Nomoi

“Bir kişinin toplumu adaletsizlik yapmadan tek başına yönetmesi olanak dışıdır. Bu nedenle de yasalara (Nomoi) gereksinim vardır.” Platon söylüyor, 2500 yıl önce.

B358966C-5B6B-4D80-BAED-0CD9A441BEFE
Kaynak: Pixabay

Platon bu iddiasını ortada bırakmaz, bu yasaları kimin saptayacağını da sorgular. Platon’un kuramına göre yasa koyucu akıl aracılığı ile toplumun ihtiyaçlarına uygun bir kurallar bütünü ortaya koyabilir, koymalıdır; yasalar belli bir sınıfın değil tüm toplumun mutluluğu ile ilgilenecekse, filozoflar yoksul bir yaşam sürmeye zorlanarak devleti yönetmelidir. Kısacası Platon’un kurduğu hayal, Sinoplu Diyojen gibi fıçıda yaşayan bilge filozofların dünyayı yönetmesidir.

Akıllı adamdır Platon, içinde yaşadığı toplumun nasıl örgütlenmiş olduğunu, adaletin ne mene bir kurmaca olduğunu görür. Yasalar adlı 12 kitaptan oluşan eserinde Kleinas ile Atinalı tartışır:

ATINALI: Yani, “adalet güçlünün işine gelendir.”

KLEINIAS: Daha açık konuş.

ATİNALI: Aslında şöyle: yasaları devlette her zaman güçlü olan koyar diyorlar. Doğru mu?

KLEINIAS: Doğru.

ATINALI: Ve dendiği gibi, yönetimi ele geçiren bir halkın ya da başka bir yönetim biçiminin, hatta bir tiranın her şeyden önce yönetimini sürdürmek için kendisine yararlı olandan başka bir yasa çıkarmak isteyeceğini mi sanıyorsun?

KLEINIAS: Elbette ki hayır.

ATINALI: O halde, yasaları çıkaran, bunları çiğneyeni suç işledi diye cezalandıracak ve bunun adalet olduğunu söyleyecektir, değil mi?

KLEINIAS: Öyle görünüyor.

Platon, iktidar aygıtıyla adalet arasındaki ilişkinin şifrelerini çok net olarak gözümüze sokmaktadır.

On sekizinci yüzyılda cinayet

Bursa’da 18. yüzyılda işlenen bir cinayet vakasını dönemin belgelerine dayanarak inceleyen Osmanlı Tarihçisi Suraiya Faroqhi, Osmanlı Devleti’nin, yol kesicilik söz konusu olmadığı sürece cinayet vakaları ile oldukça az ilgilendiğini iddia ediyor.

80FAF575-52AE-4D77-A8F7-9D813ACA08B9
Suraiya Faroqhi Kaynak: Wikipedia

“İslam hukukuna göre sadece yollarda meydana gelen soygun ve adam öldürmeler doğrudan doğruya hükümdarın ilgi alanına girerken “sıradan” cinayetler akrabalar tarafından takip ediliyordu. Akrabalar kısas veya diyet talep edebilirlerdi.”

Faroqhi’nin anlatımına göre Bursa’nın şöhreti pek de parlak olmayan Şehreküstü mahallesi sakinlerinden Tuti adlı bir kadın evinde öldürülmüş olarak bulunmuştur. Ancak akrabalarının iddiasına göre ceset, Şehreküstü mahallesinin diğer birkaç mahalleyle sınır olduğu bir bölgede bulunmuş ve oradan evine getirilmişti.  Tuti “kötü” tanınan bir kadındı ve “erazil ve eşkıya”yı evine kabul ediyor, içkili toplantılarda ağırlıyordu. Katilin kim olduğunun bilinmeyişi bir tarafa cesedin bulunduğu iddia edilen yer hukuki anlamda önem taşıyordu.  Çünkü dönemin hukuk kurallarına göre “ölü bir beden bir Osmanlı sokağında bulunur ve katil ortaya çıkarılamazsa, cesedin yattığı yerdeki mahalle sakinleri hayatta kalana diyet ödemeye mecburdular.” Hatta ödenen kan parasına (diyet) Osmanlı Devleti öşr-i diyet olarak tabir edilen bir vergi koymuştu.

