Sergey Yesenin – ŞİİRLİ CUMA

Değerli dostlar, hepinize ŞİİRLİ CUMALAR diliyorum. Bu hafta için seçtiğim şair Rus edebiyatının önemli isimlerinden Sergey Yesenin, 1895-1925 yılları arasında yaşamıştır.

1917 Ekim devrimini desteklemekle beraber daha sonra şiirlerinde eleştirmiştir. Alkolle yaşadığı sorunlar, ağır psikolojik buhranlar sonucu 30 yaşında yaşamına son vermiştir. “Kandırmak istemem kendi kendimi” başlıklı aşağıdaki şiirinde yaşadığı “ruhsal çöküntü” açıkça görülebilir:

“KANDIRMAK İSTEMEM KENDİ KENDİMİ

Kandırmak istemem kendi kendimi,

Ama sisli yüreğimde hep bir kaygı var:

Bilmiyorum niçin bana: O Yesenin rezili…

Bilmiyorum niçin bana: O şarlatan… diyorlar?

 

Ne bir cani ne de bir haydudum ben,

Masumları kurşuna da dizmedim dizdirmedim.

Yoldan geçenlere durmadan gülümseyen

Bir sokak serserisiyim o kadar.

 

Sabahtan akşama değin gezinmekteyim

Moskova yollarında muzip ve mağrur,

İnsan sevmeyen başıboş köpekler

Ayak sesimi işitir işitmez durur.

 

Kardeşçe başını eğip selamlar beni

Karşılaştığım her uyuz beygir.

Gönül yoldaşıyım tüm hayvanların.

Hastadır: Bir şiir yazarım iyileşir.

 

İstemiyorum hoşuna gitmek kadınların,

Ahmakça kaygılarla çarpmamalı bu yürek.

Hüznümü boğmak için bana katırların

Önüne serpilmeye bir avuç arpa gerek.

 

Bambaşka bir aleme gönül vermişim ben

İnsanlara da dostluk duymam asiyim.

Hazırım en güzel kravatımı hemen

Boynuna takmaya şu sersefil köpeğin.

 

Ancak böyle düzelir, bulurum keyfimi,

Dağılır içimde sis, bir güneş doğar.

Ve işte bundan bana: O Yesenin rezili. . .

Ve işte bundan bana: O şarlatan… diyorlar.”

Çeviri: Atilla Tokatlı.

 

 

İntiharından bir gün önce kendi kanıyla Mayakovski’ye bir veda şiiri yazmıştır.
1925 yılında devlet töreni ile defnedilmiş ama şiirleri Stalin ve Kruşçev tarafından yasaklanmıştır.

Ataol Behramoğlu tarafından çevrilen bir şiirini bu haftanın şiiri olarak seçtim.

Güzel okuyun…

“YORULDUM YAŞAMAKTAN YURDUMDA
Yoruldum yaşamaktan yurdumda,
İçimde engin kırlara açılma özlemi,
Bırakıp gideceğim kulübemi,
Çekip gideceğim hırsız ve hayta.

Kendime bir barınak arayarak
Gideceğim günün ak pürçeklerinde.
Ve en iyi dostum beni vurmak için
Bileyecek bıçağını çizmesinde.

Çayırlık boyunca kıvrılan sarı yol
İlkbahara ve güneşe bürünmüşken,
Adını kalbimde taşıdığım
Kovacak beni eşikten.

Yeniden döneceğim baba ocağına,
Yadırgı bir sevinçle avunacağım,
Ve yeşil bir akşam, altında pencerenin
Koluyla mintanımın kendimi asacağım.

Çit kıyısındaki akça söğütler
Başlarını daha bir sevecen eğecekler.
Ve öylece, yıkamadan beni
Köpek uluması altında gömecekler.

Ve ay yüzerek durmamacasına,
Göllere küreklerini indirerek,
Ve sürdürecek yaşamasını Rusya
Avlularda ağlayarak ve hora teperek.”

 

KAYNAK:

Dünya Şiir Antolojisi, Ataol Behramoğlu, Özdemir İnce, Pozitif Yayınları, 2008.

 

 

Nereden çıktı bu ŞİİRLİ CUMALAR diyenler, okuyunuz lütfen:

https://doganalpdemir.com/2014/06/05/siirli-cumalar/

 

ŞİİRLİ CUMALAR, Ortadoğu bataklığına itilmeye, nefret diline ve muhafazakâr bir toplum olmaya karşı bir DURUŞdur.

ŞİİRLİ CUMALAR adının kaynak gösterilmeden kullanılmaması rica olunur.

Aşık Kul Hasan – ŞİİRLİ CUMA

Değerli dostlar hepinize ŞİİRLİ CUMALAR diliyorum. Bu hafta için seçtiğim şair Aşık Kul Hasan, 1933- 2010 tarihleri arasında yaşamıştır. Asıl adı Hasan Gören olup Kahramanmaraş’ın Afşin ilçesine bağlı Emir İlyas köyünde doğmuştur. XX. Yüzyıl Anadolu Alevi Bektaşi şiir akımının en güçlü kalemlerinden biridir.

