Etiket arşivi: Facebook

Armageddon!

Facebook’da sponsorlu bir “paylaşım” yapılmış, bildiğimiz reklam, silah reklamı. 7+1 kapasiteli ve 12 kalibre fişek atıyor, yarı otomatik tüfek; sorsanız av tüfeği. İnternetten 599 liraya satılıyor, kargo ücretsiz. Belki kredi kartına taksit de yapıyorlardır.

Hani bazen 19. Yüzyıl kovboy filmlerine gönderme yapıp “Teksas gibi” diyoruz ya, hikâye, Teksaslılar bu tüfeği görse ödleri patlardı.

21. yüzyıl Türkiye’si, 599 liraya katliam yapılabilecek bir silahı internet üzerinden satın alabiliyorsunuz. 12 kalibrelik 8 fişek atabilen ölüm makinesi, av tüfeğiymiş, külahıma anlatın siz onu.

fullsizeoutput_d24

 

Sakın bana “Ama hocam yivli tüfek, yivsiz tüfek var, merminin namludan çıkış hızı şöyle, etkili mesafesi böyle” diyerek kimse maval okumasın! Bu bir silah, 8 fişek ve 8 can alıyor. Bundan ötesi fasa fiso!

Nefret dilinin kültürel kodlarımıza işlediği günler yaşıyoruz.  599 lira verip bir katliam makinası sahibi oluyorsunuz. Sudan ucuz, bedavadan biraz pahalı, insanın canından, kanından çok daha ucuz.

Bu silahları kim satın alıyor, nerede kullanılıyor, kaç kişinin evinde, işyerinde, arabasında bulunuyor? Şunu bilelim öncelikle: Bu konuda ortalıkta dolaşan tüm sayılar atmasyon, gerçek sayılar bilinmiyor. Sayının ne denli fazla olduğu kafamıza dank ettiğinde, geç olacak, çok geç.

IMG_3892

Görsel kaynağı: Pixabay. Armageddon etiketiyle yayınlanmıştır.

Tüm semavi dinlerin kutsal kitap olarak tanımlanmış metinlerinde, dünyanın ve insanlığın yok oluşuna sebep olacak bir “son savaş” tasviri yapılmıştır. Terminolojik olarak farklı terimler kullanılıyor olsa da bu kıyamet savaşı Armageddon olarak tanımlanmıştır. Popüler kültürde film ve bilgisayar oyunlarına konu edilmiştir. Yaşadığımız ülkede kültürel şifrelerimizi ele geçiren nefret dili, giderek artan şiddet ve kontrol edilemeyen silahlanmanın varacağı nokta için metaforik olarak da olsa bu tanımı kullanmak istiyorum: Armageddon.

 Korktuğumuzdan daha yakın…

İKİ MANDAL

 Ey dünya sen ne maskara ne dönek bir acunsun?
Al kaşağı, gir ahıra, yarası olan gocunsun.”

Namdar Rahmi Karatay[i]

 

Sosyal medya çoğumuzun yaşamına bodoslama dalmış durumda. İçine girince kendimizi çıfıt[ii] çarşısında gibi hissetsek de vazgeçemiyor, ucundan bucağından sokulmadan edemiyoruz. Bu yazımda son bir haftanın gündemine sosyal medya üzerinden bakmaya çalıştım. Konuları tümüyle keyfi olarak seçtim ve kallavi bir çuvaldızla bizim mahallede[iii] gezintiye çıkardım kalemimi. Buyurun, başlıyoruz!

İKİ GELİN

44366659_1182921735181582_6998886870847324160_n

Sosyal medyada bir fotoğraf günlerce dolaşıp durdu, bir damat, iki gelin ve nikah şahitleri var karede, gelinlerden biri kapalı, diğeri açık. Fotoğraf bir damat iki gelin başlığı ile sosyal medyada servis edilmişti. Açıklama olarak da Mardin AKP yöneticilerinden birinin oğlunu iki kadınla birden evlendirdiği yazılmıştı. Her zaman olduğu gibi bizim mahalle sakinleri mal bulmuş mağribi gibi atlamıştı habere. AKP’yi yerden yere vuran “sert” eleştiriler yapılıyordu fotoğrafa, “grup seks” yorumları havada uçuşuyordu. Oysa yaklaşık 10-15 saniye süren bir “gogıllama[iv]” ile olayın ne olduğunu anlamak mümkündü. Mardin eski AKP İl Başkanı’nın iki oğlunun iki gelinle nikah töreniydi haberin doğrusu. Servis edilen fotoğraftaki ikinci damat kırpılmıştı. Nikaha bir Mardin milletvekili ve yörenin ileri gelenleri de katılmıştı. AKP taraftarlarının bir Facebook grubunda da paylaşılmıştı fotoğraf; grubun AKP’li ağır abisi “akılları hep şeylerinde, cehaletlerinde ve pisliklerinde boğulacaklar” diye yorum yazmış, çok sayıda “âmin inşallah” cevabı gelmişti[v].

