Nelly Sachs- ŞİİRLİ CUMA

Değerli okurlarım, hepinize ŞİİRLİ CUMALAR diliyorum. Bu hafta için seçtiğim şair Nelly Sachs, 1891- 1970 yılları arasında yaşamıştır.

Almanya’da Berlin’in Schöneberg adlı bölgesinde doğan Nelly Sachs zengin bir Yahudi aileye mensuptu. Çocukluk ve gençlik yıllarında oldukça iyi bir eğitim almıştır. Yazdıklarından çok etkilendiği İsveçli yazar Selma Lagerlöf ile yazışmaya gençlik yıllarında başlamıştır. İlk şiirleri ünlü yazar Stefan Zweig’ın teşvik ve desteği ile 1921 yılında yayınlanır. Şiirin yanı sıra kukla tiyatrosu için oyunlar yazmaya başlar. Almanya’da Nazilerin iktidara gelmesiyle beraber diğer Yahudiler gibi baskı ve saldırılara maruz kalmış, 1940 yılında evlerinin Gestapo tarafından basılması üzerine Selma Lagerlöf’ün yardımıyla annesiyle beraber İsveç’e sığınmıştır. Nedir, Nelly Sachs İsveç’e ulaşmayı başardığında Selma Lagerlöf ölmüştü. Nelly Sachs, savaşın kurbanları arasında yer almamakla beraber ailesinin ve yakınlarının önemli bir kısmını kaybetti.

selma_lagerlöf_in_1881
Selma Lagerlöf

Nelly Sachs 1920’li yıllardan itibaren şiir yazsa da şair kimliğini savaş öncesi Nazi yönetimi ve II. Dünya Savaşı yıllarında geliştirmiştir. Savaş yıllarının dehşetini eşsiz bir duyarlılıkla anlattığı şiirleriyle bir tür ağıt dili yaratmıştır. Nelly Sachs tanık olduğu tüm trajik olaylara rağmen nefret, intikam, öç alma, kin gibi duygularını şiirine taşımamış, yaşam ve ölümün birbirini kovaladığı; duyguların zarif bir biçimde aktarıldığı şiirler yazmayı başarmıştır. 1959 yılında Alman Endüstri Birliği Edebiyat Ödülü, 1960’ta Meersburger Droste ödüllerini aldı. 1961 yılında ise daha sonra kendi adını taşıyacak bir edebiyat ödülünün sahibi oldu. 1966 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldı. Ödül Komitesi Nelly Sachs’ın “Yahudi halkının evrensel trajedisini lirik ağıtlar ve dramatik yaşam kesitleri olarak” anlattığını açıklamıştır.

67b520055f1f377b052ccb486689cbec-460x526.png

Nely Sachs 1970 yılında Stockholm’de hayatını kaybetmiştir.
ŞİİRLİ CUMALAR’da haftanın şiiri olarak Nelly Sachs’ın “Yeryüzü Halkları” adlı şiirini seçtim. Beğeneceğinizi umuyorum.

“siz, ki makara ipliği gibi bilinmeyen
yıldızların gücüyle kendinizi çepeçevre dolayan
diken ve dikilmişi söken,
dil kargaşasına atan kendini
kovanlara olduğunca,
tatlılıkla batırmak üzre iğnesini
ve batırılmak üzre-

Yeryüzü halkları,
tarumar etmeyesiniz sözcük evrenini,
kesmeyesiniz nefret bıçaklarıyla
heceyi, ki solukla birdir onun doğumu.

Yeryüzü halkları,
yaşam dendiğinde ölüm-
beşik dendiğinde kan bilmeyesiniz sakın-

Yeryüzü halkları,
sözcükleri kaynaklarında bırakın,
onlar çünkü ufukları
gerçek gökyüzüne kaydıracak olan
ve arka yüzünde
gecenin bir maske gibi esnediği
yıldız doğumlarına koşan onlar”

 

KAYNAKLAR
1- Nelly Sachs, Hala Gece Yarısı Bu Yıldızda, Çeviri Melike Öztürk, Önsöz Cevat Çapan, Can Yayınları, 2012.
2- Vikipedi

 

Nereden çıktı bu ŞİİRLİ CUMALAR derseniz, 2014 Haziran’ında yazdığım aşağıdaki yazıyı okumanızı öneririm.

https://doganalpdemir.com/2014/06/05/siirli-cumalar/

 

 “ŞİİRLİ CUMALAR, Ortadoğu bataklığına itilmeye, nefret diline ve muhafazakâr bir toplum olmaya karşı bir DURUŞ projesidir.”
ŞİİRLİ CUMALAR adının ve içeriğin kaynak gösterilmeden kullanılmaması rica olunur.

