Pir Sultan Abdal – ŞİİRLİ CUMA

Değerli okurlarım, hepinize ŞİİRLİ CUMALAR diliyorum. Bu hafta için seçtiğim şair Pir Sultan Abdal, doğum ve ölüm tarihine ait bilgiler kesin değildir. 16. yüzyılda Sivas’ın Banaz köyünde yaşadığı kabul edilmektedir. Ölümü 1547-1590 tarihlerine rastlayan geniş bir zaman dilimine tarihlendirilmiştir. Sivas Beylerbeyi Deli Hızır Paşa tarafından astırıldığı sanılmaktadır.

Pir Sultan Abdal’ın yaşamı hakkında bilinenler, onun Anadolu halk edebiyatındaki yeri ve şöhretiyle orantısızdır. Hakkında bilinenler, ona atfedilen menakıpnamelere[i]ve şiirlere dayanır. Asıl adı Haydar’dır, yaşamının büyük bölümü Sivas’ın Banaz köyünde geçmiştir. Atalarının Azerbaycan veya Yemen’den geldiği iddia edilmiştir. 

Pir Sultan Abdal halk edebiyatımızın en önemli isimlerinden biri kabul edilir. Alevi- Bektaşi- Kızılbaş kültürünün yedi ulularından biridir. Bu yedi şair Nesimi, Fuzuli, Hatayi, Pir Sultan Abdal, Kul Himmet, Yemini ve Virani’dir. 

Anadolu’da Pir Sultan Abdal mahlasını taşıyan 6 halk ozanı bulunmaktadır. Bu 6 ozana ait şiirlerin, hatta menakıpnamelerin birbirlerine karıştığı kesin gibidir. Ülkemizin en önemli halk edebiyatı araştırmacıları Pertev Naili Boratav ve Abdülbaki Gölpınarlı, yaptıkları çalışmalarda ve yayımladıkları makale ve kitaplarda Pir Sultan Abdal’a ait olduğu kesin olan şiirlerle şüpheli olanları büyük oranda birbirlerinden ayırmayı başarmışlardır. Bir örnek vermek gerekirse, aşağıya aldığım şiirin Pir Sultan Abdal’a ait olduğu kesin değildir. 

“Bülbül olsam varsam gelsem

Hakk’ın divanına dursam

Ben bir yanıl alma olsam

Dalında bitsem ne dersin

Sen bir yanıl alma olsan

Dalımda bitmeğe gelsen

Ben bir gümüş çövmen olsam

Çeksem indirsem ne dersin

Sen bir gümüş çövmen olsan

Çekip indirmeğe gelsen

Ben bir avuç darı olsam

Yere saçılsam ne dersin

Sen bir avuç darı olsan

Yere saçılmağa gelsen

Ben bir güzel keklik olsam

Bir bir toplasam ne dersin

Sen bir güzel keklik olsan

Bir bir toplamağa gelsen

Ben bir yavru şahan olsam

Kapsam kaldırsam ne dersin

Sen bir yavru şahan olsan

Kapıp kaldırmağa gelsen

Ben bir sulu sepken olsam

Kanadın kırsam ne dersin

Sen bir sulu sepken olsan

Kanadım kırmağa gelsen

Ben bir deli poyraz olsam

Tepsem dağıtsam ne dersin

Sen bir deli poyraz olsan

Tepip dağıtmağa gelsen

Ben bir ulu hasta olsam

Yoluna yatsam ne dersin

Sen bir ulu hasta olsan

Yoluma yatmağa gelsen

Ben de bir Azrail olsam

Canını alsam ne dersin

Sen de bir Azrail olsan

Canımı almağa gelsen

Ben bir Cennetlik kul olsam

Cennet’’e girsem ne dersin

Sen bir Cennetlik kul olsan

Cennet’e girmeğe gelsen

Pir Sultan üstadın bulsan

Bilece girsek ne dersin”

Pir Sultan Abdal, günümüz malumatfuruşlarının Osmanlı İmparatorluğu’nun “Muhteşem Yüzyıl’ı” olarak tanıttıkları 16. yüzyılda yaşamıştır. 16. yüzyıl Osmanlı siyasi tarihi yeterince anlaşılmadan, kavranmadan, yaşadığı dönemin arka planı doğru okunmadan Pir Sultan Abdal’ı anlamak olanaklı olmayacaktır[ii]

Pir Sultan Abdal’ın tanıtımı için kaleme aldığım bu yazımın birinci bölümünün sonuna geldik. ŞİİRLİ CUMALAR’ın önümüzdeki haftalarında Pir Sultan Abdal’ı tarihsel arka planının içine yerleştirerek anlatmaya devam edeceğim. 

Bu haftanın şiiri olarak Pir Sultan Abdal’a ait olduğu kesin olan bir şiirini seçtim. 

Güzel okuyun…

Sefasına cefasına dayandım,
Bu cefaya dayanmayan gelmesin.
Rengine hem boyasına boyandım,
Bu boyaya boyanmıyan gelmesin.

Rengine boyandım meyinden içtim
Nice canlar ile Didar görüştüm
Muhabbet eyleyip candan seviştim
Muhabbeti küfür sayan gelmesin.

