Etiket arşivi: Şiirli Cuma

Fethi Giray- ŞİİRLİ CUMA

Değerli dostlar hepinize ŞİİRLİ CUMALAR diliyorum. Bu hafta için seçtiğim şair Fethi Giray, 1918-1970 yılları arasında yaşamıştır.

1938 yılında Ankara Erkek Lisesi’ni bitirdikten sonra 1951 yılına kadar çeşitli memuriyetlerde bulunmuş, daha sonra gazetecilik yapmıştır. İlk şiiri 1939 yılında Ankara’da Dikmen Dergisi’nde yayınlanmıştır. 1941 yılında Sulha Selam, 1943 yılında Suat Taşer ile birlikte 1943 isimli şiir kitapları yayınlanmıştır. Şiirleri 1972 yılında (ölümünden iki yıl sonra) “Tüm Şiirleri” adıyla basılmış, günümüze kadar başka baskı yapılmamıştır. Okumazlığımız, Türk dilinin Edgar Allen Poe’su olarak nitelenebilecek bir şairi unutulmaya terk etmiştir.

Fethi Giray, şiirlerinde sıradan insanları nefes kesici bir dille anlatır. Gece Yarısı isimli şiirini okuyoruz:

“Gel sen beni affet!
Anam, kardeşim, karım
Şimdi gece yarısı,
Bu saatte ben kaldırımlarda olmalıyım.
Bu saatte,
Alnından öpmeliyim:
Evine ekmek parası götüren yetim çocuğu;
O ufacık, o çıplak ayakların sesinde,
Utanarak
Duymalıyım yokluğu.
Bu saatte,
Derdini bilmeliyim
Şu köşe başında sızmış olan adamın,
Bu saatte ben,
Gözlerinde yaş olmalıyım,
Her ağlayanın.”

Şiirlerinde müzikal bir tını yükselir, duygulu ve buruk. Pek çok şair tarafından şiirlere konu edilen İstanbul’un anlatımındaki lirizm baş döndürücüdür.

“İSTANBUL

Canım İstanbul;
Sokaklarında, caddelerinde kucak kucak,
Çiçek satılan şehir.
Haliç, tersane ameleleri…
Bir tütün yaprağı gibi: rejili işçi kızlar…
İnsanlarla dolu, canım insanlarla,
Vapurlar, tramvaylar…
Yerimde duramıyorum,
Ayaklarım koşuyor, kahrolası ayaklarım!
Ekmek peşinden;
Kapayın ellerinizle yüzünüzü büyük patronlar
Mahmut Yesari Bey geçiyor Babıâli Caddesinden.
“Vazgeç ulan taksimden
Dertliyim yine bu akşam.
Söyle kızım Aksaraylı Leman,
Hüzzam faslından söyle,
Güzeldir, hazindir faslı hüzzam.”
Biz ehli kalemdeniz.
Dertliyiz…
Balık pazarında birkaç kadeh
Bulanık rakı içelim dedik bu akşam,
Balık pazarında iyot kokuyor bu akşam
Yanımızdaki masada “Cevriyem” türküsünü söylüyor.
Büyük elli, büyük ayaklı üç adam!
Yarın yine havada lodos var,
Yarın yine,
“Gözlerinden anladım Cevriyem sende karasevda var.”
İstanbul güzel şehir,
Affeyle bizi.
Gerçi övemedik ufkunu, mehtabını, denizini…
Sen doldur oğlum kadehlerimizi
Dertliyiz yine bu akşam.
“Söyle kızım Aksaraylı Leman;
Hüzzam faslından söyle,
Güzeldir, hazindir faslı hüzzam…”

Bu hafta için Fethi Giray’ın “Rizeli Ali’nin Hikâyesi” adlı şiiri seçtim, beğeneceğinizi umuyorum.

“Galata’da dostu varmış,
Mahpushanede postu varmış,
Rizeli Ali’nin.
Çok kahrını çekmiş denizin,
Anlattı bana:
Bu yıl balık vurmamış dalyana
Yuh olsun be!…, diyor:
Şu koca, koskocaman denize
Metelik bile vermedi bize.
Canına yandığımın dünyasında
Parasız yaşanmazmış,
Tütünü yokmuş tabakasında;
Dost varmış,
Düşman varmış.
Şu canına yandığımın dünyasında.
Kaldırdı yırtık ceketinin yakasını,
Emdi yudum yudum son izmarit sigarasını.
Kimseye minnet etmezmiş
Satarmış takasını.”

