KISAS

 

Ne zamandır sosyal medya ahalisi böylesine mutlu olmamıştı, bir sevinç, bir sevinç; milliyetçilerden sosyal demokratlara, paralellerden AKP’lilere, Kürtçülerden ulusalcılara kadar pek çok kişi neredeyse horon tepecek, o denli yani. Tecavüz edildikten sonra hunharca öldürülen Özgecan Aslan’ın katili Suphi Altındöken’in, cezaevinde tabancayla vurularak öldürülmesiydi bunca sevincin sebebi. İddiaya göre cinayet, sahtecilik, suç örgütü kurma suçlarından 50 yıl hapse mahkûm Gültekin Alan, yüksek güvenlikli Adana F tipi cezaevinde “tuvalette bulduğu” tabancayla bir gardiyanı rehin almış, Suphi Altındöken ve babasını vurmuştu. Gardiyanın 2,5 saat boyunca rehin alınması nedeniyle yaralanan baba oğulun hastaneye götürülmesi mümkün olmamış, baba yaralı olarak kurtulmuş, Suphi Altındöken ölmüştü. Günlerdir memleketçe bayram ettiğimiz, zil takıp oynayacak hale geldiğimiz olayın özeti bu. Gelelim detaylara, buyurun, okumaya devam.

Özgecan Aslan, 11 Şubat 2015 tarihinde Suphi Altındöken’in tecavüzüne uğramış, direnince öldürülmüş ve yakılmıştı. Toplumun tepkisi sert olmuştu, sivil toplum örgütlerinin protestoları ve sosyal medyanın “idam istiyoruz” çığlığı gündeme hâkim oldu bir süre. İdam isteyenler, “Sizin kızınızın başına gelseydi ne yapardınız?” sorusuyla karşıtlarını susturmaya çalışıyorlardı. Nedir, kantarın şirazesi kaymıştı bir kere. Kısa süre sonra şiddetin dili sosyal medyayı ele geçirdi.

“bunlara ölüm ödüldür etlerini hergün bir parça kesip işkence yapacaksın.”

“bacisini bozacan karsisinda onada seyretiiirecen lawuka cakkallll insan”

“ Idam bu Alçak namussuz için kurtuluş olur kızarmıs yağın içine atacaksın çıkaracaksın ölmeyecek etleri dökülecek acı içinde kıvranarak geberecek”

Özgecan Aslan 20 yaşındaydı, Nuran Dutlu ise 21 yaşında. Neredeyse yaşıttılar, Nuran Dutlu, Özgecan Aslan’dan 20 gün önce elleri kesilerek, işkence edilerek öldürülen bir genç kadındı. Bulvar gazetelerinin üçüncü sayfalarında tek sütunlu bir haberdi Nuran’ın ölümü. Çünkü o bir konsomatristi, belki seks işçiliği de yapıyordu. Nuran Dutlu’nun ölümünden sonra sosyal medyanın tepkilerinin özeti şu mesaj oldu.

“Su testisi su yolunda kırılır her zaman yaşadığı hayat neymiş ki nasıl ölücekti olucagi buymuş”

Nuran Dutlu’nun katilleri yakalandı, cezaevindeler, yargılama sonucu ne oldu haberimiz yok.  Bazılarınızın kaşı gözü oynuyor şimdi, “Ama hocam, Özgecan’la Nuran’ı aynı kefeye mi koyuyorsun” diyorsunuz. Size cevabı Didem Madak vermiş iki dizeyle:

“Asaletim de sizin olsun baylar, rezaletim de!

Beni bir sutyen lastiğiyle asın.”

Özgecan Aslan ve Nurdan Dutlu’nun ölümleri üzerine farklı toplumsal duruş ve refleksler vermemiz ikiyüzlü bir ahlak anlayışı geliştirdiğimizin açık bir kanıtı.

Özgecan’ın katiline verilen ağırlaştırılmış müebbet yetmemişti, asılması, kesilmesi bekleniyordu, hatta etlerinin dilim dilim doğranıp köpeklere verilmesi isteniyordu.

“Bana verecekler or.s.pu çocuğunu öldürmeden dilim doğrar ziyafet çekerdim sokak köpeklerine.”

