“ÖLENLERİN BİLEKLERİNDE SAAT YOKTU”

1 Eylül “Dünya Barış Günü” vesilesi ile yazdığım “SAHTE BARIŞ” başlıklı yazımın sonunda çok önemli bir Japon şairi tanıtacağımı duyurmuştum. O şairin adı, Hara Tamiki. Onun Homo Sapiens için bıraktığı mirası/mesajı anlattım. Okuyun derim.

Hara Tamiki adını duymuş olduğunuzu sanmıyorum, duymamanız normal çünkü yapıtları dilimize çevrilmemiş, ülkemizde tanınmayan bir şair. Oysa Tamiki, atom bombasının atıldığı 6 Ağustos 1945 günü Hiroşima’da yaşadıklarını çarpıcı bir dille yazmış ve yayımlamıştır. Hara Tamiki’nin bize aktardıkları çok değerli; çünkü Homo Sapiens’in gelecekte varlığını sürdürebilmesi, Tamiki’nin insanoğlunun biriken belleğine[i] bıraktığı yazılı mirasın nasıl kullanılacağına bağlı. Anlaşılmadı sanırım! O zaman size Hara Tamiki’yi tanıtmalıyım, umuyorum bu yazıyı bitirdiğinizde, neredeyse 70 yıl önce ölmüş, şimdiye dek adını bile duymadığınız bir şairin Homo Sapiens’in kaderini elinde tutmakta olduğuna ikna olacaksınız. İlginizi çektiyse buyurun başlıyoruz. 

Hara Tamiki- Görsel kaynağı Vikipedi.

Hara Tamiki 15 Kasım 1905 tarihinde Japonya’nın Hiroşima kentinde zengin bir ailenin 8. çocuğu olarak doğar. 19 yaşına kadar Hiroşima’da eğitim gördükten sonra 1924-1932 yılları arasında Tokyo’da Keiko Üniversitesi’ne devam ederek İngiliz Edebiyatı bölümünden mezun olur. 1935 yılından itibaren hayatını yazar olarak kazanmaya başlamıştır. 1933 yılında Nagai Sadae ile evlenir, eşine olan aşkı şiirlerine de yansımıştır. 1939 yılında eşi tüberküloz hastalığına yakalanır ve 1944 Eylülü’nde ölür. Karısının hastalığı sırasında “Karımı kaybedersem arkamda üzgün bir şiir koleksiyonu bırakmak için sadece bir yıl yaşayabilirim” diye yazmıştır. Karısının ölümü Hara Tamiki için bir yıkım olur. Tek başına yaşayamayan Tamiki, 31 Ocak 1945’te trenle Hiroşima’ya geri döner ve ağabeyi ile birlikte aile evinde yaşamaya başlar. Almanya ve İtalya, Japonya’nın müttefikleri olmasına rağmen 1 Mayıs 1945 tarihinde not defterine “Mussolini öldürüldü ve “Hitler öldü. Yaşasın!” diye yazdı. Ama Japonya için savaş bitmemişti, 6 Ağustos günü Hiroşima’ya atom bombası atıldığında Hara Tamiki evindeydi ve banyo yapıyordu. Eşinin ölümünden sonra kendine bir yıl ömür biçen Tamiki, o gün yaşadıklarını tüm insanoğluna anlatabilmek için yaşama tutunmaya ve daha ilk günden itibaren gördüklerini, tanık olduğu olayları yazmaya karar verdi. Kyobashi Nehri kıyısında yazdığı notların ilk bölümünü 6 Ağustos’ta, ikinci kısmını ise 7 Ağustos’ta geceyi Hiroşima İstasyonu’nun kuzeyinde bulunan Toshogu Tapınağı’nın çevresinde geçirirken, 8 Ağustos’tan itibaren Yahata Köyü’nde, ağabeyinin ailesi için edindiği bir evde yazdı. Hara Tamiki’nin notları Hiroşima’nın yıkımını gösteren en değerli, gerçek zamanlı kayıtlardan biridir. Tamiki’nin “Atom bombası günlükleri” adı verilen notları bildiğimce Türkçe olarak yayınlanmamıştır. Notların önemli bulduğum kısımlarını sizler için aşağıya alıyorum, birlikte okuyalım:

