Aşık İbreti- ŞİİRLİ CUMA

Değerli okurlarım, hepinize ŞİİRLİ CUMALAR diliyorum. Bu hafta için seçtiğim şair Aşık İbreti mahlasını kullanan Hıdır Gürel, 1920- 1976 yılları arasında yaşamıştır. Babası köy köy dolaşarak meyve ve öteberi satarak evini geçindirmiş ve Âşık İbreti çok yoksul bir ortamda yetişmiştir. Gençlik yıllarında köşkerlik (ayakkabı tamirciliği) ve terzilik yapmış, gaz lambasında sabahlara kadar okuyarak kendini yetiştirmiştir. Çeşitli mesleklerle uğraşmıştır; saz yapıp satma, dişçekme, maden arama, fotoğrafçılık…

11878913_894158127345889_6587631995849892679_o

1960’lıyıllardan itibaren “sazın tellerinde nağmeleşen şiirler” ile tanınmaya başladıysa da yaşamı boyunca yoksulluk çekmiştir. 1967 yılında Elbistan’da “fanatik” bir grubun saldırısına uğramış, dükkanı tahrip edilmiş, canını zor kurtarmıştır.

İbreti’nin şiirlerinde insan sevgisi, sosyal adalet ve eşitlik özlemi çok belirgin olup Alevi/Bektaşi şiir geleneğinin önemli temsilcileri arasında sayılmaktadır. Şiirlerinde geleneksel dini inançları, hurafeleri, gerici ve yobaz fikirleri ince bir dille yermiştir.

İbreti’nin bu hafta için seçtiğim GELDİM isimli şiirini beğeneceğinizi umuyorum.

GELDİM
İlme hizmet ettim uykudan kalktım 
Sar
ık, seccadeyi elden bıraktım 
Vaizin her g
ünkü vaazından bıktım 
Ramazan
ı sele verdim de geldim
Karn
ım aç kalınca kederim arttı 
Hele hac kayg
ısı hayli bir dertti 
Paral
ılar hemen Hacoldu gitti 
Şeytanı taşlarken gördüm de geldim
D
ört kitabı torbaya koyup da astım 
Cennet hurisinden ilgimi kestim
 
Muskac
ı hocaya sanmayın sustum 
A
ğzının payını verdim de geldim
Akl
ım ermez ahret eğlencesine 
Sayg
ım var insanın düşüncesine 
Hayal cennetinin bo
ş bahçesine 
Softa s
ürüsünü sürdüm de geldim
İbreti emelim insana hizmet 
E
şim bana huri, evimde cennet 
Ac
ıya Hocaya kalmadı minnet 
İbriği, tesbihi kırdım da geldim

 

İbreti’nin kendi sesinden ve sazından “Geldim” şiirini dinleyebilirsiniz.

https://www.youtube.com/watch?v=MQ7BSa70lJE

 

Kaynak
1- Alevi- Bektaşi Şiirleri Antolojisi, İsmail Özmen, Kültür BakanlığıYayınları, 1998, Cilt 5.

 

 

Nereden çıktı bu ŞİİRLİ CUMALAR diyenler, okuyunuz lütfen:

https://doganalpblog.wordpress.com/2014/…/05/siirli-cumalar/

 

ŞİİRLİCUMALAR, Ortadoğu bataklığına itilmeye, nefret diline ve muhafazakâr bir toplum olmaya karşıbir DURUŞdur.

 

 

 

 

NIKOLA VAPTSAROV- ŞİİRLİ CUMA

Değerli dostlar hepinize ŞİİRLİ CUMALAR diliyorum. Bu hafta için seçtiğim şair Bulgar şiirinin önemli isimlerinden Nikola Vaptsarov, 1909-1942 yılları arasında yaşamıştır.
Bulgaristan’ın Bansko kasabasında doğdu. Babası öyle istediği için makine teknisyeni oldu. Sofya Üniversitesi’nde edebiyat eğitimi görme düşünü hiçbir zaman gerçekleştiremedi. Sol siyasi görüşleri nedeniyle sık sık işsiz kaldı. Tek şiir kitabı “Motor Türküleri” 1940 yılında yayınlandı. İkinci Dünya Savaşı’nda Bulgaristan, Alman Faşizmi tarafından işgal edilince Komünist Parti saflarında ülkesini savundu. 1942 yılında tutuklandı ve işkence gördü. 23 Temmuz 1942’de beş arkadaşı ile birlikte 33 yaşında kurşuna dizilerek idam edildi. 19 Haziran 1953 tarihinde Budapeşte’de “Halklar arasında barış ve dostluğa katkıdan dolayı” Vaptsarov’a Dünya Barış Konseyi’nin onur ödülü verilmiştir.