44468152_1182928441847578_8037553032675721216_n

ARNAVUT KALDIRIMI

Arnavut kaldırımlarını seviyoruz, Wikipedia’da kısa bir bilgi var hakkında; “yağmur sularının taşların arasından akmasına izin verdiği için yoğun yağış alan bölgelerde kullanımı yaygındır. Ayrıca altyapı kazılarının yoğun olduğu dönemlerde, sökülmesi ve tekrar döşenmesi kolay olduğu için de tercih edilir.” Ama işin enteresan yanı Türkçe Wikipedia’da Arnavut kaldırımı maddesine koyulan tek görsel bir İsviçre kentine aitti.

Görsel kaynağı: Wikipedia

Görsel kaynağı: Wikipedia

Sosyal medyada hızla yayılan görselde, Arnavut kaldırımı bir sokağa asfalt dökülüyordu. Bak şimdi, olacak iş mi bu! Gördüğüm Facebook sayfasında fotoğrafın İstanbul’a ait olduğu dışında bilgi verilmemiş ve feryat figan yorumlar yapılıyordu. İstanbul Büyükşehir Belediyesi AKP’li ya, paylaşılan fotoğrafın altında AKP karşıtı nümayiş yapılıyor neredeyse. Küfürlerin bini bir paraya gidiyor ama sonunda birisi “Bu fotoğraf İstanbul Kartal’dan, Kartal Belediyesi CHP’nin.” diye yazmış. AKP taraftarları kendi sayfalarında çok dalga geçtiler CHP’lilerle. Ne diyelim şimdi, yandı gülüm keten helva.

5bcd526f66a97c3c320720f6

ARA GÜLER, ÇAV BELLA VE “ANDIMIZ”

Gündemin değişimine ayak uydurmak zor, Ara Güler’in bir iktidar yalakası ve halk düşmanı mı yoksa adı tarihe altın harflerle yazılacak bir fotoğraf dehası mı olduğuna karar vermeye çalışırken, popo sallayarak “Çav Bella” okuyan bir kadın şarkıcı ile baş etmeye çalışıyorduk. Sosyal medyadaki “gücümüz sayesinde” bu şarkıcı “hanım kızımız” geriye çark etmiş ve şarkının yeni versiyon klipi çekilmişti. Yeni çekilen klipte temizlik işçisi proletaryanın sorunları dile getirilmiş, klipin içine Lenin fotoğrafı eklenmişti. Şarkıcımız sosyal medya mesajları ve röportajlarında devrimci olmaya çalıştığını ilan etmişti. “Yeminle söylüyorum” işimiz zor, hangi birine laf yetiştireceğiz, hangisine fikir üretip paylaşacağız şaşırıyoruz. Gündemden kopmamak, sosyal medyaya yetişmek kolay değil sahiden. Son günlerin yeni konusu ise “andımız” oldu, savunsak mı savunmasak mı, Hamlet’in tiratları yetmiyor halimizi anlatmaya…

Bildiğiniz gibi geçtiğimiz günlerde Danıştay, okullarda sabah törenlerinde okunan andımızın yasaklanmasına ilişkin kararı bozdu. İlk feveran iktidar kanadından geldi, yargının yürütmenin kararlarına karışmasının doğru olmadığını, yargının halkın isteklerine karşı çıkmaması gerektiğini açıkladı. Herkesin bildiği gibi demokratik ülkelerde yargının görevi iktidarların kararlarını onaylamaktan ibarettir, yaşasın demokrasi!

Andımız konusu derin, bu yazının bunca derinliğe inme niyeti bulunmuyor[vi]. Aşağıdaki (VI) numaralı dipnotumu saymazsanız “Andımız” tartışmalarının sosyal medyadaki görüntüsünü size aktarmakla yetineceğim. Danıştay kararının duyulması sonrası MHP ve İYİ Parti tabanlarından alkışlar yükseldi. AKP ile MHP arasındaki kutsal ittifakta ise çatlak sesler yükseldi. Sırtında yumurta küfesi taşımayan İYİ Parti Danıştay kararına sımsıkı sarılmıştı. AKP tabanı ise konuyu anlamakta zorlanıyordu. “Türküm, doğruyum…” demenin nesi yanlıştı ki? Nedir, “Reisçi…” unvanı taşıyan bir sosyal medya kullanıcısı konuyu kısa kesmişti:

“Danıştay kendi kafasına göre Millet adına karar alamaz.!

Son sözü Reis söylemişse onun borusu öter Danıştayın değil.

Bu ülke de herkez haddini bilecek.

Bilmeyene Reis ayarı verir cnm”

Doğal olarak AKP içinde tartışma yaşanmadı ama fırsat bu fırsattır diyen fanatik bir kesim “İslami ant” taleplerini dile getirmekte gecikmediler. Nasıl bir ant istediklerine dair örneklerden birini dipnottaki Youtube linkinden izleyebilirsiniz[vii].

HDP’nin tabanından tavanına, “Andımız” konusunda istikrarlı bir “muhalefet” olduğu görülüyor. Nedir, HDP yandaşlarının sosyal medya sayfalarında “Andımız” konusundaki hemen tüm itirazlar Türk/Kürt kimlikleri üzerinden yapılmıştı; “Ben Kürt’üm, neden Türk’üm diyeceğim?” veya “Varlığım niye Türk varlığına armağan olsun ki, ben Kürdüm” şeklinde formüle edilmişti yorumlar. HDP içindeki “sosyalistler” ise “Ne Türk ne de Kürt, sosyalistler kimlik üzerinden ant içmez” demek yerine “Kürtlere Türküm diye ant içirmek faşizmdir” demekle yetindiler[viii].

