Etiket arşivi: CHP

İKİ MANDAL

 Ey dünya sen ne maskara ne dönek bir acunsun?
Al kaşağı, gir ahıra, yarası olan gocunsun.”

Namdar Rahmi Karatay[i]

 

Sosyal medya çoğumuzun yaşamına bodoslama dalmış durumda. İçine girince kendimizi çıfıt[ii] çarşısında gibi hissetsek de vazgeçemiyor, ucundan bucağından sokulmadan edemiyoruz. Bu yazımda son bir haftanın gündemine sosyal medya üzerinden bakmaya çalıştım. Konuları tümüyle keyfi olarak seçtim ve kallavi bir çuvaldızla bizim mahallede[iii] gezintiye çıkardım kalemimi. Buyurun, başlıyoruz!

İKİ GELİN

44366659_1182921735181582_6998886870847324160_n

Sosyal medyada bir fotoğraf günlerce dolaşıp durdu, bir damat, iki gelin ve nikah şahitleri var karede, gelinlerden biri kapalı, diğeri açık. Fotoğraf bir damat iki gelin başlığı ile sosyal medyada servis edilmişti. Açıklama olarak da Mardin AKP yöneticilerinden birinin oğlunu iki kadınla birden evlendirdiği yazılmıştı. Her zaman olduğu gibi bizim mahalle sakinleri mal bulmuş mağribi gibi atlamıştı habere. AKP’yi yerden yere vuran “sert” eleştiriler yapılıyordu fotoğrafa, “grup seks” yorumları havada uçuşuyordu. Oysa yaklaşık 10-15 saniye süren bir “gogıllama[iv]” ile olayın ne olduğunu anlamak mümkündü. Mardin eski AKP İl Başkanı’nın iki oğlunun iki gelinle nikah töreniydi haberin doğrusu. Servis edilen fotoğraftaki ikinci damat kırpılmıştı. Nikaha bir Mardin milletvekili ve yörenin ileri gelenleri de katılmıştı. AKP taraftarlarının bir Facebook grubunda da paylaşılmıştı fotoğraf; grubun AKP’li ağır abisi “akılları hep şeylerinde, cehaletlerinde ve pisliklerinde boğulacaklar” diye yorum yazmış, çok sayıda “âmin inşallah” cevabı gelmişti[v].

44468152_1182928441847578_8037553032675721216_n

ARNAVUT KALDIRIMI

Arnavut kaldırımlarını seviyoruz, Wikipedia’da kısa bir bilgi var hakkında; “yağmur sularının taşların arasından akmasına izin verdiği için yoğun yağış alan bölgelerde kullanımı yaygındır. Ayrıca altyapı kazılarının yoğun olduğu dönemlerde, sökülmesi ve tekrar döşenmesi kolay olduğu için de tercih edilir.” Ama işin enteresan yanı Türkçe Wikipedia’da Arnavut kaldırımı maddesine koyulan tek görsel bir İsviçre kentine aitti.

Görsel kaynağı: Wikipedia

Görsel kaynağı: Wikipedia

Sosyal medyada hızla yayılan görselde, Arnavut kaldırımı bir sokağa asfalt dökülüyordu. Bak şimdi, olacak iş mi bu! Gördüğüm Facebook sayfasında fotoğrafın İstanbul’a ait olduğu dışında bilgi verilmemiş ve feryat figan yorumlar yapılıyordu. İstanbul Büyükşehir Belediyesi AKP’li ya, paylaşılan fotoğrafın altında AKP karşıtı nümayiş yapılıyor neredeyse. Küfürlerin bini bir paraya gidiyor ama sonunda birisi “Bu fotoğraf İstanbul Kartal’dan, Kartal Belediyesi CHP’nin.” diye yazmış. AKP taraftarları kendi sayfalarında çok dalga geçtiler CHP’lilerle. Ne diyelim şimdi, yandı gülüm keten helva.

