BEN DE YAZDIM: Venezuela 2

Derler ki İran hükümdarı Nadir Şah bir mecliste kendisinin yazdığı bir şiir okudu. Huzurunda bulunanlardan şair Mirza Mehdi’ye sordu:

-Nasıl buldun şiirimi.

-Zayıf bir şiir!

Hiddetlendi Nadir Şah:

-Atın şunu ahıra, gübre çeksin.

Aradan bir süre zaman geçti. Nadir Şah bir şiir daha yazmış ve yanındakilere okumuştu. Yeniden şair Mirza Mehdi’ye soracaktı ki şairin sessizce kapıya yöneldiğini gördü. Sordu Nadir Şah:

-Nereye gidiyorsun?

-Ahıra, gübre çekmeye.

 Giriş

 Hayır, unutmuş değilim; konumuz Venezuela. Nedir, yeni medyanın[i] bize taşıdığı bilgi akışlarını izleyerek büyük emperyal oyunları doğru anlamanın ve yorumlamanın mümkün olmadığını düşünüyorum. Bu nedenle Venezuela başkenti Caracas’tan 11.758 kilometre uzaktaki Tahran’a ve 60- 70 yıl önceye bir yolculuk yapacak ve dönemin İran Başbakanı Muhammed Musaddık’la tanışacağız. Sakın ola ki Maduro ile Musaddık’ı karşılaştırma amacım olduğu sanılmasın; tarih bilimsel bir disiplindir ve iki kere iki tarihçiler için de beş etmez. Amacım emperyalizmin ideolojik aygıtlarını elimden geldiğince tanıtmak olacaktır. Haydi başlayalım.

tahran venezuela

İran

Tarihçi Ervand Abrahamian İran’ın 20. yüzyılını şu cümleyle tanımlamıştır[ii].

“İran 20. yüzyıla öküz ve karasabanla girdi. Yüzyıldan çıkarken pek çoklarını dehşete düşüren bir nükleer programı vardı.”

Yirminci yüzyılın başında her bin doğumda 500 olan bebek ölüm hızı, yüzde beşi geçmeyen okuryazarlık, devlet kurumlarının Tahran dışında hemen hiç olmayışı, sanayileşmeye yönelik işaretlerin esamisinin okunmadığı İran, yirminci yüzyıl boyunca siyasal, sosyal, ekonomik istikrarsızlığa bağlı olarak bir uçtan diğer uçlara savrulan ülkelerden biri olmuştur. Bu savruluşun sebeplerinin başında petrol geliyordu. İran’da ilk petrol kuyusu 1908 yılında açıldığında başında İngilizler vardı. Nedir; topraklarının altında petrol bulunan ülkelerin “kaderi” 1912 yılında çizilmişti; Büyük Britanya İmparatorluğu’nun dev donanması bu tarihte yakıt olarak kömürden petrole geçmişti.

Birinci Dünya Savaşı yıllarında açlık, hastalık ve çatışmalar nedeniyle kırsal alanda yaşayanların dörtte biri, iki milyon insan öldü. Savaşın galiplerinden İngiltere, 1919 yılında dayattığı anlaşma ile İran ve Hindistan’ı bir Genel Vali yönetiminde birleştirmeye çalışıyordu. Ancak İran’ın jeopolitik durumunun bir özelliği vardı, kuzeyde Rusya 1907 yılında İran’a bağlı Azerbaycan’ı işgal etmiş ve 1917 Bolşevik devriminden sonra da bu toprakları elinde tutmuştu. Kuzeyde Sovyetler Birliği, güneyde ise aşiret liderlerini, idari mekanizmaları kontrolu altına almış İngiltere arasında sıkışmıştı İran. 1921 yılında yapılan askeri darbe sonrası Kaçar hanedanlığı yıkıldı ve 1926 yılında Şah Rıza Pehlevi taç giydi.

854px-Reza_Shah_Pahlavi_Official_Portrait_-_Colorized_2
Şah Rıza Pehlevi

1927 yılında kapitülasyonlar kaldırıldı; İran’da oldukça güçlü bir milliyetçilik akımı gelişmeye başlamıştı. Öte yandan Rıza Şah tam bir doğu despotu gibi davranıyor, kendi silahlı kuvvetlerini geliştiriyordu. Petrol çıkarma imtiyazını ise 1993 yılına kadar olmak üzere İngilizlerin Anglo-İranian Oil Company şirketine bıraktı. Şah, laiklik için çıkardığı yasalar için şiddet kullanmaktan çekinmiyor ve din adamlarının, mollaların tepkisini üzerine çekiyordu. Şah’ın İran’ın üç kelimeden oluşan ve onun faşist diktatörlüğünü onaylayan bir mottosu vardı:

“Hüda (tanrı), Şah, Mihan (Anayurt).”