Muhabbet eyleyip yokla pirini,
Yusun senin namus ile arını
Var bir gerçek ile kıl pazarını
Kıldığın pazardan ziyan gelmesin

Kırklar bu meydanda gezer dediler
Evliyayı yola dizer dediler
Destini destinden üzer dediler
Nefsaniyetine uyan gelmesin

Pir Sultan’ım eydür dünya fanidir
Kırkların sohbeti aşk mekânıdır
Kusura kalmayan kerem kanıdır
Gönülde karası olan gelmesin

Not: Bu yazının kapak görselinde kullanılan fotoğraf Pir Sultan Abdal’ın yaşadığı Banaz köyünde bulunan heykele aittir. (Kaynak: Vikipedi)

KAYNAKLAR

  1. Pertev Naili Boratav- Abdülbaki Gölpınarlı, Pir Sultan Abdal, Kapı Yayınları, Şubat 2017, İstanbul. 
  2. Ana Britannica Ansiklopedisi, Cilt 17, Pir Sultan Abdal maddesi. 

Nereden çıktı bu ŞİİRLİ CUMALAR diyenler, okuyunuz lütfen:

https://doganalpblog.wordpress.com/2014/…/05/siirli-cumalar/

ŞİİRLİ CUMALAR, Ortadoğu bataklığına itilmeye, nefret diline ve muhafazakâr bir toplum olmaya karşı bir duruşdur.


[i]Menâkıbnâme:Velilerin, tarikat büyüklerinin ve şeyhlerin kerametlerini konu alan eserlere verilen addır. (Kaynak Vikipedi) 

[ii]Prof. Dr. Mustafa Akdağ’ın Türk Halkının Dirlik ve Düzenlik Kavgası adlı kitabını okumanızı öneririm. 

ŞİİRLİ CUMALAR BEŞ YAŞINDA

Değerli okurlarım, hepinize ŞİİRLİ CUMALAR diliyorum. Bugün Şiirli Cumalar için özel bir gün: 2013 yılı Kasım ayında başladığım, muhafazakarlığa, hurafe toplumu olmaya, Ortadoğu bataklığına, nefret diline karşı tek kişilik bir DURUŞ olarak tanımladığım ŞİİRLİ CUMALAR beş yaşını doldurdu. Toplumumuzun nefretle, şiddetle yoğrulduğu; bilimden, şiirden, güzel sanatlardan koptuğumuz, toplumbilimlerinin ışığının söndürüldüğü, siyaset kültürümüzün kerameti kendinden menkul köşe yazarları tarafından beslendiği, Profesör unvanlı malumatfuruşların[i]köşe başlarını tuttuğu, haksızlıklara/zulme/şiddete baş kaldırmaya çalışanların kafasının koparıldığı yıllar geçirdik/geçiriyoruz. ŞİİRLİ CUMALAR, bütün bu “ahval ve şerait içinde” beş uzun ve zorlu yıllar geçirdi. Bu yıllar içinde, okuma/yazma bildiğinden şüphe ettiğim “hayırlı cumalarınızdan bezmiştik, şimdi de başımıza şiirli cuma mı çıkardınız, sizi arkadaşlıktan çıkarıyorum” diyen çok bilmiş janjanlı kontes ve aynalı baronlardan, “Halkımızın dini değerleri ile alay ediliyor” çığlığı atan yobazlara kadar türlü çeşit insanla karşılaştı ŞİİRLİ CUMALAR. Ama daha önemli olanı, sayıları çok olmasa da[ii]bir grup ŞİİRLİ CUMA izleyicisi arkadaşım ısrarla, inatla, keyifle, coşkuyla okuyor, yorum yapıyor, önerilerde bulunuyor; onların desteği olmasa bu beş yılı tamamlamamız olanaklı olmazdı. 

Beş yıl önce ŞİİRLİ CUMALAR’a ilk başladığımda bir amacım vardı: Gün gelecek, Sovyetler Birliği’nde Andrey Voznesenski’nin şiirlerini dev stadyumlarda okuduğu gibi, yüzbinlerin doldurduğu alanlarda ŞİİRLİ CUMALAR kutlamaları yapacaktık, yapmalıydık. Beş yılın sonunda bu amacın çok ama çok uzağında olduğumuzu biliyorum, nedir, bu amaçtan milim şaşmadan ŞİİRLİ CUMALAR yoluna devam ediyor/edecek. Çünkü, Ömer Hayyam’ın bin yıl önce söylediği yerdeyiz:

“Öldük, dünyayı şaşkın bırakıp gittik; 
Yüzlerce incimiz vardı delinmedik. 
Sersemliği yüzünden bilgisizlerin 
Renk renk düşünceler kaldı söylenmedik.” 


ŞİİRLİ CUMALAR’ın arkada bıraktığım beş yılına baktığım zaman sayısı binden fazla kitap, makale, dergi, yüksek lisans ve doktora tezi okuduğumu, incelediğimi söyleyebilirim. Mübalağalı bir metaforla anlatmam gerekirse, İbn-i Haldun’un bir sözünü kullanacağım:

“Çalışırken kandilimde yanan yağ, içtiğim sudan fazladır.”

ŞİİRLİ CUMALAR’da bu hafta şair tanıtımı yok. Ama önümüzdeki hafta tanıtacağım Pir Sultan Abdal’ın bir şiirini paylaşıyorum sizlerle.