Tüm yaşamı yokluk ve yoksulluk içinde geçen Kul Hasan bir süre Ankara Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğünde gece bekçiliği yapmış, Yenigün gazetesinde ve Halk Ozanlarının Sesi dergisinde şiirleri yayınlanmıştır. Yazdığı “Barış Desen Barışamam” adlı şiiri nedeniyle yargılanmış ve aklanmıştır. 1982 Hacı Bektaş Veli anma törenlerindeki şiir yarışmasında birinci olmuştur.

Aşık İhsani’nin deyimiyle “bitmeyen dertlerini az da olsa hafifletmek için eline üç telli bir cura saz geçirmiş, sazını mızrapsız çalmıştır. Kul Hasan ile Aşık İhsani’nin ilk karşılaşmalarında Kul Hasan, İbreti’nin şu dörtlüğü ile karşılar âşıktaşını:

 “Evvelden biliriz biz doğru yolu

İster akıllı say, isterse deli,

İnsanlık aşkıyla kalbimiz dolu,

Muska yazıp halkı soyan değiliz.”

Kul Hasan şiirlerinde laikliğe, özgürlüğe sık sık vurgu yapmış, zorbalığı, yobazlığı eleştirmiş ve hicvetmiştir. Aşağıda okuyacağınız şiirinde sol/sosyalist düşünceye ait evrensel ilkeler zengin bir hiciv/kargış diliyle kaleme alınmış; alçakgönüllü ama lirizmden ödün vermeyen bir dille aktarılmıştır:

“Aziz dünya halkları hey günaydın

Ağlayanı güldürelim gülelim

Dünya diktatörü yamyamdan azgın

Fitneleri öldürelim gülelim

 

Sulh içinde doğu batı bir olsun

Silahsızlanalım dünya hür olsun

Derya gibi kan dökenler kör olsun

Akan kanı dindirelim duralım

 

Hukuk dışı diktatörlük süreni

Vicdansızca insanları kıranı

Halk sırtına binip hak sömüreni

Sırtımızdan indirip gülelim

 

Laiklik, özgürlük, hukuk var olsun

Hukuk yasa tanımayan kör olsun

Her fert varsın sevdiğine yar olsun

Kadehleri dolduralım gülelim

 

Kul Hasan der çalış sulh yap davayı

Özlemim hata mı ey emmi dayı

Doğu Kuzey Batı Güney dünyayı

Yaz bahara döndürelim gülelim.

 

Aşık Kul Hasan’ın “Allahım” adlı şiirini bu haftanın şiiri olarak seçtim. Çok beğeneceğinizi umuyorum.

“Sana Haksızlara kızan diyorlar

Haklı garibanı ezme Allahım

Hem de kader kısmet yazan diyorlar

Haklıyı haksıza yazma Allahım.

 

Haklıyı haksıza yazan sen isen

Bu düzeni kuran bozan sen isen

Haklı garibanı ezen sen isen

Suçun affolunmaz kızma Allahım.

 

Haklıyı haksızı göremiyorsan

Gerçekçi bir düzen kuramıyorsan

Haksızın cezasını veremiyorsan

Ben kadirim diye gezme Allahım.

 

Kul Hasan’ım der ki ey gani mübin

Ümmet için çok ağlamış habibin

Eşit dağıt kullarının nasibin

Doğru çek, kantarı bozma Allahım.”

 

KAYNAKLAR

1-İsmail Özmen, Alevi Bektaşi Şiirleri Antolojisi Cilt 5, T.C Kültür Bakanlığı Yayınları, 1998, Ankara.

2-Aşık İhsani, Ozan Dolu Anadolu- Antoloji, Berfin Yayınları, 2002, İstanbul.

 

Nereden çıktı bu ŞİİRLİ CUMALAR diyenler, okuyunuz lütfen:

https://doganalpblog.wordpress.com/2014/…/05/siirli-cumalar/

 

 

ŞİİRLİ CUMALAR, Ortadoğu bataklığına itilmeye, nefret diline ve muhafazakâr bir toplum olmaya karşı bir DURUŞdur.

ŞİİRLİ CUMALAR adının kaynak gösterilmeden kullanılmaması rica olunur.

 

 

 

 

 

 

 

Nelly Sachs- ŞİİRLİ CUMA

Değerli okurlarım, hepinize ŞİİRLİ CUMALAR diliyorum. Bu hafta için seçtiğim şair Nelly Sachs, 1891- 1970 yılları arasında yaşamıştır.