5bcd526f66a97c3c320720f6

ARA GÜLER, ÇAV BELLA VE “ANDIMIZ”

Gündemin değişimine ayak uydurmak zor, Ara Güler’in bir iktidar yalakası ve halk düşmanı mı yoksa adı tarihe altın harflerle yazılacak bir fotoğraf dehası mı olduğuna karar vermeye çalışırken, popo sallayarak “Çav Bella” okuyan bir kadın şarkıcı ile baş etmeye çalışıyorduk. Sosyal medyadaki “gücümüz sayesinde” bu şarkıcı “hanım kızımız” geriye çark etmiş ve şarkının yeni versiyon klipi çekilmişti. Yeni çekilen klipte temizlik işçisi proletaryanın sorunları dile getirilmiş, klipin içine Lenin fotoğrafı eklenmişti. Şarkıcımız sosyal medya mesajları ve röportajlarında devrimci olmaya çalıştığını ilan etmişti. “Yeminle söylüyorum” işimiz zor, hangi birine laf yetiştireceğiz, hangisine fikir üretip paylaşacağız şaşırıyoruz. Gündemden kopmamak, sosyal medyaya yetişmek kolay değil sahiden. Son günlerin yeni konusu ise “andımız” oldu, savunsak mı savunmasak mı, Hamlet’in tiratları yetmiyor halimizi anlatmaya…

Bildiğiniz gibi geçtiğimiz günlerde Danıştay, okullarda sabah törenlerinde okunan andımızın yasaklanmasına ilişkin kararı bozdu. İlk feveran iktidar kanadından geldi, yargının yürütmenin kararlarına karışmasının doğru olmadığını, yargının halkın isteklerine karşı çıkmaması gerektiğini açıkladı. Herkesin bildiği gibi demokratik ülkelerde yargının görevi iktidarların kararlarını onaylamaktan ibarettir, yaşasın demokrasi!

Andımız konusu derin, bu yazının bunca derinliğe inme niyeti bulunmuyor[vi]. Aşağıdaki (VI) numaralı dipnotumu saymazsanız “Andımız” tartışmalarının sosyal medyadaki görüntüsünü size aktarmakla yetineceğim. Danıştay kararının duyulması sonrası MHP ve İYİ Parti tabanlarından alkışlar yükseldi. AKP ile MHP arasındaki kutsal ittifakta ise çatlak sesler yükseldi. Sırtında yumurta küfesi taşımayan İYİ Parti Danıştay kararına sımsıkı sarılmıştı. AKP tabanı ise konuyu anlamakta zorlanıyordu. “Türküm, doğruyum…” demenin nesi yanlıştı ki? Nedir, “Reisçi…” unvanı taşıyan bir sosyal medya kullanıcısı konuyu kısa kesmişti:

“Danıştay kendi kafasına göre Millet adına karar alamaz.!

Son sözü Reis söylemişse onun borusu öter Danıştayın değil.

Bu ülke de herkez haddini bilecek.

Bilmeyene Reis ayarı verir cnm”

Doğal olarak AKP içinde tartışma yaşanmadı ama fırsat bu fırsattır diyen fanatik bir kesim “İslami ant” taleplerini dile getirmekte gecikmediler. Nasıl bir ant istediklerine dair örneklerden birini dipnottaki Youtube linkinden izleyebilirsiniz[vii].

HDP’nin tabanından tavanına, “Andımız” konusunda istikrarlı bir “muhalefet” olduğu görülüyor. Nedir, HDP yandaşlarının sosyal medya sayfalarında “Andımız” konusundaki hemen tüm itirazlar Türk/Kürt kimlikleri üzerinden yapılmıştı; “Ben Kürt’üm, neden Türk’üm diyeceğim?” veya “Varlığım niye Türk varlığına armağan olsun ki, ben Kürdüm” şeklinde formüle edilmişti yorumlar. HDP içindeki “sosyalistler” ise “Ne Türk ne de Kürt, sosyalistler kimlik üzerinden ant içmez” demek yerine “Kürtlere Türküm diye ant içirmek faşizmdir” demekle yetindiler[viii].

