İzmir’in Sandıkları

Doğruya doğru, İzmir’in kızları yazısı yazmayı tercih ederdim. “Gâvur” unvanı taşıyan bir kentin kadınları üzerine yazmak, İzmir’in kızları üzerine üretilen bazı şehir efsanelerinin yerindeliğini tartışmak keyifli olurdu. Belki ileride, bugün ise konumuz seçimler ve sandıklar, buyurun başlıyoruz.

Uvertür: Victor D’Hondt

Matematikçi Victor D’Hondt tarafından geliştirilmiş ve 1965 yılı seçimleri haricinde ülkemizde kullanılan Nispi Seçim Sistemi, en fazla oy alan partiyi korur ve kollar, statükoyu sağlama alır. Üstüne yüzde on barajını da eklerseniz siyasi parti seçimlerinin toplumun temayüllerini, iradesini yansıtmadığını kolayca görebilirsiniz. Yani yüzde on barajlı ve nispi seçime dayalı bir sandık demokrasisi açıkça fasaryadır. Nedir, referandumlar iktidar partilerinin çok da bayıldığı bir seçim türü değildir. Bir evet oyu var bir de hayır. O ilden milletvekili çıkaramayan partilere verilen oyların boşa gitmesi, barajı geçemeyen partinin tüm seçmenlerinin yok hükmünde sayılması gibi iktidarı besleyen katakulliler olamayacak. Verilen her oy, bilaistisna seçmen iradesine yansıyacak.

Peki ya seçim kediliyse

2013 yılı “Gezi süreci” boyunca yüzlerce açık hava forumu gerçekleştirildi. Bu forumlarda sayısı muhtemelen binlerle ifade edilebilecek kadar çok sayı ve çeşitlilikte ülke sorunu masaya yatırıldı. Tartışılan sorunlardan birisi de bazen Stalin’e bazen de Lenin’e atfedilen “oyları kimin verdiği değil kimin saydığı önemlidir” veciz sözü ile somutlaşan ve daha sonra “trafoya kedi girdi” ile pekişen oy sayım sürecinin şaibeleri oldu. Her seçim döneminde yakılmış, bir yerlere tıkıştırılmış oy çuvallarının ortaya çıkması, bazı sandık kurullarında kimisi kanıtlanmış usulsüzlükler ve sayım esnasında büyük çaplı elektrik kesintileri toplumun seçime ve sandığa olan güvenini tüketiyordu. Üstüne üstlük Yüksek Seçim Kurulu tarafından kullanılan SEÇSİS yazılımı hakkında üretilen şehir efsaneleri toplumda bir Frankenstein Kompleksi yaratmıştı.

Oy ve Ötesi (OvÖ)

Oy verme, sayma ve tutanakların birleştirilmesi süreçlerine olan güvensizliğe yönelik olarak Gezi forumlarında şekillenen bir mikro projenin uygulamaya konması için kurulan dernek, ülkemizin sivil toplum örgütleri tarihinin en büyük hareketlerinden birini ateşledi. Başarının sırrı basit, etkili ve zamanlamasının mükemmel oluşunda yatıyordu. Gönüllülerin ülke düzeyinde Oy ve Ötesi (OvÖ) çatısı altında organize olduğu hareket, tarafsız duruşu ve Gezi kadrolarının desteği ile çok hızlı gelişti.  En önemlisi de iyi eğitimli, genç, kamu veya özel sektörde iyi yetişmiş profesyonellerden oluşan dinamik bir kadro tarafından yönetilmesiydi. Toplumun çok önemli bir kesiminin gözünde Oy ve Ötesi bir dernekten çok öte bir oluşum halini aldı. OvÖ, Gezi’nin ruhunu kavramıştı. Cumhurbaşkanlığı seçiminde ısınma hareketlerini tamamlayan OvÖ hareketi, 2015 yılında iki genel seçimi göğüsledi. Oy ve Ötesi oy verme sürecini ve sayımını siyasi partilerden edindiği ve gönüllülere dağıttığı müşahit kartları vasıtası ile denetleme, sandık birleştirme tutanaklarını da T3 adı verilen bilgisayar yazılımı ile teyit etmeyi hedeflemişti. 2015 seçimlerinde dokunabildiği oy oranı göz önüne alınırsa, devasa siyasi partilerin onlarca yıllık birikim ve deneyiminden daha iyi bir performans ortaya konabileceğini kanıtlamıştı.