Güzel okuyun…

“Uyur idik uyardılar

Diriye saydılar bizi

Koyun olduk ses anladık

Sürüye saydılar bizi

Sürülüp kasaba gittik

Kanarada mekân tuttuk

Didar defterine yettik

Ölüye saydılar bizi

Halimizi hal eyledik

Yolumuzu yol eyledik

Her çiçekten bal eyledik

Arıya saydılar bizi

Aşk defterine yazıldık

Pir divanına dizildik

Bal olduk şerbet ezildik

Doluya saydılar bizi

Pir Sultan Abdal’ım Haydar şunda

Çok keramet var insanda

O cihanda bu cihanda

Ali’ye saydılar bizi”


[i]Malumatfuruş: Bilgiçlik taslayan cahil kişi. 

[ii]Söylemeye dilim varmıyor ama bu kişilerin sayısı elliyi geçmiyor. 

Nereden çıktı bu ŞİİRLİ CUMALAR diyenler, okuyunuz lütfen:

https://doganalpblog.wordpress.com/2014/…/05/siirli-cumalar/

ŞİİRLİ CUMALAR, Ortadoğu bataklığına itilmeye, nefret diline ve muhafazakâr bir toplum olmaya karşı bir DURUŞdur.

Proje adının kaynak gösterilmeden kullanılmaması rica olunur.

Cemal Cengiz -ŞİİRLİ CUMA

 

Değerli dostlar hepinize ŞİİRLİ CUMALAR diliyorum. Bu hafta için seçtiğim şair Cemal Cengiz, hakkında ulaşabildiğim tek bilgi Adana Kadirli Bölgesi halk şairlerinden biri olduğudur.

Cemal Cengiz’e ait bulduğum tek şiir “Haksızlara Beddua” adını taşıyor. Şiirin adından da anlaşılacağı üzere şair uğradığı haksızlıklara karşı olan isyanını halk edebiyatında kargış adı verilen bedduasıyla dile getirmiştir. Halk edebiyatımızda kargış türünde şiir yazma geleneğimizin unutulmaya yüz tuttuğunu söylemek hatalı olmaz. Oysa yüzyıllar boyunca Anadolu insanları karşı karşıya geldikleri zulüm, baskı ve haksızlıkları anlatabilmek için halk ozanlarının diliyle sesini duyurmaya çalışmıştır. Kanaatimce halk edebiyatındaki kargış türü, toplumu nefret diline karşı korumuştur[i].

Cemal Cengiz’in “Haksızlara Beddua” şiiri kanımca güncelliğini de güzelliğini de koruyor. Güzel okuyun.

 

HAKSIZLARA BEDDUA

Eğer benim paralarımı kesenler

Bu dünyada tatlı tatlı yemesin

Hakk’a ayan gece gündüz çalıştım

Ben almadım kesenlere kalmasın

 

Yine benim tazeledin yaramı

İnsan hakkı kesilmesi reva mı

Boğazından tutsun kanser veremi

O paralar ona deva olmasın

 

Bu dünya yalandır kimseye kalmaz

Nefsine uyanlar hak hukuk bilmez

El hakkı zehirdir hiç şifa olmaz

Zehirlensin varsın şifa olmasın

 

Yağlı kurşun değsin akmasın kanın

Ölme birdenbire biraz da sürün

El hakkı çok yedin cehennem yerin

Cennet ala senin yüzün görmesin

 

Kestiler bizlere kalmadı para

Bizleri bedava çalıştıranlara

Kaplasın onları irinli yara

Hoca imam cenazesin kılmasın

 

Cemal Cengiz boş ver nasihat olmaz

Her insan helalin değerin bilmez

Çalıp çarpma ile mal senin olmaz

Balsa boş ver olmasa da olmasın”

 

 

KAYNAK

1-      Doğan Kaya, Folklorumuzda Beddua Söyleme Geleneği ve Türk Halk Şiirinde Beddualar, Atatürk Kültür Merkezi Yayınları, 2001, Sayfa 52-53.

 

 

 

Nereden çıktı bu ŞİİRLİ CUMALAR diyenler, okuyunuz lütfen:

https://doganalpblog.wordpress.com/2014/…/05/siirli-cumalar/

 

ŞİİRLİ CUMALAR, Ortadoğu bataklığına itilmeye, nefret diline ve muhafazakâr bir toplum olmaya karşı bir DURUŞdur.

 

Proje adının kaynak gösterilmeden kullanılmaması rica olunur.

 

[i] Kargış türünün toplumu nefret diline karşı koruduğuna ilişkin görüşlerimi bir başka yazımda dile getirmeye çalışacağım.

Vehbi Polat (Mihneti) – ŞİİRLİ CUMA

Değerli okurlarım, hepinize ŞİİRLİ CUMALAR diliyorum. Bu hafta için seçtiğim şair, Mihneti mahlasını kullanan Vehbi Polat, 1929- 1993 yılları arasında yaşamıştır.

Vehbi Polat, İlkokulu kendi köyünde okuduktan sonra 1948 yılında Cilavuz Köy Enstitüsünü bitirmiştir. Emekçinin Türküsü isimli yapıtında özgeçmişini şu satırlarla anlatıyor.