“Aniden, 6 Ağustos günü sabah saat 8.30 civarında, hava yoluyla saldırıya uğradık. Bütün şehir bir alev parıltısıyla yıkıldı. Banyodaydım ve yukarıda bir patlama sesi duydum. Kafamı duvara çarptım. Bir sonraki anda her şey karardı ve binanın yıkıldığını duydum. Soluk ışıkta, evimin yıkıldığını ve ailemin dükkanındaki malların çoğunun her yere dağıldığını gördüm. Kötü bir koku burnumu doldurdu ve gözlerimin kanaması vardı. Kız kardeşim Kyoko’yu buldum ve sonra çıplak olduğumu farkettim, kıyafetlerimi aradım. Gömleğimi buldum ama pantolonumu bulamadım. Düşmüş bir akça ağaç ve yıkılan evin üzerine adım attığımda, Sentei Bahçesi’ne[ii]gittim. 

Günümüzde Sentei Bahçesi.

Kaçarken yolumun üzerinde yanmaya devam eden bazı evler gördüm. Bahçedeki devrilmiş bambu ağaçlarının arasından geçip, nehrin üst kıyısına ulaştım. Orada ondan fazla öğrenciyle tanıştım ve aralarında ağabeyimi buldum. Nehrin diğer tarafındaki ateş hızla yayılıyordu.

Sonra bir fırtına yaşadık ve Sentei Bahçesi’ndeki ağaçlar gökyüzüne uçtu. Bir süre sonra nehrin diğer tarafı da sessizleşti. Oraya gitmeye çalıştım, patlama yüzünden ağır yaralanan birçok insan olduğunu gördüm. Korkunç bir manzaraydı.

 Nehrin öbür tarafına salla geldim. Yaralı bir kişi benden omzuma yaslanmasına izin vermemi istedi. Benimle birlikte yürürken, ölmek istediğini söyleyerek bombalamayı lanetledi. Ona biraz sıcak su verdim. 

Nikitsu Tapınağı’ndaki bazı ağaçlar yanıyordu. Gece hava karardı. Yaralı kız öğrenciler yerde yatıyorlardı. “Anne, sabaha kadar bekleyemem!” diye bağırdı biri. Nehir kıyısındaki yaralı bir adam aile üyelerinin isimlerini birbiri ardına “Anne! Rahibe! Micchan!” diyerek sayıklıyordu; bütün gece, “Bana su ver! Bana su ver!” diyerek yalvardı. Yaralı bir kadın, “Bay Asker, yardım edin. Yardım edin bana” diye bağırdı. Gece soğuktu. 

 7 Ağustos’ta erkek kardeşim ve kız kardeşim Kyoko harap bölgeye girdi. Ailemin fabrikasında çalışanlar, Toshogu Tapınağı’ndaki[iii]ilk yardım istasyonuna geldiler. Gönüllüler bize biraz haşlanmış pirinç verdi. Nikitsu Park’ta bir musluk buldum ve boş bir bira şişesine biraz su koydum. Toshogu Mabedi’ne geldiğimde, yeğenim Hana’nın güvende olduğunu ve gece onunla ilgilenildiğini gördüm. Yüzü yaralıydı. Mihara şehrinden gönderilen bir doktor onu tedavi etti.

 Yol kenarlarında çok sayıda yaralı vardı. Başları ve yüzleri şişmiş, şapkalarının altındaki saçlar gitmişti. Genç bir adam, alçak bir sesle, “Doktorlar, hemşireler, lütfen bana yardım edin” diyordu. Genç bir kız bağırdı, “Bay Asker, yardım edin bana!” Bir polis memuru isimleri, adresleri yazıp her yaralıya bir isim levhası verirken, bekleyen çok uzun bir insan sırası vardı. Çok sıcaktı. 

