştı habere. AKP’yi yerden yere vuran “sert” eleştiriler yapılıyordu fotoğrafa, “grup seks” yorumları havada uçuşuyordu. Oysa yaklaşık 10-15 saniye süren bir “gogıllama[iv]” ile olayın ne olduğunu anlamak mümkündü. Mardin eski AKP İl Başkanı’nın iki oğlunun iki gelinle nikah töreniydi haberin doğrusu. Servis edilen fotoğraftaki ikinci damat kırpılmıştı. Nikaha bir Mardin milletvekili ve yörenin ileri gelenleri de katılmıştı. AKP taraftarlarının bir Facebook grubunda da paylaşılmıştı fotoğraf; grubun AKP’li ağır abisi “akılları hep şeylerinde, cehaletlerinde ve pisliklerinde boğulacaklar” diye yorum yazmış, çok sayıda “âmin inşallah” cevabı gelmişti[v].

44468152_1182928441847578_8037553032675721216_n

ARNAVUT KALDIRIMI

Arnavut kaldırımlarını seviyoruz, Wikipedia’da kısa bir bilgi var hakkında; “yağmur sularının taşların arasından akmasına izin verdiği için yoğun yağış alan bölgelerde kullanımı yaygındır. Ayrıca altyapı kazılarının yoğun olduğu dönemlerde, sökülmesi ve tekrar döşenmesi kolay olduğu için de tercih edilir.” Ama işin enteresan yanı Türkçe Wikipedia’da Arnavut kaldırımı maddesine koyulan tek görsel bir İsviçre kentine aitti.

Görsel kaynağı: Wikipedia

Görsel kaynağı: Wikipedia

Sosyal medyada hızla yayılan görselde, Arnavut kaldırımı bir sokağa asfalt dökülüyordu. Bak şimdi, olacak iş mi bu! Gördüğüm Facebook sayfasında fotoğrafın İstanbul’a ait olduğu dışında bilgi verilmemiş ve feryat figan yorumlar yapılıyordu. İstanbul Büyükşehir Belediyesi AKP’li ya, paylaşılan fotoğrafın altında AKP karşıtı nümayiş yapılıyor neredeyse. Küfürlerin bini bir paraya gidiyor ama sonunda birisi “Bu fotoğraf İstanbul Kartal’dan, Kartal Belediyesi CHP’nin.” diye yazmış. AKP taraftarları kendi sayfalarında çok dalga geçtiler CHP’lilerle. Ne diyelim şimdi, yandı gülüm keten helva.

5bcd526f66a97c3c320720f6

ARA GÜLER, ÇAV BELLA VE “ANDIMIZ”

Gündemin değişimine ayak uydurmak zor, Ara Güler’in bir iktidar yalakası ve halk düşmanı mı yoksa adı tarihe altın harflerle yazılacak bir fotoğraf dehası mı olduğuna karar vermeye çalışırken, popo sallayarak “Çav Bella” okuyan bir kadın şarkıcı ile baş etmeye çalışıyorduk. Sosyal medyadaki “gücümüz sayesinde” bu şarkıcı “hanım kızımız” geriye çark etmiş ve şarkının yeni versiyon klipi çekilmişti. Yeni çekilen klipte temizlik işçisi proletaryanın sorunları dile getirilmiş, klipin içine Lenin fotoğrafı eklenmişti. Şarkıcımız sosyal medya mesajları ve röportajlarında devrimci olmaya çalıştığını ilan etmişti. “Yeminle söylüyorum” işimiz zor, hangi birine laf yetiştireceğiz, hangisine fikir üretip paylaşacağız şaşırıyoruz. Gündemden kopmamak, sosyal medyaya yetişmek kolay değil sahiden. Son günlerin yeni konusu ise “andımız” oldu, savunsak mı savunmasak mı, Hamlet’in tiratları yetmiyor halimizi anlatmaya…

Bildiğiniz gibi geçtiğimiz günlerde Danıştay, okullarda sabah törenlerinde okunan andımızın yasaklanmasına ilişkin kararı bozdu. İlk feveran iktidar kanadından geldi, yargının yürütmenin kararlarına karışmasının doğru olmadığını, yargının halkın isteklerine karşı çıkmaması gerektiğini açıkladı. Herkesin bildiği gibi demokratik ülkelerde yargının görevi iktidarların kararlarını onaylamaktan ibarettir, yaşasın demokrasi!

