Etiket arşivi: İran edebiyatı

Sîmîn Behbehânî- ŞİİRLİ CUMA

Değerli okurlarım, hepinize ŞİİRLİ CUMALAR diliyorum. Bu hafta için seçtiğim şair, 20. yüzyıl İran edebiyatının ve Fars dilinin en önemli kalemlerinden biri olan Sîmîn Behbehânî, 1927- 2014 yılları arasında yaşamıştır.

Tahran’ın Himmetâbâd mahallesinde doğmuştur, babası tanınmış yazar ve İkdâm gazetesi müdürü Abbas-i Halîlî, annesi dönemin seçkin kadınlarından Fahr-i Adil-i Hilatberî’dir. Babası Abbas Halîlî 1893 yılında doğmuş, Arapça ve Farsça dillerinde şiir söylemiş ve Firdevsi’nin Şahnâme’sinden yaklaşık 1100 beyiti Arapçaya tercüme etmiştir. Babası aynı zamanda sayısız roman yazmış ve yayımlamıştır. Sîmîn Behbehânî, babası hakkında şunları yazar:

“Babam tarih ve inceleme konusunda onlarca cilt kitap yazmıştır. Roman tarzını başlatan kişidir. Müdürü olduğu İkdam gazetesinin çok okunduğu zamanlarda yani Muhammed Rıza Pehlevi dönemi öncesi, eserleri Milli kütüphanelerde, meclislerde ve saygın başka kütüphanelerde yayımlanmıştır. Şüphesiz ben cesur, hakkını savunan, özgürlükçü ve korkusuz olmayı babamdan öğrendim. (eğer başarabildiysem) O sadece kadın hakkının kazanılmasında çalışmadı, kadın haklarını arayarak yaşamı boyunca kadınlara rehber oldu.”

 Annesi Fahr-i Uzma Argun ( Fahir Adil Hil‘atberi ) şair, yazar ve gazeteciydi. Sîmîn Behbehânî annesi hakkında şunları söyler:

“ … Annem sanırım kendi dönem kadınlarının ilginç örneklerinden biriydi. O dönemde kadın için okuma ve yazma günah sayılıyordu. Fars edebiyatı, fıkıh, usul, Arap dili, felsefe, mantık, tarih ve coğrafya derslerini iyi bir şekilde zamanın hocalarından öğrenmişti. Fransızcayı kendi evlerinin yakınında oturan İsveçli bir kadından küçük yaşta öğrenmişti. Elbette annem şanslıydı, çünkü anne ve babasının kucağında büyümüş ve küçükken onun eğitimi için hiçbir imkândan kaçınmamışlardı”

 Annesi Fahr-i Argun Hanım sosyal ve aktif bir kadındı. Kendisi gibi düşünen birkaç kadınla birlikte 1922 yılında Vatansever Kadınlar Derneğini kurmuş ve bu derneğin aktif üyesi olmuştur. 1935 yılında da Kadınlar Gazetesini kurmuştur. İran’da kadın hareketinin, İran feminist düşüncesinin öncüsü ve liderlerinden biridir.

Anne babasının özelliklerine baktığımızda, Sîmîn Behbehânî’nin şiirdeki başarısının altında aileden aldığı eğitimin önemi de ortaya çıkar. Çok iyi bir eğitim sürecinden geçen Sîmîn Behbehânî ilk şiirini on dört yaşında yazmıştır.

“Annem ilk gazelimi Meliku‘ş Şuarâ Bahar(1886-1951) ın editörlüğünü yaptığı Nevbahar gazetesine gönderdi ve orada yayımlandı.” 

Yazdığı ilk gazelin daha ilk beytindeki toplumcu gerçekçi mesaj onun tüm şiir yaşamına damgasını vurmuştur.

“Ey açlıktan inleyen millet, ne yapıyorsun?
Ey perişan fakir millet ne yapıyorsun?”

 Sîmîn Behbehânî, 1951 yılında Eğitim Bakanlığında öğretmen olarak çalışmaya başlar. Öğretmenliğe başlayışını şu satırlarla anlatır.

“İşe başladığım ilk gün sınıfa girdim. O kadar gençtim ki öğrencilerle aramda fazla yaş farkı yoktu. Hatırlarım, bir gün öğrenciler etrafımı sarmıştı. Gençtim, az bilgiliydim ve hiç tecrübem yoktu. Tam o esnada bir müfettiş sınıfa girdi. Hayretler içinde pazar yeri kalabalığındaki sınıfta öğrencilerden birine sordu: “Öğretmeniniz nerede?” Öğrenciler beni işaret etti ama müfettiş inanmadı…”

 1978 yılında, İran Yazarlar Derneği (Kanûn-i Nivîsendegân-i İrân) Başkanı olmuştur. Aynı yıl İnsan Hakları Gözetmeni Hellmann-Hammet Grant ödülünü almıştır. 1998 yılında Nobel Edebiyat ödülü adayı olmuştur. 1999 yılında ise Berlin’de İnsan hakları örgütü Carl Von Ossietzky ödülünü almıştır.