Nereden çıktı bu ŞİİRLİ CUMALAR diyenler, okuyunuz lütfen:

https://doganalpblog.wordpress.com/2014/…/05/siirli-cumalar/

 

ŞİİRLİ CUMALAR, Ortadoğu bataklığına itilmeye, nefret diline ve muhafazakâr bir toplum olmaya karşı bir DURUŞdur.

 

Proje adının kaynak gösterilmeden kullanılmaması rica olunur.

 

KAYNAK
1- İlhami Soysal, 20. Yüzyıl Türk Şiiri Antolojisi, Bilgi Yayınevi, 2009 (11. Basım)

Nereden çıktı bu ŞİİRLİ CUMALAR diyenler, okuyunuz lütfen:

 

 

 

 

Adonis- ŞİİRLİ CUMA

Değerli okurlarım, hepinize ŞİİRLİ CUMALAR diliyorum. Bu hafta için seçtiğim şair, şiirlerini Adonis takma adıyla imzalayan Ali Ahmet Sait Eşber, Suriye doğumlu olup Arap Edebiyatı’nın yaşayan en büyük şairi kabul edilmektedir. 1930 yılında yolu, okulu, elektriği olmayan yoksul bir köyde doğmuş ve halen Fransa’da yaşamaktadır.

Çocukluk döneminin tek eğitimi, Arap şiiri sevdalısı babasının öğrettiği şiirler ve Kuran bilgisiydi. Tarlada çalıştığı saatlerin dışında, büyük bir ağacın etrafında toplanan çocuklara katılır, onlarla birlikte Arapça yazmayı öğrenirdi. Kendisiyle yapılan bir röportajda çocukluğunun o dönemini ve şiir sayesinde hayatının nasıl değiştiğini anlatıyor:

“Babam Arap şiirini ve Kuranı iyi biliyordu. Benim okulum, babamın Kuran ve şiir bilgisiydi. Cahiliye döneminden itibaren eski Arap şiirleri ile yetiştim. İlk şiirimi, Cumhurbaşkanı Şükrü el Kuvvetli için yazdım. Kuvvetli, 1943’te, bağımsız Suriye’nin ilk cumhurbaşkanı seçildi. Kuvvetli, köyümden geçecekti. Ben cumhurbaşkanına bir şiir yazacağım ve bu şiiri onun önünde okuyacağım, şiirimi sevecek, “Sevgili çocuğum senin için ne yapabilirim diyecek” diye düş kurmuştum. Bölgemize cumhurbaşkanı geldiği zaman, onu görmeye gittim. Kuvvetli meydandaydı. Ben de meydanın ortasındaydım. Şiirimi okudum, biter bitmez insanlar öyle bir saldırdı ki orada cumhurbaşkanı var mı yok mu unuttular. Üstümü parçalayacaklardı. O kadar beğendiler. Kuvvetli de bundan öyle etkilendi ki, o şiirden bir dize seçti, konuşmasında kullandı. “O çocuğun dediği gibi” diyerek konuşmasını değiştirdi. Mesela cumhurbaşkanı konuşmasında kılıcı anlatıyor, böyle bir fotoğraf çiziyor, “Siz de benim etrafımı öyle saracaksınız ki, çocuğun dediği gibi kılıcın kılıfı olacaksınız” diyor. Konuşmasının sonunda, her şey aynen düşlediğim gibi oldu. “Sevgili oğlum senin için ne yapabilirim” dedi. Ben de ona okula gitmek istediğimi söyledim, “Tamam” dedi. Dolayısıyla 13 yaşında okula başladım. Köyümü terk ettim, hayatım tamamen değişti. Düşündüm ki şiirin içine doğmuşum. Şiir benim hem annem hem babam. Bir şiir hayatımı değiştirdiğine göre, dünyayı da değiştirebilir. Bu şiir olmadan ben sizinle oturamazdım.”