Bu üçlünün birbirine kaynaştığına inanan Şah, tüm farklı düşünceleri vatana ihanet olarak görüyor ve yargılıyordu. İranlı tarihçi Ahmed Kesrevi[iii], Şah Rıza’nın merkezi devlet yaratma, aşiretleri dize getirme, yobaz din adamlarını “disiplin altına alma”, kadınların statüsünü yükseltme[iv]gibi “başarılarının”, anayasayı çiğnemek, askeri bir diktatörlük kurmak, muhalif liderleri ve aydınları öldürtmek, İngiliz şirketlerini koruyup kollayarak kendi küpünü doldurmak şeklindeki uygulamaların gölgesi altında kaldığını belirtmiştir.

Rıza Şah 1941 yılına geldiğinde emrindeki Kazak muhafız birliği dışındaki tüm desteğini yitirmişti. İngiltere’nin İran konsolosu Sir Reader Bullard yazdığı raporunda “İranlılar, ülkelerini istila etmemizin tazminatı olarak onları hiç olmazsa şah istibdadından kurtarmamızı beklemekteler” diyordu. Sonunda 1941 yılında İngiltere ve Sovyetler Birliği İran’ı işgal etti ve Şah Rıza tahtını oğlu Muhammed Rıza’ya bırakarak sürgüne gitti. İran’ın kuzeyi Sovyetler Birliği’ne, petrol çıkan güney toprakları ise İngiltere’ye kaldı. Müttefik kuvvetler İran Şahı’nı yerinde bırakmayı petrolle ilgili çıkarları için uygun görmüştü. Ancak 1941 yılında başlayan yeni dönem, şahın sivil bürokrasi üzerindeki yetkilerini kırpmıştı. Bir yanda Sovyetler Birliği’nin desteklediği sosyalistlerin (TUDEH[v]), öte yanda ise milliyetçilerin ve mollaların çekiştirdiği bir kaos dönemi başlamıştı. 1945-1946 döneminde sosyalistler büyük bir atak yaparak en önemli siyasal güç haline geldiler. Kabinede Eğitim, Sağlık ve Ticaret bakanlıkları TUDEH’in elindeydi. Sosyalistlerin 8 saatlik mesai süresini, fazla mesai ücretlerinin ödenmesini kabul ettirmesi etkileyici olmuştu. 1946 yılı 1 Mayıs törenlerinde TUDEH yöneticisi bir kadının yaptığı konuşmada, İngiltere’nin İran’ın petrol zenginliğini sömürdüğünü ve devletleştirilmesi çağrısını, Britanya konsolosu üstlerine panik içinde bildirmişti. Ancak SSCB’nin bölgesel özerklik talep eden Azeri ve Kürt gruplara destek vermesi TUDEH içinde tepkilere neden olmuş, sosyalistler SBKP[vi]ile ve kendi içlerinde ağır örgütsel çatlaklar/ayrışmalar yaşamaya başlamışlardı[vii].  İran’ın Şah yanlısı merkezi hükümeti ve İngiltere bu fırsatı kaçırmayacaktı; aşiretler TUDEH’e karşı ayaklandırıldılar, TUDEH yasadışı ilan edildi, tüm ülkede sosyalist avı başlatıldı. TUDEH eski gücünü kaybetmişti ama İran siyasetine eşitlik, sosyal haklar ve en önemlisi petrol işletmelerinin devletleştirilmesi kavramları topluma nakış gibi işlenmişti. 1949 yılından itibaren İran’da en büyük güç odağı milliyetçiler olmuş ve tarih sahnesine Muhammed Musaddık güçlü bir oyun kurucu olarak giriyordu.