CHP tabanının “Andımız” konusundaki durumu sahiden vahim durumda. Karşılıklı olarak birbirlerini “vatan haini, ırkçı, faşist” şeklinde suçlayan “nezih” tartışmalar başladı sosyal medyada. Kendilerini ulusalcı ve Atatürkçü olarak tanımlayan CHP’liler ile CHP’nin solunda ve/veya sosyalist olarak tanımlayanlar (CHP’nin hedefinin İsveç modeli sosyal demokrasi olması gerektiğini savunanlar da bu gruba dahil) arasındaki çatışma “Andımız” nedeniyle daha da görünür hale geldi. Özellikle ulusalcı kanadın “Andımız” konusunda sessiz kalan Kılıçdaroğlu’na yönelik eleştirilerinin dilindeki öfke çok belirgin hale gelmiş durumda. CHP’nin yerel seçimlere bu çatlakla girip iyi bir sonuç alması hiç kolay görünmüyor.

Sosyal medyayı dikkatle izleyenlerin gözünden kaçmamıştır; profillerinde, kapak görsellerinde, paylaşımlarında Deniz Gezmiş, Che Guavere, Fidel Castro, Lenin fotoğrafları bulunan azımsanmayacak sayıda kişi, mevcut iktidara olan muhalefetinden “ödün vermese de” bayrak, vatan, Misakı Milli sınırları, Türk olmak konularında oldukça milliyetçi oluveriyorlar. Deniz Gezmiş’in çok sıkı bir Atatürkçü olduğunu, Che Guavere öldüğünde çantasından İngilizce Nutuk çıktığını, Lenin ile Atatürk’ün aralarından su sızmayan “kanka” olduklarını iddia edenler de bu kişiler. 700 ortak arkadaşımız olan, kapak fotoğrafında Deniz Gezmiş fotoğrafı bulunan bir “Facebook arkadaşımın” yaptığı “Andımıza karşı çıkanlar vatan hainidir” paylaşımının altında çok sert tartışmalar cereyan etti. Anlaşıldığı kadarıyla, çocukluğu Malkoçoğlu, Karaoğlan, Tarkan filmleriyle geçen, eğitim hayatının büyük bir kısmında avazı çıktığı kadar “Türküm doğruyum…” okuyan bazı kuşakların kültürel kodlarında gizlenmiş mutasyonlar bulunuyor. Dünyada örneğinin az olduğunu sandığım bu konunun derinlemesine incelenmesinin, ülkemiz “sol cenahının” daha iyi anlaşılmasını sağlayacağı kanaati taşıyorum.

KOMÜNİST BAŞKAN

Ovacık Belediyesi İstanbul ve Ankara’da açtığı satış yerlerine İzmir’i de ekledi. Ovacık Belediyesi öncülüğünde kurulan Tarımsal Kredi Kooperatifine bağlı satış yerleri, organik nohut, fasulye, bal vb. ürünlerin satışında aracıyı ve kargo şirketlerini devreden çıkartarak doğrudan üreticiye ulaşıyor. Bu organizasyonun emekçi üreticilerin ve tüketicilerin yararına olduğuna şüphe yok.

Ovacık Belediye Başkanı’nın oldukça popüler olduğunu biliyorsunuz; afili de bir unvanı var: Komünist Başkan. Yıllar önce Ankaralı bir Twitter kullanıcısının Komünist Başkan’a hitaben yazdığı “Melih Gökçek’i versek seni Ankara’ya alabiliyor muyuz” mesajına Ovacık Belediyesi’nin bıçkın başkanı “Maalesef, Melih Gökçek için sadece iki mandal verebiliyoruz” şeklinde yanıt vermiş, sosyal medyayı sıkı sallamıştı.

1(753)

Görsel kaynağı: Ege Meclisi internet gazetesi. 21 Ekim 2018.

Komünist Başkan Ovacık Belediyesi’nin açtığı satış yerlerinin açılışlarına bizzat katıldı, özellikle İzmir’de açılış töreni iğne atsan yere düşmez bir izdihamdı. Açılan yerin organik yiyecek maddesi satış yeri olmasının insan kalabalığı üzerindeki etkisi ne kadardır kestiremiyorum. Açılışı yapılan yer Ovacık bölgesinin kültürel mozaiğini sergileyen bir merkez olsaydı aynı izdiham yaşanır mıydı? Hiç emin değilim. Nedir, bu konunun can alıcı yanı, sosyal medyadaki Komünist Başkan konulu mesajlar, paylaşımlardı. “Komünist Başkan’ı İzmir’e transfer edelim, Konak, Bornova, Karşıyaka, Büyükşehir’e başkan yapalım” şeklinde yarı mizah, yarı ciddi mesajlar bir süre gündeme hâkim oldu. Bazı sosyal medya kullanıcılarının “Arkadaşlar ekibi kuruyoruz, Komünist Başkan’ı kaçıracağız. Yerel seçimlere kadar saklayıp başkan yapacağız” şeklindeki mesajları İzmir’in sol cenahını gülümsetti denebilir.

