MİRZA ELEKBER SABİR- ŞİİRLİ CUMA

Değerli dostlar, hepinize ŞİİRLİ CUMALAR diliyorum. Bu hafta için seçtiğim şair Mirza Elekber Sabir, 1862-1911 yılları arasında yaşamıştır. Azerbaycan edebiyatının en önemli şairlerinden biri olup satirik (mizahi, hiciv) şiirin en büyük temsilcisidir.

Azerbaycan’ın Şamahı şehrinde dünyaya gelmiştir. Babası Hacı Meşhedî Zeynelabidin küçük bir dükkân işletme olup sofu, dindar bir aileden gelmektedir. Babası tüccar olmasını istiyordu ve sekiz yaşında temel eğitim almak üzere Mollahane’ye gönderildi. 12 yaşında ünlü Azerbaycan şairi Seyid Azim Şirvânî’nin açtığı okula başladı. Bu okulda Azerbaycan Türkçesi, Farsça, Arapça, Rusça, tabiat bilgisi, tarih, coğrafya, hesap, şeriat ve klasik edebiyat dersleri aldı. Genç Sabir’in şiire yatkınlığını fark eden hocası Şirvani onunla özel olarak ilgilenmeye başlamış, ona Sadi’nin Gülistan şiirlerini çevirttirmiştir. Şirvani İlk şiirlerini yazmaya başlayan Sabir’i teşvik eder, şiirlerinin tashihine yardımcı olur. Ancak Sabir’in eğitimi sadece iki yıl sürer, kendisine dükkânda yardım etmesini isteyen babası tarafından okuldan alınır. Oysa Sabir dükkânda sıkılıyor, gizli gizli şiir yazmaktadır. 21 yaşına gelince yaşadığı Şamahı kentini terk edip kutsal yerleri görme bahanesiyle yola çıkar. Horasan, Nişabur, Semerkand ve Buhara gibi döneminin kültür merkezlerini gezer. Birkaç yıl sonra babasının ölüm haberini alarak Şamahı’ya geri dönmek zorunda kalmıştır. Ailenin geçiminin sağlanması onun omuzlarına yüklenmiştir. Babasından kalan dükkânı işletmeye çalıştıysa da beceremez, kuyruk yağından sabun yapıp satmaya başlar. Akrabalarından Billûrnisa adlı bir kızla evlenir ve on beş yıl içinde sekiz kız ve bir erkek çocuğu olur. Yaşamı boyunca geçim sıkıntısı peşini bırakmaz Sabir’in. 1907 yılında eğitim alanında çalışmaya karar verir. Bakü Valiliğinin açtığı öğretmenlik sınavını kazanır ve bir süre öğretmenlik yapar. 1910 yılında yakalandığı karaciğer hastalığından dolayı öğretmenliği bırakmak zorunda kalır ve Bakü’den Şamahı’ya geri döner. 1911 yılının temmuz ayında, yaratıcılığının zirvesinde 49 yaşında hayata veda eder.

16640903_1290345067727191_3528334352442234652_n

20. yüzyılın başlarına kadar Sabir’in şair yönü ortaya çıkmamış, yazdığı gazel ve kasideler hiçbir yerde yayınlanmamıştır. İlk şiiri Tiflis’te çıkarılan Şark-ı Rus gazetesinde 1903 yılında yayınlanır. Bu tarihten sonra gazel, kaside ve mesnevi kalıplarının dışında şiirler yazmaya başlar. Giderek toplumsal sorunlar, sosyal adaletsizlik, eşitsizlik, din adamlarının cahilliği, yöneticilerin zalimliği üzerine şiirler yazar. 1905 yılında Molla Nasreddin adlı dergide yazmaya başlar. Bu dergide yazdıkları ile Azerbaycan edebiyatının satirik (mizahi, hiciv) şiirinin doğmasına öncülük eder. Adını Nasreddin Hoca’dan alan Molla Nasreddin dergisinde yazdığı şiirleri ile toplumun aydınlanması ve cehaletle mücadele üzerine kurar şiirlerini. Özellikle dini dogmaları hicveden şiirleri öne çıkar. Bu türün güzel örneklerinden biri beceriksizliği nedeniyle hastalarının ölümüne sebep olan bir hekimi hicvettiği Azrail’in İstifası adlı şiiridir.