Andımız konusu derin, bu yazının bunca derinliğe inme niyeti bulunmuyor[vi]. Aşağıdaki (VI) numaralı dipnotumu saymazsanız “Andımız” tartışmalarının sosyal medyadaki görüntüsünü size aktarmakla yetineceğim. Danıştay kararının duyulması sonrası MHP ve İYİ Parti tabanlarından alkışlar yükseldi. AKP ile MHP arasındaki kutsal ittifakta ise çatlak sesler yükseldi. Sırtında yumurta küfesi taşımayan İYİ Parti Danıştay kararına sımsıkı sarılmıştı. AKP tabanı ise konuyu anlamakta zorlanıyordu. “Türküm, doğruyum…” demenin nesi yanlıştı ki? Nedir, “Reisçi…” unvanı taşıyan bir sosyal medya kullanıcısı konuyu kısa kesmişti:

“Danıştay kendi kafasına göre Millet adına karar alamaz.!

Son sözü Reis söylemişse onun borusu öter Danıştayın değil.

Bu ülke de herkez haddini bilecek.

Bilmeyene Reis ayarı verir cnm”

Doğal olarak AKP içinde tartışma yaşanmadı ama fırsat bu fırsattır diyen fanatik bir kesim “İslami ant” taleplerini dile getirmekte gecikmediler. Nasıl bir ant istediklerine dair örneklerden birini dipnottaki Youtube linkinden izleyebilirsiniz[vii].

HDP’nin tabanından tavanına, “Andımız” konusunda istikrarlı bir “muhalefet” olduğu görülüyor. Nedir, HDP yandaşlarının sosyal medya sayfalarında “Andımız” konusundaki hemen tüm itirazlar Türk/Kürt kimlikleri üzerinden yapılmıştı; “Ben Kürt’üm, neden Türk’üm diyeceğim?” veya “Varlığım niye Türk varlığına armağan olsun ki, ben Kürdüm” şeklinde formüle edilmişti yorumlar. HDP içindeki “sosyalistler” ise “Ne Türk ne de Kürt, sosyalistler kimlik üzerinden ant içmez” demek yerine “Kürtlere Türküm diye ant içirmek faşizmdir” demekle yetindiler[viii].

CHP tabanının “Andımız” konusundaki durumu sahiden vahim durumda. Karşılıklı olarak birbirlerini “vatan haini, ırkçı, faşist” şeklinde suçlayan “nezih” tartışmalar başladı sosyal medyada. Kendilerini ulusalcı ve Atatürkçü olarak tanımlayan CHP’liler ile CHP’nin solunda ve/veya sosyalist olarak tanımlayanlar (CHP’nin hedefinin İsveç modeli sosyal demokrasi olması gerektiğini savunanlar da bu gruba dahil) arasındaki çatışma “Andımız” nedeniyle daha da görünür hale geldi. Özellikle ulusalcı kanadın “Andımız” konusunda sessiz kalan Kılıçdaroğlu’na yönelik eleştirilerinin dilindeki öfke çok belirgin hale gelmiş durumda. CHP’nin yerel seçimlere bu çatlakla girip iyi bir sonuç alması hiç kolay görünmüyor.

Sosyal medyayı dikkatle izleyenlerin gözünden kaçmamıştır; profillerinde, kapak görsellerinde, paylaşımlarında Deniz Gezmiş, Che Guavere, Fidel Castro, Lenin fotoğrafları bulunan azımsanmayacak sayıda kişi, mevcut iktidara olan muhalefetinden “ödün vermese de” bayrak, vatan, Misakı Milli sınırları, Türk olmak konularında oldukça milliyetçi oluveriyorlar. Deniz Gezmiş’in çok sıkı bir Atatürkçü olduğunu, Che Guavere öldüğünde çantasından İngilizce Nutuk çıktığını, Lenin ile Atatürk’ün aralarından su sızmayan “kanka” olduklarını iddia edenler de bu kişiler. 700 ortak arkadaşımız olan, kapak fotoğrafında Deniz Gezmiş fotoğrafı bulunan bir “Facebook arkadaşımın” yaptığı “Andımıza karşı çıkanlar vatan hainidir” paylaşımının altında çok sert tartışmalar cereyan etti. Anlaşıldığı kadarıyla, çocukluğu Malkoçoğlu, Karaoğlan, Tarkan filmleriyle geçen, eğitim hayatının büyük bir kısmında avazı çıktığı kadar “Türküm doğruyum…” okuyan bazı kuşakların kültürel kodlarında gizlenmiş mutasyonlar bulunuyor. Dünyada örneğinin az olduğunu sandığım bu konunun derinlemesine incelenmesinin, ülkemiz “sol cenahının” daha iyi anlaşılmasını sağlayacağı kanaati taşıyorum.