 Adonis Şam’da felsefe eğitimi alır. Üniversitede ülkesindeki dikta rejimine karşı öğrenci hareketlerinin liderlerinden biridir. Ülkesindeki siyasal baskılardan kaçarak Lübnan’a giderek Beyrut’ta Arap Edebiyatı öğretmenliği yapmıştır. Beyrut’ta, Şiir (1957) ve Mevakıf (1968) dergilerini kurdu. Bu dergiler Arap şiirini geleneksel kalıplardan kurtarmayı amaçlıyordu.

Adonis, Lübnan’da iç savaş başlayınca Paris’e yerleşti.

Adonis şiir ve yaşam hakkındaki düşüncelerini neredeyse şu iki cümleye sıkıştırmıştır:

“Benim için önemli olan yasak ve gizli olandır. “Geleceğin şiiri bir ret ülkesidir” dediğim zaman, insanı ve onun “gerçek yaşamı”nı daha iyi algılamak için mevcut kurumları reddetmek gerektiğinin altını çiziyorum…”

Adonis Paris’e yerleştikten sonra şiir yazmayı sürdürmüş ve birbiri ardına pek çok şiir ödülüne hak kazanmıştır. 1995 yılında Uluslararası Nazım Hikmet Şiir Ödülü’nü almıştır; bu ödülü alan ilk kişidir.

Adonis şiirlerinde, parçalanan Arap kuşağını, dağılan halkını sergilemiş ve bunu bütün insanlık için genelleştirerek, insanlığın dramını toplumsal belleğin yüzeyine çıkarmıştır.

adonis2

 

Adonis Ortadoğu üzerine görüşlerini de pek çok şekillerde paylaşmıştır. Guardian’da yayımlanan mülakatında Adonis, “Bu baharı yaratan Arap gençliği, ilk defa Araplar batıyı taklit etmiyor – bu sıradışı bir şey. Ancak buna rağmen, bu devrimci anın meyvesini yiyenler İslamcılar, tüccarlar ve Amerikalılar oldu”demiştir. Yaşamı boyunca laikliğin bir savunucusu olmuş olan şair, sürecin siyasal İslamcıları iktidara getiren bir noktaya gelmesinden rahatsızlığını dile getirmiştir. Bu nedenle de derginin muhabiriyle tartışmışlardır. Adonis, Arap ülkelerinde halkın örgütsüzlüğüne işaret ederek, bir tek köktendincilerin ciddi bir örgütlenmeye sahip olduklarını söyleyince, muhabirin kafasındaki çerçeve bozuluyor:

“-Lütfen ama! Bugün Humus ve Hama’da sokaklara çıkan ve katliamdan geçirilenler İslamcı değil ya.”
Adonis: Bunu nereden biliyorsunuz?
-Bütün muhabirler bunu söylüyor. El Cezire de.
Adonis: Ve bunlara inanıyor musunuz? Muhaliflerin büyük çoğunluğu köktendincilerden oluşuyor. Ben radikal bir şekilde rejime karşıyım ama muhalefeti de desteklemiyorum. Çünkü ben, askeri diktatörlükten dini diktatörlüğe geçişe katkı sunmak istemiyorum.”

 Adonis’in “ılımlı İslam” konusundaki fikirleri de çok nettir:

“Ilımlı İslam diye bir şey yok. Ilımlı Müslümanlar var, evet. Ama ılımlı İslam yok. Eğer Batı’nın bir ılımlı İslam’a ihtiyacı varsa, Suudi Arabistan’da başlasın ya. Amerika’nın ve Batı’nın Arap dünyasına ilişkin politikasına karşıyım. Onların mantığını paylaşamam, paylaşmam. Müslüman Kardeşler faşistler, bildiğimiz faşist.”

Bu hafta için Adonis’in “Hiçin Ayartma Neşidesi” adlı şiirinden bir küçük bölümü seçtim, beğeneceğinizi umuyorum.