Bulgar ve Makedon şiirine işçi sınıfının psikolojisini ilk kez dâhil eden Vaptsarov, işçi dünyasına ve onun mücadelesine seyirci kalmayan, aksine içinde olan bir isimdir. Vaptsarov bir konuşma gibi doğal ve yalın şiirinin özüne hem toplumsal, hem kişisel dram nitelikli, emekçi insan, onun ekmek, mutluluk ve özgürlük kavgası temasını yerleştirir. Şiirlerinde günlük yaşamın en basit ve kişisel olgularıyla, en yüce insancıl ve toplumsal ideallerini yoğun ve doğal bir biçimde harmanlar.
Şairin tüm şiirlerinde emekçiye, adalete, güzel geleceğe duyduğu inanç gözlenir. Vaptsarov inanç, mücadele, kavga ve hayata duyulan sevgi konularını altını çizerek ele alır. Örneğin “İnanç” başlıklı şiirinde şöyle seslenir:

“İnancım
zırhla kaplıdır göğsümde
ve bu zırha işleyecek
kurşun icat edilmemiştir, henüz!
icat edilmemiştir!”

Çeviri: Erdal Alova

“Doğduğum Ülke” ve “Mektup” başlıklı şiirlerinde hayatın gerçekten iyi olacağına inancı sonsuzdur. Mücadeleyle daha güzel bir hayata ulaşacağından çok emindir. Bu inanç aynı zamanda insana inançtır. İnanç ona göre hayattır, aşktır, nefes almaktır ve mücadeledir:

“…Ve şimdi sana anlatmak istiyorum
nasıl güçlü olduğumu
inançla ve güçle!…
Ve inanıyorum geçeceğimize,
gecenin ve karanlığın arasından
kırarak buzları güçlü ellerimizle…
ve güneş yeniden parıldayacak
canlandırıcı
ışınlarıyla…”
Çeviri: Erdal Alova

Ülkemizde Nikola Vaptsarov’un şiirleri Özdemir İnce, Ataol Behramoğlu ve Erdal Alova’nın çevirileriyle dergi ve antolojilerde yayınlanmıştır.

Nikola Vaptsarov’un Ataol Behramoğlu tarafından çevrilen “Veda Şiiri” adlı şiirini, bu haftanın şiiri olarak seçtim. Beğeneceğinizi umuyorum.

“VEDA ŞİİRİ
Karıma
Geleceğim bazen uykudayken sen
Beklenmedik, uzak bir konuk gibi.
Sokakta, bir başına koyma beni
Kapıyı sürgüleme üstümden
Usulca girecek, bir yere ilişeceğim
Bir zaman, karanlıkta, bakacağım yüzüne.
Görüntün doyasıya dolunca gözlerime
Seni kucaklayacak, ve çıkıp gideceğim.”

Çeviri: Ataol Behramoğlu

KAYNAKLAR
1- – Dünyanın En Güzel 100 Şiiri, Editör: Halil Gökhan, Kafekültür Yayıncılık, 2015.
2- Melahat Pars, NİKOLA VAPTSAROV’UN EDEBİ YARATICILIĞI VE TÜRKÇE’YE KAZANDIRILAN ŞİİRLERİ, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi 53, 2 (2013) 201-210
3- Vikipedi
ŞİİRLİ CUMALAR, Ortadoğu bataklığına itilmeye, muhafazakâr bir toplum olmaya ve nefret diline karşı bir DURUŞdur.

Proje adının kaynak gösterilmeden kullanılmaması rica olunur.