“Azık çantasında bir ekmek, bir baş soğan, ya da bir yumurta ile mal-davar peşinde koşan tüm köylü çocukları gibi büyüdüm ben de. İlköğrenimimi köyümün ilkokulunda yaptım. Kars-Cilavuz Köy Enstitüsü’ ne girdim. 1948 yılında öğretmen oldum. 1958 yılına değin Karayazı ilçesinin köylerinde ve merkezde çalıştım. 1959 yılında askerlik görevimi tamamladığımda TOKAT’a bağIı TurhaI iIçe merkezinde sürdürdüm öğretmenliğimi. 1965 yılında Tokat Merkez iIçeye bağIı Ortaköy iIkokulunda görevlendirildim. Dokuz yıl çalıştım bu köyde. Orta öğrenim çağına girmiş olan çocuklarım, kente taşınmamı gerektiriyordu. Bu nedenle verdiğim diIekçeler olumlu karşılanmıyordu. Bu nedenle 2 AraIık 1974 tarihinde emekliye ayrılmak zorunda kaldım”

Emekli olduktan sonra Ankara’da Yenigün ve Vatan gazetelerinde toplumsal sorunlara ilişkin yazılar yazmıştır. Mihneti mahlasını kullanan Vehbi Polat Bektaşi- Alevi halk şiirinin önemli isimlerinden bir şair ve halk ozanıdır. Adını hiç duymayışımızın sebebi Mihneti’nin şiirdeki yetersizliği değil, şiirsiz bir toplum oluşumuzdandır. Mihneti’nin 1978 yılında basılan Emekçinin Türküsü adlı kitap bir daha basılmamıştır.

Toplumun can alıcı yaralarına cesurca parmak basmıştır Vehbi Polat. Eşitsizlik, yoksulluk, emeğin sömürüsü, malı/mülkü koruyan adaletsizlik üzerine yazdığı şiirleri eşsiz bir akıcılığa, lirizme ve yürek coşkunluğuna sahiptir.

Anadolu’nun yüzlerce yıllık Alevi- Bektaşi geleneğini aşure yapma/yeme şenliğine çevirdiğimiz şu günlerde, Alevi- Bektaşi şiirinin güzel ismi Mihneti’yi anmayı boynumun borcu sayıyorum. Mihneti’nin bu hafta için seçtiğim şiiri, ölümünden 25 yıl sonra bile günümüzü nokta atışı tanımlıyor. Eh, bu da şiirin ve şairin gücünden kaynaklanıyor olsa gerek.

“Aşırı uç diye feryad edenler
Sizin yerinizi bir görebilsek
İşi tıkırında geçip gidenler
Bu işin aslını bir sorabilsek

Bu ulus niceki savaş yorgunu
Artırın baskıyı yapın soygunu
Ülke gelirinden bunca vurgunu
Adalet önüne bir serebilsek

Bir yanda kapital bir yanda montaj
Bir yanda ibadet bir yanda şantaj
Doğum kontrolü olmazsa kürtaj
Bu gizli niyete bir erebilsek

Geçim istiyorsun çalış diyorlar
İş verin diyorsun dolaş diyorlar
Aç kaldık diyorsun alış diyorlar.
Ölmeden ayakta bir durabilsek

Kiminiz koç olun kiminiz kırat
Çevirin dümeni sürün saltanat
Çıkarcı soyguncu yobaza inat
O yüce meclise bir girebilsek

Emekçi cephenin hak çabasını
Irgat Mehmed’in çam yabasını
Kurtuluş yılının halk sopasını
Kapıp kafanıza bir vurabilsek

Köylü ozanımın yanık sazına
Devrimci örgütün halkçı özüne
Mihneti gardaşın dostça sözüne
İnanıp da hayra bir yorabilsek”

KAYNAKLAR
1- İsmail Özmen, Alevi- Bektaşi Şiirleri Antolojisi, Cilt 5, Kültür Bakanlığı Yayınları, 1998.
2- Faruk Güçlü, Ölümünün 23. Yılında Mihneti, http://www.medya14.net/…/olumunun-23yilinda-mihneti-h2538.h… ,12 Temmuz 2016.

Nereden çıktı bu ŞİİRLİ CUMALAR diyenler, okuyunuz lütfen:

https://doganalpblog.wordpress.com/2014/…/05/siirli-cumalar/

 

ŞİİRLİ CUMALAR, Ortadoğu bataklığına itilmeye, nefret diline ve muhafazakâr bir toplum olmaya karşı bir DURUŞdur.

 

Proje adının kaynak gösterilmeden kullanılmaması rica olunur.

 

 

 

 

SAİT MADEN – ŞİİRLİ CUMA

Değerli okurlarım, hepinize ŞİİRLİ CUMALAR diliyorum. Bu hafta için seçtiğim şair Sait Maden, 1931- 2013 yılları arasında yaşamıştır. Şairliğinin yanı sıra çevirmen, yayıncı, ressam, fotoğraf sanatçısı ve grafik tasarımcısı olarak tanınmıştır. Sosyal medyada şiirleri en çok istismar edilen şairlerimizden biridir.

Sait Maden Çorum’da doğmuş, ilk ve orta öğrenimini de bu kentte tamamlamıştır. Gençlik yıllarında İstanbul’a gelmiş, 1949- 1955 yılları arasında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’nde eğitim görmüş ve mezun olmuştur. Sait Maden öğrenciliği döneminden başlamak üzere grafik sanatlarına ilgi duymuş; tiyatro dekorları, sinema ve siyasi parti afişleri, sekiz bin kadar kitap ve dergi kapağı hazırlamıştır. 1958- 1963 yılları arasında gazetecilik yapmış, 1964 yılında kendi atölyesini kurmuştur. Yaptığı çeviriler pek çok dünya şairini ülkemiz okurlarına tanıtmıştır.