“Rahimlerini düş toprağında eken kadınlar vardı,
Biçme işini Allah’a bırakırlardı
Aralarından kimileri akşam ölür seherde doğardı,
Kimileri bilge sabrıyla âşıkın iç çekişini yazardı
Kimileri boyunları üzerindeki boyunduruğu kürk sayarak yürürdü.”

adonis3

 

KAYNAKLAR


1- Berrin Tuncel Birer, Araplar’ın yaşayan en büyük şairi ADONİS, Sabah Gazetesi, 31 mart 2013
2- Sol Haber, Suriyeli şair Adonis: ‘Bu yaşananlar bir bahar değil, tarihsel bir gerileme’, başlıklı haber, 14 Şubat 2012
3- Orhan Tüleylioğlu, Rüzgârları yapraklara verdim ben, Milliyet Sanat, 8 Mayıs 2013
4- Adonis, Kudüs Konçertosu, Yapı kredi Yayınları, 2014. Çeviri: İbrahim Demirci.

 

 

 

Nereden çıktı bu ŞİİRLİ CUMALAR diyenler, okuyunuz lütfen:

https://doganalpblog.wordpress.com/2014/…/05/siirli-cumalar/

 

ŞİİRLİ CUMALAR, Ortadoğu bataklığına itilmeye, nefret diline ve muhafazakâr bir toplum olmaya karşı bir DURUŞdur.

 

Proje adının kaynak gösterilmeden kullanılmaması rica olunur.

 

 

Aşık İbreti- ŞİİRLİ CUMA

Değerli okurlarım, hepinize ŞİİRLİ CUMALAR diliyorum. Bu hafta için seçtiğim şair Aşık İbreti mahlasını kullanan Hıdır Gürel, 1920- 1976 yılları arasında yaşamıştır. Babası köy köy dolaşarak meyve ve öteberi satarak evini geçindirmiş ve Âşık İbreti çok yoksul bir ortamda yetişmiştir. Gençlik yıllarında köşkerlik (ayakkabı tamirciliği) ve terzilik yapmış, gaz lambasında sabahlara kadar okuyarak kendini yetiştirmiştir. Çeşitli mesleklerle uğraşmıştır; saz yapıp satma, dişçekme, maden arama, fotoğrafçılık…

11878913_894158127345889_6587631995849892679_o

1960’lıyıllardan itibaren “sazın tellerinde nağmeleşen şiirler” ile tanınmaya başladıysa da yaşamı boyunca yoksulluk çekmiştir. 1967 yılında Elbistan’da “fanatik” bir grubun saldırısına uğramış, dükkanı tahrip edilmiş, canını zor kurtarmıştır.

İbreti’nin şiirlerinde insan sevgisi, sosyal adalet ve eşitlik özlemi çok belirgin olup Alevi/Bektaşi şiir geleneğinin önemli temsilcileri arasında sayılmaktadır. Şiirlerinde geleneksel dini inançları, hurafeleri, gerici ve yobaz fikirleri ince bir dille yermiştir.

İbreti’nin bu hafta için seçtiğim GELDİM isimli şiirini beğeneceğinizi umuyorum.

GELDİM
İlme hizmet ettim uykudan kalktım 
Sar
ık, seccadeyi elden bıraktım 
Vaizin her g
ünkü vaazından bıktım 
Ramazan
ı sele verdim de geldim
Karn
ım aç kalınca kederim arttı 
Hele hac kayg
ısı hayli bir dertti 
Paral
ılar hemen Hacoldu gitti 
Şeytanı taşlarken gördüm de geldim
D
ört kitabı torbaya koyup da astım 
Cennet hurisinden ilgimi kestim
 
Muskac
ı hocaya sanmayın sustum 
A
ğzının payını verdim de geldim
Akl
ım ermez ahret eğlencesine 
Sayg
ım var insanın düşüncesine 
Hayal cennetinin bo
ş bahçesine 
Softa s
ürüsünü sürdüm de geldim
İbreti emelim insana hizmet 
E
şim bana huri, evimde cennet 
Ac
ıya Hocaya kalmadı minnet 
İbriği, tesbihi kırdım da geldim

 

İbreti’nin kendi sesinden ve sazından “Geldim” şiirini dinleyebilirsiniz.

https://www.youtube.com/watch?v=MQ7BSa70lJE

 

Kaynak
1- Alevi- Bektaşi Şiirleri Antolojisi, İsmail Özmen, Kültür BakanlığıYayınları, 1998, Cilt 5.

