VOX NIHILI- Nekrofilik bir toplum olmaya doğru- 2. Bölüm

Belki hoşunuza gitmeyecek ama birinci bölümü okumadan bu yazıyı okumaya yeltendiyseniz geriye dönün ve ilk bölümü okuyun lütfen. İlk bölümdeki açıklamalar olmadan ikinci bölüm size Çince gibi gelecektir.

 

Yin Yang ve diyalektik

Diyalektik sözcüğünün gereksiz kullanımı, paranız olmadığında hatta karşılığı bile bulunmadığı zamanlarda kredi kartı ile alışverişe benzer. Anlamı bilinmeden bolca kullanılır, sol jargona ağırbaşlı, karizmatik bir hava katar. Tartışmalarda diyalektik sözcüğünü ilk kullanan olmak önemlidir, aksi halde söz sırası karşı tarafa geldiğinde sizi “diyalektik düşünmeye” davet eder ve apışıp kalırsınız[i].

Avrupa merkezli fikir ve felsefe tarihinde diyalektik düşüncenin izini sürerseniz sizi Heraklitos[ii] karşılayacaktır. Heraklitos’a göre her şey bir değişim içindedir[iii]. Bu değişimin merkezinde logos[iv] vardır. Akıl ile kavranan kâinat, karşıtların birliğidir, karşıtlar birbirine dönüşür, her şey birbiriyle etkileşim ve dönüşüm halindedir[v].

Heraclitus,_Johannes_Moreelse
Heraklitos. Johannes Moreelse, 1630. Kaynak: Wikipedia

Batı düşünce tarihinin, bazen kendini küçük düşürme pahasına yaptığı en büyük hataların başında Uzakdoğu kökenli düşün dünyasını görmezden gelmesidir. Aslına bakarsanız çok da haksız sayılmazlar, Çin kaynaklı ve diyalektik düşüncenin temellerini atan Yin Yang öğretisi, Heraklitos’tan 2000 yıl daha eskidir.

Çin’in en eski felsefi metinlerinden biri olarak kabul edilen Değişimler ve Dönüşümler Yazması adlı kitap (Yi Çing) M.Ö 2800 yıllarına tarihlendirilmiştir. Bu kitapta, tüm kâinatın iki karşı kutbun birbiriyle dinamik etkileşimi sonucu oluştuğu ve geliştiği ileri sürülmüş ve bu kuram Yin ve Yang olarak tanımlanmıştır. Genel bir kabul olarak insanlık tarihi boyunca ortaya konan tüm felsefi akımlar, siyasal doktrinler, sosyal kuramlar, dini inançlar, bilim ve din felsefeleri üzerine etkili olmuştur[vı]. Bu kurama göre her şey kendi içinde karşıtını barındırır, bu iki kutbun oluştuğu her yerde doğanın hareketlenişine tanık olunur. Beyin iki hemisferden (yarı küre) oluşur, canlılar dişi ve erildir, her duygu, fikir, arzu kendi karşıtını yaratır. Simgesi ise bir daire içinde yer alan siyah ve beyaz balığa benzer birbirine sarılmış iki figürdür. Yin ve Yang, başta Taoizm olmak üzere Budizm, Hinduizm vb. dinlerin içine nüfuz etmiş, zamanla bu dinlerin ana öğretilerine karışmıştır. Nedir, Yin ve Yang, günümüzden beş bin yıl önce insanların yaşamı, doğayı ve evreni anlamak için geliştirdikleri diyalektik düşüncenin ilk örneğidir.

taijitu-161352
Kaynak: Pixabay

Yin Yang ve nekrofili

“Nekrofilik bir toplum olmaya doğru” başlığı altında bütün bu açıklamaların ne anlama geldiğini merak etmeye başlamış olabilirsiniz, haklısınız! O halde baklayı çıkartıyorum, bazılarınıza tuhaf gelebilecek bir hipotez ileri süreceğim: Biyofili ile nekrofili arasındaki ilişki/çelişki, Ying ve Yang ilişkisinin sonsuz sayıdaki alt çelişkilerinden (kutuplaşmalarından) biridir. “Nekrofilik toplum” gibi önemli bir konuyu beş bin yıllık bir öğreti ile açıklamamı “kuşku verici” bulmuş, Uzakdoğu mistisizminin esrikliği ile yapılmış bir değerlendirme olduğunu düşünmüş olabilirsiniz. Hele ki “diyalektik” eşittir “tarihsel materyalizm” şeklinde bir fikriyatınız varsa bir üst paragrafta bu yazıyı okumayı bırakmış olmalısınız.