Sait Maden şiir yazmaya 13 yaşında Çorum’da başlamıştır. İlk şiirleri Yedigün dergisinde daha sonraları Türkçe, Soyut, Yazko Edebiyat, Somut, Varlık, Adam Sanat, Gösteri dergilerinde yayınlanmıştır. İlk şiirleri Ahmet Haşim ve Yahya Kemal etkisiyle aruzla yazılmış şiirlerdir. 1950 sonrasında Orhan Veli, Melih Cevdet, Oktay Rıfat şiirleriyle tanışır. Garip ve toplumcu gerçekçi türlerinde şiirler yazar. 1960 yılında kendi deyişiyle “arkama dönüp baktığımda her şeyin bir kocaman sıfır olduğunu gördüm” der ve şiire yeniden başlar. Bir yandan da dünya şairlerini kendi dillerinde okuyabilmek için dil öğrenimine başlar. Edgar Allen Poe için İngilizce, Federico García Lorca için İspanyolca, Mayakovski için Rusça öğrenir. Cemal Süreyya 1976 yılında Politika gazetesinde Sait Maden için “Fransızca öğretmeni Baudelaire’di” diye yazar.

Sait Maden 1960 sonrası yazdığı şiirlerini dört kitapta toplamıştır: Açıl Ey Gizem, Yol Yazıları, Hiçlemeler, Şiirin Dip Sularında.

Sait Maden’le bir röportaj yapan Nurduran Duman’ın “Niçin kitaplarınızı yayınlamak için bu kadar uzun süre (35 yıl) beklediniz?” sorusuna şairin yanıtı çarpıcıdır:

“Yazdığım her şiiri üç yıl, beş yıl, on yıl salamuraya yatırdım; ilk yazdığım zamanki tadı alabilir miyim diye. Kimi şiirler bu uzun süreye dayandılar, kimileri dayanamadılar: dil açısından, etkileyicilik açısından ya da başka bakımlardan. Bu ikincileri defterden sildim. Arkasından başka bir uğraş başladı. Şu: bu kendini kurtarmış şiirleri hangi bağlamda, hangi düzlemde, aralarındaki hangi ilişkilerden dolayı bir araya getirecektim? Bir yapıt, bir mimarlık ürünü gibi somut bir bütünlük göstermesi gereken yaratıdır. Nasıl Süleymaniye Camii’nin bir tek taşını yerinden oynatamıyorsak, bir şiir kitabındaki herhangi bir parçayı da bulunduğu yerden alıp başka bir yere koymamalıyız. Yoksa o yapı çöker. İşte bu anlayışla yıllar yılı her bir şiirim için kendine uygun, bütünü sarsmayacak, bütüne de destek olacak bir yer aradım. Bu da çok doğal olarak uzun yıllar sürdü.”

Sait Maden hakkında Fethi Naci “Şiir emekçisi”, Cemal Süreya “Şık derviş, diller arası bir adam”, Şükran Kurdakul “Bulunmaz şiir tutkunu”, Turgay Gönenç “ Şiir simyacısı”, Mehmet Fuat “Dili bir kuyumcu gibi işledi”, Doğan Hızlan ise “Dünya şiirinin Atlas’ı” demiştir.

Sait Maden üzerine bir portre yazan Haydar Ergülen onu bir “şiir dervişi” olarak tanımlar. Ergülen şair için şunları yazıyor.

“Birkaç yıl önce bir portre yazmıştım Sait Maden için ‘Yüzlerce’ başlıklı portre dizim için. Adına da ‘Bir Şiir Dervişi: Sait Maden’ demiştim. 50 civarında yazar, şair, sanatçı portresi yazdım, yazmayı sürdürüyorum. Bunların bir bölümü artık aramızda olmayanlar. Aramızda olanlardan yalnızca Sait Maden’le gidip görüşmüştüm. Çünkü ziyadesiyle merak ediyordum kendisini de.
Görüşmeye gitmeden önce bir ‘şiir dervişi’ olduğunu düşünüyordum, görüştükten sonra da böyle düşündüğüme sevindim. Dervişlikte gizlilik de vardır, daha doğrusu sır vardır, Sait Maden şiirinde de böyle bir ‘gizli ustalık’ vardır, fakat öylesine gizlenmiştir ki, bunu anlamak için yalnızca şiirine değil, diğer uğraşlarına da yaşamına da eğilmek, bakmak gerekir. 

Şiirinin bir dip suyu olarak akıp gideceğini, derinden ve usul akışını hep sürdüreceğini, okuyanı, okur olsun şair olsun etkileyeceğini düşünüyorum. O her ne kadar yaşamını ve uğraşını nerdeyse eşit gibi görünen ilgilere paylaştırmışsa da, evet Türkiye’de grafik sanatının ustalarındandır, Fransız ve İspanyol şiirinin büyük isimlerini onun çevirilerinden okuduk, özellikle artık yeryüzünde en sevdiğim şair ilan ettiğim Lorca’yı çevirdiği için iki kez teşekkür borçluyum ona, ama bütün bunlardan önce şairdir, iyi bir şairdir. Ve şairler başka ne iş yaparlarsa yapsınlar, sözgelimi tiyatro oyuncusu olsalar, romancı olsalar da şair olarak anılmak isterler.
Sait Maden: Baştan sona, tepeden tırnağa şairdir.”

Sait Maden’in ölümünden kısa bir süre sonra Cumhuriyet gazetesi Kitap ekinde şairi tanıtan Celal Üster şunları yazıyor.