SEAMUS HEANEY- ŞİİRLİ CUMA

Değerli dostlar hepinize ŞİİRLİ CUMALAR diliyorum. Bu hafta için seçtiğim şair Seamus Heaney, 1939- 2013 yılları arasında yaşamış, 1995 yılında Nobel Edebiyat Ödülü almıştır.

1939’da Kuzey İrlanda’da Derry’de bir çiftlikte doğdu. Anahorish Okulunda ilk öğrenimini, St. Columb’s Kolejinde orta öğrenimini, Belfast’taki Queen’s Üniversitesinde de yükseköğrenimini tamamladı. Şiire üniversiteden sonra, öğretmenlik yaptığı yıllarda başlayan Heaney’nin ilk kitabı The Death of a Naturalist 1966’da yayımlandı.
Seamus Heaney Harvard, Berkeley ve Oxford üniversitelerinde şiir profesörü olarak dersler verdi. İngiltere’nin İrlanda’ya tecavüzü metaforu üzerinden İngiltere’nin şiddet dünyasını eleştirmiş, Britanya Şairler Ansiklopedisi’nde yer almayı reddetmiştir.
Sanat alanında başarı kazanmış kişilerden oluşan bir topluluk olan Aosdána’da en yüksek onur unvanı olan Saoi’ye layık görülmüştür.

Pek çok dile çevrilen çok sayıda şiir kitabından hiçbiri Türkçeye çevrilmemiştir. Bazı şiirleri antoloji ve dergilerde yer almıştır. Cevat Çapan tarafından çevrilen “Yapı İskelesi” adlı şiirinde kullandığı mecazi anlatım çarpıcıdır.

“Duvarcılar, bir yapıya başlarlarken,
İyice gözden geçirirler iskeleleri;

Fazla basılan yerlerdeki kalaslar kaymasın,
Merdivenler sağlam mı, çiviler iyi çakılmış mı.

Gene de hepsi sökülür bunların işleri bitince,
Sağlam, güven veren duvarlar çıkar ortaya.

İşte, sevgilim, bazen bizim aramızdaki köprüler de
Yıkılıyormuş gibi görünseler de,

Hiç aldırma sen. Varsın yıkılsın iskeleler,
Biz duvarımızı ördüğümüze güveniyorsak eğer.

Seamus Heaney’in bu hafta için seçtiğim, çok beğendiğim “ŞİİR” başlıklı şiiri beğeneceğinizi ve sizin de içinizi ısıtacağını umuyorum.

“Şiir
Aşk, seni benzersiz kılacağım çocuğum,
Bir yaramaz, beynimi sürekli oyalayan.
Kazıyor toprağı, bir tepecik olana dek
Ya da kanalda balçıkla oynuyor.

Yıllarca ektim büyücek bahçemi.
Parçalara böldüm toprağı, duvar yapmak için
Ekinler ve hindiler korusun diye.
Ama, zamanla yıkılıyor duvarlar.

Ya da suyla kaplardım tarlamı
Ve girerdim içine
Ama kıl ve çamurdan kulelerim
Yıkılırdı sular yükselmeden.

Sevgilim, benzersiz kılacaksın beni, çocuğum,
Küçük, sıradan kusurların önemsiz bence,
Şimdi yeni bir dünya kuracağız
Benzemeyen hiçbir bahçeye.”

Çeviren: Nice Damar

KAYNAK
1-Eray Canberk, Nobel’li Şairler Antolojisi, Oğlak Yayıncılık, 2000.
2-Vikipedi

 

ŞİİRLİ CUMALAR, Ortadoğu bataklığına itilmeye, muhafazakâr bir toplum olmaya ve nefret diline karşı bir DURUŞdur.

Proje adının kaynak gösterilmeden kullanılmaması rica olunur.