 

Muhammed Musaddık

MohammadMossadeqAdibBoroumand
Muhammed Musaddık

1881 yılında doğan ve köklü bir ayan ailesinden gelen Musaddık, öğrenimini Avrupa’da yaptı. Aldığı eğitim ve ailesinin gücüyle memuriyetteki basamakları hızla tırmandı, genç yaşlarında valilik ve bakanlık yaptı. Ta ki Şah tarafından istifaya zorlanana kadar! Kenara, köşesine çekilip oturacak bir adam değildi Musaddık, 1941 yılında siyasete atıldı. Halk arasında “rüşvet almaz” unvanıyla tanınıyordu; 1941 sonrası kaos ortamında milliyetçi ve ulusal cephenin liderliğini üstlendi, sosyal demokratların desteğini sağladı. TUDEH’in dağılmasından sonra SSCB politikaları ile yollarını ayıran sosyalistlerin de bir kısmı kerhen de olsa Musaddık’a destek verdiler. Musaddık İngiltere düşmanı olarak tanınıyordu; nedir, İngiliz parlamenter sistemine hayranlığını saklamıyordu.

754px-Mohammad_mossadegh_Signature.svg
Musaddık’ın imzası

Muhammed Musaddık, 1951 yılında örgütlediği sokak gösterileri, dilekçe yazma eylemleri ile sağladığı kitlesel hareketle, yirminci yüzyılın ortasında, 70 yaşında kendisini İran Başbakanı olarak buldu. Musaddık bir taraftan İngilizler tarafından işletilen petrol tesislerini devletleştirmeye çalışıyor öte yandan da Şah’ın yetkilerini budamak için yasal düzenlemelere gidiyordu. Uygulamaya koyduğu politikaların bağımsız, demokratik bir İran Cumhuriyeti kurmaya yöneldiğini gören toplumun tüm gerici kesimleri, şah yanlıları, radikal İslamcılar, aşiretler, İngilizler, petrolden nemalananlar Musaddık’a karşı birleşmeye başlamıştı. Olası bir demokratik cumhuriyet bütün bu kesimlerin çıkarlarına kökten aykırıydı. Şah yanlısı bir bakan mecliste Musaddık’ı “ayak takımını kışkırtan bir çete lideri” olarak tanımlamıştı. Musaddık’ın ilk icraatı National Iran Oil Company’yi kurmak oldu. Britanya ateş püskürüyordu, İran’dan yapılan petrol alımını durdurdu ve İran’ın alacaklarını dondurdu. İran ekonomik abluka altındaydı ve ağır yoksulluk toplumun tüm kesimlerini etkilemeye başlamıştı. Britanya İmparatorluğu kuyruğu kıstırılmış kedi gibiydi, Musaddık’ı Birleşmiş Milletler’e şikayet etti. Musaddık BM Güvenlik Konseyi’nin karşısına çıkarak İngiltere’yi yıkıcılıkla suçladı ve diplomatik ilişkilerini kestiğini açıkladı. 1952 yılında Musaddık, aşiret liderlerinin etkisini ve şahın yetkilerini sınırlandıracak yasal düzenlemeler yapmaya hazırlanıyordu. Savaş Bakanı’nı atama yetkisinin kendisine ait olduğunu açıklayınca Şah ile ciddi biçimde karşı karşıya geldi. Şah karşı çıkınca Musaddık bir radyo konuşması yaparak bazı “şer odaklarının” petrolün devletleştirilmesini engellemek için ordunun denetimini ele geçirmek istediğini açıkladı. Halk bir anda sokağa döküldü, üç günlük genel grev sonrası Şah geri adım attı. Musaddık Savaş Bakanlığı’nı ele geçirmiş ve Şah yanlısı 136 üst düzey subayı ordudan uzaklaştırmıştı. 1953 yılına gelindiğinde monarşinin kaldırılması ve demokratik bir cumhuriyet kurulması tartışılmaya başlamış, Şah panik içinde ülkeyi terketmişti.

1953 yılına, İngiliz istihbaratı ile işbirliği içindeki CIA, İran’da darbe hazırlıkları yaparak girdi. Britanya dünya kamuoyuna Musaddık’ı şu sıfatlarla tanıtıyordu.