Önceleri geleneksel tarzda ve daha çok klasik gazel formunda şiir yazarken daha sonraları dörtlüklerden oluşan formları da kullanmaya başlamış ve nihayet şiirin biçim ve içeriğinde oldukça büyük ve önemli yeni arayış ve değişikliklere gitmiştir. Fakat yine de geleneksel şiirle bağını koparmamış, yeni klasikçiler ya da inkılap şairleri arasında olmuştur. Geleneksel gazel türünden yeni gazel türüne sıçrayışı sadece teknik bir dönüşüm değildir. Sîmîn Behbehânî, aruz vezninin şiirin ve şiirin vermesi gereken mesajın yükünü çekemediğini gören bir edebiyatçıdır. Denebilir ki, Fars dilinde ve gazelde yeni bir müzik ve ritim yakalamayı başarmıştır.

Sîmîn Behbehânî, şiirlerinde gazel türünden vazgeçmemiştir. Nedir, şiire biraz meraklı olan herkesin bildiği gibi gazel, “kadınlarla âşıkane sohbet etmek” anlamına gelir ve ana teması aşk, kadın, şaraptır. Oysa Sîmîn Behbehânî, yazdığı ilk şiirinden itibaren sosyal sorunları, halkın sıkıntılarını, kendi yaşadığı ve ilgisiz kalamadığı sorunları başarıyla işlemiştir. Şiirlerinde halk deyişlerini, masalları, hurafe ve inançları, destanları hatta çocuk oyunlarını ustalıkla kullanmıştır. Sıradan insanların sorunlarını, özellikle toplumunun kadınlarına ait acılarını kolayca anlaşılabilir bir dil ile anlatmayı başarması onu Fars edebiyatının ölümsüzleri arasına katmıştır.

“Zengin adamın bu dul karısı
Kanunun kör gözünde durmuş
Adamın servetinden ve malından nikâh ve nikâh akçesi olarak
Kanun kadının eline birkaç metelik vermiş.”

 Behbehani şiirlerinde zina yapan kadının taşlanması, aç kaldığı için hırsızlık yapan çocukların elinin kesilmesi vb. cezaları eleştiren şiirler yazdı. Pek çok kez İran İslam Cumhuriyeti yönetimiyle karşı karşıya geldi, İran- Irak savaşını eleştiren şiirini yayınlayan dergi kapatıldı. Sınır dışı edildi. Üzerindeki baskılara yönelik olarak şunları söylemekten çekinmemiştir.

“Beni yakmak isteyebilir veya bana taş atmaya karar verebilirsiniz. Ama elinizdeki taş bana zarar verme gücünü kaybedecektir.”

Sîmîn Behbehânî’nin şiirlerinde sosyal adaletsizliğe ait yaralar güçlü imgelerle anlatılmıştır.

“Sabr et, gelecek aya kadar…

Gücünü bitiren bu zor işin ücretini
Bir ayın sonunu elle geçirdim
Arzu dolu ve sıcak bir gönülle
Hemen eve yöneldim

Fakat, Ne yazık ki, azıcık ücretim
Biriktirdiklerimin hepsi alacaklılara gitti!
Gözüm açılınca gördüm, Ah
Neyim varsa gitmiş

Çocuğum geldi, şaşkınlıkla gözlerime baktı
Onun iki siyah elmas gibi gözleri vardı
Arzuyla yanan gönlünün kıvılcımları
Günahsız bakışlarıyla isyan ederek:
“Ah anne! Geçen ay demiştin
Bana elbise alacağını söylemiştin
Süreyi uzattın, şüphesiz
Şimdi ne istersem getirmelisin.
Elbiselerim paramparça oldu, peki ayın sonu nerede?
Yeni ve güzel elbiseler nerede?”
Utanarak ve yavaşça dedim:
“Sabr et çocuğum, gelecek aya kadar.”

 Bir seks işçisi kadını anlattığı “Fahişenin Şarkısı” adlı şiir kendi çağında deli cesareti gerektirir türdendir.