CHP tabanının “Andımız” konusundaki durumu sahiden vahim durumda. Karşılıklı olarak birbirlerini “vatan haini, ırkçı, faşist” şeklinde suçlayan “nezih” tartışmalar başladı sosyal medyada. Kendilerini ulusalcı ve Atatürkçü olarak tanımlayan CHP’liler ile CHP’nin solunda ve/veya sosyalist olarak tanımlayanlar (CHP’nin hedefinin İsveç modeli sosyal demokrasi olması gerektiğini savunanlar da bu gruba dahil) arasındaki çatışma “Andımız” nedeniyle daha da görünür hale geldi. Özellikle ulusalcı kanadın “Andımız” konusunda sessiz kalan Kılıçdaroğlu’na yönelik eleştirilerinin dilindeki öfke çok belirgin hale gelmiş durumda. CHP’nin yerel seçimlere bu çatlakla girip iyi bir sonuç alması hiç kolay görünmüyor.

Sosyal medyayı dikkatle izleyenlerin gözünden kaçmamıştır; profillerinde, kapak görsellerinde, paylaşımlarında Deniz Gezmiş, Che Guavere, Fidel Castro, Lenin fotoğrafları bulunan azımsanmayacak sayıda kişi, mevcut iktidara olan muhalefetinden “ödün vermese de” bayrak, vatan, Misakı Milli sınırları, Türk olmak konularında oldukça milliyetçi oluveriyorlar. Deniz Gezmiş’in çok sıkı bir Atatürkçü olduğunu, Che Guavere öldüğünde çantasından İngilizce Nutuk çıktığını, Lenin ile Atatürk’ün aralarından su sızmayan “kanka” olduklarını iddia edenler de bu kişiler. 700 ortak arkadaşımız olan, kapak fotoğrafında Deniz Gezmiş fotoğrafı bulunan bir “Facebook arkadaşımın” yaptığı “Andımıza karşı çıkanlar vatan hainidir” paylaşımının altında çok sert tartışmalar cereyan etti. Anlaşıldığı kadarıyla, çocukluğu Malkoçoğlu, Karaoğlan, Tarkan filmleriyle geçen, eğitim hayatının büyük bir kısmında avazı çıktığı kadar “Türküm doğruyum…” okuyan bazı kuşakların kültürel kodlarında gizlenmiş mutasyonlar bulunuyor. Dünyada örneğinin az olduğunu sandığım bu konunun derinlemesine incelenmesinin, ülkemiz “sol cenahının” daha iyi anlaşılmasını sağlayacağı kanaati taşıyorum.

KOMÜNİST BAŞKAN

Ovacık Belediyesi İstanbul ve Ankara’da açtığı satış yerlerine İzmir’i de ekledi. Ovacık Belediyesi öncülüğünde kurulan Tarımsal Kredi Kooperatifine bağlı satış yerleri, organik nohut, fasulye, bal vb. ürünlerin satışında aracıyı ve kargo şirketlerini devreden çıkartarak doğrudan üreticiye ulaşıyor. Bu organizasyonun emekçi üreticilerin ve tüketicilerin yararına olduğuna şüphe yok.

Ovacık Belediye Başkanı’nın oldukça popüler olduğunu biliyorsunuz; afili de bir unvanı var: Komünist Başkan. Yıllar önce Ankaralı bir Twitter kullanıcısının Komünist Başkan’a hitaben yazdığı “Melih Gökçek’i versek seni Ankara’ya alabiliyor muyuz” mesajına Ovacık Belediyesi’nin bıçkın başkanı “Maalesef, Melih Gökçek için sadece iki mandal verebiliyoruz” şeklinde yanıt vermiş, sosyal medyayı sıkı sallamıştı.

1(753)

Görsel kaynağı: Ege Meclisi internet gazetesi. 21 Ekim 2018.