 Ağaçların gölgesi olmadığından, bir çatı oluşturmak için uçurumdan biraz kereste aldık ve gölgesinde kaldık. İlk yardım aldıktan sonra yeğenim Ezaki de bize katıldı. Her kişiye bir pirinç top verildi. Yanımızda elleri ve bacakları yaralanan bir adam vardı. Şortunun yarısı vücuduna yapışarak sallanıyordu. Çalışanlarımızdan Ando ve diğer bir yeğenim Sanshiro pirinç topları ile geldiler. Çevremizde bazıları ölmek üzere olan birçok yaralı insan vardı. Bir kadın yüzü simsiyah yanmış şekilde uzanıyordu. Bir öğrencinin cesedi kanıyordu. Her yerde çok fazla sinek çeken dışkı ve idrar vardı. Gerçekten kirliydi. Toshogu Tapınağı’nın oymalı travers penceresi yere düştü ve taş fenerler çöktü. Yanımızdaki bir adam su ve yemek istedi. Gece hava soğuktu ve zemin yatmamız için çok sertti.

Hiroşima İstasyonuna gittim ve bütün şehrin göz alabildiğince gri göründüğünü öğrendim. Fukuya Mağazası gibi birkaç bina ayakta kalmıştı. Askeri tatbikat sahasında bir at dolaşıyordu. Karakolda denizci çocuklar çalışıyordu.

 Mucizevi bir şekilde yaşıyordum ve hayatta kalmak, gördüğüm sefaleti insanlara anlatmak için kaderimi kabul etmem gerektiğini düşündüm. Bunun zor bir sorumluluk olacağını düşündüm. 

Biraz yulaf ezmesi alıp başkasının tavasını kullanarak pişirdim. Aile üyelerim beni övdü ve bunun gerçekten lezzetli olduğunu söylediler. Öğleden sonra kardeşim Hatsukaichi’den geldi, tatlı ve şeftali getirdi. Hepimiz rahat bir nefes aldık ve Yahata Köyü’ne taşınmak için at ve araba kiralamaya karar verdik. Sentei Bahçesine çıkan yolda yerde yatan bir şey bulduk. Arabadan çıktık ve ilkokul birinci sınıf öğrencisi olan yeğenlerimden Fumihiko’nun cesedini bulduk. Onu sarı pantolon ve giydiği kemerle tanıyabildik. Göğsünde bir şeftali kadar büyük bir yumru vardı, üzerinden sıvı akıyordu. Vücudu, parmakları birbirine dolanmış, yüzü yanmış ve şişmişti. Yanında bir kadının ve diğer iki kişinin cesetleri vardı. Onun için üzüldüm, sıra dışı ve korkutucu bir durumdu. 

 Fukuya Mağazasının içindeki her şey yanmıştı. Yanmış tramvayları ve hala parlayarak yanan bazı yangınları gördük. Kokutaiji Tapınağı’ndaki büyük bir kafur ağacı düştü ve her yere mezar taşları dağıldı. Belediye binasının etrafında birçok insan vardı. Asano Kütüphanesi’nin girişine cesetler bırakıldığına dair bir haber verildi. Ayrıca, vücudu şişmiş ölü bir at gördüm. 

 At ve at arabası akşam o gün Yahata Köyü’ne geldi. Yanıklarımızı tedavi etmek için bir hemşire geldi. 9’unda Hatsukaichi’ye gittik ve bir arabadaki ev eşyalarımızı Yahata Köyü’ndeki evimize geri taşıdık. Biri bir trenin penceresinden 6 Ağustos sabahı bombardımandan düşen üç paraşüt gördüğünü söyledi. Diğer insanlar, patlamanın ardından gelen parlak bir ışık gördüklerinden paraşütlerin düşmediğini söyledi.

 Görebildiğim kadarıyla, cesetlerin hepsi birbirine benziyordu: kafaları şişmişti, bütün yüzleri yanmıştı ve hem bedenleri hem de kolları öldüklerinde şişmişti. Yerde yatan on binlerce kimliği belirsiz ceset bulunduğunu ve ölülerin ruhlarının hayalet alevler gibi ışık tuttuğunu duydum.

 Yanmamış olanlar bile saçlarını döktüler, kan kustular ve birbiri ardına öldüler. Ayrıca şehre sağlıklı bir şekilde girenlerin bombalamadan önce gömdükleri eşyalarını toprağı kazarak çıkarmak için toplandıklarını, hasta olduklarını duydum. Nehir yüzeyine gelen balıkları yiyenler iki ya da üç gün sonra öldüler.