Almanya’da Berlin’in Schöneberg adlı bölgesinde doğan Nelly Sachs zengin bir Yahudi aileye mensuptu. Çocukluk ve gençlik yıllarında oldukça iyi bir eğitim almıştır. Yazdıklarından çok etkilendiği İsveçli yazar Selma Lagerlöf ile yazışmaya gençlik yıllarında başlamıştır. İlk şiirleri ünlü yazar Stefan Zweig’ın teşvik ve desteği ile 1921 yılında yayınlanır. Şiirin yanı sıra kukla tiyatrosu için oyunlar yazmaya başlar. Almanya’da Nazilerin iktidara gelmesiyle beraber diğer Yahudiler gibi baskı ve saldırılara maruz kalmış, 1940 yılında evlerinin Gestapo tarafından basılması üzerine Selma Lagerlöf’ün yardımıyla annesiyle beraber İsveç’e sığınmıştır. Nedir, Nelly Sachs İsveç’e ulaşmayı başardığında Selma Lagerlöf ölmüştü. Nelly Sachs, savaşın kurbanları arasında yer almamakla beraber ailesinin ve yakınlarının önemli bir kısmını kaybetti.

selma_lagerlöf_in_1881
Selma Lagerlöf

Nelly Sachs 1920’li yıllardan itibaren şiir yazsa da şair kimliğini savaş öncesi Nazi yönetimi ve II. Dünya Savaşı yıllarında geliştirmiştir. Savaş yıllarının dehşetini eşsiz bir duyarlılıkla anlattığı şiirleriyle bir tür ağıt dili yaratmıştır. Nelly Sachs tanık olduğu tüm trajik olaylara rağmen nefret, intikam, öç alma, kin gibi duygularını şiirine taşımamış, yaşam ve ölümün birbirini kovaladığı; duyguların zarif bir biçimde aktarıldığı şiirler yazmayı başarmıştır. 1959 yılında Alman Endüstri Birliği Edebiyat Ödülü, 1960’ta Meersburger Droste ödüllerini aldı. 1961 yılında ise daha sonra kendi adını taşıyacak bir edebiyat ödülünün sahibi oldu. 1966 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldı. Ödül Komitesi Nelly Sachs’ın “Yahudi halkının evrensel trajedisini lirik ağıtlar ve dramatik yaşam kesitleri olarak” anlattığını açıklamıştır.

67b520055f1f377b052ccb486689cbec-460x526.png

Nely Sachs 1970 yılında Stockholm’de hayatını kaybetmiştir.
ŞİİRLİ CUMALAR’da haftanın şiiri olarak Nelly Sachs’ın “Yeryüzü Halkları” adlı şiirini seçtim. Beğeneceğinizi umuyorum.

“siz, ki makara ipliği gibi bilinmeyen
yıldızların gücüyle kendinizi çepeçevre dolayan
diken ve dikilmişi söken,
dil kargaşasına atan kendini
kovanlara olduğunca,
tatlılıkla batırmak üzre iğnesini
ve batırılmak üzre-

Yeryüzü halkları,
tarumar etmeyesiniz sözcük evrenini,
kesmeyesiniz nefret bıçaklarıyla
heceyi, ki solukla birdir onun doğumu.

Yeryüzü halkları,
yaşam dendiğinde ölüm-
beşik dendiğinde kan bilmeyesiniz sakın-

Yeryüzü halkları,
sözcükleri kaynaklarında bırakın,
onlar çünkü ufukları
gerçek gökyüzüne kaydıracak olan
ve arka yüzünde
gecenin bir maske gibi esnediği
yıldız doğumlarına koşan onlar”

 

KAYNAKLAR
1- Nelly Sachs, Hala Gece Yarısı Bu Yıldızda, Çeviri Melike Öztürk, Önsöz Cevat Çapan, Can Yayınları, 2012.
2- Vikipedi

 

Nereden çıktı bu ŞİİRLİ CUMALAR derseniz, 2014 Haziran’ında yazdığım aşağıdaki yazıyı okumanızı öneririm.

https://doganalpdemir.com/2014/06/05/siirli-cumalar/

 

 “ŞİİRLİ CUMALAR, Ortadoğu bataklığına itilmeye, nefret diline ve muhafazakâr bir toplum olmaya karşı bir DURUŞ projesidir.”
ŞİİRLİ CUMALAR adının ve içeriğin kaynak gösterilmeden kullanılmaması rica olunur.

 

Jacques Prévert – ŞİİRLİ CUMA

Değerli okurlarım, hepinize ŞİİRLİ CUMALAR diliyorum. Bu hafta için seçtiğim şair Jacques Prévert, 1900-1977 yılları arasında yaşamıştır. Fransız şiirinin çok önemli isimlerinden biri olduğu gibi umut ve aşk üzerine yazdığı balatlarıyla, yaptığı resim ve kolaj çalışmalarıyla, film senaryoları ile de tanınmıştır.

 

Prevert küçük yaşlardan itibaren drama eleştirmeni olan babası ile tiyatroya gitmeye başlamış, annesinden okuma sevgisini almıştır. 15 yaşında ilköğretimini tamamlamasından sonra okulu bırakır ve bir mağazada çalışmaya başlar. 1918 yılında, Birinci Dünya Savaşı sonrası askere alınır, 1919’da işgal askeri olarak İstanbul’a gelir. Hıfzı Topuz 1960 yılında Prevert ile Paris’te yaptığı görüşmeyi şu cümleler ile anlatır:

 

“Jak Prevert’e telefon ettim. “İstanbul’dan geliyorum, Abidin’in arkadaşıyım (Dino), sizinle görüşmek isterim.” dedim. Görüştük. Kapıyı çaldım, bir kız açtı, sonra Prevert atlet fanilası ve şarap kadehiyle. İstanbul’u çok seviyormuş. Meğer Prevert 1919’da İstanbul’a gelmiş, işgal askeri olarak. “Ben işgal askeri olarak görev alacak insan değilim.” diyordu.”