Özgecan’ın katiline yönelik gelişen nefret dilinin ilk ipuçları cinayetin soruşturulması aşamasında başlamıştı. Zanlı için bir avukat tayin edilmesi bir sorun oldu. Mersin Barosuna bağlı avukatlar Suphi Altındöken’in avukatı olmayı istemiyordu. Mersin Barosu yasal zorunluluk nedeniyle avukat tayin etmek zorunda kalmıştı. Baro tayin edilen avukatın ismini açıklamamış, sosyal medya avukatın sağcı veya solcu olması olasılığını ve bunun sonuçlarını tartışmıştı. Bir avukatın “müvekkil tercihi” üzerinden tanımlanması hukukun çöküşünün bir başka delilidir, nedir, hukukun çöküşü için delil aramaya gerek kalmayacak bir çağ yaşanıyor ülkemizde.

Sonunda dilekleri kabul oldu kan duasına çıkanların. Özgecan Aslan’ın katili, yine bir başka katil tarafından tabancayla öldürüldü. Cezaevine silah nasıl sokulmuştu, bütün toplumun nefretine maruz kalmış bir adamın saldırıya uğrayacağı nasıl olup da öngörülmemişti gibi soruların cevabını bilmiyoruz. Bildiğimiz odur ki, birkaç görevli görevi ihmalden veya yardımdan cezalandırılır ve kapanıp gider olay. Nedir, Özgecan’ın katilinin Gültekin Alan tarafından öldürülmesi sonrası yaşananlar ve sosyal medyanın dili, yaratılan “yeni Türkiye” hakkında önemli ipuçları veriyor.

Özgecan’ın katili ölmüştü, geriye sadece yağ dokusu, bağ dokusu, kas dokusu, kemik dokusu vb. den ibaret bedeni kalmıştı. Doğal olarak bu ölü bedenin toprağa verilmesi gerekiyordu. Hiç kolay olmadı bu defin işlemi. Cenaze iller, ilçeler arasında mekik dokumuş, belediyeler Altındöken’in cesedini kendi mezarlıklarına kabul etmemişti. Aile yakınları cenazeyi ninesinin köyüne defnetmeyi denediler. Köy bir anda ayaklandı, mahalle muhtarı mezarlığın kapısını kilitlemişti. Muhtar’ın açıklaması nefret dilinin hangi sembollerle dilimize hâkim olduğunu açıklıyordu.

“Mezarlığa koymama gibi bir yetkiye sahibim. Bu köy benim. Bu köyde ben yaşıyorum. Kadavra yapsınlar. Devletin kadavraya ihtiyacı var. Ben kabul etsem, yine bu köyden çıkarırız.”

Cenazeyi taşıyacak araç, defnedecek mezarlık bulamayan Suphi Altındöken’in annesinin morgun önünde “Oğlum öldü artık ne istiyorsunuz niye gömdürmüyorsunuz? Oğlumu çöpe mi atayım…” feryadına, sosyal medyada 13-14 yaşlarındaki bir kız çocuğunun mesajı cevap veriyordu.

“Evet, tabii ki çöpe atmalısın”

Porno fotoğraflar paylaşan bir sosyal medya hesabı normal yayınını kesmiş ölüm pornosuna başlamıştı.

“Suphii bu kadar erken kurtuldun pençemizden ama hepimiz mezarına bevledeceğiz, amonyakın bol olsun…”

Sonunda tabutun üzerine bir kadın eşarbı konulmuş ve cenazeye “Suriyeli bir kadın süsü” verilerek morgdan çıkarılmış ve gizlice gömülmüştü.

Suphi Altındöken’i öldüren Gültekin Alan’ın kardeşi basın mensuplarına “kardeşimle gurur duyuyorum, gurur duyulmayacak bir şey değil”demesi, daha sonra da “Yaptığından dolayı ağabeyime kimse bir şey söyleyemez. Bu onu tetikçi yapmaz, yüreğinin sesini dinlemiş”açıklaması sosyal medyayı coşturmuştu. Gültekin Alan’ın konu ile ilgili verdiği ifadede şunları söylediği iddia ediliyordu:

“2 çocuk babasıyım. Tüm bunlar beni etkiledi. Kamu vicdanının sesi oldum. Geç gelen adalet tecelli etmiştir.”

Sosyal medyada bir kahraman ilan edilmişti Altındöken’in katili Gültekin Alan. Sadece kardeşi değil, “ulusça gurur duyuyorduk” katilimizle.

 “Ellerine sağlık. Tabikide gurur duyacağız.”

“Vuran adamın beraat ettirilmesi lazım.”

“Eline sağlık valla adam gibi adammış cezasını indirsinler böle insanlara dışarda çok ihtiyaç var.”

“Bunun gibi 5-10 kişiyi salacaksın hapisten silahını harçlığını da vereceksin temizlenir memleket.”

“Vuran için özel af çıkarılsın, cezaevinden evine sırtımda taşırım bu adamı.”