Komünist Başkan Ovacık Belediyesi’nin açtığı satış yerlerinin açılışlarına bizzat katıldı, özellikle İzmir’de açılış töreni iğne atsan yere düşmez bir izdihamdı. Açılan yerin organik yiyecek maddesi satış yeri olmasının insan kalabalığı üzerindeki etkisi ne kadardır kestiremiyorum. Açılışı yapılan yer Ovacık bölgesinin kültürel mozaiğini sergileyen bir merkez olsaydı aynı izdiham yaşanır mıydı? Hiç emin değilim. Nedir, bu konunun can alıcı yanı, sosyal medyadaki Komünist Başkan konulu mesajlar, paylaşımlardı. “Komünist Başkan’ı İzmir’e transfer edelim, Konak, Bornova, Karşıyaka, Büyükşehir’e başkan yapalım” şeklinde yarı mizah, yarı ciddi mesajlar bir süre gündeme hâkim oldu. Bazı sosyal medya kullanıcılarının “Arkadaşlar ekibi kuruyoruz, Komünist Başkan’ı kaçıracağız. Yerel seçimlere kadar saklayıp başkan yapacağız” şeklindeki mesajları İzmir’in sol cenahını gülümsetti denebilir.

Bu “sol cenah” diye tabir ettiğim kesimi anlamaya ömrüm yetmeyecek, neden mi? Komünist Başkan karizmatik, alçakgönüllü, güler yüzlü, mizahtan anlayan, sempatik bir adam görüntüsünde, doğrudur. Ama Ovacık Beldesi’nde yaşanan toplumsal, ekonomik, kültürel sıçramanın sebebi başkanın kişisel meziyetleri değil ki! Komünist Başkanı “solun” gözbebeği yapan tüm sürecin tek açıklaması var: Başkanın komünist olması. Ovacık Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu’nun tüm icraatları onun sosyalist dünya görüşünün ürünüdür! O zaman sorarım size, geçtiğimiz yerel seçimlerde kaçınız Türkiye Komünist Partisi’nin İzmir milletvekili adayı Kemal Okuyan’a oy verdi? Hatta, kaçınız TKP Genel Sekreteri K. Okuyan’ın aday olduğundan haberdar oldu? Ve en önemlisi önümüzdeki yerel seçimlerde kaçınız TKP’li belediye başkan adaylarına oy verecek? Sustuk değil mi? O zaman sosyal medyada, “Komünist Başkan, gel İzmir’imize başkan ol” demekten vazgeçelim, olur mu?

“EKMEK ALACAĞIZ”

0Ff2WhjTRd+c6k8Dmb5IvQ

Görsel: Doğan Alpaslan Demir

Geçtiğimiz günlerde İzmir Bornova’nın mutena semti Evka 3’de bir görüntüyle yüz yüze geldim. 9- 10 yaşlarında iki çocuk çöp tenekesinin iki yanından başları aşağı, içeriye sarkmış çöpleri karıştırıyorlardı. Çocukların yüzleri görünmediği için fotoğraflarını çekmekte sakınca görmedim. Çektiğim tek kareye çocuklardan sadece biri girmiş, diğer çocuk arkada kaldığı için görünmemişti. Nedir, göründüğü kadarı bile yaşadığımız düzenin, dünyanın kötücüllüğünün canlı kanıtıydı. Onlar temiz pak giysileriyle okulda olması gereken iki çocuktu. Çektiğim fotoğrafı, kullandığım tüm sosyal medya platformlarında paylaştım. Facebook’da bol sayıda üzgün emojisi konuldu fotoğrafa, İnstagram’da ise paylaştığım bir trompet çiçeğinden daha az ilgi gördü[ix]. Ama olayın sosyal medya boyutunda irkiltici bir yan vardı. Fotoğrafa yapılan yorumların neredeyse tamamında çocukların Suriyeli oldukları varsayılmıştı. Değillerdi. Çöp tenekesinin çevresinde biraz oyalanmış, çocuklar başlarını çöplerin içinden çıkartıp “ganimetlerini” toplamaya başladıklarında yanımdaki mandalinalardan birer tane verip birkaç cümle de olsa konuşmuştum onlarla. Şivesiz bir Türkçe konuşuyorlardı, el yapımı ilkel bir el arabasını iterek yaklaşık 5 kilometre mesafedeki bir gecekondu mahallesinden[x] yürüyerek gelmiş, yürüyerek döneceklerdi. Topladıkları çöpleri satınca ne yapacaklarını sorduğumda aldığım yanıt tüyler ürperticiydi: “Ekmek alacağız.”