KOMÜNİST BAŞKAN

Ovacık Belediyesi İstanbul ve Ankara’da açtığı satış yerlerine İzmir’i de ekledi. Ovacık Belediyesi öncülüğünde kurulan Tarımsal Kredi Kooperatifine bağlı satış yerleri, organik nohut, fasulye, bal vb. ürünlerin satışında aracıyı ve kargo şirketlerini devreden çıkartarak doğrudan üreticiye ulaşıyor. Bu organizasyonun emekçi üreticilerin ve tüketicilerin yararına olduğuna şüphe yok.

Ovacık Belediye Başkanı’nın oldukça popüler olduğunu biliyorsunuz; afili de bir unvanı var: Komünist Başkan. Yıllar önce Ankaralı bir Twitter kullanıcısının Komünist Başkan’a hitaben yazdığı “Melih Gökçek’i versek seni Ankara’ya alabiliyor muyuz” mesajına Ovacık Belediyesi’nin bıçkın başkanı “Maalesef, Melih Gökçek için sadece iki mandal verebiliyoruz” şeklinde yanıt vermiş, sosyal medyayı sıkı sallamıştı.

1(753)

Görsel kaynağı: Ege Meclisi internet gazetesi. 21 Ekim 2018.

Komünist Başkan Ovacık Belediyesi’nin açtığı satış yerlerinin açılışlarına bizzat katıldı, özellikle İzmir’de açılış töreni iğne atsan yere düşmez bir izdihamdı. Açılan yerin organik yiyecek maddesi satış yeri olmasının insan kalabalığı üzerindeki etkisi ne kadardır kestiremiyorum. Açılışı yapılan yer Ovacık bölgesinin kültürel mozaiğini sergileyen bir merkez olsaydı aynı izdiham yaşanır mıydı? Hiç emin değilim. Nedir, bu konunun can alıcı yanı, sosyal medyadaki Komünist Başkan konulu mesajlar, paylaşımlardı. “Komünist Başkan’ı İzmir’e transfer edelim, Konak, Bornova, Karşıyaka, Büyükşehir’e başkan yapalım” şeklinde yarı mizah, yarı ciddi mesajlar bir süre gündeme hâkim oldu. Bazı sosyal medya kullanıcılarının “Arkadaşlar ekibi kuruyoruz, Komünist Başkan’ı kaçıracağız. Yerel seçimlere kadar saklayıp başkan yapacağız” şeklindeki mesajları İzmir’in sol cenahını gülümsetti denebilir.

Bu “sol cenah” diye tabir ettiğim kesimi anlamaya ömrüm yetmeyecek, neden mi? Komünist Başkan karizmatik, alçakgönüllü, güler yüzlü, mizahtan anlayan, sempatik bir adam görüntüsünde, doğrudur. Ama Ovacık Beldesi’nde yaşanan toplumsal, ekonomik, kültürel sıçramanın sebebi başkanın kişisel meziyetleri değil ki! Komünist Başkanı “solun” gözbebeği yapan tüm sürecin tek açıklaması var: Başkanın komünist olması. Ovacık Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu’nun tüm icraatları onun sosyalist dünya görüşünün ürünüdür! O zaman sorarım size, geçtiğimiz yerel seçimlerde kaçınız Türkiye Komünist Partisi’nin İzmir milletvekili adayı Kemal Okuyan’a oy verdi? Hatta, kaçınız TKP Genel Sekreteri K. Okuyan’ın aday olduğundan haberdar oldu? Ve en önemlisi önümüzdeki yerel seçimlerde kaçınız TKP’li belediye başkan adaylarına oy verecek? Sustuk değil mi? O zaman sosyal medyada, “Komünist Başkan, gel İzmir’imize başkan ol” demekten vazgeçelim, olur mu?