Faroqhi’nin incelemelerine göre cinayeti işleyenleri bulmak için pek fazla girişimde bulunulmamıştır. Oysa aynı dönem belgeleri öldürülenin “hatırlı” bir kişi olması durumunda katillerin bulunması konusunda daha ciddi çabalar gösterildiğine işaret ediyor. Bu vakada kurbanın varislerini ilgilendiren konu paradır; cesedin bulunduğu yerin çevresindeki mahallelileri baskı altına alarak İslam hukukuna uygun olarak diyet almaya çalışmışlar, mahalle sakinleri de diyet ödememek için hukuki girişimlerde bulunmuşlardır. Bu olayda katilin bulunması ile adalet arasında ilişki kurulmamış, kurmaya gerek de duyulmamış olduğu anlaşılıyor. Adalet; devlet için diyet vergisi, mahalle sakinleri ve Tuti’nin yakınları için ise diyet parasıydı. Davanın nasıl sonuçlandığına dair elimizde belge bulunmuyor ama olasıdır ki kendilerine diyet ödenmesini isteyen Şehreküstü mahallesinin şehre küskün sakinlerinin adalet arayışları sonuç vermemiştir.

Sümer kralı Ur-Nammu

0AEA9E6A-F13E-4248-8A1B-F2D7102D619E
Kaynak: Pixabay

Bildiğimiz en eski yazılı yasalar MÖ 2100 dolaylarına tarihlenen Sümer Kralı Ur-Nammu’ya aittir. Ur-Nammu yasalarının yedincisi zina yapan kadının öldürülmesine hükmeder. Hakkındaki zina suçlamasına ait kanıt bulunmadığı hallerde kadın nehre atılır, ölürse suçlu, kurtulursa masumdur. Günümüzden 4000 yıl önce yaşayan bir Sümerli kadın için adalet arayışının anlamı, atıldığı nehirden sağ olarak çıkabilmektir. Nehrin kıyısında infazı izleyenler için kadının ölümü de yaşaması da adaletin tecellisi anlamına gelir.

Aisopos Masalları ve adalet

2F3B548B-C573-40E4-8A50-C8B99ABC9624
Velázquez – Esopo (Museo del Prado, 1639-41) Kaynak: Wikipedia

Masal bu ya, dişi bir kartalla dişi bir tilki arkadaş olmuşlar. Birbirlerine yakın olmak için beraber oturmaya karar vermişler. Bir ulu ağacın tepesine kartal, ağacın dibindeki çalılıklara da tilki yerleşmiş. İkisi de yavrulamış. Bir gün tilki ava çıktığında kartal tilkinin eniklerini yakalayıp yuvasına taşımış. Yavrularıyla beraber yemişler yavru tilkileri. Tilki dönünce anlamış durumu, anlamış ama ne yapabilir, ulu bir ağacın tepesinde oturur durur kartal. Gözü yaşlı anne tilki adalet isteğiyle yanıyormuş. Sonunda da isteği yerine gelmiş. Tanrılara adanıp ateşte pişirilen bir et parçasını çalmış kartal; nedir, etten sıçrayan bir kor parçası parlamış bir anda. Alevler sarmış kartalın yuvasını. Henüz uçamayan kartal yavruları doğru tilkinin önüne düşmüş. Anne tilki, kartalın yavrularını yiyerek adaletin yerine gelmiş olduğunu düşünüyormuş. Adaletin intikam almaktan ibaret olduğunu düşünen ve zalime gücü yetmeyen toplumların kaderidir, aynı tilki gibi ilahi adaletin tecellisini beklerler.