“Sait Maden slogancı şiirin dışında, şiirinin gerçek başkaldırısının doyumsuz örneklerini sunuyor. Resimle iç içe yaşaması da şiirini sesle renk arasında gelgitlere taşıyor.”

Sosyal medyada dönemler ve dalgalar halinde Sait Maden’in şiirleri yoğun olarak paylaşılıyor. Üzülerek söylemek zorundayım ki Sait Maden şiirlerini paylaşanların neredeyse hepsi bu şiirleri bir başka sosyal medya kullanıcısından ya da “kerameti kendinden menkul” internet sitelerinden alıyorlar. Sosyal medya kullanıcılarına şunu bir kez daha hatırlatmak zorundayım. Sosyal medyada Sait Maden’e aitmiş gibi paylaşılan birçok şiir “tağşiş” edilmiş ya da tümden uydurmadır. Sait Maden’in çevirdiği bazı şiirler şairin kendi şiiriymiş gibi paylaşılmış, şiirlerde sözcük, dize vb. değişiklikler yapılmış, uydurulan bazı şiirler  Sait Maden’in şiiriymiş gibi yayınlamaktan utanılmamıştır. Ayrıca, bir şiirinin içinden çekip aldıkları bir dizeyi, angaje olduğu siyasi görüşün onayıymış gibi yayınlayanların ne tür bir dolandırıcılık kapsamına alınması gerektiğine karar vermekte güçlük çekiyorum. Bu yazı vesilesi ile sosyal medya ortamında paylaşılan ve alındığı kaynak kitap gösterilmeyen şiirleri okumamaya ve beğenmemeye davet ediyorum sizleri. Dilerim bu çabamız işe yarar.

Sait Maden’in edebiyatımızın çok değerli ve özgün şairlerinden birisi olduğuna hiç şüphe yok. Umarım şiirleri yeniden ve yeniden basılır; metroda, otobüste Sait Maden şiir kitapları okunur, sevilen şiirleri kurşun kalemle işaretlenir, doğum günlerinde Sait Maden kitapları hediye edilir. Hayali bile güzel…

16252051_1275499752545056_2718196333399807926_o
Kitaplığımdan üç Sait Maden kitabı.

Bu hafta “Şiirli Cumalar” için Sait Maden’in elimde olan üç şiir kitabından birer şiir paylaşıyorum. Beğeneceğinizi umuyorum.

  1. Kitap: Açıl, Ey Gizem

KAVZA

Kıramazsın elinle
acıyı. Bir taşla kır.
Yar kabuğu. Gör nice
kara tohum fışkırır.

Yitirme bir tekini,
yüreğine serp. O an
boy verecek içinde
gör ne derin bir orman.

  1. Kitap: Yol Yazıları

YAZ SONU

Geceyi çok sevdik. Ağaçları da.
Karanlığı ören kırlangıçları.
Gülüşünü. Mavi şırıltılarla
omuzundan akan saydam giysiyi.

Geceyi çok sevdik. Ve sessizliği.
Böğürtlen topladım sana yol boyu.
Ne güzel eylüldü yıldız içinde,
elimi dikenler kanatıyordu!

 

  1. Kitap: Hiçlemeler

KÖPRÜ

Acının hırkasını bir Fuzuli bir Yunus giydi,
bir de sizin ruhunuz giydi.

Bir de sizin ruhunuz: yüzyılların o binek taşı,
ıssız mezarlığın tek taşı.

Siz, düşlerin sallanan boş beşiği bakışlarında,
sabır kağnılarının çiğnediği bakışlarında.

Ölümü gömlek gibi sırtında taşıyan kimi,
ölüme ekmeğini banarak yaşayan kimi.

İki çağ arasında gerilmiş bir köprünün
varmayanlar farkına. Devrilmiş bir köprünün

bir başında öylece kalakalmışlar,
hiç sözü edilmez bir masala kalmışlar.

 

 

KAYNAKLAR
1- Sait Maden, Bütün Şiirler, 1, Açıl, Ey Gizem, Çekirdek yayınlar, 1996.
2- Sait Maden, Bütün Şiirler, 2, Yol Yazıları, Çekirdek Yayınlar, 1997.
3- Sait Maden, Bütün Şiirler, 3, Hiçlemeler, Çekirdek Yayınlar, 1997.
4- Nurduran Duman, Çağımızda Söz’ün Büyüsü Yok Oldu, Kutsallığı Yitti, Sait Maden ile röportaj, Yasakmeyve Dergisi, Ocak-Şubat 2007.
5- Ömer Şahin Keyif, Sait Maden hayatını kaybetti, Akşam Gazetesi, 19 Haziran 2013.
6- Celal Üster, Şiirin resmi, resmin şiiri, Cumhuriyet Kitap eki, sayı 1219, 27 Haziran 2013.
7- Vikipedi.

 

Nereden çıktı bu ŞİİRLİ CUMALAR diyenler, okuyunuz lütfen:

https://doganalpblog.wordpress.com/2014/…/05/siirli-cumalar/

 

ŞİİRLİ CUMALAR, Ortadoğu bataklığına itilmeye, nefret diline ve muhafazakâr bir toplum olmaya karşı bir DURUŞdur.

 

Proje adının kaynak gösterilmeden kullanılmaması rica olunur.