 Çalışanlarımızdan Imamoto, karısını bulmaya çalışırken yerlerde yatan yüzlerce kadının cesetlerini kaldırdı. Bileklerinde saat bulunan hiçbir ceset bulunmadığını söyledi.”

Hara Tamiki yaşadığı bu şiddet deneyimini atom bombası temalı pek çok şiire aktarmıştır. Dilimize çevrilen “Bu insanoğlu bu” adlı şiir çarpıcı örneklerden biridir[iv].

“İnsanoğlu bu

Bak bir atom bombası

Onu ne kılığa soktu.

Alev 

Öyle korkunç 

Yükseldi ki

Erkekmiş, kadınmış

Hepsi bir biçime girdi.

Şişmiş dudaklardan

İmdat… diye sızan

Baygın bir çığlık 

Bu müthiş yanmış

İrinli bir yüz bu.

Bu insanoğlu bu

Bu

Bir insanın yüzü

Bu”

Hara Tamiku 1945 Ağustosu’nda yaşadığı felaket sonrasında yaşamını sadece 6 yıl sürdürebildi. 1951 yılında kendini bir trenin altına atarak yaşamına son verdi.

Hara Tamiku’nun ölümünden sonra, 2000 yılının Eylül ayında, sevenleri tarafından Kagenki Topluluğu adında bir örgütlenme kuruldu. Tamiki Hara’nın ölümünün yıldönümüne “Kagenki” adı verildi. Bu topluluk Tamiki Hara’nın 2001’deki ölümünün 50. yıldönümünü anmak için onunla ilgili materyaller sergisine ev sahipliği yaptı ve her yıl Atom Bombası Kubbesi yanında inşa edilen anıtının önünde anma töreni yapmayı sürdürüyorlar.

Hara Tamiki anıtı.

Günümüzde 6 Ağustos gününden geriye ölen ve yaralanan insanların sayıları, tek tük siyah beyaz yıkıntı fotoğrafı ve “atom bombasına hayır” sloganı kaldı. Oysa 74 yıl önce iki kez kullanılan atom bombası günümüzde varlığını sürdürüyor, binlerce kat daha güçlü olarak. Trump, Putin ve Kim Jong-Un[v]gibi arızalı olduklarından hiç şüphe etmediğim insanların elinin altında birer atom bombası düğmesi olmuş olma olasılığı bile dehşet verici. Üstelik daha da ürkütücü verici olanı şu ki dünyanın dört bir yanında milyonlarca insan şu cümlenin altına imza atmaktan çekinmiyor:

“Evet, ABD’nin Japonya’ya atom bombası atması iyi bir şey değil ama[vi] Japonlar da hak etmişti. İşgal ettikleri Filipinler, Vietnam, Çin vb. ülkelerde insanlık dışı savaş yöntemleri kullandılar.” 

Öte yandan, en az atom bombası kadar büyük bir tehdit oluşturan nükleer santraller pıtır pıtır açılmaya devam ediyor. 74 yıl önce Hiroşima’yı yok eden “akıl” bugün Kazdağları’nda ağaç kesiyor, yarın Mersin veya bir başka yerde nükleer santraller kuruyor olacak. İnsanoğlu, günün birinde “arızalanan” bir nükleer santralın oluşturacağı yıkımın sonuçlarının Hiroşima’dan çok daha ağır olacağını geç de olsa öğrenecek[vii].

Hara Tamiki, insanoğlunun biriken belleklerine şiir diliyle yazılmış muazzam bir miras bırakmıştır. Hiroşima’da atom bombası katliamında ölenler için “hiçbirinin kolunda saat yoktu” derken, zeki ama akıllı olmayan Homo Sapiens’e yapıtlarıyla bir miras bırakmıştır. Özcesi, insan ırkının geleceği, Hara Tamiki’nin bıraktığı mirasın nasıl kullanılacağına bağlı. Kanımca, savaşa karşı olan duruşun “nasılsa saat takmıyorum” diyerek ifade edildiği günübirlik yaşanan bir çağ yaşıyoruz; Homo Sapiens nesli tükenen dinozorların yanındaki yerini almaya hazırlanıyor. 

