Etiket arşivi: Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi

Seçim hayhuyunda gözümüzden kaçanlar

20 Haziran gününü ardımızda bıraktık, günlük yaşamın hayhuyu ve seçim tartışmalarının çığırışları arasında geldi geçti. 20 Haziran gününün sıradan bir gün gibi göründüğüne bakmayın, fevkaladenin fevkinden bir gündür. Siz belki “öf aman” diyeceksiniz, “seçimlere 3 gün kalmışken geçmiş, gitmiş bir güne geri mi gideceğiz” diye söyleneceksiniz ama ben sizi birkaç gün geriye değil, 72 yıl öncesine götüreceğim. Şunu bilmeliyiz ki 20 Haziran 1946 tarihimizde çok önemli bir gündür. Aklınız alıyor mu, bu tarih Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi’nin Şefik Hüsnü[i]’nün öncülüğünde kuruluşunun 72. yıldönümü. Türk siyasi hayatının en kısa ömürlü partilerinden biridir Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi. Kuruluşundan altı ay sonra, partinin “komünist mefkûreye[ii]” sahip olduğu iddia edildi ve kapatıldı. Kapatılmakla da kalınmayıp içlerinde Şefik Hüsnü’nün de olduğu partinin 43 kurucusu tutuklandı. Bu Şefik Hüsnü, nasıl desem, acayip bir adam, hem meslektaşım hem de ucundan bucağından memleketlim[iii]de olsa yazmadan edemeyeceğim. Düşünün şimdi, 1912 yılında Fransa’da Sorbonne Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitiriyor. Paris’e yerleşip paşalar gibi hekimlik yapıp oturaklı, şaşaalı bir hayat süreceğine tutup ülkesine, İstanbul’a geliyor. 1912- 1918 yılları arasında Balkan Savaşı, Çanakkale Savaşı, Birinci Dünya Savaşı’nın envaı türünden cephesinde askeri hekim olarak görev yapıyor. Savaş yılları bitince aklını başına devşirip işine, mesleğine baksa ya, olur mu, kafasını “idealist” fikirlerle doldurmuş bir kere. Tutuyor 1919 yılında Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkası’nın (TİÇSF) kurucuları arasında yer alıyor, o da yetmiyor genel sekreterliğini üstleniyor. TİÇSF, ulusal kurtuluş savaşına destek verme kararı alıyor, TBMM’ne destek amacıyla SSCB ve Lenin nezdinde girişimlerde bulunuyor. Nedir, savaştan sonra, 1925 yılında Şeyh Sait isyanının patlamasıyla beraber ünlü Takrir-i Sükun Kanunu yayınlanıyor, İstiklal Mahkemeleri kuruluyor, isyana destek olduğu gerekçesi ile Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kapatılıyor. Ne alakası varsa, muhtemelen fırsat bu fırsattır diyerek Şefik Hüsnü’nün başında bulunduğu TİÇSF de kapatılıyor, Şefik Hüsnü de hapishaneyi boyluyor. Lafı uzatmanın gereği yok, kolayca tahmin edebileceğiniz gibi hayatı parti örgütlemek, dergi çıkarmak, yazı yazmak ve cezaevine girip çıkmakla geçiyor. O derece ki ülkemiz hapishaneleri de yetmiyor Şefik Hüsnü’ye, 1933 yılında gittiği Almanya’da Nazilerle de dalaşıyor ve Alman cezaevlerini de tanımak fırsatı buluyor. Unutmadan, İkinci Dünya Savaşı yıllarında (1941-1943) yeniden askere alınıyor ve iki yıl daha askeri hekimlik yapıyor. Şefik Hüsnü 1959 yılında yaşı nedeniyle cezaevinden salıverildikten iki yıl sonra sürgünde bulunduğu Manisa’da vefat ediyor.

Bitmedi, 20 Haziran’ı ardımızda bırakırken bugünün Dünya Mülteciler Günü olduğunu hatırlamadan, hatta haberimiz bile olmadan hayatımıza devam ettik. 20 Haziran günü dünyanın dört köşe bucağında mülteciliğin, mültecilerin sorunları üzerine etkinlikler, gösteriler, protesto eylemleri gerçekleştirildi, bizim ülkemiz hariç. Çünkü bildiğiniz gibi ülkemizde hiç mülteci bulunmuyor. Sarkastiklik olsun diye yazmıyorum bunu, sahiden de mülteci yok ülkemizde. O yüzden Dünya Mülteciler Günü bizi hiç ilgilendirmiyor. “Dört milyon Suriyeli, bilmem ne kadar Afganistanlı var ülkemizde” diyorsunuz, diyorsunuz ama onlar mülteci değil ki, sığınmacı. Ülkemiz yasalarına göre Suriye’den veya diğer Ortadoğu ve Asya ülkelerinden gelenler mülteci statüsüne sahip değiller. Bir gün Dünya Sığınmacılar Günü diye “bişi” icat ederlerse ne âlâ, yoksa yok.