“Kısas uygulansın”

İşte bu son mesaj, Özgecan cinayeti sonrası sosyal medyada giderek daha fazla dile getirilen “kısas” isteği, tavan yapmış durumda. Kısas isteyen yorumcular onlarca, yüzlerce beğeni alıyor, dine dayalı siyasi altyapısı olmayanlar bile “kısas” isteğini coşkuyla dile getiriyor veya alkışlıyordu. Anlaşılan mevcut hukuk sisteminden umudu kesen toplumumuz İslam hukukundan medet ummaya başlıyor. Ortadoğu bataklığına palas pandıras yuvarlandığımız şu günlerde İslam hukukuna ilişkin bir kavramın, nefret ve şiddet dili ile beraber ısıtılıp servis edilmesi ve bilinçsizce sahiplenilmesi büyük bir tehdit olabilir. O zaman nedir bu kısas, tanıyalım, zorla tanıştırılmadan önce.

İslam hukukuna ait bir cezalandırma yöntemi kısas, kısaca ödeşme, misilleme ve cinai suçların faillerinin, olanak elverdiği takdirde, işledikleri suçun aynı ile cezalandırılması olarak tanımlanıyor. Özetle, adam veya kadın öldüren kişi öldürülür. Ama bir durun, öyle kolay değil kısas cezasının uygulanması. Öncelikle kısas cezasının uygulanması sadece ve sadece ölenin yakınları, velisi ve/veya mirasçılarının talebi ile gerçekleşiyor. Yani şimdi anladığımız anlamda kamu davası açılamıyor cinayetlerde. Usul şu şekilde:

“Kime bir kan (öldürme) veya yaralanma isabet ederse o, üç şeyden birisini yapmakta serbesttir: Ya kısas uygular, ya diyet alır veya affeder. Şayet dördüncüsünü isteyecek olursa elinden tutun (engel olun).”

Anlayacağımız şu; ölenin yakınları katilin öldürülmesini isteyebilir, fidye (diyet) talep edebilir veya affedebilir. Maktulün mirasçılarından biri kısas yerine diyet uygulanmasını talep ederse katil belirlenen miktarda fidyeyi öder ve ceza ortadan kalkar. Ödenecek fidye, kırk tanesinin karnında yavru olmak üzere yüz devedir. Öldürülen kişi kâfir ise diyet yarıya iner.

Kısas isteyenlere hatırlatmak isterim, günümüzde kısas cezası uygulanıyor olsaydı ve Özgecan’ın öldürülmesi sonrası yakınları kısas yerine diyet talep etseydi, Suphi Altındöken elini kolunu sallayarak aramızda dolaşıyor olacaktı. Halk arasında bir söz var, hiç de sevmem, “paran kadar konuş” diye, kısasa uygularsak şöyle olurdu bu söz: “Deven kadar öldür”

Hukuki düzenlemelerin temel amacı toplum vicdanının kanamasına engel olmak veya kanamayı durdurmaktır. Ancak bu toplum vicdanı denen zımbırtı kolayca manipüle edilebilir. İnsanın insanı sömürüsünün zirve düzeni olan kapitalizm, ideolojik aygıtlar yolu ile bu manipülasyon katakullisini yapmayı çok iyi bilir, başımıza gelen tam olarak budur. “Batı Avrupa devletlerinde de kapitalizm var ama onların insana yakışır hukuki düzenlemeleri var” diyor olabilirsiniz; nedir, kapitalizm sömürene ve sömürülene aynı muameleyi yapmaz, aynı ideolojik aygıtları kullanmaz. Şakulü kaymış nefret dili, faşizme bir kitle ruhu elbisesi diker, oluşan şiddet ortamı sistem dışı düzen olasılıklarını ezip geçer. Suphi Altındöken’i öldüren Gültekin Alan’ın milli kahraman yapılması, Nurdan Dutlu ile Özgecan Aslan için farklı ve ikiyüzlü duyarlılıklar geliştirilmesi, İslam hukukunun pişirilip yeniden servis edilmesi faşizme dikilen kitle ruhudur. Mırın kırın etmenin, onun şapkasını buna takmanın,  eciş bücüş siyaset oyunlarının, şunu bir devirirsek kolay olacak demenin faydası yok. Hurda araba şoför değiştirmekle yürümez; yeni bir arabaya, düzeni değiştirmeye gereksinimimiz var. Nasıl mı?

Kaynaklar:

1- D.A. Demir, İdam Tamtamları Neden Çalıyor, 18 Şubat 2015 tarihli blog ve köşe yazısı.