“Azrail arz ederek dedi ki: Ey Rabbü’l- alemin,
Bir tabip, işte, bu yıl kullarını kırdı tamam.
Ben edince hele bir ölmeli hastayı helak,
O alır ölmemeli bin neferin canını pak.
Verdiğin canları bin-bin ki bu zalim alacak,
Peki, kul diye, yahu sana burada kim kalacak?
Bırak alayım canını, başlatayım mahşerini,
Yoksa, billah, kıracak kullarının ekserini.
Bu temennimi kabul eylemez olsan hâlâ,
Kerem et, ta evvelinden vereyim istifa.
Başka bir hizmete koyarak beni kıl minnettar,
Azrail olmayı ver işbu tabibe zinhar.”

Mirza Elekber Sabir dinsel bağnazlığa ve gericiliğe karşı çıkışın bir abidesidir. İlber Ortaylı’nın iddiasına göre göre İslam dünyasında halkın topladığı bağışlar ile heykeli dikilen ilk kişidir. Önemli Azeri yazarların Sabir hakkındaki görüşleri oldukça çarpıcıdır. Feridun Köçerli: “Güldüre güldüre ağlatan, ağlata ağlata güldüren sanatçı” diye tanımlarken, Ahmed Caferoğlu: “Toplumsal eleştiri görevini öncüllerinden ve ardıllarından kat kat üstün ve tesirli yazmış kalem ehli” olarak tanıtmıştır Sabir’i.
Şairin hayatı boyunca yokluk ve yoksulluk çekmesi, erken yaşta hastalanarak ölümü nedeniyle şiirlerini kitap haline getirmesi mümkün olamamıştır. Şiirlerinde sıklıkla kullandığı “Hophop” mahlasından ötürü arkadaşları tarafından ölümünden bir yıl sonra yayınlanan şiir kitabına Hophopname adı verilmiştir. 1950- 1983 yılları arasında Hophopname Rusçaya çevrilmiş ve Rus okurlar tarafından çok beğenilmiştir. Fars, Tacik ve Ermeni dillerine de çevrilen eser 1977 yılında İngilizce olarak ABD’de yayınlanmıştır.
Mirza Elekber Sabir’in bu hafta için seçtiğim “Korkuram” başlıklı şiirini dikkatle okumanızı, “korkusuz” şairin korkusuna gülümsemenizi diliyorum.

“KORKURAM
Yayan yapıldak düşürem yollara,
Çakır dikenler görürem korkmuram.
Seyredirem ıssız biyabanları,
Vahşi hayvanlar görürem korkmuram,
Kâh oluram denizlerde kayıkçı,
Dalgalı tufan görürem korkmuram.
Kâh çıkaram sahile, her yanda
Kalaba vahşiler görürem korkmuram.
Kâh sabaha dek vururam dağlara,
Yangınlı balkan görürem korkmuram.
Kâh inirem gölgeli ormanlara,
Yırtıcı hayvan görürem korkmuram.
Mezarlıklarda tutturam kâh mekân,
Orada hortlak görürem korkmuram.
Menzil olur kâh bana viraneler,
Cin görürem, can görürem korkmuram.
Bu küre-i arzda ben muhtasar,
Muhtelif elvan görürem korkmuram.
Yurt dışında da hatta gezip
Çok tuhaf insan görürem korkmuram.
Fakat bu korkmazlıkla doğrusu
Ay dadaş vallahi, billahi, tallahi,
Nerde Müselman görürem korkuram!
Sebepsiz korkmuram, özrü var,
Neyleyim yahu, bu yok oluşların
Fikrini kan görürem, korkuram,
Korkuram, korkuram, korkuram.”

Azrail’in İstifası ve Korkaram şiirlerini Azerice aslından çevirip uyarlayan: İsa Öztürk.

Mini sözlük:
1- Korkmuram: Korkmam
2- Korkuram: Korkarım
3- Küre-i arz: Yerküre
4- Muhtasar: Kısaltılmış olan, kısaca
5- Elvan: Renkler, türlü renklerde olan
6- Müselman: Müslüman

KAYNAKLAR
1- Mirze Elekber Sabir, Hophopname, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, II. Basım, 2016.
2- Hayati YILMAZ, MİRZA ALİ EKBER SÂBİR, Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi / Journal of Turkish World Studies, XII/1 (Yaz 2012), s.361-386.
3- Lokman TAŞKESENLİOĞLU, AZERBAYCAN TÜRK EDEBİYATI MİLLÎ ŞAİRİ MİRZE ELEKBER SÂBİR VE HOPHOPNAME, Uluslararası Türkçe Edebiyat Kültür Eğitim Dergisi Sayı: 2/3 2013 s. 96-132, TÜRKİYE
ŞİİRLİ CUMALAR, Ortadoğu bataklığına itilmeye, muhafazakâr bir toplum olmaya ve nefret diline karşı bir DURUŞdur.