Bu “sol cenah” diye tabir ettiğim kesimi anlamaya ömrüm yetmeyecek, neden mi? Komünist Başkan karizmatik, alçakgönüllü, güler yüzlü, mizahtan anlayan, sempatik bir adam görüntüsünde, doğrudur. Ama Ovacık Beldesi’nde yaşanan toplumsal, ekonomik, kültürel sıçramanın sebebi başkanın kişisel meziyetleri değil ki! Komünist Başkanı “solun” gözbebeği yapan tüm sürecin tek açıklaması var: Başkanın komünist olması. Ovacık Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu’nun tüm icraatları onun sosyalist dünya görüşünün ürünüdür! O zaman sorarım size, geçtiğimiz yerel seçimlerde kaçınız Türkiye Komünist Partisi’nin İzmir milletvekili adayı Kemal Okuyan’a oy verdi? Hatta, kaçınız TKP Genel Sekreteri K. Okuyan’ın aday olduğundan haberdar oldu? Ve en önemlisi önümüzdeki yerel seçimlerde kaçınız TKP’li belediye başkan adaylarına oy verecek? Sustuk değil mi? O zaman sosyal medyada, “Komünist Başkan, gel İzmir’imize başkan ol” demekten vazgeçelim, olur mu?

“EKMEK ALACAĞIZ”

0Ff2WhjTRd+c6k8Dmb5IvQ

Görsel: Doğan Alpaslan Demir

Geçtiğimiz günlerde İzmir Bornova’nın mutena semti Evka 3’de bir görüntüyle yüz yüze geldim. 9- 10 yaşlarında iki çocuk çöp tenekesinin iki yanından başları aşağı, içeriye sarkmış çöpleri karıştırıyorlardı. Çocukların yüzleri görünmediği için fotoğraflarını çekmekte sakınca görmedim. Çektiğim tek kareye çocuklardan sadece biri girmiş, diğer çocuk arkada kaldığı için görünmemişti. Nedir, göründüğü kadarı bile yaşadığımız düzenin, dünyanın kötücüllüğünün canlı kanıtıydı. Onlar temiz pak giysileriyle okulda olması gereken iki çocuktu. Çektiğim fotoğrafı, kullandığım tüm sosyal medya platformlarında paylaştım. Facebook’da bol sayıda üzgün emojisi konuldu fotoğrafa, İnstagram’da ise paylaştığım bir trompet çiçeğinden daha az ilgi gördü[ix]. Ama olayın sosyal medya boyutunda irkiltici bir yan vardı. Fotoğrafa yapılan yorumların neredeyse tamamında çocukların Suriyeli oldukları varsayılmıştı. Değillerdi. Çöp tenekesinin çevresinde biraz oyalanmış, çocuklar başlarını çöplerin içinden çıkartıp “ganimetlerini” toplamaya başladıklarında yanımdaki mandalinalardan birer tane verip birkaç cümle de olsa konuşmuştum onlarla. Şivesiz bir Türkçe konuşuyorlardı, el yapımı ilkel bir el arabasını iterek yaklaşık 5 kilometre mesafedeki bir gecekondu mahallesinden[x] yürüyerek gelmiş, yürüyerek döneceklerdi. Topladıkları çöpleri satınca ne yapacaklarını sorduğumda aldığım yanıt tüyler ürperticiydi: “Ekmek alacağız.”

Çocuklar Suriyeli olabilirlerdi, Türk, Kürt, Afgan da olmaları mümkündü. Ancak fotoğrafa yorum yapan hemen tüm sosyal medya ahalisi fotoğraftaki iç burkan manzarayı Suriyelilere ihale etmişti. İçine sürüklendiğimiz noktada, yaşadığımız en büyük tehdit, toplumsal kodlarımıza ve reflekslerimize işlemiş olan ve yaşadığımız tüm “kötülüğün” sebebi ve sonucu olarak mültecileri görmemize sebep olan çarpık/çarpıtılan algımızdır. Bu algının sebep olduğu nefret dili, küresel kapitalizmin ülkemizi mahkûm ettiği sömürü düzenine yardım ve yataklık etmektedir. Suriyeli mültecilerle ilgili olarak bir yıl önce yazdığım bir yazıyı aşağıdaki dip notlara bırakıyorum, okumanızı öneririm[xi].

Fotoğrafa bir daha bakın, çöp tenekesinin üzerinde Bornova Belediyesi’nin “En iyi temizlik kirletmemektedir” yazısı var; içi boş, anlamı daha da boş bir cümle. Soruyorum hepinize, ne yazmalı sizce?

 

 

DİPNOTLAR                                                                                    

[i] Namdar Rahmi Karatay hakkında bilgi edinmek isterseniz linkini verdiğim yazımı okuyabilirsiniz. https://doganalpdemir.com/2018/05/11/namdar-rahmi-karatay/

[ii] Çıfıt çarşısı: Türlü şeylerin karmakarışık bir durumda bulunduğu yer.

[iii] Bizim mahalle: İktidar karşıtı ve kendini “sol cenahta” etiketleyen kesimi kastediyorum.

[iv] Gogıllama: Google’da arama yapmak.