 

 

 

Cahit Irgat – ŞİİRLİ CUMA

Değerli okurlarım, hepinize ŞİİRLİ CUMALAR diliyorum. Bu hafta için seçtiğim şair Cahit Irgat, 1915-1971 yılları arasında yaşamıştır. Şairliğinin yanı sıra tiyatro, sinema oyunculuğu ve yönetmenlik yapmıştır.

Edirne Öğretmen Okulu’ndan son sınıfta ayrıldıktan sonra bir süre çeşitli tiyatrolarda oyunculuk yapmış, 1932’de girdiği Ankara Devlet Konservatuarı’ndan 1936’da ayrılmış, 1940 yılında İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda çalışmaya başlamıştır. 1951’de Küçük Sahne’ye geçer; 1957’de Devlet Tiyatrosu’na girmiş, bir süre Adana Şehir Tiyatrosu’nda çalıştıktan sonra İstanbul’da kendi adına Oda Tiyatrosu’nu kurmuştur. 1962’de Dormen Tiyatrosu’nda çalışmaya başlamış, buradan ayrılınca ikinci eşi Cahide Sonku ile Cahitler Tiyatrosu’nu kurdularsa da başarılı olamayan bu topluluk kısa sürede dağılmıştır.

1940’dan itibaren yaptığı sinema oyunculuğuna 1950’den sonra yönetmenliği de eklemiştir.

Cahit Irgat’ın romantik ve egzotik özellikler taşıyan ilk şiirleri 1935’ten başlayarak Cahit Saffet imzasıyla “Varlık” ve “Servet-i Fünun” gibi dergilerde yayımlanır. 1942’den sonra yöneldiği toplumcu eğilimdeki şiirleri ise “Yürüyüş”, “Ant”, “Yığın” ve “Yaprak”ta çıkar. Bu dönem şiirleri II. Dünya Savaşı kuşağının yaşama ve insanlara bakış açısını ortaya koyan, öfkeli, kötümser, büyük toplulukların sorunlarını deşen, özgürlük ve barış özlemiyle dolu yapıtlar olmuştur. “Utanıyorum Yaşamaktan” başlıklı şiiri bu dönem şiirlerine iyi bir örnek sayılabilir.

“UTANIYORUM YAŞAMAKTAN
Kardeşlerim dövüşüyor
Varşova’da, Paris’te
Kardeşlerim diziliyor kurşuna
Ya bir duvar dibinde
Ya bir meydan ortasında
Kafileler, kafileler, kafilelerle.
Utanıyorum yaşamaktan
Dostlar can pazarında
Bir kurşuna satılırken;
Hiçbir şey gelmese de elimden
Canımı da mı veremezdim
Birinizin yerine?
Kanımı da mı dökemezdim
Yeni dünya temeline?
Açın bütün kapıları
Ben de işe yararım.”

Cahit Irgat şiir yazmayı “Yeditepe”, “Dost” gibi dergilerde 1971’de ölümüne değin aralıksız sürdürmüştür.

Cahit Irgat kendisiyle yapılan bir söyleşide, “Günümüz şiirinin geleneğe bağlı olmadığından yakınılıyor. Bu konuda İlhan Berk epey şey yazdı. Sorun üzerinde sizin düşünceleriniz nedir?” şeklindeki bir soruya verdiği cevap bize onun sanatçı kişiliği hakkında önemli bilgiler verir.

“Ben sanatın hiçbir yönünde gelenekçi olmadığımdan, hiç de yakınmıyorum. Şair isterse geleneklere bağlı kalsın, isterse tükürebilsin geleneklere, bu iş şairin şairliğine, kişiliğine bağlı.”

 

Şairin bu hafta için seçtiğim MEMNUNUM DİYEMEM şiirini aşağıda okuyabileceğiniz gibi aşağıda verdiğim linkten benim sesimden dinleyebilirsiniz.

https://youtu.be/ozpY4j5HvV8

“MEMNUNUM DİYEMEM
Memnunum diyemem yaşadığıma,
Bana bir şey söylemiyor
Bu deniz parçası, bu taka.
Gün bitti, yollara düştü kahır 
Ötme vapur, gelemem
Dört duvarla sarılmışım.
Sarmadı gitti beni
Bu yandan çarklı dünya;
İki yakam bir araya gelmiyor
Ivırı zıvırı caba.
Parmak parmak çürüdü
Bir karış ömrüm,
Yalan şeyleri özlemişim nafile,
Nafile şiir yazmış, kahırla yıkanmışım,
Gülmüşüm söylemişim, boş vermişim her şeye,
Senin için yaşamışım insanoğlu, nafile!”

 

KAYNAK
1. Cahit Irgat Seçme Şiirler, Derleyen Memet Fuat, Adam Yayıncılık, 1999.

 

Nereden çıktı bu ŞİİRLİ CUMALAR diyenler, okuyunuz lütfen:

https://doganalpblog.wordpress.com/2014/…/05/siirli-cumalar/

 

ŞİİRLİ CUMALAR, Ortadoğu bataklığına itilmeye, nefret diline ve muhafazakâr bir toplum olmaya karşı bir DURUŞdur.

 

Proje adının kaynak gösterilmeden kullanılmaması rica olunur.

 

 

François Villon – ŞİİRLİ CUMA

Değerli okurlarım, hepinize ŞİİRLİ CUMALAR diliyorum. Bu hafta için seçtiğim şair François Villon, 1431- 1463 yılları arasında yaşamıştır.