“Allık dolu o kutuyu bana ver
Renksiz olan yüzümü renklendireyim
Yağı ver, tazeleneyim
Sıkıntıdan solmuş yüzümü (tazeleyeyim)

Misk dolu parfümü ver
Üstüme başıma dökeyim
Bana o dar elbiseyi ver ki
Beni sıkıca kucaklasınlar

O kadehi ver de sarhoş olayım
Kendi kara bahtıma güleyim
Mutsuz ve hüzünlü bu yüze
Aldatıcı bir çehre takayım

Çok kimsem var kimsesizim, bu dostlardan
Gönül dostu yok
Lafta çok teselli eden var
Fakat kısa bir andan başka bir şey değil.

Ey dudağım, sahtekâr dudağım
Sırlarla hüznüme perde çek de
Bana birkaç lira da fazla versinler
Gül, öpücük dağıt, naz yap…”

 Ölümünün dördüncü yılında ülkemizde hiç bilinmemiş, bu yüzden unutulmak gibi bir derdi olmayan, yazdığı 20 kitaptan teki bile dilimize çevrilmemiş, hakkındaki tüm bilgiler Fars Edebiyatı akademisyenlerinin tez ve makalelerinden ibaret olan dev bir şaireyi, Sîmîn Behbehânî’yi tanıtmış ve anmış olmaktan gurur ve mutluluk duyuyorum.

Bu hafta için Sîmîn Behbehânî’nin “Yankesici” adlı şiirini seçtim, beğeneceğinizi umuyorum.

“Bilir misin neden hapisteyim?
Bir gencin cebine el atmıştım,
Bir şey geçmeden elime,
Ansızın feci bir şamar yedim!

Bilmiyorum babam kim benim,
Nerde açtım gözümü dünyaya;
Beni kim doğurup yetiştirdi böyle,
Kimin memesini aldım ağzıma!

Asla bu sararmış yanağım
Bilmedi anne öpüşü tadı;
Bütün ömrümce bir baba
Şefkatle başımı okşamadı!

Kimse benim için sabahlamadı
Hastayken başucumda!
Yalvarmadan ya da karşılıksız
Gelen olmadı yardımıma!

Kâh Ocak soğuğunda titredim,
Kâh inledim Temmuz sıcağında!
Ekmek hasretiyle aç uyudum
Hasır üstünde cami avlusunda!

Bazen biri götürünce elini
Yüzüme, ya da çeneme,
Sandım ki kavuşurum
Bir öğün yemeğe, bir gecelik eve.

Ancak şu sefil kurtarırdı beni,
Kavurucu susuzluktan bir tas su ile;
Yoksa bir yücenin yoktu yardımı,
Beni doyuracak bir ekmek bile.

Bütün bu çulsuzluğumla
İşte öğrendim bu sanatları;
Milletin cebinden usul usul,
Böyle belledim aşırmayı.

İyice öğrendim yollardan
Sigara izmariti nasıl kaparım;
Çektiğim dumanın acısını
Başkasının cebine nasıl koyarım.

Elime geçirdiğim şişle çocukların
Yepyeni giysilerini nasıl yırtarım.
Ya da tezgâhtan gizli gizli
Bir elmayı nasıl aşırırım!

Bütün çevikliğime rağmen
Artık çok geç, kodesteyim,
Kederimden habersiz,
Serserilerle her daim.

Mutluyum yine de, gururluyum,
Yeni dostlar mektebimizde
Eklemekteler binlercesini,
Benim eşsiz hünerlerime.”

 

KAYNAKLAR
1- Seda Güzel, “ ÇAĞDAŞ İRAN ŞAİRLERİNDEN SÎMÎN BİHBEHÂNÎ ’NİN HAYATI, EDEBÎ KİŞİLİĞİ VE ŞİİRİ ”, ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ DOĞU DİLLERİ VE EDEBİYATLARI ANABİLİM DALI FARS DİLİ VE EDEBİYATI BİLİM DALI Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2013.


2- Kadir TURGUT, MODERN GAZEL ŞAİRİ: Sîmîn-i Behbehânî (1306/1927-.), DOĞU EDEBİYATI (KÜLTÜR, SANAT VE EDEBİYAT DERGİSİ), YIL: 1, SAYI: 1, İLKBAHAR-YAZ 2007. 

3-Trevor Mostyn, Simin Behbahani obituary, The Guardian, 28 Aug 2014.

 

Nereden çıktı bu ŞİİRLİ CUMALAR diyenler, okuyunuz lütfen:

https://doganalpblog.wordpress.com/2014/…/05/siirli-cumalar/

 

ŞİİRLİ CUMALAR, Ortadoğu bataklığına itilmeye, nefret diline ve muhafazakâr bir toplum olmaya karşı bir DURUŞdur.

 

Proje adının kaynak gösterilmeden kullanılmaması rica olunur.