 

 

Nereden çıktı bu ŞİİRLİ CUMALAR diyenler, okuyunuz lütfen:

https://doganalpblog.wordpress.com/2014/…/05/siirli-cumalar/

 

ŞİİRLİCUMALAR, Ortadoğu bataklığına itilmeye, nefret diline ve muhafazakâr bir toplum olmaya karşıbir DURUŞdur.

 

 

 

 

NIKOLA VAPTSAROV- ŞİİRLİ CUMA

Değerli dostlar hepinize ŞİİRLİ CUMALAR diliyorum. Bu hafta için seçtiğim şair Bulgar şiirinin önemli isimlerinden Nikola Vaptsarov, 1909-1942 yılları arasında yaşamıştır.
Bulgaristan’ın Bansko kasabasında doğdu. Babası öyle istediği için makine teknisyeni oldu. Sofya Üniversitesi’nde edebiyat eğitimi görme düşünü hiçbir zaman gerçekleştiremedi. Sol siyasi görüşleri nedeniyle sık sık işsiz kaldı. Tek şiir kitabı “Motor Türküleri” 1940 yılında yayınlandı. İkinci Dünya Savaşı’nda Bulgaristan, Alman Faşizmi tarafından işgal edilince Komünist Parti saflarında ülkesini savundu. 1942 yılında tutuklandı ve işkence gördü. 23 Temmuz 1942’de beş arkadaşı ile birlikte 33 yaşında kurşuna dizilerek idam edildi. 19 Haziran 1953 tarihinde Budapeşte’de “Halklar arasında barış ve dostluğa katkıdan dolayı” Vaptsarov’a Dünya Barış Konseyi’nin onur ödülü verilmiştir.

Bulgar ve Makedon şiirine işçi sınıfının psikolojisini ilk kez dâhil eden Vaptsarov, işçi dünyasına ve onun mücadelesine seyirci kalmayan, aksine içinde olan bir isimdir. Vaptsarov bir konuşma gibi doğal ve yalın şiirinin özüne hem toplumsal, hem kişisel dram nitelikli, emekçi insan, onun ekmek, mutluluk ve özgürlük kavgası temasını yerleştirir. Şiirlerinde günlük yaşamın en basit ve kişisel olgularıyla, en yüce insancıl ve toplumsal ideallerini yoğun ve doğal bir biçimde harmanlar.
Şairin tüm şiirlerinde emekçiye, adalete, güzel geleceğe duyduğu inanç gözlenir. Vaptsarov inanç, mücadele, kavga ve hayata duyulan sevgi konularını altını çizerek ele alır. Örneğin “İnanç” başlıklı şiirinde şöyle seslenir:

“İnancım
zırhla kaplıdır göğsümde
ve bu zırha işleyecek
kurşun icat edilmemiştir, henüz!
icat edilmemiştir!”

Çeviri: Erdal Alova

“Doğduğum Ülke” ve “Mektup” başlıklı şiirlerinde hayatın gerçekten iyi olacağına inancı sonsuzdur. Mücadeleyle daha güzel bir hayata ulaşacağından çok emindir. Bu inanç aynı zamanda insana inançtır. İnanç ona göre hayattır, aşktır, nefes almaktır ve mücadeledir:

“…Ve şimdi sana anlatmak istiyorum
nasıl güçlü olduğumu
inançla ve güçle!…
Ve inanıyorum geçeceğimize,
gecenin ve karanlığın arasından
kırarak buzları güçlü ellerimizle…
ve güneş yeniden parıldayacak
canlandırıcı
ışınlarıyla…”
Çeviri: Erdal Alova

Ülkemizde Nikola Vaptsarov’un şiirleri Özdemir İnce, Ataol Behramoğlu ve Erdal Alova’nın çevirileriyle dergi ve antolojilerde yayınlanmıştır.

Nikola Vaptsarov’un Ataol Behramoğlu tarafından çevrilen “Veda Şiiri” adlı şiirini, bu haftanın şiiri olarak seçtim. Beğeneceğinizi umuyorum.