“EKMEK ALACAĞIZ”

0Ff2WhjTRd+c6k8Dmb5IvQ

Görsel: Doğan Alpaslan Demir

Geçtiğimiz günlerde İzmir Bornova’nın mutena semti Evka 3’de bir görüntüyle yüz yüze geldim. 9- 10 yaşlarında iki çocuk çöp tenekesinin iki yanından başları aşağı, içeriye sarkmış çöpleri karıştırıyorlardı. Çocukların yüzleri görünmediği için fotoğraflarını çekmekte sakınca görmedim. Çektiğim tek kareye çocuklardan sadece biri girmiş, diğer çocuk arkada kaldığı için görünmemişti. Nedir, göründüğü kadarı bile yaşadığımız düzenin, dünyanın kötücüllüğünün canlı kanıtıydı. Onlar temiz pak giysileriyle okulda olması gereken iki çocuktu. Çektiğim fotoğrafı, kullandığım tüm sosyal medya platformlarında paylaştım. Facebook’da bol sayıda üzgün emojisi konuldu fotoğrafa, İnstagram’da ise paylaştığım bir trompet çiçeğinden daha az ilgi gördü[ix]. Ama olayın sosyal medya boyutunda irkiltici bir yan vardı. Fotoğrafa yapılan yorumların neredeyse tamamında çocukların Suriyeli oldukları varsayılmıştı. Değillerdi. Çöp tenekesinin çevresinde biraz oyalanmış, çocuklar başlarını çöplerin içinden çıkartıp “ganimetlerini” toplamaya başladıklarında yanımdaki mandalinalardan birer tane verip birkaç cümle de olsa konuşmuştum onlarla. Şivesiz bir Türkçe konuşuyorlardı, el yapımı ilkel bir el arabasını iterek yaklaşık 5 kilometre mesafedeki bir gecekondu mahallesinden[x] yürüyerek gelmiş, yürüyerek döneceklerdi. Topladıkları çöpleri satınca ne yapacaklarını sorduğumda aldığım yanıt tüyler ürperticiydi: “Ekmek alacağız.”

Çocuklar Suriyeli olabilirlerdi, Türk, Kürt, Afgan da olmaları mümkündü. Ancak fotoğrafa yorum yapan hemen tüm sosyal medya ahalisi fotoğraftaki iç burkan manzarayı Suriyelilere ihale etmişti. İçine sürüklendiğimiz noktada, yaşadığımız en büyük tehdit, toplumsal kodlarımıza ve reflekslerimize işlemiş olan ve yaşadığımız tüm “kötülüğün” sebebi ve sonucu olarak mültecileri görmemize sebep olan çarpık/çarpıtılan algımızdır. Bu algının sebep olduğu nefret dili, küresel kapitalizmin ülkemizi mahkûm ettiği sömürü düzenine yardım ve yataklık etmektedir. Suriyeli mültecilerle ilgili olarak bir yıl önce yazdığım bir yazıyı aşağıdaki dip notlara bırakıyorum, okumanızı öneririm[xi].

Fotoğrafa bir daha bakın, çöp tenekesinin üzerinde Bornova Belediyesi’nin “En iyi temizlik kirletmemektedir” yazısı var; içi boş, anlamı daha da boş bir cümle. Soruyorum hepinize, ne yazmalı sizce?

 

 

DİPNOTLAR                                                                                    

[i] Namdar Rahmi Karatay hakkında bilgi edinmek isterseniz linkini verdiğim yazımı okuyabilirsiniz. https://doganalpdemir.com/2018/05/11/namdar-rahmi-karatay/

[ii] Çıfıt çarşısı: Türlü şeylerin karmakarışık bir durumda bulunduğu yer.

[iii] Bizim mahalle: İktidar karşıtı ve kendini “sol cenahta” etiketleyen kesimi kastediyorum.

[iv] Gogıllama: Google’da arama yapmak.