[v] Sosyal medyadaki bilgi kirliliğinin vahameti üzerine yazdığım şu yazıyı okumanızı diliyorum: https://doganalpdemir.com/2017/11/28/inanc-objelerinin-yerini-almaya-hazirlanan-bir-yeni-dunya-duzeni-bilgisi-gelisiyor-gelistiriliyor/

[vi] Andımız konusunun derinliğine inme niyetim yoksa da şuraya bir not bırakmak istiyorum. Tarihin spiral yollarında kavramlar değişir, içi boşalır veya tümüyle başka anlamlar üstlenir. 1873 yılında Gedikpaşa tiyatrosunda Namık Kemal’in Vatan yahut Silistre oyunu ilk kez oynanmış ve seyirciler yüz yüze geldikleri vatan kavramıyla sarhoş sloganlar atarak İstanbul sokaklarında yürümüşlerdi. Andımız’ın ilk kez okunduğu yıllarda kurulmaya çalışılan ulus devletin emperyalizmden ve bağımsızlıktan anladığı da bambaşka kavramlardır. Namık Kemal’in 1873 tarihli vatan kavramı 1970’li yıllara gelindiğinde “vatan, millet Sakarya edebiyatı” diyerek alaysı bir tekerlemeye dönüşmüştü. İkinci Dünya Savaşı sonrasında ise ulus devletlerin anti-emperyalist duruşlarının koca bir yalana dönüştüğü bir sürece girildi. 1920’lerde inşa edilmeye çalışılan T.C ulus devletinin bağımsızlık, hürriyet, Türklük kavramları devrimci anlamlar taşıyordu. Bugün aynı kavramlardan yola çıkarak “Andımız” üzerinden siyasi stratejiler geliştirmenin devrimci niteliğinden bahsedilemez.

[vii]  https://www.youtube.com/watch?v=kmwWFy6rsps

[viii] HDP içindeki sosyalistler arasında az sayıda da olsa kendi içinde tutarlı ve “kimlik” siyasetini çatık kaşlarıyla yorumlayan sosyal medya kullanıcıları da oldu. Nedir, kimlik siyaseti ile sosyalizm talebine ait tartışmaların önümüzdeki günler ve yıllar içinde daha çok su yüzüne çıkacağı şeklindeki görüşümü de buraya eklemiş olayım.

[ix] Sözü edilen fotoğrafı bu yazıda kullanacağımdan dolayı sosyal medyadaki paylaşımları kaldırdım.

[x] Mevlâna Mahallesi.

[xi] https://doganalpdemir.com/2017/07/09/suriyeli-hamile-kadini-kaciran-tecavuz-eden-olduren-katilleri-kim-azmettirdi/

 

Evliya Çelebi’nin yüzüğü, UNICEF’in aritmetiği, Dünya çocuklarının durumu…

Evliya Çelebi her ne kadar “derviş, evliya” olarak tanınmaktan hoşlanıyorsa da kıymetli eşyalara, mala, mülke düşkünlüğü ünlüdür. Konuğu olduğu Kürt Mahmudi aşiret reisi ve adaşı Evliya Bey parmağındaki zümrüt yüzüğü isteyince telaşa kapılmış, yüzüğün kendisi dışındaki herkese uğursuzluk getirdiğini ileri sürmüştür. Bu yalanı yutmayan aşiret reisi  “Sen dahi ve men dahi hâssu’l-hâs Evliyâyız ve bizler çok uğurlu yaratılmışız” diyerek kendisinin de “Evliya” olduğunu söyleyince yüzüğünü çıkarıp vermek zorunda kalmıştır. Nedir, Evliya Çelebi’nin adaşından karşılık olarak aldığı hediyeler yüzüğün değerini fazlasıyla çıkartmıştır: “500 Mahmudi koyun, 1 samur kürk, 1 Şeyhani kılıç ve 1 Mahmudi at…”

Evliya Çelebi 1648 yılında ünlü eşkıya Kara Haydaroğlu’nu asılmadan önce görmeye gider. Ölüme mahkûm eşkıya bir itirafta bulunur. Yıllar önce eşkıyanın babası Kara Haydar ölmeden önce oğluna bir saat hediye etmiş ve bu saati Evliya Çelebi’den çaldığını söylemiştir. Kaya Sultan’ın Evliya Çelebi’ye hediye ettiği saat, çalındıktan yıllar sonra geri dönmüştür. Kıymetli saatine kavuşan Evliya Çelebi’nin tabiriyle bu durum “ kendi bağının üzümlerinden yapılmış bir tatlı” idi.

evliya-celebi-seyahatname

UNICEF Türkiye bir süredir Facebook ve Instagram üzerinden bir fotoğraf paylaşıyor. Bir kız çocuğu kara tahtaya bir matematik problemi yazıyor. UNICEF “Gel bu problemi beraber çözelim” başlığı ile yayınlamış fotoğrafı.

ahmet-leyla

“Ahmet 32, karısı Leyla ise 14 yaşındadır. İkisinin 3 yıl önceki yaşlarının toplamı kaçtır.”

Kim demiş yurdumun vatandaşı matematik bilmez diye, soru yayınlanır yayınlanmaz “doğru cevaplar” birbiri ardına akmaya başlar: 40.  Soruya cevap verenler arasında, “matematik uzmanı bir hatun götürür müyüm acep” umuduyla “40” cevabını veren kadınlara “kutlarım, helal olsun”  tezahüratı yapan beyler de bulunuyor. Seksen milyonluk TC’nin henüz tamamı sigortaları yakmadığı için aykırı yorumların gelmesi gecikmemiş. Sorudaki “karısı Leyla” ifadesini fark edenler “doğru cevabı” verenlere çatmaya, dalga geçmeye başlamışlar.