İnsanları akıllı/aptal, güzel/çirkin, iyi/kötü şeklinde tasnif etmek ne denli zor ve tehlikeliyse, nekrofilik/biyofilik olarak sınıflamak da o kadar biçimsiz bir çabadır. Her kişinin içinde cesur ve korkak yan bir arada yaşar; biri diğerine dönüşebilir, en kritik kararlarını hangi yanıyla aldığına göre yaşam çizgisi şekillenir. Bireylerin nekrofilik/biyofilik özellikleri, yin ve yang da olduğu gibi bir arada yaşar; birinin diğerine çok baskın hale gelmesi, er veya geç, bireylerin, toplumun, siyasal yapıların, çevrenin ve doğanın yıkımıyla sonuçlanır. Nasıl mı oluyor? Üçüncü bölümde devam edeceğiz…

 

İkinci bölümün sonu

 

Dipnotlar

[i] Eğlenceli ve dikkat çekici bir giriş yapmak amacıyla yazılmıştır. Dikkate almayabilirsiniz.

[ii] Heraklitos (Herakleitos): Efesli Yunan filozofu. (MÖ 535? – 475)

[iii] “Bir ırmakta iki kez yıkanılmaz” sözünü hatırlayınız.

[iv] Logos: Akıl ile kavrama.

[v] Jacqueline Russ, Avrupa Düşüncesinin Serüveni, Doğu Batı Yayınları, 2011.

[vı] Bumairimu Abudukelimu, Çin Kaynaklarına Göre Taoizm, Doktora tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Dinler Tarihi Ana Bilim Dalı, Ankara, 2011.

VOX NIHILI- Nekrofilik bir toplum olmaya doğru

Giriş

Bir yazı dizisine başlıyoruz. Yazının başlığında gördüğünüz Latince “VOX NIHILI” terimini niye kullandığımı yazı serisinin son bölümünde açıklayacağım. “Entellik ve gösteriş budalalığı” damgasını vurmadan önce son bölüme kadar okumanızı rica ediyorum.

Bu seri yazının bölümlerini kısa aralıklarla ve kısa bölümler halinde yayınlayacağım: Yaklaşık olarak iki günde bir yazı…

Siz söylemeden ben yazayım; çok dağınık, hatta “ne alaka” diyebileceğiniz bir üslupla başladım bu yazıya. Bu savruk ve dağınık yazım yöntemini, konunun özelliği nedeniyle seçtim. Son bölümde rastgele savurduğum parçacıkları bir araya getirebileceğimi umuyorum.

Son olarak bir dileğim var; bu yazıdan “kıssadan hisse” çıkartmamanızı ve gerektiği yerlerde “üstünüze alınmanızı” istiyor, bekliyorum.

Hadi başlayalım…

Viva la muerte!

Nekrofili kelimesinin sözlük anlamına bakarsanız “ölü sevici” veya “ölülere cinsel yönelim gösteren bir sapkınlık türü” şeklinde sonuçlara ulaşırsınız. Ünlü Alman düşünür Erich Fromm nekrofiliyi bu dar anlamının dışına çıkararak incelemiş ve bir toplumbilim kavramı olarak yaşam severliğin (biyofili) karşısına yerleştirmiştir. E. Fromm’un 12 Ekim 1936 tarihinde İspanya iç savaşının başlangıcında yaşanan bir olaya ilişkin anekdotu çarpıcıdır[i].

jos-milln-astray-6070c2c0-9beb-453d-945b-1ce0d984351-resize-750
General Millay Astray, Kaynak: Alchetron, The Free Social Encyclopedia

Salamanca Üniversitesi’nde yapılan konferansın konuşmacısı General Millay Astray’dır[ii]. General’in konuşmasının özü iki kelimeden ibarettir: Viva la muerte! (Yaşasın ölüm!) Konuşmanın bitiminde dinleyiciler arasında bulunan Salamanca Üniversitesi Rektörü Miguel de Unamuna[iii] söz alır ve yavaşça ayağa kalkar.

“General Millan Astray’ın toplumun ruhuna egemen olduğunu düşünmek bana acı veriyor. Cervantes’in ruh yüceliğinden yoksun olan bir insanın çevresinde ölüm yaratarak uğursuz bir rahatlık peşinde koşması kaçınılmazdır.”