[v] Sosyal medyadaki bilgi kirliliğinin vahameti üzerine yazdığım şu yazıyı okumanızı diliyorum: https://doganalpdemir.com/2017/11/28/inanc-objelerinin-yerini-almaya-hazirlanan-bir-yeni-dunya-duzeni-bilgisi-gelisiyor-gelistiriliyor/

[vi] Andımız konusunun derinliğine inme niyetim yoksa da şuraya bir not bırakmak istiyorum. Tarihin spiral yollarında kavramlar değişir, içi boşalır veya tümüyle başka anlamlar üstlenir. 1873 yılında Gedikpaşa tiyatrosunda Namık Kemal’in Vatan yahut Silistre oyunu ilk kez oynanmış ve seyirciler yüz yüze geldikleri vatan kavramıyla sarhoş sloganlar atarak İstanbul sokaklarında yürümüşlerdi. Andımız’ın ilk kez okunduğu yıllarda kurulmaya çalışılan ulus devletin emperyalizmden ve bağımsızlıktan anladığı da bambaşka kavramlardır. Namık Kemal’in 1873 tarihli vatan kavramı 1970’li yıllara gelindiğinde “vatan, millet Sakarya edebiyatı” diyerek alaysı bir tekerlemeye dönüşmüştü. İkinci Dünya Savaşı sonrasında ise ulus devletlerin anti-emperyalist duruşlarının koca bir yalana dönüştüğü bir sürece girildi. 1920’lerde inşa edilmeye çalışılan T.C ulus devletinin bağımsızlık, hürriyet, Türklük kavramları devrimci anlamlar taşıyordu. Bugün aynı kavramlardan yola çıkarak “Andımız” üzerinden siyasi stratejiler geliştirmenin devrimci niteliğinden bahsedilemez.

[vii]  https://www.youtube.com/watch?v=kmwWFy6rsps

[viii] HDP içindeki sosyalistler arasında az sayıda da olsa kendi içinde tutarlı ve “kimlik” siyasetini çatık kaşlarıyla yorumlayan sosyal medya kullanıcıları da oldu. Nedir, kimlik siyaseti ile sosyalizm talebine ait tartışmaların önümüzdeki günler ve yıllar içinde daha çok su yüzüne çıkacağı şeklindeki görüşümü de buraya eklemiş olayım.

[ix] Sözü edilen fotoğrafı bu yazıda kullanacağımdan dolayı sosyal medyadaki paylaşımları kaldırdım.

[x] Mevlâna Mahallesi.

[xi] https://doganalpdemir.com/2017/07/09/suriyeli-hamile-kadini-kaciran-tecavuz-eden-olduren-katilleri-kim-azmettirdi/

 

HİBRİT EGEMEN TOPLUM

Tohum takası & Hibrit tohum

İki kavram yazarak başladım yazıma, bu iki kavram hakkında çeşitli ve güvenilir kaynaklardan edinilmiş derinlemesine bilgiye sahipseniz bu yazıyı okumanıza gerek olmayabilir. Muhtemelen yeni bir şey öğrenmeyeceksiniz. Ama öyle sanıyorum ki birçoğunuzun bu konudaki bilgisi kulak dolgunluğundan ibaret olmalı. Hatta GDO ile hibrit tohumu aynı şey sanıyor da olabilirsiniz. GDO ve hibrit tohum konuları birbirine paralel olmakla beraber bambaşka konular. Hazırsanız başlıyoruz.

IMG_0544.JPG

Katır

Erkek eşek ile dişi atın çiftleşmesinden katır dediğimiz melez hayvan üretilir. Çoğu zaman kısırdır. Tohumculuk sektöründe hibrit kelimesinin karşılığı katıra benzer. Ekersiniz, ürünü alırsınız, ertesi yıl yeniden tohum satın almak zorundasınızdır. Çünkü ürettiğiniz tohumlar kısırdır. Tarım Bakanlığı 2006 yılında bir Tohum Kanunu yayınladı. Bu kanun kayıt altına alınmayan tohumun satışına yasak getirdi. Satan veya kendi ihtiyacından fazla yerel tohum bulunduran çiftçiler ağır cezalarla karşı karşıya kaldılar. Ne tesadüftür ki, tam bu sırada küresel şirketler Türkiye’ye hibrit tohum satmaya hazırlanıyorlarmış. Bak sen. Lafı uzatmanın anlamı yok, sonuç olarak yerli tohum üretimi ortadan kalkarken, ülkemiz tarımı küresel kapitalizmin kucağına oturdu. Yerel üreticilerin ellerindeki tohumu kayıt ettirmeleri ve sertifika almaları neredeyse imkansız; bu nedenle tohumlarımız İsrail, Hollanda ve ABD’den ithal edilmeye başladı. Tarım Bakanlığı “yok canım, o sizin bildiğiniz gibi değil, tohumculuğumuz dışa bağımlı olmayacak, yerel tohumculuk ortadan kalkmıyor, hibrit tohum sağlığa zararlı değildir” şeklinde pek çok açıklama yaptı ama kimseyi inandıramadı. Nasıl inandırsın, 1986 yılında Çernobil Nükleer Santral “kazası” sonrası Türkiye yetkilileri TV ekranları karşısında nükleer çaylarını yudumlamış ve “bakın nasıl da zararsız” demişlerdi. Oysa bugün biliyoruz ki, o facia sonrasında 50 ile 200 bin arası kişinin kansere yakalanacağı ve yarısının öleceği varsayılmıştır.