Avrupa modern ve lirik şiirinin öncüsü, Fransa’nın en önemli ozanlarından biri olarak kabul edilir François Villon. Şiirleri ülkemizde kitap olarak basılmamıştır. Ülkemizde tanınmayışının, az bilinişinin sebebi şairin yetersizliğinden değil bizim şiirsiz bir toplum oluşumuzdandır.

François Villon’un çocuk yaşta babasını kaybettiği, bir papaz tarafından yetiştirildiği biliniyor. Sanat üzerine Paris’te üniversite eğitimi aldığı bilinse de yaşamıyla ilgili olan kayıtların tamamına yakını mahkeme kayıtlarından oluşuyor. 24 yaşında bir “kadın meselesi” yüzünden bir kavgaya karışır. Bir kişiyi bıçaklayarak öldürür. Önce mahkûm olur, kral tarafından affedilir ama adı bu kez büyük bir hırsızlık olayına karışır. Paris’i terk eder, yasa dışı bir çeteyi yönetmekle suçlanır. Cezaevinde geçirdiği sürelerde en önemli yapıtlarını yazar. Başyapıtı olarak değerlendirilebilecek şiiri, 2000 dizelik Vasiyetname’dir. Villon’dan 1463 yılından sonra bilgi alınamaz. Ucuz bir lokantada, nemli bir hücrede veya bir sokak kavgasında ölmüş olduğu söylenebilir.

François Villon, yaşadığı şiddet iklimini şiirlerine aktarmış, gizlenmiş nükteler, sırlar, sokak jargonu şiirlerine, yazdığı balatlara serpilmiştir. Ortaçağ’ın aşk ve şövalye kahramanlığı temalı balat türündeki geleneksel lirik metinlerine suçluları, fahişeleri, avukatları ve sokaktaki insanları katmış, çağdaş şiirin yolunu açmıştır.

Francois_Villon_1489

Bu haftanın şiiri olarak seçtiğim Asılmışlar Baladı’nı idam edilmeyi beklediği sırada yazar. Villon bu şiirinde “Kanun namına” öldürülenlerin sesini yaşayanlara çok etkili bir biçimde duyurmuştur. Hiç şüphesiz, Avrupa’nın Ortaçağ’dan Aydınlanma Çağı’na sıçrayışında, ölüm cezası ve işkencenin kaldırılmasında Villon ve ardıllarının etkili bir rolü vardır. Villon şiirinin Rönesans’ın Fransa’daki habercisi olduğunu iddia etmek de hatalı olmaz.  François Villon’dan beş asır sonra, ülkemizde işkenceyi ve ölüm cezasını savunan şiirsizlere ithaf olunur.

Villon35

“ASILMIŞLARIN BALADI

Olmayın bu kadar katı yürekli,
Ey dünyada kalan insan kardeşler;
Allah da sizden razı olur belki
Sizler acırsanız bizlere eğer;
Şurada asılmışız üçer beşer;
Kuş tüyüyle beslenen şu bedene
Bir bakın, dağılmada günden güne;
Bakın kül olan kemiklerimize;
Gülmeyin, dostlar, bu hale düşene;
Tanrıdan mağrifet dileyin bize.

Kanun namına öldürüldük diye
Hor görmeyin bizleri, kardeş bilin;
Dünyada herkes akıllı olmaz ya,
Biz de böyle olmuşuz n’eyleyelim,
Madem alnımıza yazılmış ölüm,
İsa Peygambere dua edin de
Yanmak cehennem ateşlerinde
Esirgesin bizi, acısın bize.
Etmeyin, işte ölmüşüz bir kere;
Tanrıdan mağrifet dileyin bize.

Görmedik bir gün olsun rahat yüzü;
Yağmur sularında yıkandık yunduk;
Kurda, kuşa yedirdik kaşı gözü;
Gün ışıklarında karardık, yandık;
Kuş gagalarıyla kalbura döndük;
Durmadan kâh şu yana, kâh bu yana
Esen rüzgârla sallana sallana…
Kargalar geldi kondu üstümüze.
Sakın siz katılmayın bu kervana.
Tanrıdan mağrifet dileyin bize.

Büyük İsa, cümlenin efendisi!
Cehennem ateşinden koru bizi;
Koru bizi, acı da halimize.
Dostlar, görüyorsunuz halimizi;
Tanrıdan mağrifet dileyin bize.”

 

Çeviri: Orhan Veli Kanık 

 

 

KAYNAKLAR

1-Halil Gökhan (editör), Dünyanın En Güzel Yüz Şiiri, Kafekültür Yayıncılık, 2015. Vikipedi

2-Mustafa Kol, Ortaçağda Lirik ve Modern Bir Şair: François Villon, Cyprus International University Folklor ve Edebiyat Dergisi, cilt:20, sayı:77, 2014/1

3- Wikipedia

 

 

 

Nereden çıktı bu ŞİİRLİ CUMALAR diyenler, okuyunuz lütfen:

https://doganalpblog.wordpress.com/2014/…/05/siirli-cumalar/

 

ŞİİRLİ CUMALAR, Ortadoğu bataklığına itilmeye, nefret diline ve muhafazakâr bir toplum olmaya karşı bir DURUŞdur.

 

ŞİİRLİ CUMALAR adının kaynak gösterilmeden kullanılmaması rica olunur.

 

Yazıda kullanılan tüm görseller Wikipedia’da François Villon maddesinden (Fransızca) alınmıştır.