 

Sabahattin Eyuboğlu şu satırlarla anlatıyor bu büyük ozanı:

“Kimi ozanlar hem bütün insanlara seslenir hem de çevrelerinin havasını, kokusunu yitirmez, yaşadıkları sokağın diline, deyişine sıkı sıkıya bağlı kalırlar. Böyleleri çokluk özentisizce, rahatça, oynarca ozan oluverenlerdir. Evrenselliklerinde de yerliliklerinde de ıkınıp sıkınma yoktur. Kendileri kalarak herkesin sözcüsü olurlar. Şaka ederken derinlere iner, derinlerde dolaşırken şaka eder gibidirler. Çocuksu bir dille insanlığın dramını söyler, insanlığın dramını anlatırken çocuksu bir hal takınırlar. Böylesi ozanları çok ciddi üniversite hocaları, ya da çok ciddi eleştirmeciler ciddiye almaz, onlar da o çok ciddi üniversitelileri, ya da o çok ciddi eleştirmecileri ciddiye almazlar. Prevert böylesi ozanlardandır. Beyinleri yüreklerindedir böylelerinin. Düşünceleri bir türkü, türküleri bir düşünce gibidir. Asık yüzlü sakallılara karşı güler yüzlü çocuklardan, gösterişli kartallara karşı cıvıl cıvıl serçelerden, para babalarına karşı fakir fukaradan yanadırlar. Sıcak salonlarda üşür, soğuk sokaklarda ısınırlar. Şiir insan kovanları içinde oluşan bir baldır onlar için, bir halk türküsüdür her şeyden önce.”

Prevert’in şiiri bir halk masalına benzer, akıcı ve temiz bir dil ile akıverir sözcükler. “Bir Kuşun Resmini Yapmak İçin” adlı şiirinden okuyoruz:

 

“Önce bir kafes resmi yaparsın
Kapısı açık bir kafes
Sonra kuş için
Bir şey çizersin içine
Sevimli bir şey
Yalın bir şey
Güzel bir şey
Yararlı bir şey
Sonra götürür bir ağaca
Asarsın bu resmi
Bir bahçede
Bir koruda
Ya da bir ormanda
Saklanır beklersin ağacın arkasında
Ses çıkarmaz
Kımıldamazsın
Kuş bazan çabuk gelir
Ama uzun yıllar bekleyebilir de
Karar vermezden önce
Yılmayacaksın
Bekleyeceksin
Yıllarca bekleyeceksin gerekirse
Resmin başarısıyla hiç ilişiği yoktur çünkü
Kuşun çabuk ya da yavaş gelmesinin
Geleceği olup da geldi mi kuş
Çıt çıkarma yok
Kafese girmesini beklersin
Girdi mi kafese fırçanla
Usullacık kapısını kaparsın
Sonra kuşun bir tüyüne dokunayım demeden
Bütün kafes tellerini teker teker silersin
Yerine bir ağaç resmi yaparsın
Dallarının en güzeline kondurursun kuşu.
Tabiî ne yapraklarının yeşilini unutacaksın
Ne yellerin serinliğini
Ne de yaz sıcağındaki böcek seslerini
Otlar arasında.
Sonra beklersin ötsün diye kuş
Ötmezse kötü
Resim kötü demektir
Öterse iyi olduğunun resmidir
İmzanı atabilirsin artık
Bir tüy koparırsın usulca
Kuşun kanadından
Ve yazarsın adını resmin bir köşesine.”

 

Günümüzde örneğine çok rastladığımız liberal çevrecilik pespayeliğini “Bunca orman” adlı şiiriyle yerle yeksan etmiştir:

 

“Bunca orman koparılır topraktan.

Kesilir biçilir.

Bunca orman yok edilir

Merdaneler altında

Bunca orman kurban edilir kâğıt hamuruna

Milyarlarca gazete çıkar her yıl

Ve bu gazetelerde

Ağaçların ormanların tükenmesinden doğacak belalar üstüne

Okurların dikkati çekilir.”

 

Prevert, kurum kurum kurumlanmadan, şiirden de ödün vermeden saygıyı anlatmıştır bir şiirinde:

“Başında kıvıl kıvıl kıvılcımlar
Çakmak taşı satan bir adam
Sesleniyor kalabalıklara
Akşam üstü istasyonda
İri yarı aykırı lâfları
Hoşuna gitmiyor çoklarının
Ama bir ateş var ki adamın gözlerinde
Yumuşatıveriyor insanları
Saygılı olun
Diye bağırıyor adam
Saygılı olun
Yediğiniz içtiğiniz şeylere
Saygılı olun
Taşa toprağa pireye file
Kadınlara saygılı olun
Çocuklara saygılı olun
Saygılı olun hâne halkına
Saygılı olun
Yaşayan dünyaya.”