Ölüm pornocuları adalet peşinde

7A2BF032-1A77-49E8-A59E-7B0A3FF4A388
Görsel kaynağı: Pixabay

İnsan toplulukları bir arada yaşayabilmenin kurallarını hukuk sistemi adını verdikleri toplum sözleşmeleri ile ortaya koyarlar. 21. Yüzyılda insan uygarlıklarının geldiği nokta göz önüne alınırsa bu toplum sözleşmelerinin asgari bazı şartları sağlaması beklenir. Yani seçme ve seçilme hakkı, yargının bağımsızlığı, kuvvetler ayrılığı, yargı karşısında eşitlik, ifade ve örgütlenme özgürlüğü, bireylerin bedensel ve psikolojik bütünlüğünün sağlanması, gelir düzeyleri farklı bile olsa bireylerin kendini var etme ve geliştirme hakkı, örgütlenme ve kurumlaşmayı da içeren azınlık hakları net olarak tanımlanmış olmalıdır. Bu koşulların sağlanmadığı totaliter toplumlarda adalet arayışı, var olan hukuki sistemin onaylanması anlamı taşıyacaktır. Biraz açık sözlü olmak gerekirse, totaliter rejimlerde adalet talebinin ardında, Bursa’da 18. yüzyılda öldürülen Tuti’nin yakınlarının “diyet hesaplarına” benzer bir arka planın çalıştığı göz önünde bulundurulmalıdır. 1776 tarihli Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi insanları eşit sayar ama Kızılderili ve zencileri insan olarak saymaz. Bu şartlar altında “Kızılderililer ve zenciler için adalet istiyoruz” diyenlerin samimiyetlerinden kuşku duyulmalıdır. Daha önemlisi, zenci ve Kızılderilileri kullanarak nasıl bir çıkarın peşinde koştukları sorgulanmalıdır.

013EE4CC-64C5-4830-BA86-C1791B48DF2C
Kaynak: Pixabay

Günümüzde ülkemiz toplumunun önemli bir kesiminin adaletin tecellisi için beklentisi, 4000 yıl önce nehre atılan kadının akıbetini izleyen ölüm pornocuları ile aynıdır. Sümer Kralı Ur Nammu’nun kendi iktidarını sağlamlaştıran yasalarını sorgulamak ve değiştirmek yerine, adaleti kadının nehirle olan mücadelesinde gören siyasal duruşun 4000 yıldır insanlığa zerre kadar yararı olmamıştır. Değiştirelim, değişelim o zaman.

Kaynaklar

1-     Hannah Arendt, Sivil İtaatsizlik, Ayrıntı Yayınları, 1997, İstanbul.

2-      Noemi Levy- Alexandre Toumarkine, Osmanlı’da Asayiş, Suç ve Ceza, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 2007.

3-     Doğan Alpaslan Demir, Mülkün İktidarında Vuslat, Mukavemet Dergi, Sayı: 6, Ağustos 2017.

4-     Aisopos Masalları, Çeviren Nurullah Ataç, Yapı Kredi Yayınları, 2010.

5-     Platon, Yasalar, Kabalcı Yayınevi, 2007.

KISAS

 

Ne zamandır sosyal medya ahalisi böylesine mutlu olmamıştı, bir sevinç, bir sevinç; milliyetçilerden sosyal demokratlara, paralellerden AKP’lilere, Kürtçülerden ulusalcılara kadar pek çok kişi neredeyse horon tepecek, o denli yani. Tecavüz edildikten sonra hunharca öldürülen Özgecan Aslan’ın katili Suphi Altındöken’in, cezaevinde tabancayla vurularak öldürülmesiydi bunca sevincin sebebi. İddiaya göre cinayet, sahtecilik, suç örgütü kurma suçlarından 50 yıl hapse mahkûm Gültekin Alan, yüksek güvenlikli Adana F tipi cezaevinde “tuvalette bulduğu” tabancayla bir gardiyanı rehin almış, Suphi Altındöken ve babasını vurmuştu. Gardiyanın 2,5 saat boyunca rehin alınması nedeniyle yaralanan baba oğulun hastaneye götürülmesi mümkün olmamış, baba yaralı olarak kurtulmuş, Suphi Altındöken ölmüştü. Günlerdir memleketçe bayram ettiğimiz, zil takıp oynayacak hale geldiğimiz olayın özeti bu. Gelelim detaylara, buyurun, okumaya devam.

Özgecan Aslan, 11 Şubat 2015 tarihinde Suphi Altındöken’in tecavüzüne uğramış, direnince öldürülmüş ve yakılmıştı. Toplumun tepkisi sert olmuştu, sivil toplum örgütlerinin protestoları ve sosyal medyanın “idam istiyoruz” çığlığı gündeme hâkim oldu bir süre. İdam isteyenler, “Sizin kızınızın başına gelseydi ne yapardınız?” sorusuyla karşıtlarını susturmaya çalışıyorlardı. Nedir, kantarın şirazesi kaymıştı bir kere. Kısa süre sonra şiddetin dili sosyal medyayı ele geçirdi.