NIKOLA VAPTSAROV- ŞİİRLİ CUMA

Değerli dostlar hepinize ŞİİRLİ CUMALAR diliyorum. Bu hafta için seçtiğim şair Bulgar şiirinin önemli isimlerinden Nikola Vaptsarov, 1909-1942 yılları arasında yaşamıştır.
Bulgaristan’ın Bansko kasabasında doğdu. Babası öyle istediği için makine teknisyeni oldu. Sofya Üniversitesi’nde edebiyat eğitimi görme düşünü hiçbir zaman gerçekleştiremedi. Sol siyasi görüşleri nedeniyle sık sık işsiz kaldı. Tek şiir kitabı “Motor Türküleri” 1940 yılında yayınlandı. İkinci Dünya Savaşı’nda Bulgaristan, Alman Faşizmi tarafından işgal edilince Komünist Parti saflarında ülkesini savundu. 1942 yılında tutuklandı ve işkence gördü. 23 Temmuz 1942’de beş arkadaşı ile birlikte 33 yaşında kurşuna dizilerek idam edildi. 19 Haziran 1953 tarihinde Budapeşte’de “Halklar arasında barış ve dostluğa katkıdan dolayı” Vaptsarov’a Dünya Barış Konseyi’nin onur ödülü verilmiştir.

Bulgar ve Makedon şiirine işçi sınıfının psikolojisini ilk kez dâhil eden Vaptsarov, işçi dünyasına ve onun mücadelesine seyirci kalmayan, aksine içinde olan bir isimdir. Vaptsarov bir konuşma gibi doğal ve yalın şiirinin özüne hem toplumsal, hem kişisel dram nitelikli, emekçi insan, onun ekmek, mutluluk ve özgürlük kavgası temasını yerleştirir. Şiirlerinde günlük yaşamın en basit ve kişisel olgularıyla, en yüce insancıl ve toplumsal ideallerini yoğun ve doğal bir biçimde harmanlar.
Şairin tüm şiirlerinde emekçiye, adalete, güzel geleceğe duyduğu inanç gözlenir. Vaptsarov inanç, mücadele, kavga ve hayata duyulan sevgi konularını altını çizerek ele alır. Örneğin “İnanç” başlıklı şiirinde şöyle seslenir:

“İnancım
zırhla kaplıdır göğsümde
ve bu zırha işleyecek
kurşun icat edilmemiştir, henüz!
icat edilmemiştir!”

Çeviri: Erdal Alova

“Doğduğum Ülke” ve “Mektup” başlıklı şiirlerinde hayatın gerçekten iyi olacağına inancı sonsuzdur. Mücadeleyle daha güzel bir hayata ulaşacağından çok emindir. Bu inanç aynı zamanda insana inançtır. İnanç ona göre hayattır, aşktır, nefes almaktır ve mücadeledir:

“…Ve şimdi sana anlatmak istiyorum
nasıl güçlü olduğumu
inançla ve güçle!…
Ve inanıyorum geçeceğimize,
gecenin ve karanlığın arasından
kırarak buzları güçlü ellerimizle…
ve güneş yeniden parıldayacak
canlandırıcı
ışınlarıyla…”
Çeviri: Erdal Alova

Ülkemizde Nikola Vaptsarov’un şiirleri Özdemir İnce, Ataol Behramoğlu ve Erdal Alova’nın çevirileriyle dergi ve antolojilerde yayınlanmıştır.

Nikola Vaptsarov’un Ataol Behramoğlu tarafından çevrilen “Veda Şiiri” adlı şiirini, bu haftanın şiiri olarak seçtim. Beğeneceğinizi umuyorum.

“VEDA ŞİİRİ
Karıma
Geleceğim bazen uykudayken sen
Beklenmedik, uzak bir konuk gibi.
Sokakta, bir başına koyma beni
Kapıyı sürgüleme üstümden
Usulca girecek, bir yere ilişeceğim
Bir zaman, karanlıkta, bakacağım yüzüne.
Görüntün doyasıya dolunca gözlerime
Seni kucaklayacak, ve çıkıp gideceğim.”