“VEDA ŞİİRİ
Karıma
Geleceğim bazen uykudayken sen
Beklenmedik, uzak bir konuk gibi.
Sokakta, bir başına koyma beni
Kapıyı sürgüleme üstümden
Usulca girecek, bir yere ilişeceğim
Bir zaman, karanlıkta, bakacağım yüzüne.
Görüntün doyasıya dolunca gözlerime
Seni kucaklayacak, ve çıkıp gideceğim.”

Çeviri: Ataol Behramoğlu

KAYNAKLAR
1- – Dünyanın En Güzel 100 Şiiri, Editör: Halil Gökhan, Kafekültür Yayıncılık, 2015.
2- Melahat Pars, NİKOLA VAPTSAROV’UN EDEBİ YARATICILIĞI VE TÜRKÇE’YE KAZANDIRILAN ŞİİRLERİ, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi 53, 2 (2013) 201-210
3- Vikipedi
ŞİİRLİ CUMALAR, Ortadoğu bataklığına itilmeye, muhafazakâr bir toplum olmaya ve nefret diline karşı bir DURUŞdur.

Proje adının kaynak gösterilmeden kullanılmaması rica olunur.

SEAMUS HEANEY- ŞİİRLİ CUMA

Değerli dostlar hepinize ŞİİRLİ CUMALAR diliyorum. Bu hafta için seçtiğim şair Seamus Heaney, 1939- 2013 yılları arasında yaşamış, 1995 yılında Nobel Edebiyat Ödülü almıştır.

1939’da Kuzey İrlanda’da Derry’de bir çiftlikte doğdu. Anahorish Okulunda ilk öğrenimini, St. Columb’s Kolejinde orta öğrenimini, Belfast’taki Queen’s Üniversitesinde de yükseköğrenimini tamamladı. Şiire üniversiteden sonra, öğretmenlik yaptığı yıllarda başlayan Heaney’nin ilk kitabı The Death of a Naturalist 1966’da yayımlandı.
Seamus Heaney Harvard, Berkeley ve Oxford üniversitelerinde şiir profesörü olarak dersler verdi. İngiltere’nin İrlanda’ya tecavüzü metaforu üzerinden İngiltere’nin şiddet dünyasını eleştirmiş, Britanya Şairler Ansiklopedisi’nde yer almayı reddetmiştir.
Sanat alanında başarı kazanmış kişilerden oluşan bir topluluk olan Aosdána’da en yüksek onur unvanı olan Saoi’ye layık görülmüştür.

Pek çok dile çevrilen çok sayıda şiir kitabından hiçbiri Türkçeye çevrilmemiştir. Bazı şiirleri antoloji ve dergilerde yer almıştır. Cevat Çapan tarafından çevrilen “Yapı İskelesi” adlı şiirinde kullandığı mecazi anlatım çarpıcıdır.

“Duvarcılar, bir yapıya başlarlarken,
İyice gözden geçirirler iskeleleri;

Fazla basılan yerlerdeki kalaslar kaymasın,
Merdivenler sağlam mı, çiviler iyi çakılmış mı.

Gene de hepsi sökülür bunların işleri bitince,
Sağlam, güven veren duvarlar çıkar ortaya.

İşte, sevgilim, bazen bizim aramızdaki köprüler de
Yıkılıyormuş gibi görünseler de,

Hiç aldırma sen. Varsın yıkılsın iskeleler,
Biz duvarımızı ördüğümüze güveniyorsak eğer.

Seamus Heaney’in bu hafta için seçtiğim, çok beğendiğim “ŞİİR” başlıklı şiiri beğeneceğinizi ve sizin de içinizi ısıtacağını umuyorum.

“Şiir
Aşk, seni benzersiz kılacağım çocuğum,
Bir yaramaz, beynimi sürekli oyalayan.
Kazıyor toprağı, bir tepecik olana dek
Ya da kanalda balçıkla oynuyor.

Yıllarca ektim büyücek bahçemi.
Parçalara böldüm toprağı, duvar yapmak için
Ekinler ve hindiler korusun diye.
Ama, zamanla yıkılıyor duvarlar.