DİPNOTLAR

[i]“Biriken bellekler” ifadesi Frederik Pohl’un Hiçi Destanı adlı bilimkurgu romanından alınmıştır. Bana aitmiş gibi kullanmayı istemem.

[ii]Sentei Bahçesi: 1620 yılında feodal Lord Asanos tarafından yaptırılan bir villada bahçe olarak inşa edilen bugünkü Shukkeien Bahçesi.

[iii]Toshogu Mabedi: Hiroşima İstasyonu’nun kuzeyinde, Futabano Sato’da bulunur. 7 ve 8 Ağustos’ta Tamiki ve aile üyeleri orada iki gece geçirdiler.

[iv]Çeviri: L. Sami Akalın.

[v]Kuzey Kore Devlet Başkanı.

[vi]Ama sözcüğü, kendisinden önce gelen önermeyi yok hükmüne çevirir. Yorum: DAD.

[vii]Çaldağı’nda nikel, Kazdağı’nda altın için ağaç kesilmesi sürdürülürse, dünyayı yok etmek için atom bombasına veya nükleer santrallere gerek kalmayacak. 

KAYNAKLAR 

1-Ataol Behramoğlu, Özdemir İnce; Dünya Şiir Antolojisi, Pozitif Yayınları, 2008, Cilt: 2, Sayfa 232-233

2-Tamiki Hara’s Notes of the Atomic Bombing, Translated by Tomoko Nakamura, Hiroshima International University.

3-Richard H. Minear, Hara Tamiki’s Land of My Heart’s Desire, University of Massachusetts Amherst, 1989.

4-Hara Tamiki, From Wikipedia, the free encyclopedia.

Yazar: Doğan Alpaslan Demir

1961 doğumlu, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu tıp doktoru. Uzun yıllar kamuda ve sivil toplum örgütlerinde yöneticilik yaptı. 1991 yılından itibaren müstear isimlerle tarih, toplumbilim, bilimkurgu, mitoloji, mobil teknolojiler, halk sağlığı, şiddet ve nefret dili üzerine gazete ve dergilerde yazılar yazdı. Son beş yıldır yazılarını kendi adıyla yayımlamaktadır. Halen gazete ve dergilerde köşe yazısı, makale, deneme türünde yazılar yazıyor. E-kitap olarak yayınlanmış beş kitabı bulunuyor.

11 thoughts

    1. Sayin hocam, hic tanimadigim bir sairin yasadiklarini okurken inanin cok üzüldüm. Hem cesur hem zeki olan bu insan bize insanligi anlatiyor ama insanlik artik o zamanda bu zamanda malesef bizlerden cok uzakta.. 😔 Sizinde kaleminize yüreginize saglik bizi aydinlattiginiz icin.. Saygilar

      Liked by 1 kişi

  1. Savaş çıkaranların canı yanmadıkça, canı yanan ‘Savaşa hayır’ demedikce bu hep böyle sürüp gider.

    Hiç duymadığımız bu değerli yazarı bildirdiğiniz için ayrıca teşekkürler sevgili hocam, onun şahit olup yazdıkları gibi sizin yazdıklarınızda çok değerli.

    Liked by 1 kişi

  2. Homo sapiens dinazorların yanında yerini alsa Dünya ne kaybeder? Ya da yeryüzünün asıl sahipleri oh be mi der?

    Beğen

  3. Yazıyı kurgulama şekliniz ve diliniz en az tanıttığınız şair kadar başarılı. Savaş çığırtkanlarının okuması gerekir ama onlar hiçbir şey okumuyor.

    Beğen

  4. Nükleer silahlar konusunda size katılıyorum. Ama nükleer santraller konusunda hatalısınız. Doğru kullanıldığında en güvenilir ve ucuz enerji nükleer enerjidir.

    Beğen

    1. Siz ayda falan mı yaşıyorsunuz. Yazmışsınız işte. Doğru kullanıldığında. Dere yataklarına koca apartman yapan zihniyet nükleer santrallari DOĞRU kullanabilir mi?

      Beğen

  5. Ülkemizde Hara Tamiki hakkındaki en kapsamlı çalışma sizin makaleniz. Edebiyat alanında çalışan bir akademisyen olarak sizi gönülden kutluyorum.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s