Çeviri: Ataol Behramoğlu

KAYNAKLAR
1- – Dünyanın En Güzel 100 Şiiri, Editör: Halil Gökhan, Kafekültür Yayıncılık, 2015.
2- Melahat Pars, NİKOLA VAPTSAROV’UN EDEBİ YARATICILIĞI VE TÜRKÇE’YE KAZANDIRILAN ŞİİRLERİ, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi 53, 2 (2013) 201-210
3- Vikipedi
ŞİİRLİ CUMALAR, Ortadoğu bataklığına itilmeye, muhafazakâr bir toplum olmaya ve nefret diline karşı bir DURUŞdur.

Proje adının kaynak gösterilmeden kullanılmaması rica olunur.

SEAMUS HEANEY- ŞİİRLİ CUMA

Değerli dostlar hepinize ŞİİRLİ CUMALAR diliyorum. Bu hafta için seçtiğim şair Seamus Heaney, 1939- 2013 yılları arasında yaşamış, 1995 yılında Nobel Edebiyat Ödülü almıştır.

1939’da Kuzey İrlanda’da Derry’de bir çiftlikte doğdu. Anahorish Okulunda ilk öğrenimini, St. Columb’s Kolejinde orta öğrenimini, Belfast’taki Queen’s Üniversitesinde de yükseköğrenimini tamamladı. Şiire üniversiteden sonra, öğretmenlik yaptığı yıllarda başlayan Heaney’nin ilk kitabı The Death of a Naturalist 1966’da yayımlandı.
Seamus Heaney Harvard, Berkeley ve Oxford üniversitelerinde şiir profesörü olarak dersler verdi. İngiltere’nin İrlanda’ya tecavüzü metaforu üzerinden İngiltere’nin şiddet dünyasını eleştirmiş, Britanya Şairler Ansiklopedisi’nde yer almayı reddetmiştir.
Sanat alanında başarı kazanmış kişilerden oluşan bir topluluk olan Aosdána’da en yüksek onur unvanı olan Saoi’ye layık görülmüştür.

Pek çok dile çevrilen çok sayıda şiir kitabından hiçbiri Türkçeye çevrilmemiştir. Bazı şiirleri antoloji ve dergilerde yer almıştır. Cevat Çapan tarafından çevrilen “Yapı İskelesi” adlı şiirinde kullandığı mecazi anlatım çarpıcıdır.

“Duvarcılar, bir yapıya başlarlarken,
İyice gözden geçirirler iskeleleri;

Fazla basılan yerlerdeki kalaslar kaymasın,
Merdivenler sağlam mı, çiviler iyi çakılmış mı.

Gene de hepsi sökülür bunların işleri bitince,
Sağlam, güven veren duvarlar çıkar ortaya.

İşte, sevgilim, bazen bizim aramızdaki köprüler de
Yıkılıyormuş gibi görünseler de,

Hiç aldırma sen. Varsın yıkılsın iskeleler,
Biz duvarımızı ördüğümüze güveniyorsak eğer.

Seamus Heaney’in bu hafta için seçtiğim, çok beğendiğim “ŞİİR” başlıklı şiiri beğeneceğinizi ve sizin de içinizi ısıtacağını umuyorum.

“Şiir
Aşk, seni benzersiz kılacağım çocuğum,
Bir yaramaz, beynimi sürekli oyalayan.
Kazıyor toprağı, bir tepecik olana dek
Ya da kanalda balçıkla oynuyor.

Yıllarca ektim büyücek bahçemi.
Parçalara böldüm toprağı, duvar yapmak için
Ekinler ve hindiler korusun diye.
Ama, zamanla yıkılıyor duvarlar.

Ya da suyla kaplardım tarlamı
Ve girerdim içine
Ama kıl ve çamurdan kulelerim
Yıkılırdı sular yükselmeden.

Sevgilim, benzersiz kılacaksın beni, çocuğum,
Küçük, sıradan kusurların önemsiz bence,
Şimdi yeni bir dünya kuracağız
Benzemeyen hiçbir bahçeye.”

Çeviren: Nice Damar

KAYNAK
1-Eray Canberk, Nobel’li Şairler Antolojisi, Oğlak Yayıncılık, 2000.
2-Vikipedi

 

ŞİİRLİ CUMALAR, Ortadoğu bataklığına itilmeye, muhafazakâr bir toplum olmaya ve nefret diline karşı bir DURUŞdur.