“bunlara ölüm ödüldür etlerini hergün bir parça kesip işkence yapacaksın.”

“bacisini bozacan karsisinda onada seyretiiirecen lawuka cakkallll insan”

“ Idam bu Alçak namussuz için kurtuluş olur kızarmıs yağın içine atacaksın çıkaracaksın ölmeyecek etleri dökülecek acı içinde kıvranarak geberecek”

Özgecan Aslan 20 yaşındaydı, Nuran Dutlu ise 21 yaşında. Neredeyse yaşıttılar, Nuran Dutlu, Özgecan Aslan’dan 20 gün önce elleri kesilerek, işkence edilerek öldürülen bir genç kadındı. Bulvar gazetelerinin üçüncü sayfalarında tek sütunlu bir haberdi Nuran’ın ölümü. Çünkü o bir konsomatristi, belki seks işçiliği de yapıyordu. Nuran Dutlu’nun ölümünden sonra sosyal medyanın tepkilerinin özeti şu mesaj oldu.

“Su testisi su yolunda kırılır her zaman yaşadığı hayat neymiş ki nasıl ölücekti olucagi buymuş”

Nuran Dutlu’nun katilleri yakalandı, cezaevindeler, yargılama sonucu ne oldu haberimiz yok.  Bazılarınızın kaşı gözü oynuyor şimdi, “Ama hocam, Özgecan’la Nuran’ı aynı kefeye mi koyuyorsun” diyorsunuz. Size cevabı Didem Madak vermiş iki dizeyle:

“Asaletim de sizin olsun baylar, rezaletim de!

Beni bir sutyen lastiğiyle asın.”

Özgecan Aslan ve Nurdan Dutlu’nun ölümleri üzerine farklı toplumsal duruş ve refleksler vermemiz ikiyüzlü bir ahlak anlayışı geliştirdiğimizin açık bir kanıtı.

Özgecan’ın katiline verilen ağırlaştırılmış müebbet yetmemişti, asılması, kesilmesi bekleniyordu, hatta etlerinin dilim dilim doğranıp köpeklere verilmesi isteniyordu.

“Bana verecekler or.s.pu çocuğunu öldürmeden dilim doğrar ziyafet çekerdim sokak köpeklerine.”

Özgecan’ın katiline yönelik gelişen nefret dilinin ilk ipuçları cinayetin soruşturulması aşamasında başlamıştı. Zanlı için bir avukat tayin edilmesi bir sorun oldu. Mersin Barosuna bağlı avukatlar Suphi Altındöken’in avukatı olmayı istemiyordu. Mersin Barosu yasal zorunluluk nedeniyle avukat tayin etmek zorunda kalmıştı. Baro tayin edilen avukatın ismini açıklamamış, sosyal medya avukatın sağcı veya solcu olması olasılığını ve bunun sonuçlarını tartışmıştı. Bir avukatın “müvekkil tercihi” üzerinden tanımlanması hukukun çöküşünün bir başka delilidir, nedir, hukukun çöküşü için delil aramaya gerek kalmayacak bir çağ yaşanıyor ülkemizde.

Sonunda dilekleri kabul oldu kan duasına çıkanların. Özgecan Aslan’ın katili, yine bir başka katil tarafından tabancayla öldürüldü. Cezaevine silah nasıl sokulmuştu, bütün toplumun nefretine maruz kalmış bir adamın saldırıya uğrayacağı nasıl olup da öngörülmemişti gibi soruların cevabını bilmiyoruz. Bildiğimiz odur ki, birkaç görevli görevi ihmalden veya yardımdan cezalandırılır ve kapanıp gider olay. Nedir, Özgecan’ın katilinin Gültekin Alan tarafından öldürülmesi sonrası yaşananlar ve sosyal medyanın dili, yaratılan “yeni Türkiye” hakkında önemli ipuçları veriyor.

Özgecan’ın katili ölmüştü, geriye sadece yağ dokusu, bağ dokusu, kas dokusu, kemik dokusu vb. den ibaret bedeni kalmıştı. Doğal olarak bu ölü bedenin toprağa verilmesi gerekiyordu. Hiç kolay olmadı bu defin işlemi. Cenaze iller, ilçeler arasında mekik dokumuş, belediyeler Altındöken’in cesedini kendi mezarlıklarına kabul etmemişti. Aile yakınları cenazeyi ninesinin köyüne defnetmeyi denediler. Köy bir anda ayaklandı, mahalle muhtarı mezarlığın kapısını kilitlemişti. Muhtar’ın açıklaması nefret dilinin hangi sembollerle dilimize hâkim olduğunu açıklıyordu.