 

Çağının tırışkadan aydınları ile alay eder, hatta kendince eğlenir onlarla bir şiirinde:

“Doğru değil aydın kişileri bırakmak
Kibrit çöpleriyle oynamaya
Neden derseniz, baylar bayanlar,
Tek başına bırakılınca
Hiç de parlak olmuyor aydın kafa
Yalnız kalır kalmaz
Başlıyor sözde pir aşkına
Sözde yapı işçileri adına
Kendine bir yapı kurmaya
Aman unutmayalım bayanlar baylar
Tek başına bırakılmaya gelmez
Aydın kafa
Hemen başlar seninki
Yalandan yapılar kurmaya
Dağlar gibi.”

 

İnsanı yaşamasızın biri yapan kurumları da diktatörleri de “tiye” alır Prevert.

 

“Napoleon çok gençken çok cılızdı
Topçu subayıydı
İmparator oldu sonradan
O zaman bir göbek birçok da memleket edindi
Öldüğü gün
Göbeği vardı yine
Ama bir hayli küçülmüştü.”

 

Bu haftanın şiiri olarak Prevert’in “Soluk Soluğa Zaman” isimli şiirini seçtim; şiddete ve nefrete boğulmuş günümüze zarif bir isyan niyetine, beğeneceğinizi umuyorum.

“Her şeye hayran hiçbir şeye şaşmayan
Bir kızcağız türkü söylüyordu
Mevsimler yollar boyunca;
Soğanlar güldürür beni
Havuçlar ağlatır beni
Alfabenin eşeği
Okuma öğretti bana
Öğretti bas bayağı
Derken bir manivela
Allak bullak etti baharı
Buz parçaları sıçradı
Kızcağızın yüzüne
Göz yaşlarım ağlamakla bitmez
Savaşa boğdular dünyayı
Ben ki senli benliydim güneşle
Yüzüne bakamaz oldum gayri.”

 

 

KAYNAKLAR
1- Jacques Prévert, Şiirler, Çan Yayınları, 1963. Çeviri: Sabahattin Eyuboğlu.
2- Hıfzı Topuz’dan 27 Mayıs itirafı, Habertürk Gazetesi, 21 Şubat 2013.
3- Wikipedi

 

 

 

Nereden çıktı bu ŞİİRLİ CUMALAR diyenler, okuyunuz lütfen:

https://doganalpblog.wordpress.com/2014/…/05/siirli-cumalar/

 

ŞİİRLİ CUMALAR, Ortadoğu bataklığına itilmeye, nefret diline ve muhafazakâr bir toplum olmaya karşı bir DURUŞdur.

ŞİİRLİ CUMALAR adının kaynak gösterilmeden kullanılmaması rica olunur.

 

 

 

Hacı Yusuf – ŞİİRLİ CUMA

Değerli dostlar hepinize ŞİİRLİ CUMALAR diliyorum. Bu hafta için seçtiğim şair Hacı Yusuf, doğum ve ölüm tarihleri bilinmediği gibi yaşamı hakkında bilgi yoktur. Hacı Yusuf hakkındaki bütün bilgimiz, günümüze kalan tek şiirinin Birinci Dünya Savaşı sırasında yazılmış/söylenmiş olduğu ve şiirin tapşırma[i] bölümünde şairin kendini tanıtmış olmasıdır.

Hacı Yusuf’un elimizdeki tek şiiri savaşı anlatır; savaşı savaşın içinden, tüm acıları ve çıplaklığı ile görerek yazmış/söylemiştir. Hacı Yusuf, çağdaşı ünlü şair Yahya Kemal Beyatlı gibi görmemiştir savaşı. Selanik, İstanbul ve Paris’ten savaşı izleyen Beyatlı’nın “Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik, Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik” diyerek yaptığı “savaş seviciliğinin” yanında, “Bizi bu hallerde gören ağlasın” diyerek savaşa ve savaşın zalimliğine direncini sözcüklere döken Hacı Yusuf’un gözümdeki değeri aynı olmamıştır, olmayacaktır[ii].

Tarih boyunca savaşa karşı yaşamı savunan şairlerin değil de savaşı ve şiddeti kutsayan yazarların günümüze kalmış olmaları, şöhrete ve çok daha iyi yaşam koşullarına sahip olmaları bir tesadüf değildir. “Savaş sevicileri” iktidarlara ve muktedirlere yakın olmuşlar, bu nedenle de yazdıklarının yazılı kültüre aktarılması ve bu aktarımı daha geniş kitlelere ulaştıracak aygıtlara ulaşmaları mümkün olmuştur.  1645-1669 yılları arasında süren Girit Savaşı’na ait kayıtlara (defterlere) bir şekilde girmeyi başaran “Kocasını bekleyen kadının türküsü” adlı şiirin şairi belirsizdir. Günümüzde ise hemen tümüyle unutulmuştur. Girit Savaşı’na giden kocası Sefer’i Yeniçeri ağasına soran kadının çığlığı, savaşların gerçek yüzünü olağanüstü bir lirizm ile dile getirir:

“Sarı yapracığım sarı

Girit’e gönderdim yâri

Yıkılası Girit şarı[iii]

Sefer döndü mü, döner mi 

 

Girit’in taşı, kayası

Atlıdan çoktur yayası

Yeniçeriler ağası

Sefer döndü mü, döner mi 

 

Girit’ten dönen ulaklar[iv]

Yeniçeriler, solaklar

Kabul oldu mu dilekler

Sefer döndü mü, döner mi 

 

Destimal[v] işledim ensiz

Kararım kalmadı sensiz

Girit’e giden uğraşır

Sefer döndü mü, döner mi 

 

Sular akar taşa taşa

Yiğitler girer savaşa

Haber eyle Hasan Paşa

Sefer döndü mü, döner mi.” 