Oy ve Ötesi çatırdıyor

Oy ve Ötesi hareketinin bir yerleri rahatsız etmesi kaçınılmazdı. Siyasi partilere karşı eşit mesafede duruşu, iktidar partisi oylarına da sahip çıkma konusundaki etik ve samimi görüntüsü “birilerinin” canını sıkmıştı. 1 Kasım seçimlerine bir hafta kala Yeni Akit yazarlarından biri gazetedeki köşesine taşıdı Oy ve Ötesi’ni:

“Ak Parti düşmanlığı ekseninde kurulan bir dernek oldukları.”

“Yaptıkları hesap şu:

Biz tarafsızız diyerek işkembeden sallayarak..”

“Diğer partilerin temsilcileri ile birlik olup..

Ak Parti’yi çiğ çiğ yiyecekler…”

“Hepsinin toplanıp, cezaevine tıkılmaları…

Seçimin güvenliği için…

Şarttır!”

1 Kasım seçimlerinin sonucu, sindirilmesi güç demir leblebi gibiydi. Malum sonuç, muhalif seçmenler için tam bir hayal kırıklığı oldu. Nedir, asıl düş kırıklığı Oy ve Ötesi cenahında yaşanıyordu. Oy ve Ötesi yönetimi, kendi tespit ettikleri sonuçların YSK sonuçları ile karşılaştırmasından anlamlı bir fark çıkmadığını açıkladı. Bu açıklama, amacı bu olmasa da, hem Oy ve Ötesi gönüllüleri hem de süreci izleyenler için AKP’nin aklanması olarak algılandı. Örgüt içi tartışmalar “satılmış” suçlamalarına kadar vardı.  Tüm zorluklara rağmen Oy ve Ötesi tabanında “sandık ve ötesi”  kıpırtısı başladı, 16 Temmuz sabahına kadar. Sonrası sessizlik…

2016 zorlu bir yıldı. 15 Temmuz ve ötesi, KHK’lar ve berisi arasında “korku” yaşamın tüm alanlarına egemen oldu. Yeni Akit yazarının salladığı sopa etkisini göstermişti. Oy ve Ötesi’nin dernek yönetimi referanduma haftalar kala 16 Nisan seçimlerinde sahada olmayacağını açıkladı. Havluyu atmıştı OvÖ.

Aşağıdaki paragrafı okumanız ihtiyaridir. Bu yazıyı sınırlı bir zamanda okuyorsanız bir sonraki paragrafa atlayabilirsiniz. Ama büyük resmi de görmek isterim diyorsanız okumayı ihmal etmeyin…

 

5 bölü 5 = 1’den küçük de olabilir, büyük de

Bölme işleminin matematiğin ilgi alanına girmesine bakmayın, siyaset bilimine nüfus eden bölme işlemi matematik kurallarını ters kepçe eder. Özellikle sol siyasetin şemsiyesi altındaki örgütlenmeler tek kişi kalıncaya kadar bölünür, o da yetmez ise kişilik bölünmesi ile yolculuğuna devam eder. Sol yapıları dışarıdan seyredenler çok “ah vah” ederler bu bölünmelere. Oysa solun bölünmesi sahiden de fıtratındandır. Gerçekte, biat kültürüne tabi olmayan her sol örgütlenme bölünerek büyür… Sol jargonun deyişiyle kimisi tarihin çöplüğünü boylar, gerisi yoluna devam eder. Ülkemizde solun bölünmesindeki maraz; bölünenlerin ittifak, diyalog, iletişim kültürlerinin yokluğundan gelir. Solun bölündükçe küçülmesindeki sebep, hücrelerimize kadar sinmiş cihat kültürüdür. Bu kültür, gerçeğin tek olduğu, kendisinin mükemmele ulaştığı, diğerlerinin ise yola getirilmesi veya yok edilmesi gereken sapkınlar olduğu üzerine kuruludur.  Bu anlayış, beşin beşe bölündüğünde sonucun 1’den küçük çıkmasına sebep olur.