Çocuklar Suriyeli olabilirlerdi, Türk, Kürt, Afgan da olmaları mümkündü. Ancak fotoğrafa yorum yapan hemen tüm sosyal medya ahalisi fotoğraftaki iç burkan manzarayı Suriyelilere ihale etmişti. İçine sürüklendiğimiz noktada, yaşadığımız en büyük tehdit, toplumsal kodlarımıza ve reflekslerimize işlemiş olan ve yaşadığımız tüm “kötülüğün” sebebi ve sonucu olarak mültecileri görmemize sebep olan çarpık/çarpıtılan algımızdır. Bu algının sebep olduğu nefret dili, küresel kapitalizmin ülkemizi mahkûm ettiği sömürü düzenine yardım ve yataklık etmektedir. Suriyeli mültecilerle ilgili olarak bir yıl önce yazdığım bir yazıyı aşağıdaki dip notlara bırakıyorum, okumanızı öneririm[xi].

Fotoğrafa bir daha bakın, çöp tenekesinin üzerinde Bornova Belediyesi’nin “En iyi temizlik kirletmemektedir” yazısı var; içi boş, anlamı daha da boş bir cümle. Soruyorum hepinize, ne yazmalı sizce?

 

 

DİPNOTLAR                                                                                    

[i] Namdar Rahmi Karatay hakkında bilgi edinmek isterseniz linkini verdiğim yazımı okuyabilirsiniz. https://doganalpdemir.com/2018/05/11/namdar-rahmi-karatay/

[ii] Çıfıt çarşısı: Türlü şeylerin karmakarışık bir durumda bulunduğu yer.

[iii] Bizim mahalle: İktidar karşıtı ve kendini “sol cenahta” etiketleyen kesimi kastediyorum.

[iv] Gogıllama: Google’da arama yapmak.

[v] Sosyal medyadaki bilgi kirliliğinin vahameti üzerine yazdığım şu yazıyı okumanızı diliyorum: https://doganalpdemir.com/2017/11/28/inanc-objelerinin-yerini-almaya-hazirlanan-bir-yeni-dunya-duzeni-bilgisi-gelisiyor-gelistiriliyor/

[vi] Andımız konusunun derinliğine inme niyetim yoksa da şuraya bir not bırakmak istiyorum. Tarihin spiral yollarında kavramlar değişir, içi boşalır veya tümüyle başka anlamlar üstlenir. 1873 yılında Gedikpaşa tiyatrosunda Namık Kemal’in Vatan yahut Silistre oyunu ilk kez oynanmış ve seyirciler yüz yüze geldikleri vatan kavramıyla sarhoş sloganlar atarak İstanbul sokaklarında yürümüşlerdi. Andımız’ın ilk kez okunduğu yıllarda kurulmaya çalışılan ulus devletin emperyalizmden ve bağımsızlıktan anladığı da bambaşka kavramlardır. Namık Kemal’in 1873 tarihli vatan kavramı 1970’li yıllara gelindiğinde “vatan, millet Sakarya edebiyatı” diyerek alaysı bir tekerlemeye dönüşmüştü. İkinci Dünya Savaşı sonrasında ise ulus devletlerin anti-emperyalist duruşlarının koca bir yalana dönüştüğü bir sürece girildi. 1920’lerde inşa edilmeye çalışılan T.C ulus devletinin bağımsızlık, hürriyet, Türklük kavramları devrimci anlamlar taşıyordu. Bugün aynı kavramlardan yola çıkarak “Andımız” üzerinden siyasi stratejiler geliştirmenin devrimci niteliğinden bahsedilemez.