 

Kim olduğunu bilmediğimiz Hacı Yusuf’un “Gören ağlasın” şiirini bu haftanın şiiri olarak seçtim. Beğeneceğinizi umuyorum.

“Karadeniz Boğazı’nı terk ettik

Eşyalar için de araba tuttuk

Hisarın Çayır’da bir gece yattık

Bizi bu hallerde gören ağlasın 

 

Uzun köprüden de düştük yollara

Gören dayanamaz bizim hallere

Gayrı postu attık gurbet illere

Bizi bu hallerde gören ağlasın 

 

Çanta dalım[vi] kertti[vii], acıdı kolum

Kimseler sormuyor bu garip halim

Böyle yaşamadan eyidir ölüm

Bizi bu hallerde gören ağlasın 

 

Su bulamadım matramı dolmaya

Umudum yok memlekete gitmeye

Bu genç yaşda razı oldum ölmeye

Bizi bu hallerde gören ağlasın 

 

Gece saat üçte geçtik Keşan’ı

Arıyon mu yıkılıp da düşeni

Doktor döğer ayakları şişeni[viii]

Bizi bu hallerde gören ağlasın 

 

İstanbul’dan bindirdiler tirene

Harbe gidiyom, dedim halim sorana

Gözleme yolumu, ben garip, ana

Bizi bu hallerde gören ağlasın 

 

Gelibolu’yu da acele geçtik

Yalova’nın kenarına zor düştük

Neşet Paşa Çeşmesi’nden su içtik

Bizi bu hallerde gören ağlasın 

 

Semanın yüzüne levha yazıldı

Deryanın[ix] yüzüne zırhlı[x] dizildi[xi]

Mermi şiddetinden dağlar kazıldı

Bizi bu hallerde gören ağlasın 

 

Kurudağ’da fasulyayı yediler

Sakın cıgarayı içmen, dediler

Koşa koşa Eksemik’e geldiler

Bizi bu hallerde gören ağlasın

 

Hacı Yusuf der ki düştük yollara

Çorlu’ya varınca verdiler mola

Kadir Mevlam bize yardımcı ola

Bizi bu hallerde gören ağladı”

KAYNAK

Cahit Öztelli, Uyan padişahım, Milliyet Yayınları, 1976,

 

Not: Bu yazıda kullanılan kapak görseli, kaynak olarak gösterdiğim Cahit Öztelli’nin kitap kapağından alınmıştır.

Nereden çıktı bu ŞİİRLİ CUMALAR diyenler, okuyunuz lütfen:

ŞİİRLİ CUMALAR

 

 

ŞİİRLİ CUMALAR, Ortadoğu bataklığına itilmeye, nefret diline ve muhafazakâr bir toplum olmaya karşı bir DURUŞdur.

ŞİİRLİ CUMALAR adının kaynak gösterilmeden kullanılmaması rica olunur.

DİPNOTLAR

[i]Tapşırma: Şairin son dörtlükte adını veya mahlasını yazmasıdır.

[ii]Buradan yola çıkarak söylemeliyim ki Yahya Kemal ile Hacı Yusuf’un aynı unvanı, şair unvanını taşıyor olması bana bir haksızlık ve hadsizlik olarak görünmüştür.

[iii]Şar: Şehir, kent.

[iv]Ulak: Haberci, postacı.

[v]Destimal: Mendil.

[vi]Dal: Sırt, omuz.

[vii]Kertmek: Şiddetli sürtünmek, yara yapmak.

[viii]“Doktor döğer ayakları şişeni” dizesinden çok sarsıldığımı söylemek zorundayım. 16 ay süren askerlik hizmetini muharip bir tugayda kıta tabibi olarak yapan bir hekim olarak, hasta olarak kendisine gelen erleri, temaruz (simülasyon) yaptığı düşüncesiyle döven meslektaşlarımla çok sık karşılaştığımı söylemek zorundayım.

[ix]Derya: Deniz.

[x]Zırhlı: Savaş gemisi.

[xi]Çanakkale Savaşı’nı kastediyor olmalı. (DAD)

Aşık Püryani – ŞİİRLİ CUMA

Değerli dostlar hepinize ŞİİRLİ CUMALAR diliyorum. Bu hafta için seçtiğim şair Aşık Püryani, doğum ve ölüm tarihleri bilinmediği gibi yaşamı hakkında bilgi yoktur. Elimizdeki kaynaklar Balıkesir doğumlu olduğu ve 19. Yüzyılda yaşamış olduğuna işaret etmektedir. 

Asıl adı Hacı[i]Kevork’dur; adından da anlaşılacağı üzere bir Ermeni aşığıdır (Aşug). Ahmet Rasim, 19. Yüzyıl halk şairlerinin en önemlilerinden biri olduğunu yazmıştır. Türkçe söyleyen ve yazan, yazım dilinde Ermeni alfabesini kullanan, bir kısmı Bektaşiliğe ya da diğer heterodoks ve/veya tasavvufi tekkelere intisap[ii]etmiş olan çok sayıdaki Ermeni aşugları, Anadolu kültürünün çok büyük zenginliklerinden biridir. 