IMG_0556.JPG

Yanık kibrit çöpü

Şimdilik hibrit tohumun insan sağlığına ve ekolojik dengeye ne tür zararlar verdiği konusunda açık seçik bilimsel kanıtlar yok. Ama buna şaşıracak değiliz; bir ürünün insan ve çevre sağlığına etkilerinin araştırılması dev bütçeli bilimsel araştırmalarla mümkün olabiliyor. Oysa bizlerin akıl erdiremeyeceğimiz miktarda paranın, kirli ve gizli siyasi çıkarların döndüğü bir alana zarar verecek bilimsel çalışmalara kim finans sağlamaya kalkabilir; bilmek isterdim doğrusu. Yine de şu kadarını rahatça söyleyebilirim; karşılığında ne verilecek olursa olsun, hibrit üretimin zararsız olduğuna dair yanık bir kibrit çöpüne bile iddiaya girmem. Yanık kibrit çöpümü kaybetmek istemem.
Fısıltı gazetesinin ortalıkta dolaşan söylentilerine göre hibrit tohum üreten ülkeler bu tohumları kendi ülkelerinde piyasaya sürmüyormuş. Doğruysa hiç şaşırmam. Hibrit üretici ülkelerin bu tohumları kendi ülkelerinde kullanıp kullanmadığını kesin olarak bilmiyoruz ama bildiğimiz bir gerçek var. Ülkemizin akıllı ve uyanık çiftçileri kendilerine satılan hibrit tohumdan olma ürünleri piyasaya verirken kendi tüketimleri için yerel tohum kullanıyorlar. Neden acaba?

IMG_0549

Pamuk Prenses ’in zehirli elması.
Geleneksel tohum kullanımı konusunda mücadele eden ziraat mühendisi Nihal Küpeli, kendisiyle yapılan bir söyleşide hibrit tohum için aynen bu tanımı kullanıyor: “Pamuk Prenses ’in zehirli elması.”

“Orantısız zeka”
“Standardizasyon” sorunu yarattığı için yerel tohumun yasaklanmasına karşı çıkanlar, sadece bir ziraat mühendisinden ibaret değil. Çevre sorunlarına, insanın sömürülmesine, kapitalizmin kıskaçlarına duyarlı ve bilinçli “mektepliler” ile deneyimleriyle yaklaşan tehlikeyi gören “alaylı” üreticilerin bir araya gelmesiyle birkaç yıldır tohum takas şenlikleri yapılıyor. Tohum takas şenliklerinin ortaya çıkış amacı çok basit: Yerel tohumu satmak yasak ama ticari amaçlı olmayan tohum takası için yasal engel bulunmuyor. Tohum takas şenlikleri yoluyla, ülkemize dayatılan Tohum Yasası’nın cezai yaptırımları delinmiş oluyor. Böylelikle, ekilmediği için ortadan kalkma tehlikesi içindeki yerel tohumlar korunmuş oluyor. Dahice bir “orantısız zeka” örneği!

Suyundan da koy
Hibrit tohumu ülkemize kakalayanların iddiası verimlilikten ibarettir. Artan Dünya nüfusunu doyurmak için hibrit tohum kullanımının kaçınılmaz olduğunu iddia ediyorlar. Neymiş, hibrit tohumun verimliliği çok daha fazlaymış. Ama daha çok ürün almak için hibrit tohum ekmek yeterli değilmiş, o tohuma uygun ilaç, gübre ve daha kim bilir ne çeşit zamazingolar da satın alınmalıymış. Tam halk ağzıyla söyleyeceğim: “Suyundan da koy.”