 

8.EDWARD, STEFAN ZWEIG VE CANSEL

1936 yılı Ocak ayında, Prens Edward babasının ölümünün ardından İngiltere Kralı ve Britanya İmparatoru oldu. Ancak bir problem vardı, Edward aşıktı. “Ne var bunda, koskoca kral, evlensin bitsin” demeyin; sevdiği kadın Wallis Simpson, iki evlilik yapmış, kraliyet ailesine mensup olmayan bir Amerikalıydı. Edward doğal olarak sevdiği kadınla evlenmek istedi, ancak olanaksız bir istekti bu. İngiltere Kilisesi, yasalardan güçlü kraliyet gelenekleri ve başta dönemin Başbakanı Stanley Baldwin olmak üzere pek çok siyaset adamı bu evliliğe karşı çıkıyordu.  Bildiğiniz gibi aşkın aklın buyruklarına boyun eğmek gibi bir huyu yoktur,  Edward yapması gerekeni yaptı, 11 Aralık 1936’da yaptığı radyo konuşmasıyla tahttan çekildi. 6 ay sonra Wallis Simpson’la evlendi, ölene dek Windsor dükü unvanını taşıdı. Bir kadın ve bir erkek, özgür iradeleri ile aşkın amansız yasalarına boyun eğmişlerdi. Hikâye güzel, içimiz bir hoş oluyor, aşkın dünyevi çıkarlara meydan okuyuşu bizi mutlu ediyor. Ancak siz değerli okurum ile yazının burasında bir konuda anlaşma yapmalıyız.  Edward ve Simpson arasında hiyerarşik bir konum, ast/üst ilişkisi yoktu, aşka ilişkin seçimleri tümüyle özgür iradeleri ile gerçekleşmişti. Özetle, aralarında ast/üst ilişkisi bulunan, birinin diğeri üzerinde hükümranlık yetkesi bulunan tüm birliktelikler, “amasız” ve “fakatsız” olarak taciz/tecavüz/istismar başlığı altında incelenmelidir. Yani müdür/memur, işveren/işçi, doktora öğrencisi/tez danışmanı,  öğretmen/öğrenci ilişkilerinin tümü bu parantez içindedir. Aralarındaki ilişki aşk ilişkisi olamaz, çünkü özgür iradeden söz edilemez ve tüm sorumluluk “üst” pozisyonda olana aittir. Mutabık mıyız, evet, devam o zaman.

6a00d83451586c69e200e55030d6cc8834-800wi[1] (1)

Stefan Zweig, Yahudi kökenli, Avusturyalı roman, oyun, inceleme yazarı, Dünya mirasının en büyük isimlerinden biri. 1933 yılında Naziler ’in yakmaya başladığı kitaplar arasında onun kitapları da vardı. 1934 yılında ülkesini terk etti. İkinci Dünya Savaşı yıllarında insanlığın içine düştüğü karanlığı kaldıramadı, 22 Şubat 1942’de eşiyle birlikte Rio de Janeiro’da intihar etti. Nedir, onları öldüren Faşizmden başka bir şey değildi. Ünlü sosyolog Emile Durkheim, intiharların bireysel bir psikopatolojiden çok toplumsal bir arızaya dayandığına işaret eder. Kişinin köşeye sıkışmışlığı zirveye ulaşmış, toplumsal bir kaygı ve yargı tarafından kuşatılmıştır. Kanımca, hemen hemen her intihar, tetiğe basanın kim olduğuna bakılmaksızın bir tür cinayettir ve katil daima toplumsal yargılar, eşitsizlik üzerine kurulu vahşi düzendir.

Cansel intihar etti, 17 yaşındaydı. Cansel’in intiharının altında öğretmeni B.Ö’ nün tacizinin/tecavüzünün olduğu, aralarında bir aşk yaşandığı iddiası sosyal medyada büyük gürültü kopardı.  Cansel’in gülümseyen fotoğrafının altındaki “kurumsal medyanın” manşetlerini okuyalım önce.