Proje adının kaynak gösterilmeden kullanılmaması rica olunur.

Lİ PO (Lİ BAİ) – ŞİİRLİ CUMA

Değerli dostlar hepinize ŞİİRLİ CUMALAR diliyorum. Bu hafta için seçtiğim şair Li Po (veya Li Bai), 701- 762 yılları arasında yaşamıştır. Çin edebiyat tarihinin en önemli iki şairinden biri olarak kabul edilir

20 yaşında ailesinin yanından ayrılarak Çin eyaletlerinde gezmeye başlar. Bilgisi ve kültürü ile dikkat çeker, Tang hanedanı döneminde saray şairliği yapar. Ancak kraliçeye aşık olması ve sarhoş gezmesi yüzünden saraydan kovulur. Söylenceye göre; sarhoşken Yangtze Nehirinde eğilip ayın yansımasını öpmeye çalışırken düşmüş ve boğularak ölmüştür.

19. ve 20. Yüzyıllarda Batı’nın sembolist şairlerini etkilemiştir. Şiirlerinde Taoizm’in etkisi belirgindir. Kendi ruhsal dünyası ile tabiatın hallerini abartılı ve coşkulu bir dille sentez etmiştir. Günümüze kalmış bin kadar şiiri vardır. Batı edebiyatını derinden etkilemiş olan Li Po’nun dilimize çevrilmiş birkaç şiiri antolojilerde yer almıştır.
Li Po’nun Chang Kan Türküsü adlı şiiri bu hafta için seçtim, beğeneceğinizi umuyorum.

“CHANG- KAN TÜRKÜSÜ
Sen bir okul öğrencisi
Ben de bir küçük kızken,
Dolaşırdın kamış sırıklarla
Gözetlerdim seni geçerken.
Şen çocuklardık o zaman
Cahang-kan köyünde yaşayan,
Ben bir kadınım şimdi
Sen bir koca adam.
Ondört yaz geçmiş, hayret,
Karın olalı senin;
Bakamaz gözlerim gözlerine
Korkuyorum seviden, yaşamdan.
Loş köşelere gizleniyorum,
Gelemiyorum çağrına,
İşte yıl erdi sona
Her şeyleri örttü sevi.
Biliyorum sadıktın
Seven bir erkek gibi,
Irmak kıyısında bekleyen
Düşlerinin kadınını;
Ama duruyorum ben şimdi
Balkonda tek başıma,
Gözleyip bekleyerek
Taş kesilen kız gibi.”

Çeviri: Yekta Ataman

KAYNAKLAR
1- Dünyanın En Güzel 100 Şiiri, Editör: Halil Gökhan, Kafekültür Yayıncılık, 2015.
2- Hakan Arslanbenzer, Li Bai’in şiirleri, Tarih Haber, 13.06.2016.
http://www.tarihhaber.net/li-baiin-siirleri/
3- Vikipedi

ŞİİRLİ CUMALAR, Ortadoğu bataklığından çıkmaya, muhafazakâr bir toplum olmaya ve nefret diline karşı bir DURUŞdur.
Proje adının kaynak gösterilmeden kullanılmaması rica olunur.

SYLVIA PLATH- ŞİİRLİ CUMA

Değerli dostlar, hepinize ŞİİRLİ CUMALAR diliyorum. Bu hafta için seçtiğim şair Sylvia Plath, 1932-1963 yılları arasında yaşamıştır. Çocuk yaşlarda katıldığı birçok edebiyat yarışmasında ödüller kazandı. Gençlik yıllarından itibaren ağır psikiyatrik sorunlarla boğuşmak zorunda kaldı. 1955-1957 yılları arasında Cambridge Üniversitesi’nde okudu. 1960 yılında Colossus adlı şiir kitabını yayımladıktan sonra 1963 yılında takma adla yazdığı Sırça Fanus adlı romanı yayınlandı. Sırça Fanus Amerikan feminist edebiyatının ilk örneği olarak kabul edilmektedir.

Sylvia Plath kitabının yayınlanmasından kısa bir süre sonra yaşadığı psikolojik buhranlara dayanamayarak intihar etti, sadece 31 yaşındaydı. Pek çok kitabı ölümünden sonra yayımlandı ve Amerikan edebiyatının en önemli şairlerinden biri sayıldı.