2- Abdurrahman Maliki, İslam Hukukunda Ceza, 2002. http://www.kalifaat.org/pdf/Ukubat.pdf

3-  Dr. İlhan Akbulut, İslam Hukukunda Suçlar ve Cezalar, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2003, Cilt 52, Sayı 1, Sayfa 167-81.

4- Tarsus Medya, Özgecan’ın Katil Zanlısının Cenazesi Krize Dönüştü 12 Nisan 2016.

5-  Milliyet Gazetesi, Suphi Altındöken’i öldüren Gültekin Alan’la ilgili bilinmeyen ayrıntılar, 13 Nisan 2016.

6- Hürriyet Gazetesi, Özgecan’ın katili Suphi Altındöken’i öldüren Gültekin Alan’ın kardeşi ifadeye çağrıldı, 16 Nisan 2016.

7- Mynet Haber, Özgecan Aslan’ın katili Suphi Altındöken’e cezaevinde babası Necmettin Altındöken siper olmuş, 15 Nisan 2016.

8- Facebook ve Twitter.

İDAM TAMTAMLARI NEDEN ÇALIYOR ?

Özgecan’ın vahşice katledilmesi sonrası toplumun pek çok kesiminden yükselen idam çığlıklarını fikren desteklemesem de  “bu katillerle aynı gökyüzü altında yaşamak istemiyorum, idam edilsinler” şeklindeki tepkileri anlıyorum, anlamaya çalışıyorum. Özellikle en önemli argümanları olan “Sizin kızınızın başına gelseydi ne yapardınız?” sorusu karşısında tereddüt yaşamamak çok zor. Ama konunun derinliklerine dalmadan önce idam taraftarlarının sosyal medya mesajlarına bir göz atalım beraber, mesajların diline dikkatinizi çekmek isterim. Kadın yorumcuların başına “K”, erkeklerin başına “E” koydum.  Bazı kelimeleri … ile sansürledim.

K– “Oruspuu cocugu  ulann senii her yeeini tek yek kesip atese atmayanlar adalet mi saglar  bizim patamizla cezaevinde bir omur yiyip icip yatmak mi senin hakkin yoksa aci ceke ceke olmek mi kopeklerrrr”

E– “Kaypak akdamlar kadina isken cee yapar bacisini bozacan karsisinda onada seyretiiirecen lawuka cakkallll insan”

E– “ALLAH belasini versin bunu yapanlar bu serefsizleri bana verseler kafalarini gozumu kirkmadan teredutsuz keserdim”

K–  “Şu yasalar çıksında hem dayak hem zorla kızlık bozanlar pıslıkler ceza alsın ne gelırse erkeklerden gelıyor bıze bıde hala evlenmeye ugrasıyoruz her erkegı gebertmelı aldatıyor cogu zaten dusmus bı bayana asla acımıyorlar bı tekmede onlar atıyor hepsının aklı uçkurunda duzgun yok”

K– “Ne büyük acı.bu ne vicdansızlık.hiç için cız etmedimi.bunlara ölüm ödüldür etlerini hergün bir parça kesip işkence yapacaksın.bu nasıl vicdansızlık”

E– “ Idam bu Alçak namussuz için kurtuluş olur kızarmıs yağın içine atacaksın çıkaracaksın ölmeyecek etleri dökülecek acı içinde kıvranarak geberecek”

E– “…..alayınızın a.k bunu yapan kahpe evladı ananı bacını karını çocuğunu senin yatağında senin dizinin dibinde s.k.y.m  a.k dünyası”

E-“…….yemeğe bok verip azdira azdira g.t.ne jop soka soka öldurulmelidir”

Katiller için önerilen bazı işkence yöntemlerini burada yazmaya elim varmadı, okuyorlarsa, en acımasız engizisyon yargıçlarının bile kemikleri takırdamıştır kıskançlıktan. İdam taraftarları arasında çok sayıda değerli eğitimci, hukukçu, hekim, akademisyen arkadaşlarımı görmek beni kaygılandırıyor, üstelik onların da kullandığı dil yukarıdaki örneklerin çok uzağına düşmüyor. İlginizi çektiyse buyurun devam ediyoruz.

Birkaç hafta önce 21 yaşındaki bir genç kadın işkence edilerek öldürüldükten sonra elleri kesilerek bir tarlaya atıldı, Özgecan’ın yaşıtı. Adı Nurdan Dutlu, pek çoğunuz adını ilk kez duyuyor, o hayatını konsomatris olarak kazanan bir genç kadın. Ölüm haberi malum gazetelerin üçüncü sayfasında ve reyting tanrısının bir nedimesinin sunduğu, kayıp kişileri araştıran bir televizyon programında yer aldı. Sayıları çok az olsa da Nurdan Dutlu’nun ölümüne ilişkin sosyal medya mesajlarından da birkaç örnek okuyalım.