“Mezarlığa koymama gibi bir yetkiye sahibim. Bu köy benim. Bu köyde ben yaşıyorum. Kadavra yapsınlar. Devletin kadavraya ihtiyacı var. Ben kabul etsem, yine bu köyden çıkarırız.”

Cenazeyi taşıyacak araç, defnedecek mezarlık bulamayan Suphi Altındöken’in annesinin morgun önünde “Oğlum öldü artık ne istiyorsunuz niye gömdürmüyorsunuz? Oğlumu çöpe mi atayım…” feryadına, sosyal medyada 13-14 yaşlarındaki bir kız çocuğunun mesajı cevap veriyordu.

“Evet, tabii ki çöpe atmalısın”

Porno fotoğraflar paylaşan bir sosyal medya hesabı normal yayınını kesmiş ölüm pornosuna başlamıştı.

“Suphii bu kadar erken kurtuldun pençemizden ama hepimiz mezarına bevledeceğiz, amonyakın bol olsun…”

Sonunda tabutun üzerine bir kadın eşarbı konulmuş ve cenazeye “Suriyeli bir kadın süsü” verilerek morgdan çıkarılmış ve gizlice gömülmüştü.

Suphi Altındöken’i öldüren Gültekin Alan’ın kardeşi basın mensuplarına “kardeşimle gurur duyuyorum, gurur duyulmayacak bir şey değil”demesi, daha sonra da “Yaptığından dolayı ağabeyime kimse bir şey söyleyemez. Bu onu tetikçi yapmaz, yüreğinin sesini dinlemiş”açıklaması sosyal medyayı coşturmuştu. Gültekin Alan’ın konu ile ilgili verdiği ifadede şunları söylediği iddia ediliyordu:

“2 çocuk babasıyım. Tüm bunlar beni etkiledi. Kamu vicdanının sesi oldum. Geç gelen adalet tecelli etmiştir.”

Sosyal medyada bir kahraman ilan edilmişti Altındöken’in katili Gültekin Alan. Sadece kardeşi değil, “ulusça gurur duyuyorduk” katilimizle.

 “Ellerine sağlık. Tabikide gurur duyacağız.”

“Vuran adamın beraat ettirilmesi lazım.”

“Eline sağlık valla adam gibi adammış cezasını indirsinler böle insanlara dışarda çok ihtiyaç var.”

“Bunun gibi 5-10 kişiyi salacaksın hapisten silahını harçlığını da vereceksin temizlenir memleket.”

“Vuran için özel af çıkarılsın, cezaevinden evine sırtımda taşırım bu adamı.”

“Kısas uygulansın”

İşte bu son mesaj, Özgecan cinayeti sonrası sosyal medyada giderek daha fazla dile getirilen “kısas” isteği, tavan yapmış durumda. Kısas isteyen yorumcular onlarca, yüzlerce beğeni alıyor, dine dayalı siyasi altyapısı olmayanlar bile “kısas” isteğini coşkuyla dile getiriyor veya alkışlıyordu. Anlaşılan mevcut hukuk sisteminden umudu kesen toplumumuz İslam hukukundan medet ummaya başlıyor. Ortadoğu bataklığına palas pandıras yuvarlandığımız şu günlerde İslam hukukuna ilişkin bir kavramın, nefret ve şiddet dili ile beraber ısıtılıp servis edilmesi ve bilinçsizce sahiplenilmesi büyük bir tehdit olabilir. O zaman nedir bu kısas, tanıyalım, zorla tanıştırılmadan önce.