Zor bir şairdir Plath, dizelerine alışmak, zihnimize attığı tokatları kabullenmek kolay değildir. Küçük Füg adlı şiirinin bir kaç dizesinde okuyucusunu açıkça zorlar.

“Porsuk o zaman benim İsa’m
Onun kadar işkence görmüyor mu?
Bir de sana bak, I. Dünya Savaşı sırasında
Kaliforniya pastanesinde
Sosisleri götürüyorsun hapur hupur!
Onlar renklendiriyor uykumu,
Kesik boğazlar gibi kırmızı, hareli
Bir sessizlik vardı!”

Şiirlerinde, kendini evde oturup iki çocuğuna pasta yapmak zorunda hisseden bir kadınla dolu dizgin şiir yazmak isteyen isteyen bir kadının arada kalmış tıkanmışlığını hissedersiniz. İnsanın kendine ve topluma yabancılaşmasını en uçlarda yaşamış ve şiirlerini sıklıkla ölüm metaforu üzerinden dile getirmiştir. Ariel ve Seçme Şiirler adlı kitabından ARI SANDIĞININ GELİŞİ isimli bir şiirini seçtim. Beğeneceğinizi umuyorum.

“ARI SANDIĞININ GELİŞİ
Ben ısmarladım bunu, bu temiz tahta sandığı
Sandalye gibi dört köşe ve kaldırması da pek zor.
İçinde böyle bir şamata olmasa
Bir cücenin ya da
Bir dört köşe bebeğin tabutu derdim.
Sandık kilitli, tehlikeli.
Bir geceyi onunla geçirmem gerek
Zaten ondan uzak da duramıyorum.
Pencere de yok, içerde ne var göremeyişim bu yüzden
Küçücük bir delik var sadece, çıkış yok.
Deliğe dayıyorum gözümü.
Karanlık, karanlık.
Oğul oğul karanlık eller gibi
Ufacık ve ihraç için büzülmüş.
Kara üstüne kara, öfkeyle tırmanıyor.
Nasıl çıkarırım onları dışarı?
En çok da sesleri beni ürküten,
Anlaşılmaz heceler.
Romalı bir kalabalık sanki.
Küçük, her biri tek tek toplanmış ama Tanrım hepsi birarada!
Kulağımı kızgın Latinceye veriyorum.
Ben bir Sezar değilim.
Altı üstü bir kutu manyak ısmarladım.
Geri yollayabilirim.
Ölebilirler, zıkkımın pekini de yiyebilirler, onların sahibiyim ben.
Nasıl da açtırlar kim bilir.
Beni unuturlar mı ki
Kilitleri açsam, geri çekilsem, hatta bir ağaca dönüşsem.
İşte bir sarısalkım, sıra sıra sarı sütunları,
İşte kirazın içetekleri.
Ay kılığım içinde ve cenaze peçem içinde
Derhal görmezden gelebilirler beni.
Benden bal olmaz
Öyleyse niye bana baksınlar, kur yapsınlar ki?
Yarın şeker Tanrısı olacağım, onları serbest bırakacağım.
Kutu yalnızca geçici.”

Kaynak:

Sylvia Plath, Ariel ve Seçme Şiirler, Kırmızı Kedi Yayınevi, 2014.
Çeviri: Yusuf Eradam
ŞİİRLİ CUMALAR, Ortadoğu bataklığına itilmeye ve muhafazakar bir toplum olmaya karşı bir DURUŞdur.

Proje adının izin almadan kullanılmaması rica olunur.

SAPPHO- ŞİİRLİ CUMA

Değerli dostlar, hepinize ŞİİRLİ CUMALAR diliyorum. Bu hafta için seçtiğim şair Sappho, lirik şiirin dünyadaki ilk öncülerinden biri kabul edilmektedir. Lesbos’un (Midilli) Mitilini şehrinde doğmuştur. Yaşamı hakkındaki bilgilerimiz çok sınırlıdır. MÖ 610-580 yılları arasında yaşadığı sanılıyor. Güvenilir kaynaklara göre bir kız okulunun yöneticiliğini yapmıştır. Yergi, sevgi, aşk ve cinsel tutku temalı şiirler yazmıştır. Cinsel tutku üzerine yazdığı şiirler nedeniyle Hristiyanlığın yayılmasından sonra şiirleri yasaklanmış, kitapları yakılmıştır. Hristiyan klisesinin erotik şiirlerini onaylamaması nedeniyle pek çok şiiri günümüze ulaşamamıştır. Cevat Çapan’a göre klasik Yunan şiirinin epik türdeki en önemli temsilcisi nasıl Homeros idiyse, lirik şiir türünün de en büyük temsilcisi Sappho’ydu.