Lİ PO (Lİ BAİ) – ŞİİRLİ CUMA

Değerli dostlar hepinize ŞİİRLİ CUMALAR diliyorum. Bu hafta için seçtiğim şair Li Po (veya Li Bai), 701- 762 yılları arasında yaşamıştır. Çin edebiyat tarihinin en önemli iki şairinden biri olarak kabul edilir

20 yaşında ailesinin yanından ayrılarak Çin eyaletlerinde gezmeye başlar. Bilgisi ve kültürü ile dikkat çeker, Tang hanedanı döneminde saray şairliği yapar. Ancak kraliçeye aşık olması ve sarhoş gezmesi yüzünden saraydan kovulur. Söylenceye göre; sarhoşken Yangtze Nehirinde eğilip ayın yansımasını öpmeye çalışırken düşmüş ve boğularak ölmüştür.

19. ve 20. Yüzyıllarda Batı’nın sembolist şairlerini etkilemiştir. Şiirlerinde Taoizm’in etkisi belirgindir. Kendi ruhsal dünyası ile tabiatın hallerini abartılı ve coşkulu bir dille sentez etmiştir. Günümüze kalmış bin kadar şiiri vardır. Batı edebiyatını derinden etkilemiş olan Li Po’nun dilimize çevrilmiş birkaç şiiri antolojilerde yer almıştır.
Li Po’nun Chang Kan Türküsü adlı şiiri bu hafta için seçtim, beğeneceğinizi umuyorum.

“CHANG- KAN TÜRKÜSÜ
Sen bir okul öğrencisi
Ben de bir küçük kızken,
Dolaşırdın kamış sırıklarla
Gözetlerdim seni geçerken.
Şen çocuklardık o zaman
Cahang-kan köyünde yaşayan,
Ben bir kadınım şimdi
Sen bir koca adam.
Ondört yaz geçmiş, hayret,
Karın olalı senin;
Bakamaz gözlerim gözlerine
Korkuyorum seviden, yaşamdan.
Loş köşelere gizleniyorum,
Gelemiyorum çağrına,
İşte yıl erdi sona
Her şeyleri örttü sevi.
Biliyorum sadıktın
Seven bir erkek gibi,
Irmak kıyısında bekleyen
Düşlerinin kadınını;
Ama duruyorum ben şimdi
Balkonda tek başıma,
Gözleyip bekleyerek
Taş kesilen kız gibi.”

Çeviri: Yekta Ataman

KAYNAKLAR
1- Dünyanın En Güzel 100 Şiiri, Editör: Halil Gökhan, Kafekültür Yayıncılık, 2015.
2- Hakan Arslanbenzer, Li Bai’in şiirleri, Tarih Haber, 13.06.2016.
http://www.tarihhaber.net/li-baiin-siirleri/
3- Vikipedi

ŞİİRLİ CUMALAR, Ortadoğu bataklığından çıkmaya, muhafazakâr bir toplum olmaya ve nefret diline karşı bir DURUŞdur.
Proje adının kaynak gösterilmeden kullanılmaması rica olunur.

SAPPHO- ŞİİRLİ CUMA

Değerli dostlar, hepinize ŞİİRLİ CUMALAR diliyorum. Bu hafta için seçtiğim şair Sappho, lirik şiirin dünyadaki ilk öncülerinden biri kabul edilmektedir. Lesbos’un (Midilli) Mitilini şehrinde doğmuştur. Yaşamı hakkındaki bilgilerimiz çok sınırlıdır. MÖ 610-580 yılları arasında yaşadığı sanılıyor. Güvenilir kaynaklara göre bir kız okulunun yöneticiliğini yapmıştır. Yergi, sevgi, aşk ve cinsel tutku temalı şiirler yazmıştır. Cinsel tutku üzerine yazdığı şiirler nedeniyle Hristiyanlığın yayılmasından sonra şiirleri yasaklanmış, kitapları yakılmıştır. Hristiyan klisesinin erotik şiirlerini onaylamaması nedeniyle pek çok şiiri günümüze ulaşamamıştır. Cevat Çapan’a göre klasik Yunan şiirinin epik türdeki en önemli temsilcisi nasıl Homeros idiyse, lirik şiir türünün de en büyük temsilcisi Sappho’ydu.

Sappho’nun toplumun yaygın inanışlarını da yerdiğini görüyoruz.

Şu kadarını biliyoruz.
Ölüm kötü bir şey;
bak işte tanrılardan belli;
iyi bir şey olsaydı ölüm,
önce tanrılar ölmez miydi?”