Ya da suyla kaplardım tarlamı
Ve girerdim içine
Ama kıl ve çamurdan kulelerim
Yıkılırdı sular yükselmeden.

Sevgilim, benzersiz kılacaksın beni, çocuğum,
Küçük, sıradan kusurların önemsiz bence,
Şimdi yeni bir dünya kuracağız
Benzemeyen hiçbir bahçeye.”

Çeviren: Nice Damar

KAYNAK
1-Eray Canberk, Nobel’li Şairler Antolojisi, Oğlak Yayıncılık, 2000.
2-Vikipedi

 

ŞİİRLİ CUMALAR, Ortadoğu bataklığına itilmeye, muhafazakâr bir toplum olmaya ve nefret diline karşı bir DURUŞdur.

Proje adının kaynak gösterilmeden kullanılmaması rica olunur.

Lİ PO (Lİ BAİ) – ŞİİRLİ CUMA

Değerli dostlar hepinize ŞİİRLİ CUMALAR diliyorum. Bu hafta için seçtiğim şair Li Po (veya Li Bai), 701- 762 yılları arasında yaşamıştır. Çin edebiyat tarihinin en önemli iki şairinden biri olarak kabul edilir

20 yaşında ailesinin yanından ayrılarak Çin eyaletlerinde gezmeye başlar. Bilgisi ve kültürü ile dikkat çeker, Tang hanedanı döneminde saray şairliği yapar. Ancak kraliçeye aşık olması ve sarhoş gezmesi yüzünden saraydan kovulur. Söylenceye göre; sarhoşken Yangtze Nehirinde eğilip ayın yansımasını öpmeye çalışırken düşmüş ve boğularak ölmüştür.

19. ve 20. Yüzyıllarda Batı’nın sembolist şairlerini etkilemiştir. Şiirlerinde Taoizm’in etkisi belirgindir. Kendi ruhsal dünyası ile tabiatın hallerini abartılı ve coşkulu bir dille sentez etmiştir. Günümüze kalmış bin kadar şiiri vardır. Batı edebiyatını derinden etkilemiş olan Li Po’nun dilimize çevrilmiş birkaç şiiri antolojilerde yer almıştır.
Li Po’nun Chang Kan Türküsü adlı şiiri bu hafta için seçtim, beğeneceğinizi umuyorum.

“CHANG- KAN TÜRKÜSÜ
Sen bir okul öğrencisi
Ben de bir küçük kızken,
Dolaşırdın kamış sırıklarla
Gözetlerdim seni geçerken.
Şen çocuklardık o zaman
Cahang-kan köyünde yaşayan,
Ben bir kadınım şimdi
Sen bir koca adam.
Ondört yaz geçmiş, hayret,
Karın olalı senin;
Bakamaz gözlerim gözlerine
Korkuyorum seviden, yaşamdan.
Loş köşelere gizleniyorum,
Gelemiyorum çağrına,
İşte yıl erdi sona
Her şeyleri örttü sevi.
Biliyorum sadıktın
Seven bir erkek gibi,
Irmak kıyısında bekleyen
Düşlerinin kadınını;
Ama duruyorum ben şimdi
Balkonda tek başıma,
Gözleyip bekleyerek
Taş kesilen kız gibi.”

Çeviri: Yekta Ataman

KAYNAKLAR
1- Dünyanın En Güzel 100 Şiiri, Editör: Halil Gökhan, Kafekültür Yayıncılık, 2015.
2- Hakan Arslanbenzer, Li Bai’in şiirleri, Tarih Haber, 13.06.2016.
http://www.tarihhaber.net/li-baiin-siirleri/
3- Vikipedi

ŞİİRLİ CUMALAR, Ortadoğu bataklığından çıkmaya, muhafazakâr bir toplum olmaya ve nefret diline karşı bir DURUŞdur.
Proje adının kaynak gösterilmeden kullanılmaması rica olunur.