Sappho’nun toplumun yaygın inanışlarını da yerdiğini görüyoruz.

Şu kadarını biliyoruz.
Ölüm kötü bir şey;
bak işte tanrılardan belli;
iyi bir şey olsaydı ölüm,
önce tanrılar ölmez miydi?”

Kısa bir süre önce bir Türkçe öğretmeninin çalıştığı okulun gazetesinde yayınlanan bir şiiri ülkemiz gündemindeydi. Kadınları eve tıkmaktan başka bir amacı olmayan bu şiiri hatırlayalım öncelikle.

KADIN HAKKI
Tak be yüzüğünü kadın!
Evde sevdiceğin bekliyor.
Evlisin…
Kariyer yapacağım dedin, erkeklerle yarıştın.
Çocuk doğurdun, bakıcıya bıraktın.
Sen kariyer yapıyorsun, evde bakıcı yüzüne tükürüyor çocuğunun.
Tak be yüzüğünü kadın!
Evlisin… Sevdiceğin var.
Bakma başkalarına, peşinden koşturma, umut verme, üzme, erkekleşme, yarışma, yerini bil, Değerini bil.
Sen kadınsın, hele sen evlisin…
Eş değil, kocanı bil, erini bil.
Kadın sesi, kadın nefesi, kadın hakkı dediler; inanma, kandırdılar seni,
Çalıştırdılar, koşturdular, yordular seni,
Erkekleştirdiler, kabalaştırdılar, yordular seni.
İnanmıyorsun değil mi?
Bak o zaman ellerine, gözlerine, yüreğine.
Parmakların nasıl, gözlerine kim baktı?
Tak yüzüğünü evinde otur.
Koşma, koşuşturma, yarışma
Yorulma,
Fıtratını zorlama
Çünkü sen değerlisin, kadınsın.
Sana şiirler yazamıyorum, ortasın,
Saçlarına mısralar yazamıyorum, ortalıkta.
Yüzüne, güzelliğine yazamıyorum.
Evde çirkin, dışarıda güzelsin.
Fıtratını zorlama.
Kadınsın, değerlisin.
Hakkı bir, ama gerçek hakikati.
Kandırmasınlar seni, yoruluyorsun…

SAPPHO, günümüzden 2600 yıl önce yazdığı bir dörtlükle tokat gibi bir cevap vermiştir bu zihniyete.

“Anladık
Güzel bir yüzük
ama değer mi
bunca böbürlenmeye?”

Kanımca Sappho sadece lirik şiirin değil özgür bir kadın kültürünün de öncü isimlerinden sayılmalıdır. Cevat Çapan tarafından çevrilen şiirlerini okumanızı öneririm. İşte şiirlerinden son bir örnek…

“Duydum ki Andromeda
O kaba köylü kızı
kasabada süsüyle
od salmış yüreğine
Daha eteğini kaldırıp
ayak bileklerini bile
göstermesini beceremezken”
Kaynak:

Nedir Gene Deli Gönlünü Çelen, Sappho, Can Yayınları, Nisan 2014.
Çeviren:Cevat Çapan

NOT: ŞİİRLİ CUMALAR, Ortadoğu bataklığına itilmeye ve muhafazakar bir toplum olmaya karşı bir DURUŞdur.

Proje adının izin almadan kullanılmaması rica olunur.

SANİYE SALAH- ŞİİRLİ CUMA

Değerli dostlar, hepinize ŞİİRLİ CUMALAR diliyorum. Bu hafta için seçtiğim şair Saniye Salah, Suriyeli, 1935-1985 yılları arasında yaşamıştır. Kendisiyle ÇAĞDAŞ ARAP KADIN ŞAİRLER ANTOLOJİSİ isimli kitapta tanıştım. Saniye Salah’la ilgili internette bilgi bulmak olası değil. Yazdığı dört şiir, bir öykü ve deneme kitaplarına rağmen hiç yaşamamışçasına ayrılıp gitmiş aramızdan. Antolojinin derleyicisi ve çevirmeni Metin Fındıkçı kitabın önsözünde bu konuda şunları yazıyor.