Kısa bir süre önce bir Türkçe öğretmeninin çalıştığı okulun gazetesinde yayınlanan bir şiiri ülkemiz gündemindeydi. Kadınları eve tıkmaktan başka bir amacı olmayan bu şiiri hatırlayalım öncelikle.

KADIN HAKKI
Tak be yüzüğünü kadın!
Evde sevdiceğin bekliyor.
Evlisin…
Kariyer yapacağım dedin, erkeklerle yarıştın.
Çocuk doğurdun, bakıcıya bıraktın.
Sen kariyer yapıyorsun, evde bakıcı yüzüne tükürüyor çocuğunun.
Tak be yüzüğünü kadın!
Evlisin… Sevdiceğin var.
Bakma başkalarına, peşinden koşturma, umut verme, üzme, erkekleşme, yarışma, yerini bil, Değerini bil.
Sen kadınsın, hele sen evlisin…
Eş değil, kocanı bil, erini bil.
Kadın sesi, kadın nefesi, kadın hakkı dediler; inanma, kandırdılar seni,
Çalıştırdılar, koşturdular, yordular seni,
Erkekleştirdiler, kabalaştırdılar, yordular seni.
İnanmıyorsun değil mi?
Bak o zaman ellerine, gözlerine, yüreğine.
Parmakların nasıl, gözlerine kim baktı?
Tak yüzüğünü evinde otur.
Koşma, koşuşturma, yarışma
Yorulma,
Fıtratını zorlama
Çünkü sen değerlisin, kadınsın.
Sana şiirler yazamıyorum, ortasın,
Saçlarına mısralar yazamıyorum, ortalıkta.
Yüzüne, güzelliğine yazamıyorum.
Evde çirkin, dışarıda güzelsin.
Fıtratını zorlama.
Kadınsın, değerlisin.
Hakkı bir, ama gerçek hakikati.
Kandırmasınlar seni, yoruluyorsun…

SAPPHO, günümüzden 2600 yıl önce yazdığı bir dörtlükle tokat gibi bir cevap vermiştir bu zihniyete.

“Anladık
Güzel bir yüzük
ama değer mi
bunca böbürlenmeye?”

Kanımca Sappho sadece lirik şiirin değil özgür bir kadın kültürünün de öncü isimlerinden sayılmalıdır. Cevat Çapan tarafından çevrilen şiirlerini okumanızı öneririm. İşte şiirlerinden son bir örnek…

“Duydum ki Andromeda
O kaba köylü kızı
kasabada süsüyle
od salmış yüreğine
Daha eteğini kaldırıp
ayak bileklerini bile
göstermesini beceremezken”
Kaynak:

Nedir Gene Deli Gönlünü Çelen, Sappho, Can Yayınları, Nisan 2014.
Çeviren:Cevat Çapan

NOT: ŞİİRLİ CUMALAR, Ortadoğu bataklığına itilmeye ve muhafazakar bir toplum olmaya karşı bir DURUŞdur.

Proje adının izin almadan kullanılmaması rica olunur.

SANİYE SALAH- ŞİİRLİ CUMA

Değerli dostlar, hepinize ŞİİRLİ CUMALAR diliyorum. Bu hafta için seçtiğim şair Saniye Salah, Suriyeli, 1935-1985 yılları arasında yaşamıştır. Kendisiyle ÇAĞDAŞ ARAP KADIN ŞAİRLER ANTOLOJİSİ isimli kitapta tanıştım. Saniye Salah’la ilgili internette bilgi bulmak olası değil. Yazdığı dört şiir, bir öykü ve deneme kitaplarına rağmen hiç yaşamamışçasına ayrılıp gitmiş aramızdan. Antolojinin derleyicisi ve çevirmeni Metin Fındıkçı kitabın önsözünde bu konuda şunları yazıyor.