Unamuno’nun bu sözleri üzerine Millay Astray “Kahrolsun aydın kafalar” diye bağırır. Salonda bulunan Falanjistler generale destek vermek için “yaşasın ölüm” sloganları atarlar. Buna rağmen Unamuna sözlerine devam etmeyi başarır:

“Burası aydın kafaların tapınağıdır. Bu tapınağın kutsal niteliğini lekeleyen sizlersiniz. Kazanacaksınız, çünkü elinizde yeterli kaba kuvvet var. Ama hiçbir zaman insanlarda inanç yaratamayacaksınız. Çünkü inanç yaratabilmek için onları ikna etmeniz gerekir. İkna etmek için de sizde bulunmayan bir şey gereklidir: Akıllı ve haklı bir savaşım verebilmek. Size İspanya’yı düşünün demeyi gereksiz buluyorum. Söyleyeceklerim bu kadar.[iv]

unamuna
Miguel de Unamuno. Görsel kaynağı: Vikipedi.

Son selfie

2016 yılında bir gazetenin internet sayfasında yer alan bir haber başlığı ve haberle birlikte servis edilen fotoğraf, gündemde alaycı bir gülümseme süresi kadar kaldı; oysa cehennemin kapısında olduğumuzun habercisiydi:

“Şehit Eşle Son Selfie!”

ölüm selfisi
Görsel kaynağı: Haber Ekspres Gazetesi, 5 Eylül 2016.

Haberin devamında şu satırlar yer alıyordu:

“Altı ay önce evlenip düğün yapmaya hazırlandığı eşinin, cenazede tabuta sarılıp selfi çekmesi, meydanı dolduranların yüreklerini dağladı.”

Fotoğrafta tabuta sarılıp “selfie” çeken eş ve yanında duran genç kadının kamerayı “süzen” bakışları nekrofilik işaretlerdir.[v]

Nekrofilik

Nekrofili ceset seviciliğinden ibaret değildir. Geçmişe ve geçmişin acılarına saplanma, anısı bulunan nesnelere düşkünlük, güç ve iktidar sahiplerine özenme ve öykünme, hastalıklar ve ölüm üzerine çok konuşma, yaşam konforu ve biçimini değiştirmeye faydası olmayan eşyalara sahip olma duygusu ve hatta narsistik davranışlar nekrofili işaretidir. Tarihin eli kanlı, despot, savaş kazanmış liderlerine tapınma, ülke sınırlarının genişlediği tarihsel dönemlere hayranlık, nekrofilik bir dünya görüşünün temelini oluşturur. Bir toplumda yukarıda tanımladığım özelliğe sahip kişi sayısı ve bu kişilerin yönetsel aygıtlara hâkim olma ve nüfuz etme gücü arttıkça nekrofilik bir topluma olan yatkınlık artar. Bu artış, nekrofilik bireylerin sayısını arttıran bir sürece ve “kuyruğunu ısıran/yiyen yılan” diye tanımlanabilecek bir nefret/şiddet sarmalına dönüşür. Nasıl mı?

Birinci bölümün sonu

 

DİPNOTLAR

[i] Erich Fromm, Sevginin ve Şiddetin Kaynağı, Payel Yayınları, 1990.

[ii] Jose Millay Astray, 1879- 1954. İspanya iç savaşı sırasında etkin görevler üstlenmiş faşist general. Viva la muerte (Yaşasın ölüm) sloganıyla ünlüdür. Bugün hala hatırlanmasının en önemli sebebi, 12 Ekim 1936’da Salamanca Üniversitesi’nde verdiği söylev sonrası İspanyol düşünür Unamuna’nın kendisine verdiği cevaptır.

[iii] Miguel de Unamuno (d. 29 Eylül 1864, Bilbao- ö. 31 Aralık 1936, Salamanca) Ünlü İspanyol düşünür, Felsefe ve Eski Yunan Dili ve Edebiyatı profesörüdür. Yaşamı boyunca dogmatik düşünce ve baskı rejimlerine karşı mücadele etmiştir. Yazıda anlatılan konferans sonrası Diktatör Franco’ya karşı çıktığı için ev hapsine mahkûm edilmiş ve kısa bir süre sonunda da ölmüştür.

[iv] Unamuna’nın konuşmasını özüne dokunmadan biraz kısalttım. DAD.

[v]  “Şehit eşle son selfie” konusuyla ilgili yazdığım “Ölüm Selfisi” başlıklı yazımı okumak isterseniz: https://doganalpdemir.com/2016/09/09/olum-selfisi/