Bizim ülkemizde “mülteci yok” ama birkaç bin mülteciye ev sahipliği yapan ülkeler bile bu konuda ah vah edip duruyorlar. Haklılar! Yapılan çalışmalar gösteriyor ki, mültecilere ilişkin sorunlar birkaç on yıl ve/veya birkaç kuşak sonra katlanarak büyümektedir. Çünkü mültecilik bir grup insanın bir bölgeden diğer bölgeye göç etmesinden ibaret değil, ulaştıkları bölgeye kendi ülkelerini de götürüyorlar, üstelik geldikleri ülkenin en bağnaz, tutucu, muhafazakâr yanlarını taşıyorlar yanlarında. Gittikleri yerlerde de toplumun/bölgenin en ırkçı, faşist kesimlerinin keskin tepkisiyle karşılaşıyorlar. Örneğin İtalya “biz Avrupa’nın paspası olmayacağız” diyerek göçmen teknelerini kara sularına bile sokmuyor.

Mülteci (pardon sığınmacı) sayısında Türkiye, Dünya rekorunu elinde tutuyorsa da konunun ülkemizdeki tartışılma düzeyi “Biz çağırmadık, gitsinler” minvalinde devam ediyor. Ülkemizdeki “mülteci” sorununa ait toplumun yaygın argümanlarını ve düzeysizliğini biraz “egzajere ederek” yazacağım size. Bakalım tanıdık gelecek mi?

  • “Bildiğiniz gibi bütün bu sığınmacılar ülkemizin plajlarında “nargile içmek için gelmiş” bulunuyorlar. Nargile ve tömbeki satışları patlamış durumda, plajlardaki sığınmacılara nargile yetiştiremez haldeyiz.
  • Hepiniz biliyorsunuz, biliyorsunuz ama hatırlatayım diyorum. Bu Suriyeliler, Afganistanlılar ülkemizde yan gelip yatıyorlar, ekmek elden su gölden, ceplerinde para, altlarında araba, keyifleri keka. Hastanelerde sıra beklemiyorlar, elektrik suya para ödemiyorlar, üniversitelere sınavsız giriyorlar, lokantalarda yiyip içip “reyiz ödesin” deyip gidiyorlar.
  • Bu kadarla kalsa yine iyi, ülkemizi kerhaneye çevirdiler, habire sevişiyorlar, tavşan gibi ürüyorlar. Arkadaşın eniştesi söylemiş, içtikleri nargilenin tütününe viagra karıştırıyorlarmış, anladınız siz onu.
  • Bu Suriyeliler kızlarını satıyorlar, gencecik kızları yaşlı başlı adamlara pazarlıyorlar. Aklınızın bir kenarında bulunsun, bizim valide geçen ay sizlere ömür, babamız sekseninde ama dinç maşallah, ona helal süt emmiş, gariban, kimi kimsesi olmayan, 20 yaşını geçmemiş bir kız arıyoruz. Aracılık yapan olursa onu da görürüz. Maksat bir gariban kıza yardım etmek, yanlış anlaşılmasın sakın.
  • Eskiden bizim ülkemizde yoktu böyle işler, kızlarımız okuyor, çalışıyor, eşlerini kendi seçiyordu; hep bu sığınmacılardan geldi bize bu rezillikler. Bizim gül gibi ülkemizi ne hale getirdiler, her türden melanet onlarda, kavşaklarda dilenme, fuhuş, hırsızlık, cinayet, çocuk kaçırma, tecavüz, pedofili, uyuşturucu, bonzai; bilmezdik biz bunları, hepsi onlardan geldi bize.
  • Bir de sığınmacı diyorlar bunlara, güya ülkelerinde savaş var diye gelmişler, yalan, külliyen yalan, bayramlarda ülkelerine gidiyorlar, savaştan kaçsalar gidebilirler mi, gidemezler.
  • Bu sığınmacıların hepsi hırsız. Bizim amcaoğlunun sanayide dükkânı var, iki genç Suriyeli aldı yanına, maksat yardım olsun, sabah sekizden akşamın onuna kadar çalışıyorlardı, üç öğün yemek üstüne de helalinden ayda beş yüz lira veriyordu bunlara amcaoğlu. Sen bunlara bunca iyilik et, iş ver, ne yapmışlar dersiniz, kasadaki yedi yüz lirayı alıp kaçmışlar. Nankör bunlar nankör; amcaoğlu çok sinirlendi, bulsa kör bıçakla keser bu hırsızları. Şimdi yine Suriyeli eleman arıyor, biz yufka yürekliyizdir, maksat iyilik olsun.
  • Hem sonra bunların binlercesine gizlice oy verdireceklermiş, “biz reyizden başkasını bilmeyiz” diyorlarmış, gitti 80 yıllık cumhuriyetimiz gitti. Bu mesajı 30 kişiye gönderirseniz 1 gb internet hediyesi geliyor, bana geldi.”
  • Bizim parti iktidara gelince bütün bu Suriyelileri geri göndereceğiz![iv]

Dünya Mülteciler Günü kendini göstermeden, sessizce geçip gitti. 72 yaşında sürgünde ölen Dr. Şefik Hüsnü’nün kurduğu Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi’nin 72. yıldönümünü de hatırlamadan, anmadan geçirdik.  Darısı gelecek senenin 20 Haziran’ına.

 

 

Dipnotlar

 

[i]Tam adı Şefik Hüsnü Deymer

[ii]Mefkûre: Ülkü, ideal.

[iii]Selanik

[iv]Suriyeli sığınmacılar üzerine daha önce yazıp yayınladığım şu yazımı da okumanızı öneririm: https://doganalpdemir.com/2017/07/09/suriyeli-hamile-kadini-kaciran-tecavuz-eden-olduren-katilleri-kim-azmettirdi/