[vii]  https://www.youtube.com/watch?v=kmwWFy6rsps

[viii] HDP içindeki sosyalistler arasında az sayıda da olsa kendi içinde tutarlı ve “kimlik” siyasetini çatık kaşlarıyla yorumlayan sosyal medya kullanıcıları da oldu. Nedir, kimlik siyaseti ile sosyalizm talebine ait tartışmaların önümüzdeki günler ve yıllar içinde daha çok su yüzüne çıkacağı şeklindeki görüşümü de buraya eklemiş olayım.

[ix] Sözü edilen fotoğrafı bu yazıda kullanacağımdan dolayı sosyal medyadaki paylaşımları kaldırdım.

[x] Mevlâna Mahallesi.

[xi] https://doganalpdemir.com/2017/07/09/suriyeli-hamile-kadini-kaciran-tecavuz-eden-olduren-katilleri-kim-azmettirdi/

 

Domates, Biber, Patlıcan & CHP

GİRİŞ 1

Köşeye sıkıştığında “zevkler ve renkler tartışılmaz” diyerek işin içinden sıyrılmaya çalışmayanımız var mıdır? Hiç sanmıyorum! Oysa renkler de zevkler de bal gibi tartışılır çünkü her ikisi de bireylerin eğitim ve donanımına, toplumların kültürel, sosyal, ekonomik gelişmişliğine dayanır ve bu dayanış birey ve toplum bazında ölçülebilir, somut olarak gösterilebilir. Kültürel antropoloji, estetik, toplumbilim, sanat tarihi başta olmak üzere pek çok bilim dalının çalışma alanı bize “tartışılmaz” diye belletilen zevkler ve renklerin didik didik edilerek incelenmesinden oluşur.

KARSU

Karsu Dönmez, 1990 doğumlu, siyasi mülteci olarak Hollanda’ya sığınmış sosyolog bir Türk babanın piyanist ve şarkıcı kızı. Müzik “zevkinizi” bilemem ama Karsu neredeyse on yıldır dünyayı “sallıyor”. Barış Manço’nun “Domates, Biber, Patlıcan[i]”  parçasını Karsu yorumuyla dinlemelisiniz. Frank Sinatra, Charles Aznavour ve daha nice müzik devinin sahne aldığı Carnegie Hall’da üç kez müziğini icra etmiş olması bile onun müzik dünyasında edindiği yer konusunda bir fikir verebilir. Karsu konusunda dikkati çekmek istediğim asıl konu ise şudur: Karsu nasıl yetişti ve nasıl “Karsu” oldu? Geldik “fasulyenin nimetlerine”; Karsu 5-6 yaşında iken piyanoya ilgi duyar, ailesi ona kiralık bir piyano bulur, Karsu 7 yaşına geldiğinde babası araba almak için biriktirdiği parayla bir piyano alır.

Biliyorsunuz değil mi; bireylerin ve toplumların geleceğini tercihler belirler.

maxresdefault

GİRİŞ 2

 Geleceği bilmenin, gelecekten haber vermenin olanaksız olduğunu düşünüyorsunuz değil mi? Binlerce yıldır uğraşıyor homo sapiens; falcılar, müneccimler, büyücüler, şamanlar, astrologlar, üzerinde tanrının, tanrıların izi olduğu düşünülen çocuklar, zihinsel özürlüler, kimi hacı ve hocalar, biliciler eliyle geleceği okumak için çılgınca bir mücadele verilmiş, verilmeye de devam ediyor. Nelerden medet umulmamış ki, kuma atılan kemik parçaları, yıldızların hareketleri, bulutların şekli, kahve fincanındaki şekiller, avuç içindeki çizgiler ve daha niceleri ile umut tacirliği yapılmaya devam ediyor. Toplumların bilimden uzaklaştığı, akıldan umudu kestiği yerde karşımıza hurafelerin çıktığını tarih boyunca gördük, göreceğiz.[ii]