Aşık Püryani, geçmişi Kaygusuz Abdal’a dayanan tasavvufi hiciv şairlerinin 19. Yüzyıldaki başarılı kalemlerindendir. Koşma türündeki aşağıdaki şiirinde içinde yaşadığı toplumu ve bireyleri başarıyla hicveder:

“Dünyalık halimiz sorar bazısı

Bizde sim[iii]yerine emraz[iv]bulunur

Böyle imiş anlımızın yazısı

Elimizde santur[v]ya saz bulunur.

Eloğlu arifdir ademi sezer 

Sanmayın aşıklar beyhude gezer 

Güzelde merhamet bizde sim u zer[vi]

Ne kışın bulunur ne yaz bulunur.

Püryani hisseden kıssadır fendim

Fikirsizlik benim eski efendim

Sakın her adama inanmam kendim

Şimdi doğru adam pek az bulunur.”

Aşık Püryani’nin “dedim dedi” türündeki bir koşmasını bu haftanın şiiri olarak seçtim. Beğeneceğinizi umuyorum.

“Dedim dilber var mı, sen gibi güzel,

Dedi bana, sen ne tarif edersin.

Dedim vasfın için yazdım bir gazel,

Dedi dağ-ı divan telif edersin.

Dedim nedir fikrin aslına erem,

Dedi söyle matlubun[vii]verem,

Dedim leblerinden[viii]bir buse kerem,

Dedi sonra başka teklif edersin.

Dedim nedir bu süs bu eda,

Dedi bu bizlere ihsan-ı Hüda,

Dedim bir canım var uğruna feda,

Dedi Püryan boşa taltif edersin[ix].”


[i]Adının başındaki “Hacı” unvanı onun Müslüman olduğunu göstermemektedir. 

[ii]İntisap: Bağlanma, kapılanma.

[iii]Sim: Gümüş.

[iv]Emraz: Bulaşıcı hastalık.

[v]Santur: Kanuna benzeyen, tokmaklarla çalınan telli bir çalgı.

[vi]Zer: Altın.

[vii]Matlup: Alacak.

[viii]Leb: Dudak.

[ix] Taltif etmek: 1-Hoş davranarak, iyilik yaparak gönül almak, gönül okşamak. 2– (birini) nişan, madalya vererek ya da aylığını artırarak ödüllendirmek.

Not: Kapakta kullanılan görsel Pixabay internet sitesinden alınmıştır. Görsel temsili olup, yazı içinde adı geçen müzik aleti santur fotoğrafıdır.

KAYNAK

Mehmet Bayrak, Alevi Bektaşi Edebiyatında Ermeni Aşıkları, Özge Yayınları, 2005, Ankara. 

Nereden çıktı bu ŞİİRLİ CUMALAR diyenler, okuyunuz lütfen:

https://doganalpdemir.com/2014/06/05/siirli-cumalar/

ŞİİRLİ CUMALAR, Ortadoğu bataklığına itilmeye, nefret diline ve muhafazakâr bir toplum olmaya karşı bir DURUŞdur. 

ŞİİRLİ CUMALAR adının kaynak gösterilmeden kullanılmaması rica olunur.

Pir Sultan Abdal – ŞİİRLİ CUMA

Değerli okurlarım, hepinize ŞİİRLİ CUMALAR diliyorum. Bu hafta için seçtiğim şair Pir Sultan Abdal, doğum ve ölüm tarihine ait bilgiler kesin değildir. 16. yüzyılda Sivas’ın Banaz köyünde yaşadığı kabul edilmektedir. Ölümü 1547-1590 tarihlerine rastlayan geniş bir zaman dilimine tarihlendirilmiştir. Sivas Beylerbeyi Deli Hızır Paşa tarafından astırıldığı sanılmaktadır.

Pir Sultan Abdal’ın yaşamı hakkında bilinenler, onun Anadolu halk edebiyatındaki yeri ve şöhretiyle orantısızdır. Hakkında bilinenler, ona atfedilen menakıpnamelere[i]ve şiirlere dayanır. Asıl adı Haydar’dır, yaşamının büyük bölümü Sivas’ın Banaz köyünde geçmiştir. Atalarının Azerbaycan veya Yemen’den geldiği iddia edilmiştir. 

Pir Sultan Abdal halk edebiyatımızın en önemli isimlerinden biri kabul edilir. Alevi- Bektaşi- Kızılbaş kültürünün yedi ulularından biridir. Bu yedi şair Nesimi, Fuzuli, Hatayi, Pir Sultan Abdal, Kul Himmet, Yemini ve Virani’dir. 