“Aferin size. Şıp diye bilmişsiniz. Bunun bir matematik sorusu olmadığını anlamamışların öküz cumhuriyetinde yaşamaktan bıktım.”

Problemi “doğru çözdüğü” halde “öküz” yerine konmayı içlerine sindiremeyen sosyal medya ahalisi savunmaya geçer.

“çocuğun yaşının küçük olduğunu herkes görmüştür zaten. matematiksel olarak bir yanlış yok ondan cevap 40 tır. biz ne musluklarla ne havuzlar doldurduk saçma bu soru hocam yanlış desek sopa yerdik.”

“Ya kusura bakmayın ama aksiyomatik bir bilimi sosyal bilime çeviremezsiniz. Ahmet’in oğlu ile arasındaki yaş farkı 1 de olabilir matematikte. Matematik verilen fonksiyonla ilgilenir; fonksiyonun gerçek olma ihtimaliyle değil. Dolayısıyla soru hatalı değil, mantık yolu hatalı.”

Sonuç olarak “40” cevabını verenler birer ikişer silmeye başlamışlar yanıtlarını. Silmişler ama gören görmüş, milletin ağzı torba değil ki büzesin, konu kısa zamanda ulusal basına kadar tırmanmış. CNN Türk, haberi “UNICEF’in sorusunu anlamadılar” manşetiyle verdiği gibi, “Türkiye’de çocuk yaşta evlendirilme gerçeği” alt başlığı altında TUİK verilerini yazmış.  Konunun gördüğü ilgi UNICEF’i memnun etmiş olmalı ki Ahmet ile Leyla’nın “evliliklerine” ilişkin matematik problemini sponsorlu, yani Facebook ve Instagram’a para ödeyerek yayınlamaya devam etmiş.

5874988640201122c40d6301

Matematik sorusunu “doğru bilenlerle”, sorudaki “farkındalık yaratma” inceliğini anlayanların atışması bitince yeni bir yorum dalgası gelir. UNICEF’i savunmak bana düşmez, arkasında koskoca Birleşmiş Milletler var, eminim başlarının çarelerine bakabilirler. Nedir, farkındalık yaratma amaçlı sosyal medya mesajına yapılan galiz küfürleri, hakaretleri silmek için UNICEF en az bir elemanını sıkı çalıştırmış/çalıştırıyor olmalı.

“Pis zindiklar unisecef deyince bir dusunmek lazim”

 “Ulan adi kuruluş inşallah sizin cocuklarinizida dağa kaldırıp tecavüz ederler.”

 “Herkesin anası babası vardır da bu Yunisef kimin çocuğu???”

 “dünyada kainatta nekadar unicef yetkilisi temsilcisi varsa hapsinin .mına koyim”

 UNICEF’in bir algı operasyonu yaptığını ve Türkiye’nin imajını bozmak için bu tür yayınların kasıtlı yapıldığını iddia eden yorumların sayısı da oldukça fazla.

“Türkiyeyi lekelemek için Algı yapıyorsunuz,önce dünya üzerinde 4 yaşında bir çocuk nasıl trans olur onu çözün!”

 “Tam bir algı operasyonu ince bir hesabın ürünü.Münferit olayları toplumun tamamın da varmış gibi gösterme algısı.Evlilik gibi, kutsal bir müesseseye saldırı.Dünyanın sorunlarına çözüm bulmaktan uzak, toplumun değerlerini manüple etmekten başka bir işe de yaramayan bir paylaşım.”

“Bunlar Türkiyemin imajını bozmak için kasıtlı sorular önce kendi ahlak yapılarını sorgulasınlar bu şerefsizler..”

 “pezevenklerin yaptıgı algı oprerasonuna bak, siz gidin memleketinizde ki pedofili dıye ısımlendırdıgınız sapık papazlara rahıplere bakın, Ahmetler sübyancı değildir. herkesı kendınız gıbı deyyus karaktersız ibne sanmayın , s.ktirin gidin”

Ahmet ile Leyla’nın matematik sorusunu “manidar” bulan vatandaşlarımız, UNICEF’in kendi işine bakmasını, Avrupa/Amerika ile uğraşmasını salık veriyorlar.

“İngilizler oniki yaşında yatağa atılıyor. Lakin yunisef milletimize hönkürüyor. Elin ecnebisi bizim divanımıza kadar televizyonla girdi. Mümkünse yatak Odamıza destursuz hönkürmesin..”

“UNICEF HİÇ BİR KADINA VE ÇOCUĞU KURTARMAMIŞ SADECE TAPINAKÇILARA HİZMET EDEN BİR KURULUŞTUR 9000 çocuk Almanya da ve avrupada kayıp UNICEF bunlara pizza gettemi sattı hepsi sex kölesimi oldu bunu açıklasın”

 “SADECE VATİKAN DA   KİLİSEDE PAPAZ LAR DÖRT BİN DEN FAZLA KIZ VE ERKEK ÇOCUĞA TECAVÜZ  OLAYI OLMUŞ TUR .BİR DE ORADAKİ OLAYLARA EL ATSANIZ UNİCEF ŞEREFSİZLERİ”

 “HaçlıCef diyorki evlenmesinler ama evlilik dışı ilişki yaşasınlar. evlenmesin ama sapıklık adına ne varsa hepsini yapsınlar. ulan samimiyetsiz köpekler. budistler arakanda çocukları diri diri yakarken. dünyanın tüm akbabaları suriyeli çocuklarin başına bomba yağdırırken. sınır köpeğiniz yunanistan göçmenlerin botlaraını batırıp denizin ortasında olölüme terkederken nerdesiniz?”