“Arap kadını; ‘madem günlük hayat şartlarında erkek egemenliği hakim, ben de şiir ve edebiyat gibi hayatın başka alanlarında pasif kalmayayım’ diyor. Diyor ama -bu antolojide de dikkatinizi çekeceği gibi- bazı ülkelerin kadın şairlerinin yaşam öyküsü bulunmamaktadır, aslında var da ben bulamadım değil, bilinçli olarak yayımlanan kitaplarda olsun, sanal alemde olsun hiç bir yerde yaşam öyküsü bulunamıyor. Bunun nedeni kocası, çevresi veya yaşadığı ülkenin getirmiş olduğu baskı ve yasaklar da olsa bu durum bağışlanır gibi değil. Üniversiteyi bitirmiş bir kadın, şiirle uğraşıyor ama yaşam öyküsünü açıkça yazamıyor. Bazı Arap ülkelerinde bu acı gerçek maalesef hala mevcut.”

Antolojide bulunan pek çok az tanınmış şair arasında “Aşk Mevsimi” şiiriyle çarptı beni Saniye Salah, “Hangi kuş bu acıyı ötecek” dizesi hangimizi içimizde bir yolculuğa çıkarmaz bilmek isterim doğrusu. Sizi Aşk Mevsimi isimli uzun şiiriyle baş başa bırakıyorum.

“AŞK MEVSİMİ
Aşk mevsimini yaşıyoruz
Çayırlar gibi
Küçük bir yerde sürünen
Ve küçük bir düşte
Akşam olduğunda
Sis gibi yükseliriz çayırın üstünde Saçlarımıza sürünen
Solgun gözyaşlarımızla
Beni şiir sayfaları gibi katla
Anıların yataklarını katlar gibi
Uzun bir yolculuk için
Deniz kıyılarına giderim
Orada kutsal olan aşk ve gözyaşı.
Pişmanlığın fanuslarını taşımaya başladık
Çocukluk anılarından yaşayarak
Bedenimizi
Ve günahlarımızı taşıyarak
Ruhun sonu olmadan
Sonra düşlerimiz çıplak kalır
Kanın sözcükleri yanar
Yüzümün resmini çizerim
Ve yüzünü
Gece hüznün şarkısı
Ve gece kayıp büyülü iki sevgili
Gecenin suskunluğuna tanık oluruz Senin gibi Arap deliliği olsa
Çıkış kapıları geniş olsa
Kaçış kapısı geniş bu
Dar zamanda olmasa
İki aşığın bedeni ondan daha da dar.
Yaramın üstüne katlanırım
Düşüncem orman ve deniz kokusundan Hüznün ve yağmur kokusundan
Tenin üstünde unutuluşun kokusundan Gitmesi için sözcüklerimi bırakıyorum Ruhumun dışına
Son payını taşıyarak
Aşkın donukluğu için.
Et kalp atışlarına yapışsın
Ayrılık ayetinden atsın beni
Peşimdeki acıyla ne zaman kötüleyeceğim seni?
Hangi kuş bu acıyı ötecek?
Bu garip günde
Bu yükselen fırtınada
Deniz köpükleniyor
Akşamın gemisinde
Ancak ben unutuluşun kanatlarıyla
uzaklaşıyorum
Çayır köklerini taşıyor
Yanıyor
Sonra gezimden dönerim
Gözlerinde küflenmiş.
Gün etrafımızda çöküyor
Bir güvercin gibi
Bu yeşil saatlerde
Kanatlarını çırpıyor
Yanan külün çukurunda asar gibi Yıldızlar arasında
Yağmurdan kaçıyorduk
Güneş bizim değilmiş gibi
Bağlı bedenlerimizi altında sereriz
Bu leylak güneş değil
Boğaza düğümlenen
Önümüzde mihenk taşı
Ölümün yüzünden maskeyi çıkarırız Köşelerin ışıltılarını taşıdığında gece.
Kulelerin çanları vurur
Akşamla
Köyün açık gözleri açıldığında
Eller kan dolar
Bizler saklı suyun sahipleri
Biriken yaşları dökerim
Ateşi beklerken
Yıldızlardan başka bir şey yok
Bütün sevgim içlerinde
Onlara giderim.”

KAYNAK
Çağdaş Arap Şairler Antolojisi, Metin Fındıkçı, Hayal Yayınları, 2010