K– “Su testisi su yolunda kırılır her zaman yaşadığı hayat neymiş ki nasıl ölücekti olucagi buymuş”

K– “……. Travestiyle Aynı evde kalan kızdan ne bekleyecenki aramayın boşuna..”

E– “Anne babasini dinlemeyenin sonu böyle olur allah rahmet eylesin”

E– “Başı boş yaşamamali insan”

E– “Yasam biciminden kaynaklanan bir olum.su testisi su yolunda kirilir.

K– “Güzel kızmış ama yazık etmiş kendine su testisi su yolunda”

K– “ay bu fhslerde mubarek namuslu oldular yayında”

K– “orbunun arkadaşı ors olurmuş”

K– “su testisi suolunda kırılır”

K– “Zaten iyi yolda değilmişki annesi napabilirki hayatini seçmis yine de Allah rahmet eylesin.”

E– “Ewladi olan bir kadinin ne isi var sarhos masalarında allah akil fikir versin cocuğundan uzaklasirsan ALLAH cc de seni dünyadan uzaklaştırır……gram üzülmedim ne ekersen onu biçersin”

E– “valla hiç acımıyorum kız nerelerde çalışmış annesi bildiği halde susmuş sahip çıkan eden yok kızın arkadaş çevresine bak takıldığı kişilere bak travestisi bile varmış her koyun kendi bacağından bi onla bi bunla takılırsan hak ettiğini bulursun”

K– “Ben o alemde çalışan kadınlarada saygı duyom onlar olmaza abaza erkeklr napck”

Nurdan Dutlu’nun katilleri için de “asılsın, kesilsin” mesajları var ama sesleri hem cılız hem de sayıları çok az. Mesajların özeti açık: Su testisi suyolunda kırılır.

Eski deyişle insanoğlunun beşeri bir varlık olması toplumsal kuralları ve hukuki düzenlemeleri zorunlu tutuyor.  Hukuki düzenlemelerin temel amacı ise toplum vicdanının kanamasına engel olmak veya kanamayı durdurmaktır. Ancak bu toplum vicdanı denen şey nasıl bir merettir ki Özgecan ve Nurdan Dutlu için farklı hatta daha açık söyleyelim ikiyüzlü standartlar geliştirmiştir. Sebebin ne olduğunu anladığınıza eminim; devletlerin, kapitalist sistemin ideolojik aygıtları, toplum vicdanı denen zımbırtıyı kolayca manipüle eder. Hele hele nefret dilinin zirve yaptığı, ötekileştirmenin yaşamın temel taşı haline getirildiği, eğitim seviyesinin giderek düştüğü toplumlarda toplum vicdanını manipüle etmek daha da kolaylaşır. Özgecan katliamından sonra başımıza gelen de budur.

Otoriter, baskıcı rejimlerde ceza yasalarının temel işlevi otoritenin gücünü göstermektir. Hukuk kuralları güç, iktidar ve mülkiyet ilişkileri üzerinden dizayn edilmiştir. Ölüm cezası üzerine istatistiki küçük bir araştırma yapan herkes idamın suç oranlarını etkilemediği sonucunu kolayca görebilir. Mevcut iktidarın bu olayda ideolojik aygıtları harekete geçirmesinin temel amacı Özgecan’ın katillerini ortadan kaldırmak değil daha baskıcı yasaları topluma dayatmak ve onaylatmaktır.

Özgecan katliamında sokağa dökülürken Nurdan Dutlu karşısında neden suskun kaldığımızın, toplum vicdanının ikiyüzlülüğünün sebeplerini kendimize sormak zorundayız. “Bu iki kadını aynı kefeye mi koyuyorsun?” diyenlere söyleyecek sözüm yok, ne yazık ki yakın tarihimizi ve geleceğimizi onların ikiyüzlü ahlak anlayışları belirleyecek. Sözüm, medyanın/sosyal medyanın “ya sizin çocuğunuz olsaydı” çığlıklarının ve idam tamtamların etkisinde kalan, mevcut hukuk sistemine olan güvensizlik nedeniyle ölüm cezasına destek vermeye başlayan aydınlık insanlaradır. Ölüm cezası, bizim gibi bir ülkede Pandora’nın kutusunu açmaya benzer, içinden çıkacak olan kötücül ejderha sadece demokrasiye, eşitliğe, barışa, aydınlık bir geleceğe inanan bizleri yutacaktır.