Anadolu’da Pir Sultan Abdal mahlasını taşıyan 6 halk ozanı bulunmaktadır. Bu 6 ozana ait şiirlerin, hatta menakıpnamelerin birbirlerine karıştığı kesin gibidir. Ülkemizin en önemli halk edebiyatı araştırmacıları Pertev Naili Boratav ve Abdülbaki Gölpınarlı, yaptıkları çalışmalarda ve yayımladıkları makale ve kitaplarda Pir Sultan Abdal’a ait olduğu kesin olan şiirlerle şüpheli olanları büyük oranda birbirlerinden ayırmayı başarmışlardır. Bir örnek vermek gerekirse, aşağıya aldığım şiirin Pir Sultan Abdal’a ait olduğu kesin değildir. 

“Bülbül olsam varsam gelsem

Hakk’ın divanına dursam

Ben bir yanıl alma olsam

Dalında bitsem ne dersin

Sen bir yanıl alma olsan

Dalımda bitmeğe gelsen

Ben bir gümüş çövmen olsam

Çeksem indirsem ne dersin

Sen bir gümüş çövmen olsan

Çekip indirmeğe gelsen

Ben bir avuç darı olsam

Yere saçılsam ne dersin

Sen bir avuç darı olsan

Yere saçılmağa gelsen

Ben bir güzel keklik olsam

Bir bir toplasam ne dersin

Sen bir güzel keklik olsan

Bir bir toplamağa gelsen

Ben bir yavru şahan olsam

Kapsam kaldırsam ne dersin

Sen bir yavru şahan olsan

Kapıp kaldırmağa gelsen

Ben bir sulu sepken olsam

Kanadın kırsam ne dersin

Sen bir sulu sepken olsan

Kanadım kırmağa gelsen

Ben bir deli poyraz olsam

Tepsem dağıtsam ne dersin

Sen bir deli poyraz olsan

Tepip dağıtmağa gelsen

Ben bir ulu hasta olsam

Yoluna yatsam ne dersin

Sen bir ulu hasta olsan

Yoluma yatmağa gelsen

Ben de bir Azrail olsam

Canını alsam ne dersin

Sen de bir Azrail olsan

Canımı almağa gelsen

Ben bir Cennetlik kul olsam

Cennet’’e girsem ne dersin

Sen bir Cennetlik kul olsan

Cennet’e girmeğe gelsen

Pir Sultan üstadın bulsan

Bilece girsek ne dersin”

Pir Sultan Abdal, günümüz malumatfuruşlarının Osmanlı İmparatorluğu’nun “Muhteşem Yüzyıl’ı” olarak tanıttıkları 16. yüzyılda yaşamıştır. 16. yüzyıl Osmanlı siyasi tarihi yeterince anlaşılmadan, kavranmadan, yaşadığı dönemin arka planı doğru okunmadan Pir Sultan Abdal’ı anlamak olanaklı olmayacaktır[ii]

Pir Sultan Abdal’ın tanıtımı için kaleme aldığım bu yazımın birinci bölümünün sonuna geldik. ŞİİRLİ CUMALAR’ın önümüzdeki haftalarında Pir Sultan Abdal’ı tarihsel arka planının içine yerleştirerek anlatmaya devam edeceğim. 

Bu haftanın şiiri olarak Pir Sultan Abdal’a ait olduğu kesin olan bir şiirini seçtim. 

Güzel okuyun…

Sefasına cefasına dayandım,
Bu cefaya dayanmayan gelmesin.
Rengine hem boyasına boyandım,
Bu boyaya boyanmıyan gelmesin.

Rengine boyandım meyinden içtim
Nice canlar ile Didar görüştüm
Muhabbet eyleyip candan seviştim
Muhabbeti küfür sayan gelmesin.

Muhabbet eyleyip yokla pirini,
Yusun senin namus ile arını
Var bir gerçek ile kıl pazarını
Kıldığın pazardan ziyan gelmesin

Kırklar bu meydanda gezer dediler
Evliyayı yola dizer dediler
Destini destinden üzer dediler
Nefsaniyetine uyan gelmesin

Pir Sultan’ım eydür dünya fanidir
Kırkların sohbeti aşk mekânıdır
Kusura kalmayan kerem kanıdır
Gönülde karası olan gelmesin

Not: Bu yazının kapak görselinde kullanılan fotoğraf Pir Sultan Abdal’ın yaşadığı Banaz köyünde bulunan heykele aittir. (Kaynak: Vikipedi)

KAYNAKLAR

  1. Pertev Naili Boratav- Abdülbaki Gölpınarlı, Pir Sultan Abdal, Kapı Yayınları, Şubat 2017, İstanbul. 
  2. Ana Britannica Ansiklopedisi, Cilt 17, Pir Sultan Abdal maddesi. 

Nereden çıktı bu ŞİİRLİ CUMALAR diyenler, okuyunuz lütfen:

https://doganalpblog.wordpress.com/2014/…/05/siirli-cumalar/

ŞİİRLİ CUMALAR, Ortadoğu bataklığına itilmeye, nefret diline ve muhafazakâr bir toplum olmaya karşı bir duruşdur.


[i]Menâkıbnâme:Velilerin, tarikat büyüklerinin ve şeyhlerin kerametlerini konu alan eserlere verilen addır. (Kaynak Vikipedi) 

[ii]Prof. Dr. Mustafa Akdağ’ın Türk Halkının Dirlik ve Düzenlik Kavgası adlı kitabını okumanızı öneririm.