“Fanatik, deli, acayip, kaypak, dengesiz, demagog, çocuksu, bezdirici ve dar kafalı, dönek, çılgın, Şark kurnazı, diktatör, Robespierre bozuntusu, Frankenstein kılıklı…”

Dönemin ünlü ABD’li gazetecisi Drew Pearson “özgür dünyanın” geleceğinin Musaddık gibi adamların eline bırakılamayacağını yazıyordu. ABD’nin Britanya Basın Ataşesi, Musaddık’ın afyon ticaretine girdiğini ve dünyayı tehdit ettiğini bildiriyordu. ABD ve Britanya hükümetleri Musaddık’ın TUDEH’le işbirliği yaptığını ve Sovyetler Birliği ile gizli görüşmeler yaptığını açıkladılar[viii]. ABD ve İngiltere dünya kamuoyunu “Musaddık avına” hazırlarken bir yandan da Musaddık’ı “kağıt üzerinde devlete bağlı ama uygulamada yetkilerin Batılı şirketlere ait bir konsorsiyuma devredildiği” bir petrol politikasına ikna etmeye çalışıyorlardı. Musaddık direndi! CIA darbe için bütün hazırlıklarını tamamlamıştı.

19 Ağustos 1953 günü Şah yanlısı Ayetullah Behbehani ve Ayetullah Kaşani adlı vaizlerin kışkırttığı 2000 kişilik bir kalabalığın bağırışları arasında 32 Sherman tankı[ix]Musaddık’ın evini ve radyo binasını kuşattı.

640px-M50-Supersherman-latrun-1
Sherman tankı

Üç saat sonra General Fazlullah Zahidi’nin Şah tarafından Başbakan olarak atandığı duyuruldu. Şah Muhammed Rıza Pehlevi yaptığı açıklamada, 19 Ağustos gününü “Özgür İran halkının biricik hükümdarlarını korumak için kahramanca savaştığı” devrim günü olarak ilan etti. ABD’nin 34. Başkanı Dwight D. Eisenhower yaptığı açıklamada, İran halkının komünizme ders verdiğini ve şah monarşisine derin bir sevgi beslediklerini söyledi.

Muhammed Musaddık üç yıl hapis yattı. Cezaevinden çıktıktan sonra öldüğü 1967 yılına kadar dünyadan izole edilmiş bir şekilde ev hapsinde tutuldu.

1953 darbesiyle milliyetçi, ulusal cephe taraftarı, sosyal demokrat ve sosyalist muhalefet sert bir şekilde ezildi. Muhalefetin önde gelenleri Sovyet ajanlığı, komünizm propagandası yapmak, Şah rejimini yıkmak, vatana ihanet suçlarından tutuklandı. 1954 yılında İran petrollerinin yönetimi uluslararası bir konsorsiyuma devredildi. Darbeden radikal dinciler zarar görmeden ve çok güçlenerek çıktılar. İran bunun bedelini 25 yıl sonra “İslam Devrimi” adı altında çok ağır bir biçimde ödeyecekti.

Venezuela üzerine başladığım yazı dizisinin İran durağını geride bıraktık. Üçüncü bölümde yeniden Venezuela’ya döneceğiz.

 

İkinci bölümün sonu. Devam edecek…

 

DİPNOTLAR

[i]Geleneksel medya aygıtlarının sosyal medya platformlarına eklemlenmesi sonucu ortaya çıkan “Voltran” türü medya yapılanmasını “yeni medya” olarak tanımladım.

[ii]Ervand Abrahamian, Modern İran Tarihi, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2014 İstanbul.

[iii]Ahmet Kesrevi, 1946 yılında Şiiliği eleştiren kitaplar yazdığı gerekçesiyle radikal İslam fedailerince bıçaklanarak öldürüldü.

[iv]Kadınlar başı açık dışarı çıkmaya özendirilmiş, hatta kamu alanlarında peçe yasaklanmıştı.

[v]TUDEH: İran Komünist Partisi. Açılımı İran Kitlelerinin Partisi’dir.

[vi]SBKP: Sovyetler Birliği Komünist Partisi.

[vii]SSCB ile TUDEH arasındaki çatlaklardan en önemli olanının Sovyetler Birliği’nin İran petrolleri üzerinde hak iddia etmesi olduğu iddia edilmiştir.

[viii]Oysa 1953 yılı itibarı ile TUDEH tehlikesinin ciddiye alınmadığına dair ABD’nin üst düzeydeki yetkililerinin raporları bulunmaktadır.

[ix]M4 Sherman tankı: ABD tarafından üretilen, II. Dünya Savaşı sırasında etkin kullanılan panzer özellikleri taşıyan bir tank türü.

Ben de yazdım: VENEZUELA

Trump’ın Maduro’ya “posta koymasından” sonra ortalık Venezuela uzmanından geçilmez oldu. Maduro eksenli Venezuela inceleme ve analiz yazılarının bini bir para etmiyor. Bilgi kaynakları küresel emperyal medyadan ibaret olan “Venezuela uzmanı” malumatfuruşları Bülent Ortaçgil’in “Aşk var” şarkısına emanet ediyorum.