 

İzmir’in Sandıkları

Oy ve Ötesi yönetiminin “sayım suyum yok” diyerek sahneden çekilmesiyle bütün hareketin söneceğini sananlar varsa, onlara söyleyecek çok sözüm var ama kısaca “diyalektik” desem yeter sanırım. Oy verme sürecinin, sayımının, tutanakların ve sayım sonuçlarının SEÇSİS ortamına aktarılmasında türlü çeşitte manipülasyon yapılacağı konusunda toplumun kaygılarında zerre azalma olmamıştı. Peki ya OvÖ gönüllüleri, önceki seçimlerde deneyim kazanmış, sandık/bina/ilçe/il yöneticiliği yapmış binlerce gönüllü yetişmişti. Bunca yetişmiş ve nitelikli insanın referandumu televizyondan izlemesi beklenemezdi. Oy ve Ötesi’nin çatısı çökünce gönüllüler yıkıntının altında kalmamayı başardılar. Bölündüler, çözülmediler, şaşılacak bir hızla organize oldular. İzmir’in Sandıkları bu koşullar altında doğdu ve hızla büyüyor.

Kendilerine İzmir’in Sandıkları adını vermişler, zekice. İzmir’in kızları, kavakları, gevreği, boyozu ve çiğdeminde sonra sandıkları da oldu. Gönüllülerin birçoğu Oy ve Ötesi çalışmalarından dolayı deneyimli. “Enkaz devraldık” demedikleri gibi kimseyi suçlamıyorlar. Oy ve Ötesi’nde olduğu gibi siyasal olarak taraf değiller. OvÖ ile aralarında hemen hemen tek fark var: Yerel olmaları, İzmir markası taşıyor olmaları. Basit gibi görünen bu fark başka bir yazımın konusu olacak. Şimdilik şunu söylemekle yetineceğim:  İzmir’in Sandıkları hareketi, böylesi oluşumların yerel olarak harekete geçmesinin önemini bize öğretecektir kanaati taşıyorum.

Hayır ve Ötesi

Oy ve Ötesi çöktü ve bölündü, İzmir’de ortaya İzmir’in Sandıkları çıktı. Peki ya gerisi? Haklarında yeterli bilgiye sahip olamasam da başka vilayetlerde farklı yerel oluşumlar olduğunu biliyorum. Ama hepsi bu değil, Oy ve Ötesi’nin ulusal düzeydeki örgütlenme misyonunu üstlenen Hayır ve Ötesi, İzmir’in Sandıkları’na benzer bir refleksle kısa bir süre önce ortaya çıktı. Yerel değiller ancak Oy ve Ötesi’nin katı merkezi örgütlenmesinin sakıncalarından önemli dersler çıkarmış görünüyorlar. Çalışma prensipleri OvÖ ve İzmir’in Sandıkları’ndan çok da farklı değil. Ama aralarında devasa bir fark görünüyor: Hayır ve Ötesi bu referandum sürecinde Hayır’dan yana tarafız diyerek ortaya çıktı. Aynı İzmir’in Sandıkları’nda olduğu gibi Hayır ve Ötesi hareketi de deneyimli gönüllülerinin çabasıyla büyüyor, gelişiyor.

Neticeten:

 “Ne yapılsa hikâye, SEÇSİS yazılımı değişmedikçe hile hurda eksik olmaz” homurtularının çok sayıda olduğunu biliyoruz, belki siz de onlardan birisiniz. Belki de haklısınız. Ama şimdi bir an düşünün, 17 Nisan günü işlerine, okullarına dönecek olan İzmir’in Sandıkları veya Hayır ve Ötesi gönüllüleri bu deneyimi unutmayacaklar, yüklendikleri bu sorumluluğu başka alanlarda taşımayı sürdürecekler; onlar adil, eşit, özgür ve “şiirli” bir dünyanın özlemini taşıyan, gururlu, bilgili, cesur kadın ve erkekler. Onlar gezi direnişinin ruhunu ve ortak aklını miras olarak taşıyan öncüler. Aklım ve gönlüm onlarla birlikte; ya sizin…

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s