IMG_0543

Yeterli mi?
Birkaç yıldan beri, düzenlenen tohum takas şenliklerine bazı yerel yönetimler ve STK’lar destek veriyorlar. Bu şenliklerden birinin organizasyonunu üstlenen Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer şu açıklamayı yapmış.
Tohumculuk yasası, yalnızca tohumların değil, bir kültürün ve bir geleneğin kaybolmasına zemin hazırlıyor. Yetkililer tohumları ıslah ediyoruz, hastalıkları yok ediyoruz diyerek yüzlerce tohumun kaybolmasına göz yumuyor. Bizler bu arada 88 tür tohumun envanterini çıkarttık. Daha kapsamlı ve uzun süreli kesin bir planımız yok ama gelecekte bu etkinliği tüm Ege bölgesine yaymayı istiyoruz.”

IMG_0558

Bornova bamyası tohumu-Bornova Belediyesi Tohum Takas Şenliği 22 Nisan 2017

Son olarak geçtiğimiz günlerde Bornova Belediyesi tarafından düzenlenen şenlikte konuşan Belediye Başkanı Olgun Atila, yerel tohumları gelecek kuşaklara aktarabilmek için yılda birkaç kez bu şenlikleri düzenlemeye çalışacaklarını açıkladı. Yerel yönetimlerin bu alandaki çabaları küçümsenemez bir öneme sahip. Yeterli mi? Hayır…

Ülkemizin tarım politikasını değiştirmeye yetmiyor tohum takasçılarının çabası; çünkü takas şenlikleri bir amaç değil, tohumu korumak için bir araç. Yerel tohumların ayakta kalabilmesi için tarım politikalarını kökünden değiştirecek siyasal hedefler konması ve topluma bu konuda net mesajlar verilmesi elzem görünüyor.

IMG_0548

Yoksa, yokuz

Homo Sapiens on bin yıl önce buğdayı evcilleştirerek tüm insanlığın geleceğini ve Dünya’nın ekolojik yapısını kökünden değiştirecek bir sıçrama yaptı. Hayvanlardan Tanrılara- Sapiens kitabının yazarı Yuval Noah Harari, Tarım Devrimi olarak adlandırılan bu döneme ilişkin çok iddialı bir hipotez sundu. Harari’ye göre sadece Homo Sapiens buğdayı evcilleştirmemiş, buğday da insanoğlunu evcilleştirmeyi başarmıştı. Kanaatimce, Dünya üzerindeki biyo çeşitliliğe indirilen ilk büyük darbeydi bu. Buğday ve insan merkezli on bin yılın sonunda, insanın insanı ve herşeyi sömürdüğü günümüz dünyasını yarattık. İsa’dan sonra üçüncü bin yılın başında insanoğlu yeni bir yol ayrımına gelmiş bulunuyor. Arkasını hibrit tohuma dayayan yeni dünya düzeninin giderek azalttığı biyo çeşitlilik koşullarında, Sapiens’in varlığını sürdürmesi olanaksız hale gelmiş bulunuyor. Yine de hala bir şansımız olduğunu sanıyorum. Dünyamızı ele geçirmeye hazırlanan bu hibrit egemen toplumu tepetaklak etmek zorundayız.
Yoksa, yokuz!

KAYNAKLAR

1- Cumhuriyet Gazetesi, Yerli Tohumun Satışı Yasak Takası Serbest, 27 Şubat 2011.
2- Zerrin Çelik, Tohum Takas Şenlik ve Etkinliklerinin Değerlendirilmesi, Apelasyon İnternet Dergisi, Mart 2016, Sayı 28.
3- Mustafa Koç, Hibrit Tohum Zehir Saçıyor, Antalya Körfez İnternet Sitesi, 17 Nisan 2016.
4- Nevzat Evrim Önal, Zuhal Okuyan: Tohum sadece çiftçilerin değil hepimizin sorunu, Haber Sol İnternet Sitesi, 15 Aralık 2016.
5- Yuval Noah Harari, Hayvanlardan Tanrılara- Sapiens, Kolektif Kitap Yayınevi, 2016.

Bornova Belediyesi Tarımsal Hizmetler Müdürü Mustafa Yaşar Taşkın’a tohum takası konusunda verdiği bilgiler ve desteği için teşekkür borçluyum. Yardımı olmasaydı bu yazının ortaya çıkması olanaklı olmazdı.