“Arap kadını; ‘madem günlük hayat şartlarında erkek egemenliği hakim, ben de şiir ve edebiyat gibi hayatın başka alanlarında pasif kalmayayım’ diyor. Diyor ama -bu antolojide de dikkatinizi çekeceği gibi- bazı ülkelerin kadın şairlerinin yaşam öyküsü bulunmamaktadır, aslında var da ben bulamadım değil, bilinçli olarak yayımlanan kitaplarda olsun, sanal alemde olsun hiç bir yerde yaşam öyküsü bulunamıyor. Bunun nedeni kocası, çevresi veya yaşadığı ülkenin getirmiş olduğu baskı ve yasaklar da olsa bu durum bağışlanır gibi değil. Üniversiteyi bitirmiş bir kadın, şiirle uğraşıyor ama yaşam öyküsünü açıkça yazamıyor. Bazı Arap ülkelerinde bu acı gerçek maalesef hala mevcut.”

Antolojide bulunan pek çok az tanınmış şair arasında “Aşk Mevsimi” şiiriyle çarptı beni Saniye Salah, “Hangi kuş bu acıyı ötecek” dizesi hangimizi içimizde bir yolculuğa çıkarmaz bilmek isterim doğrusu. Sizi Aşk Mevsimi isimli uzun şiiriyle baş başa bırakıyorum.

“AŞK MEVSİMİ
Aşk mevsimini yaşıyoruz
Çayırlar gibi
Küçük bir yerde sürünen
Ve küçük bir düşte
Akşam olduğunda
Sis gibi yükseliriz çayırın üstünde Saçlarımıza sürünen
Solgun gözyaşlarımızla
Beni şiir sayfaları gibi katla
Anıların yataklarını katlar gibi
Uzun bir yolculuk için
Deniz kıyılarına giderim
Orada kutsal olan aşk ve gözyaşı.
Pişmanlığın fanuslarını taşımaya başladık
Çocukluk anılarından yaşayarak
Bedenimizi
Ve günahlarımızı taşıyarak
Ruhun sonu olmadan
Sonra düşlerimiz çıplak kalır
Kanın sözcükleri yanar
Yüzümün resmini çizerim
Ve yüzünü
Gece hüznün şarkısı
Ve gece kayıp büyülü iki sevgili
Gecenin suskunluğuna tanık oluruz Senin gibi Arap deliliği olsa
Çıkış kapıları geniş olsa
Kaçış kapısı geniş bu
Dar zamanda olmasa
İki aşığın bedeni ondan daha da dar.
Yaramın üstüne katlanırım
Düşüncem orman ve deniz kokusundan Hüznün ve yağmur kokusundan
Tenin üstünde unutuluşun kokusundan Gitmesi için sözcüklerimi bırakıyorum Ruhumun dışına
Son payını taşıyarak
Aşkın donukluğu için.
Et kalp atışlarına yapışsın
Ayrılık ayetinden atsın beni
Peşimdeki acıyla ne zaman kötüleyeceğim seni?
Hangi kuş bu acıyı ötecek?
Bu garip günde
Bu yükselen fırtınada
Deniz köpükleniyor
Akşamın gemisinde
Ancak ben unutuluşun kanatlarıyla
uzaklaşıyorum
Çayır köklerini taşıyor
Yanıyor
Sonra gezimden dönerim
Gözlerinde küflenmiş.
Gün etrafımızda çöküyor
Bir güvercin gibi
Bu yeşil saatlerde
Kanatlarını çırpıyor
Yanan külün çukurunda asar gibi Yıldızlar arasında
Yağmurdan kaçıyorduk
Güneş bizim değilmiş gibi
Bağlı bedenlerimizi altında sereriz
Bu leylak güneş değil
Boğaza düğümlenen
Önümüzde mihenk taşı
Ölümün yüzünden maskeyi çıkarırız Köşelerin ışıltılarını taşıdığında gece.
Kulelerin çanları vurur
Akşamla
Köyün açık gözleri açıldığında
Eller kan dolar
Bizler saklı suyun sahipleri
Biriken yaşları dökerim
Ateşi beklerken
Yıldızlardan başka bir şey yok
Bütün sevgim içlerinde
Onlara giderim.”

KAYNAK
Çağdaş Arap Şairler Antolojisi, Metin Fındıkçı, Hayal Yayınları, 2010