 Muhtemelen, içinde kader, alın yazısı, yazgı, fıtrat sözcükleri geçen cümleler kurmuyor, bu sözcükler yaşamın bir kaçınılmazlığı olarak kullanıldığında da gerim gerim geriliyorsunuzdur. Çok haklısınız. Nedir, yine muhtemeldir ki, fala inanma falsız da kalma diyerek fal bakıp, baktırıyorsunuzdur; hele dostlarla kahve falı nasıl güzel sohbetlere vesile olur. Çoğumuzun fal baktırmaktan hoşlandığı, iyi fal bakan bir “arkadaş” bulduğumuzda kahve fincanını çeviriverdiğimiz sır olmasa gerek. Acaba aklımızın bir yanıyla geleceğin öngörülebildiğini düşünüyor olabilir miyiz? Evet, olabiliriz, çünkü gelecek bilinebilir, daha da doğru olarak ifade etmem gerekirse gelecek öngörülebilir…[iii]

 Lafı eveleyip gevelemeye gerek yok, tüm bilimsel disiplinler az veya çok geleceğe ait bir öngörü geliştirmek zorundadır. Hatta bazı bilim dallarında gelecek öngörüsü ana faaliyet alanı da olabilir. Meteoroloji bilimi, var olan hava koşullarının bilgisine dayanarak geleceğe ilişkin tahminler yürütür, bilimsel gelişmeler doğrultusunda bu tahminlerdeki hata payı azalmaktadır[iv].

 Kişilerin ve toplumların tercihlerini analiz ederek de geleceğe ilişkin doğruya çok yakın öngörülerde bulunmak olasıdır. Dürtü denetim bozukluğu olan ve belinde silah taşıyan bir kişinin cinayet işleyeceğini veya şiddet olaylarına karışacağını öngörmek falcılık değildir. O silaha kolayca ulaşılmasını engelleyemeyen, engellemeyen toplumlarda silahla işlenen suçların artması kaçınılmazdır. Toplumun egemen dili ayrıştırıcı ve nefret diliyle bezeliyse şiddet istatistiklerinin yükseleceğini bilirsiniz. Özcesi, gelecek bugünün içinde saklıdır, şimdinin şartları ve tercihleri geleceği belirler; şartları ve tercihleri iyi yorumlayarak geleceği apaçık görebilirsiniz.

 CHP

Karsu 5-7 yaşında iken babasının araba almak için biriktirdiği parayla kızına piyano alması yaşamsal bir tercihtir. Karsu’nun müzik alanında geldiği zirvenin en önemli sebebi ailesinin bu tercihidir. Karsu’nun alınacak daha çok yolu var, çok çalışmak, çok okumak, eğitimini sürdürmek ve belki en önemlisi şöhret ve parayla olan ilişkisini yönetmek zorunda.  Aksi halde benzer kulvarlarda müzik yapan Aziza Mustafa Zadeh çizgi ve kalitesine bile ulaşması mümkün olmayacaktır[v]. Bundan sonra yapacağı her tercih ona başka bir yaşam yolu ve müzik çizgisi getirecek, izleyip göreceğiz.

Karsu için yapılan/yapılacak tercihler ne denli önemliyse siyasi partiler için de o ölçüde geçerlidir. Siyasi partiler tüzüklerinden, genel başkanlarından, teşkilat şemalarından ibaret değildir. İktidarda oldukları her yönetsel birimdeki kararları ve parti içi örgütsel işleyişlerindeki tercihler, ülke yönetimi için ne yapacaklarının en açık göstergesidir. Bir siyasi partinin, yerel yönetimlerdeki uygulamalarından daha sarih bir ayıraç olması olası değildir.