 Çok sayıda sosyal medya kullanıcısı, kız çocuklarının “evlendirilerek” toplum ahlakının korunduğu iddiasında bulunuyor.

“Hala okusun sonra evlen sin diyorlar okul bitene kadar çoğu çocuk aldırıyor kimse kimseye söylemiyor siz gidin bir kurtajci doktorla konuşun o zaman anlarsınız durumun vahamiyetini”

 “Ünicef, onbeşinde sevgili edinip, kendini ona bırakıp sonrada hamile kalan kızlara ve , sevisirim evlenmem, hamile kalirim dogurmam ,diyenlerede bir çift sözün varmı. Yoksa sizin derdiniz şerefiyle evlenip tertemiz  bir yuva ve  aile sahibi olan genç kızlarla mı.”

 “14 yaşında gencecik kızlar onun bunun altına yatarken Sesiniz çıkmıyor evlenincemi suç oluyor sanane kardeşim evlenir sonra okur”

 Yayınlanan “matematik probleminin” altındaki linke tıkladığımızda konuya ilişkin sayısal veriler çıkıyor karşımıza. Türkiye’nin cinsiyete bağlı kalkınma endeksinde 148 ülke arasında 118. sırada olduğunu, küresel cinsiyet eşitsizliği endeksinde ise 142 ülke arasında 130. sırada bulunduğunu görüyoruz. Rakamlar çarpıcı… Peki ya UNICEF.

united_nations_trusteeship_council_chamber_in_new_york_city_2

1945 yılında kurulan Birleşmiş Milletler ’in beş üyesi, 2. Dünya Savaşı’nın galipleri olan ABD, İngiltere, Rusya, Fransa ve Çin, savaş ganimeti olarak Güvenlik Konseyi daimi üyeliğine ve veto yetkisine sahip olmuştur. Birleşmiş Milletler ‘in en üst organı olan Genel Kurul da dâhil olmak üzere, alınan kararların hükümetlere yönelik yaptırımı bulunmuyor. Güvenlik Konseyi hariç! 15 üyeden oluşan Güvenlik Konseyi’nin beşi daimi üyelerden oluşuyor; Konsey kararlarının yaptırım gücü var ve daimi üyeler veto yetkisine sahipler. Yukarda sayılan beş üyeden birinin onaylamadığı, veto ettiği kararların hükmü yok. ABD’nin 1965’de Vietnam’ı işgal edip üç milyon insanı öldürmüş olması, Dominik, Grenada, Panama’yı işgal etmesi ve daha nice saldırılar Güvenlik Konseyi’nin gündemine bile getirilememiştir. Birleşmiş Milletlerin kuruluşundaki ana amaç küresel düzeyde barış ve güvenliğin sağlanmasıdır. BM Kurucu Antlaşması’nın 55. maddesine göre, BM’nin görevlerinden birisi de tüm dünyada “daha yüksek bir hayat standardı, tam istihdam, iktisadi ve sosyal ilerleme ve kalkınma koşulları” sağlamaktır. Nedir, Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri küresel gelirin çok büyük bir kısmına sahiptir. Barışı sağlaması gereken BM’nin daimi üyeleri dünyanın en büyük silah satıcısıdırlar ve her savaş, ölüm ve yoksulluk onlara zenginlik olarak geri döner. Birleşmiş Milletler ’in daimi üyeliği ve veto imtiyazı, devletlerin egemenliği ilkesine aykırı olduğu gibi ahlaken de kabul edilemez. “Bütün bunların UNICEF’le ne alakası var, sapla samanı birbirine karıştırmayalım” demeyelim lütfen, çünkü UNICEF bir Birleşmiş Milletler kuruluşudur!

UNICEF her yıl “Dünya Çocuklarının Durumu” adında bir rapor hazırlıyor ve bunu kitap olarak yayınlıyor. Bu raporda her bir ülkede, çocukların eğitim, sağlık, kız çocuklarının okullaşması, temiz içme suyuna ulaşabilen nüfus, bağışıklama, kişi başına düşen gelir ve bebek/çocuk/anne ölümleri arasındaki ilişkiyi gözler önüne seren veriler masaya yatırılıyor. Ayrıca tüm bu verilerin toplumsal kalkınma parametreleri ile yakın ilişkisi çarpıcı olarak gösteriliyor. Nedir,  bütün bu sayıların bizden sakladığı korkutucu bir gerçek var. Eşitsizliğin en yoğun yaşandığı, yoksulluğun dini, ırksal, geleneksel hurafelerle sıradanlaştırıldığı ülkelerin çocuklarına düşmesi gereken küresel pay, emperyal ülkeler tarafından lüpleniyor. Aynı emperyal ülkeler, Dünya Çocuklarının Durumu raporlarında dibe vurmuş ülkelerin hükümetlerine silah satıyor, kaynaklarını sömürüyor, çocuk işçilerin emeğini ucuz iş gücü olarak kullanıyor, yiye yiye bitiremiyor. Yine aynı emperyal ülkeler, Birleşmiş Milletler örgütünü babasının çiftliği gibi manipüle ediyor, UNICEF’e ne kadar cep harçlığı verileceğine karar veriyor. Sonrasında ne mi oluyor? UNICEF Genel Direktörü Anthony Lake 2016 yılı Dünya Çocuklarının Durumu raporuna ilişkin değerlendirmesinde şunları söylüyor:

Press Conference by UNICEF on the release of two reports:

“Yüz milyonlarca çocuğa bu dünyada adil bir yaşam şansı tanınmaması yalnızca bu çocukların geleceğini tehdit etmekle kalmayacak; böyle bir durum, kuşaktan kuşağa geçen dezavantaj döngüleriyle toplumların da geleceğini tehlikeye düşürecektir. Bir tercihle karşı karşıyayız: Ya bugün bu çocuklara yatırım yapacağız ya da dünyamızın bugünkünden de eşitsiz ve bölünmüş hale gelmesine göz yumacağız.”

 Çocukları önce bombalayıp sonra da “yatırım yapalım” diyeceğine “bombaları, silahları ve sömürüyü yok edelim” diyebilse bunca lakırdıya gerek kalmayacak. Diyebilir mi?

UNICEF, yoksul ülkelerde var olan kaynakların doğru kullanımı, mikro planlama, toplumsal katılım ve dezavantajlı kesimlerin lehine kullanılacak politik tercihlerle çocukların durumunun iyileştirilmesini öngörüyor. Tek bir çocuğun yaşamına bile dokunmanın ne denli önemli ve saygın olduğuna kuşkum yok. UNICEF içinde, yaşamını samimi olarak çocukların umudu olmaya adamış pek çok saygın ve değerli kişi tanımışlığım var. Nedir, büyük resme baktığınızda bu tabloda bir yanlışlık varmış gibi görünmüyor mu?

Gelelim Ahmet ile Leyla’ya. UNICEF bir matematik sorusu ile ülkemizde kız çocuklarının “evlendirilmesine” dikkat çekmeyi, konunun daha geniş bir toplum kesiminde konuşulmasını sağlamayı hedeflediyse, fena sayılmaz, başarılı olduğu söylenebilir. Ancak bir farkındalık oluşturmaktan bahsedeceksek, ortada feci bir hata var demektir. Leyla’nın uğradığı zülüm, evlilik kurumsalının içine hapsedilmiş durumda. Halkın bu duruma “evlilik” adını vermesini boş verin, ortada evlilik falan yok, 14 yaşındaki Leyla ev işçisi, seks kölesi ve tecavüz nesnesi olarak Ahmet’e pazarlanıyor. UNICEF “Ahmet’in karısı Leyla” ifadesini kullandığında, kız çocuklarının yaşadığı köle ticareti, pedofili ve tecavüz gözden saklanıyor. Bir toplumsal sorunun dile getiriliş şekli ideolojik formatının en belirleyici ögesidir.  Konuyu evlilik kurumsalında okuduğunuzda, toplumun tutucu, biat kültürüne tutunmuş, dini bağnazlığın kucağında ve eğitim düzeyi düşük kesiminin savunma refleksleri harekete geçiyor. Sonuçlar yukarda paylaşılan yorumlarda açıkça görülüyor; farkındalık oluşturulmak istenen kesim namuslarını, aile değerlerini ve inançlarını savunmak adına Ahmet’in Leyla’ya olan tecavüzünü değil,  evlilik kurumunun saldırı altında olduğunu görüyor.

Yazıyı başından beri okuyorsanız girişteki Evliya Çelebi anekdotunu niye yazmış olduğuma akıl sır erdirememiş olmalısınız. Derviş/evliya gibi tanınmaktan hoşlanan ünlü seyyahımızın, zümrüt yüzüğünü konuğu olduğu adaşı Evliya Bey’e kaptırmamak için çevirdiği dalavereler; yüzüğü vermek zorunda kaldığında ise bedelini misliyle alabilme becerisi, nedense bana UNICEF’i çağrıştırdı. Sizi bilemem, ama ben bu topraklarda yaşayan insanlardan biri olarak toplumumuzdan, dünyanın yoksul halklarından “çalınanları” geri istiyor ve kendi bağımızın üzümlerinden yapılmış tatlılarımızı yemek istiyorum.

KAYNAKLAR

  • 1-Robert Dankoff, Seyyah-ı Âlem Evliya Çelebi’nin Dünyaya Bakışı, Yapı Kredi Yayınları, 2010.
  • 2-Dr. Berdal Aral, Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Eşitsizlik, SETA Vakfı yayını, 2013
  • 3-UNICEF Türkiye internet sitesi, Dünya Çocuklarının Durumu Raporu, 2016.

http://www.unicefturk.org/yazi/unicef-dunyanin-en-dezavantajli-cocuklarini-yoksulluk-egitimsizlik-ve-erken-olumler-bekliyor

  • 4-CNN Türk, UNICEF’in sorusunu anlamadılar, 10 Ocak 2017.

http://www.cnnturk.com/yasam/unicefin-sorusunu-anlamadilar

  • 5-UNICEF Facebook sayfası
  • 6-UNICEF Instagram sayfası