“Herkes en doğruyu bilir 
Herkes uzman herkes rekortmen
Öyle eminiz ki yolumuzdan
İster haydut ister centilmen…”

Sonunda “benim neyim eksik?[i]” diyerek “Ben de yazdım: Venezuela” başlığıyla bir makale yazmaya karar verdim. Emperyalizmin “yeni efendisi” Trump’ın Venezuela konusundaki çıkışından sonra, siyasal/kültürel “biçimlendirme” enstrümanı küresel yeni medyanın[ii]üstüne düşen görevi en iyi biçimde yaptığını düşünüyorum. Bu yazımın amacı, yeni medya tarafından şekillendirilen Venezuela ezberlerimizi sorgulamak, zihnimizde nasıl bir anlam kayması yaratıldığını göstermek olacak. İlginizi çekmeyi başardıysam buyurun başlıyoruz.

venezuela-162459
Kaynak: Pixabay

Venezuela’da ne olup bittiği konusunda az veya çok fikriniz olduğunu varsayıyorum. Yine de çok kısa bir özet geçelim:

Venezuela çoktandır barut fıçısıydı ama bizim olup bitenlere vakıf olmamız Ulusal Meclis Başkanı Juan Guaido’nun kendini geçici Devlet Başkanı olarak ilan etmesiyle başladı. Biliyorsunuz, akıl hastanelerinde bir hastanın kendini peygamber ilan etmesi trajikomik ve sıradandır ama hastane başhekimi de o hastanın peygamberliğini onaylar, hatta onu peygamber olarak kendisinin görevlendirdiğini açıklarsa olayın seyri değişir. Evet, Venezuela’da olan buydu, ABD Başkanı Trump, Juan Guaido’nun başkanlığını tanıdığını ve desteklediğini bildirdi:

 “Maduro hükümeti gücünü ve saygısını kaybetmiştir. Hükümet meşrutiyetini ve otoritesini kaybetmiştir. Bu süreç ile birlikte Guiado’yu Venezuela ülkesinin fiili başkanı olarak tanıyoruz” 

screenshot

Ardından “demokrasi şampiyonu” Avrupa ülkeleri de Trump gibi Juan Guaido’yu Başkan olarak tanıdıklarını ilan ettiler.

Venezuela ülkemiz gündemine düşer düşmez yeni medyanın bilgi akışı bize şu bilgileri taşıdı:

  • Venezuela’nın mevcut Başkanı Maduro, şaibeli ve hileli bir seçimle iktidara gelmişti.
  • Maduro’nın yandaşları ve akrabaları akçalı makamlara getirilmişler, ülkenin zenginliklerini lüplüyorlardı.
  • Maduro ülkede demokrasiyi askıya almıştı. Ülkeyi tek adam ve diktatör gibi yönetiyordu.
  • Venezuela’nın yeraltı petrol rezervleri Suudi Arabistan’dan kat be kat daha fazlaydı.
  • Maduro’nun kötü yönetimi ve petrol kaynaklarını kendisi ve yandaşları için kullanması nedeniyle enflasyon çılgınca büyümekteydi. Evinden tavuk almaya çıkan vatandaşların cebindeki para markete varana kadar değer kaybediyor ve bir yumurta almaya bile yetmiyordu.

Bu yazının giriş ve gelişmesine bakarak sıranın sıkı bir Maduro analizine geldiğini sanıyorsunuz değil mi? Bilemediniz!

Venezuela konusunu bir yana bırakıp tanıdığınızı pek de sanmadığım tarihi bir kişiliği tanıtacağım:Muhammed Musaddık.  Yazımın ikinci bölümünde Musaddık ile devam edeceğiz. Güzel okumaya devam edin lütfen.

Birinci bölümün sonu…

 

 

DİPNOTLAR

[i]Niye eksik olsun, 30 yıllık sıkı bir Mister No çizgi roman okuru olarak kendimi “Latin Amerika uzmanı” olarak görüyor olamaz mıyım?

[ii]Geleneksel medya aygıtlarının sosyal medya platformlarına eklemlenmesi sonucu ortaya çıkan “Voltran” türü medya yapılanmasını “yeni medya” olarak tanımladım.