Ülkemiz hızla 2019 Mart ayında yapılacak seçimlerin sath-ı mailine girdi/giriyor. Sonuna yaklaştığım bu yazıda siyasi partilerin seçim stratejileri vb. üzerine yazmayacağım. Nedir, kısa bir zaman önce sosyal medyada bir anlığına parlayan, az sayıdaki medya organında yer alan bir haberin “geleceği belirleyen tercihler” açısından büyük öneme sahip olduğu kanaatindeyim. Habere ait görsel size yeterince bilgi verecektir[vi]

sıbyan mektebi

Sol Haber, 6 Ekim 2018.

Eminim pek çoğunuz “daha bu ne ki, CHP’nin daha ne arızaları var” diyecektir[vii], haklısınız. Ama bu haber çok önemli. “Muhafazakâr kesimin oyunu alamazsak seçim kazanamayız” zihniyetinin bir ürünü olan bu fotoğraf, CHP’nin siyasal tercihlerinin bir sonucudur ve ülke yönetiminde iktidarın alternatifi olamayacağının delilidir. 4-6 yaş çocuklarına “sıbyan mektebi” açan zihniyetin bu ülkeye sunabileceği aydınlık bir gelecek olamaz. Kendini bu fotoğraf karesine taşıyan “sol ve/veya sosyal demokrat” bir muhalefet partisinin tüm yönetimi istifa edebilmeli, CHP’ye bir kez bile oy vermiş milyonlar ayağa kalkmış olmalıydı.

Çoğunuz gibi ben de şaşırmadım ama üzgünüm.

 

 

 DİPNOTLAR

[i]https://www.youtube.com/watch?v=Ibx_ie9Cqe4

[ii]1258 yılında Moğol Hakanı Hülagü Abbasilerin başkenti Bağdat’ı kuşatır ve istila eder. Değişik kaynakların 200.000 ile 2.000.000 arasında değişen sayıda insanın katledildiğini, kitap sayısı yüzbinlerle ifade edilen ünlü Bağdat kütüphanesinin de yakılıp yıkıldığını duymuş olmalısınız. Yıkılanlar arasındaki önemli binalardan biri de göz hastanesidir. Bağdat’ın istilasından 2 asır sonra göz hastanesinin yıkıntıları üzerinde yetişen bir ağaç, yöre halkı arasında göz hastalıklarına iyi gelen bir şifa kaynağı sayılmış, göz hastaları iyileşmek için ağacın dallarına çaput bağlar olmuştur.

[iii]Akıllı, zeki ve gözlem yeteneği yüksek, yaşam tecrübesi zengin bir fal bakıcısı karşısındaki kişiyi hiç tanımıyor bile olsa giyimi, yürüyüşü, oturuşu, vücut ve saç şekli, ses tonu ve şivesi, fiziksel engelliği, yüzük veya başka aksesuar takıp takmadığına bakarak o  kişi hakkında pek çok bilgi edinebilir. Fal bakan bir de falına bakacağı kişiyle bir girizgâh konuşması yapabildiyse “işlem tamamlandı” demektir.

[iv]Bilim kurgu edebiyatının en büyük dâhilerinden biri olan Isaac Asimov, yazdığı ünlü Vakıf serisi romanlarında Hari Seldon adında bir matematikçiye yer verir. Hari Seldon matematik formülleri kullanarak geleceğin bilinebileceğini ortaya koyar ve geliştirdiği bu bilim dalına Psiko tarih adını verir.  

[v]Şimdi “Aziza Mustafa Zadeh de kim ola?” diye soracaksınız, ben de şuracıkta düşüp bayılacağım. https://www.youtube.com/watch?v=-kZ-83uFW3M

[vi] http://haber.sol.org.tr/toplum/chpli-belediye-baskani-sibyan-mektebi-acti-4-6-yas-kuran-kursu-actik-248727

[vii]CHP’nin bazı siyasi tercihlerindeki arıza bu olaydan çok daha önemli olabilir ama “sıbyan mektebi” konusu ülkemizin içindeki koşullar göz önüne alındığında özel bir yere oturmaktadır.