“Cansel’in ölümünden sorumlu tecavüzcü öğretmene nefret yağıyor.”

“Cansel’e tecavüzle suçlanan öğretmen tacizle mücadelede sertifikalıymış.”

“Cansel’i revire kapatmışlar!”

“Hem cemaat hem yandaş medyanın lisedeki tecavüzde neden sustuğu anlaşıldı.”

Medya suçluyu bulmuş, öğretmen tutuklanmıştı. Sosyal medya ise fütursuzdu, idam isteyenlerin çığlıkları kan kokusu almış sırtlanların ulumasını andırıyordu.

“İdammmm, başka çare yok.”

“Artık kınamayın aptalca yorumda yapmayın geniş olmayın ASIN artık bole yavsakları yeter ice cığrından çıktı artık bi eğitimci bile bole ASIN yapanın yanına kar kalmasın.”

“Benim inandığım sistemde sabah bir masumun öldürüldüğünü duyarsanız, akşam darağacında sallanan birini görürsünüz.”

İdamıGetirTecavüzcüyüBitir etiketi sosyal medyada zirveyi zorluyordu. Kısa sürede idamı yeterli bulmayanların sesleri de yükseldi.

“O okulu boşaltın o lanet herifide bu olanlara göz yumanları yakın.”

“Tecavüzcüleri koruyan kim varsa hepsinin anasını dünya alem s.ks.n.”

“Hadım edilecek kesecekler suç aletini bu kadar basit.”

“İdam değil işkence geri getirilsin çabuk ölmesin amk evlatları.”

“Ben o kızın yerinde olsam envai çeşit plan yapıp adamın şeyini eline verdikten sonra öldürürüm.”

“Şerefsiz piç. Onun derisini yüzmek istiyorum.”

Öğretmenin derisini yüzmek isteyen liseli bir genç kız, otuzlu yaşlarda bir erkek bu “deri yüzücü” genç kızı destekliyor.

“Birlikte yüzelim derisini. Özelden mesaj attım baksana.”

Sosyal medyanın idam ve işkence isteyen bu yüzü, şiddetten beslenen iktidarın yeniden yarattığı  toplumumuzun ne denli ağır bir kirlilik yaşadığının  somut bir delilidir. Ama şimdi en çarpıcı mesajı okuyalım, Emile Durkheim’ın kemik olmuş kulakları çınlasın.

“Burası Türkiye 18’lik kızı kirletirler…”

İşte bu, Cansel’i öldüren suç aleti bu mesajın içinde saklı. Kadın, cinsel ilişki ile kirlenir, cinsel ilişkiye giren kadın kirlenmiştir. Kendisini kirletilmiş sayan bir kadının içinde bulunduğu topluma aidiyet bağı kopar, ölümü çaresizce kabullenir. Kadını cinsel ilişkiyle kirlenmiş sayan anlayış, erkek erkinin çirkin görüntüsüdür. Varoluşunu nefrete, şiddete, eşitsizliğin kabulüne borçlu olan baskıcı iktidarlar için “erkek erki” en önemli ideolojik aygıtlardan biridir. Cansel bu ideolojik aygıt tarafından katledilmiştir.

cansel-in-okudugu-lisede-ikinci-intihar-iddiasi-116806-5

Stefan Zweig 61 yaşında intihar etti, toplumun Faşizm tarafından kirlendiğine inanıyor ve bu kirlenmişlikte yaşamak istemiyordu. Ölümü seçti. Cansel 17 yaşında intihar etti, kendisinin bir erkek tarafından kirletildiğine inanıyordu, şimdi işkence ve idam çığlıkları atan bu toplum onu kirlenmiş sayıyordu ve onu kusmuştu, ölümü seçmedi, ona boyun eğmek zorunda bırakıldı.

Aşk uğruna, dünyanın tüm zenginliklerini feda etmeye, tüm taht ve taçlardan vazgeçmeye değer, onun gücü insanlığın belki de tek sigortasıdır. Nedir; Cansel’in intiharında aşkın adını bile anmak aşkı kirletir. Aşk, eşitlerin Ali Cengiz oyunudur, gücünü erkek erki ile korumaya çalışan kirli iktidarların aşkla işi olmaz, aşk da zalimleri sevmez, sevemez.