İslam hukukuna ait bir cezalandırma yöntemi kısas, kısaca ödeşme, misilleme ve cinai suçların faillerinin, olanak elverdiği takdirde, işledikleri suçun aynı ile cezalandırılması olarak tanımlanıyor. Özetle, adam veya kadın öldüren kişi öldürülür. Ama bir durun, öyle kolay değil kısas cezasının uygulanması. Öncelikle kısas cezasının uygulanması sadece ve sadece ölenin yakınları, velisi ve/veya mirasçılarının talebi ile gerçekleşiyor. Yani şimdi anladığımız anlamda kamu davası açılamıyor cinayetlerde. Usul şu şekilde:

“Kime bir kan (öldürme) veya yaralanma isabet ederse o, üç şeyden birisini yapmakta serbesttir: Ya kısas uygular, ya diyet alır veya affeder. Şayet dördüncüsünü isteyecek olursa elinden tutun (engel olun).”

Anlayacağımız şu; ölenin yakınları katilin öldürülmesini isteyebilir, fidye (diyet) talep edebilir veya affedebilir. Maktulün mirasçılarından biri kısas yerine diyet uygulanmasını talep ederse katil belirlenen miktarda fidyeyi öder ve ceza ortadan kalkar. Ödenecek fidye, kırk tanesinin karnında yavru olmak üzere yüz devedir. Öldürülen kişi kâfir ise diyet yarıya iner.

Kısas isteyenlere hatırlatmak isterim, günümüzde kısas cezası uygulanıyor olsaydı ve Özgecan’ın öldürülmesi sonrası yakınları kısas yerine diyet talep etseydi, Suphi Altındöken elini kolunu sallayarak aramızda dolaşıyor olacaktı. Halk arasında bir söz var, hiç de sevmem, “paran kadar konuş” diye, kısasa uygularsak şöyle olurdu bu söz: “Deven kadar öldür”

Hukuki düzenlemelerin temel amacı toplum vicdanının kanamasına engel olmak veya kanamayı durdurmaktır. Ancak bu toplum vicdanı denen zımbırtı kolayca manipüle edilebilir. İnsanın insanı sömürüsünün zirve düzeni olan kapitalizm, ideolojik aygıtlar yolu ile bu manipülasyon katakullisini yapmayı çok iyi bilir, başımıza gelen tam olarak budur. “Batı Avrupa devletlerinde de kapitalizm var ama onların insana yakışır hukuki düzenlemeleri var” diyor olabilirsiniz; nedir, kapitalizm sömürene ve sömürülene aynı muameleyi yapmaz, aynı ideolojik aygıtları kullanmaz. Şakulü kaymış nefret dili, faşizme bir kitle ruhu elbisesi diker, oluşan şiddet ortamı sistem dışı düzen olasılıklarını ezip geçer. Suphi Altındöken’i öldüren Gültekin Alan’ın milli kahraman yapılması, Nurdan Dutlu ile Özgecan Aslan için farklı ve ikiyüzlü duyarlılıklar geliştirilmesi, İslam hukukunun pişirilip yeniden servis edilmesi faşizme dikilen kitle ruhudur. Mırın kırın etmenin, onun şapkasını buna takmanın,  eciş bücüş siyaset oyunlarının, şunu bir devirirsek kolay olacak demenin faydası yok. Hurda araba şoför değiştirmekle yürümez; yeni bir arabaya, düzeni değiştirmeye gereksinimimiz var. Nasıl mı?

Kaynaklar:

1- D.A. Demir, İdam Tamtamları Neden Çalıyor, 18 Şubat 2015 tarihli blog ve köşe yazısı.

2- Abdurrahman Maliki, İslam Hukukunda Ceza, 2002. http://www.kalifaat.org/pdf/Ukubat.pdf

3-  Dr. İlhan Akbulut, İslam Hukukunda Suçlar ve Cezalar, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2003, Cilt 52, Sayı 1, Sayfa 167-81.

4- Tarsus Medya, Özgecan’ın Katil Zanlısının Cenazesi Krize Dönüştü 12 Nisan 2016.

5-  Milliyet Gazetesi, Suphi Altındöken’i öldüren Gültekin Alan’la ilgili bilinmeyen ayrıntılar, 13 Nisan 2016.

6- Hürriyet Gazetesi, Özgecan’ın katili Suphi Altındöken’i öldüren Gültekin Alan’ın kardeşi ifadeye çağrıldı, 16 Nisan 2016.

7- Mynet Haber, Özgecan Aslan’ın katili Suphi Altındöken’e cezaevinde babası Necmettin Altındöken siper olmuş, 15 Nisan 2016.

8- Facebook ve Twitter.