SAPPHO- ŞİİRLİ CUMA

Değerli dostlar, hepinize ŞİİRLİ CUMALAR diliyorum. Bu hafta için seçtiğim şair Sappho, lirik şiirin dünyadaki ilk öncülerinden biri kabul edilmektedir. Lesbos’un (Midilli) Mitilini şehrinde doğmuştur. Yaşamı hakkındaki bilgilerimiz çok sınırlıdır. MÖ 610-580 yılları arasında yaşadığı sanılıyor. Güvenilir kaynaklara göre bir kız okulunun yöneticiliğini yapmıştır. Yergi, sevgi, aşk ve cinsel tutku temalı şiirler yazmıştır. Cinsel tutku üzerine yazdığı şiirler nedeniyle Hristiyanlığın yayılmasından sonra şiirleri yasaklanmış, kitapları yakılmıştır. Hristiyan klisesinin erotik şiirlerini onaylamaması nedeniyle pek çok şiiri günümüze ulaşamamıştır. Cevat Çapan’a göre klasik Yunan şiirinin epik türdeki en önemli temsilcisi nasıl Homeros idiyse, lirik şiir türünün de en büyük temsilcisi Sappho’ydu.

Sappho’nun toplumun yaygın inanışlarını da yerdiğini görüyoruz.

Şu kadarını biliyoruz.
Ölüm kötü bir şey;
bak işte tanrılardan belli;
iyi bir şey olsaydı ölüm,
önce tanrılar ölmez miydi?”

Kısa bir süre önce bir Türkçe öğretmeninin çalıştığı okulun gazetesinde yayınlanan bir şiiri ülkemiz gündemindeydi. Kadınları eve tıkmaktan başka bir amacı olmayan bu şiiri hatırlayalım öncelikle.

KADIN HAKKI
Tak be yüzüğünü kadın!
Evde sevdiceğin bekliyor.
Evlisin…
Kariyer yapacağım dedin, erkeklerle yarıştın.
Çocuk doğurdun, bakıcıya bıraktın.
Sen kariyer yapıyorsun, evde bakıcı yüzüne tükürüyor çocuğunun.
Tak be yüzüğünü kadın!
Evlisin… Sevdiceğin var.
Bakma başkalarına, peşinden koşturma, umut verme, üzme, erkekleşme, yarışma, yerini bil, Değerini bil.
Sen kadınsın, hele sen evlisin…
Eş değil, kocanı bil, erini bil.
Kadın sesi, kadın nefesi, kadın hakkı dediler; inanma, kandırdılar seni,
Çalıştırdılar, koşturdular, yordular seni,
Erkekleştirdiler, kabalaştırdılar, yordular seni.
İnanmıyorsun değil mi?
Bak o zaman ellerine, gözlerine, yüreğine.
Parmakların nasıl, gözlerine kim baktı?
Tak yüzüğünü evinde otur.
Koşma, koşuşturma, yarışma
Yorulma,
Fıtratını zorlama
Çünkü sen değerlisin, kadınsın.
Sana şiirler yazamıyorum, ortasın,
Saçlarına mısralar yazamıyorum, ortalıkta.
Yüzüne, güzelliğine yazamıyorum.
Evde çirkin, dışarıda güzelsin.
Fıtratını zorlama.
Kadınsın, değerlisin.
Hakkı bir, ama gerçek hakikati.
Kandırmasınlar seni, yoruluyorsun…

SAPPHO, günümüzden 2600 yıl önce yazdığı bir dörtlükle tokat gibi bir cevap vermiştir bu zihniyete.

“Anladık
Güzel bir yüzük
ama değer mi
bunca böbürlenmeye?”

Kanımca Sappho sadece lirik şiirin değil özgür bir kadın kültürünün de öncü isimlerinden sayılmalıdır. Cevat Çapan tarafından çevrilen şiirlerini okumanızı öneririm. İşte şiirlerinden son bir örnek…

“Duydum ki Andromeda
O kaba köylü kızı
kasabada süsüyle
od salmış yüreğine
Daha eteğini kaldırıp
ayak bileklerini bile
göstermesini beceremezken”
Kaynak:

Nedir Gene Deli Gönlünü Çelen, Sappho, Can Yayınları, Nisan 2014.
Çeviren:Cevat Çapan

NOT: ŞİİRLİ CUMALAR, Ortadoğu bataklığına itilmeye ve muhafazakar bir toplum olmaya karşı bir DURUŞdur.

Proje adının izin almadan kullanılmaması rica olunur.